18/01/2024
Ben ne derim biliyor musunuz Orhan Sinan dostları, öl de gör dostunu. Ölmeden göremiyorsun işte. Öldükten sonra zaten göremiyorsun, senin dışında herkes görür ama... Yaşanmış yaşanmıştır. Buz eriyip su, su buharlaşıp buhar olur. Buhar tekrar suya dönüşür. Bir devri daim halindeyiz yani. Hepimiz kosmosun çocuklarıyız. Ona karışacağız sonunda...
İçimde birilerini çekiştirmek için öyle güçlü bir dürtü var ki. Ama bununu Sinanın durumuyla doğrudan bir ilgisi yok. İnsanı yani Homo Sapiensi sorguluyorum uzun zamandır. Çok büyütmeye gelmez Homo Sapiensi. Çünkü o bir canlı türüdür sadece KİŞİ değil. İçinde biyolojik bir varlık olmanın önüne geçmiş, KİŞİ olmuşları tenzih ederim. Çekiştirmeye değmez bile değmez Homo Sapiens. Abartmaya hiç değmez. Kişi bile olamamış bir varlığı niye kişi kalıbına koyup söze değer hale getirelim ki? Kimin kim olduğunun ne önemi var bu açıdan? Herkes kendisidir, Homo Sapienstir yani.
Kimileri sadece Homo Sapiense yakışır ama sinan gibileri birçok KİŞİye yakışır.
Çünkü Sinan gibiler KİŞİ'ye yakışanı yapar. Bu yüzdendir ki onun kendine yakıştıranları çoktur.
Güzel yürekli arkadaşım. Biraz Orhan Veli'ye benzerdin (alemciliğinle), biraz Nazım (Dervişliğinle), biraz Cemal Süreya'ya (uçarı aşklarınla) biraz biraz bütün güzel insanlara....
Sen bir insanı gözününü ışığından yakalardın. Dostluk çeşit çeşittir, renk renktir. Sende herkese yetecek kadar renk vardı. Tutunamayanları okumuş muydun bilmiyorum. Selim'in hikayesine benziyor biraz hikayen, ardından çok dostunu sarsan, derin derin düşündüren, senden sonra yaşadığına bir parça pişman eden. Sen çekip vurmadın kendini şakağından ama kalbinden vurdun. Sağlıkta her ihmalkârlık sürüncemeye kalmış bir intihar değil midir aslında ? Sigarays düşkünlüğün eleştiri konusu olduğunda "Atın ölümü..." derdin başka bir şey demezdin. At öldü işte, arpa yetişmeye devam ediyor ama...
Hiç aklımızdan çıkmıyorsun güzel insan. Anıların, su katılmamış dostluğun bize güç veriyor nerede olsak.
Hüseyin (Terzioğlu) arkadaşın yazısını görünce bunlar geldi aklıma.