Fatima.fadime.coban

Fatima.fadime.coban Bütün pınarlardan duru,ışıklı geleceğin çocuklarının Öğretmen'i...
���...
(2)

12/01/2026

Ömrümün her zerresi bir zamanlar, dizginleri boşanmış küheylanların nal sesleriyle yankılanan, hudutsuz bir bozkırda hapsolmuş fırtınaydı. Ben, ruhunun mahzeninde güneşler biriktiren bir mağrur; her bakışı bir imparatorluk kuran, her nefesi bir zindanı yerle bir eden o amansız seyyah... İçimdeki istekler, gök kubbeyi çatlatacak birer devin adımları gibi sarsıcı; kalbim ise kan yerine hırsın ateşiyle yanan, kafesine dar gelen bir yanardağdı. Kâh talihin el üstünde tuttuğu bir sultan, kâh kederin zincirlerine mahkûm bir garip derviş... ama hep rüzgâr gibiydim; dokunduğum her kıyıda yabancı, her limanda mülteci.
Ta ki senin, efsunlu bir sükûtla örülmüş o mukaddes kıyına çarpana dek.
Senin yüzün ki; her bir mısrası tanrısal bir ilhamla nakşedilmiş, kelimelerin dahi secdeye durduğu en ekmel şiirdir. O gün anladım ki; asırlardır köpürerek taşan o deli pınar, aslında sadece senin ummanının sonsuz derinliğinde can vermek için yol alırmış. Tüm o yorgun maceralar, senin dizinin dibindeki o ufacık gölgeye feda edildi; zira benim en ihtişamlı tahtım artık senin şefkatinden örülmüş bir diz, en yüce rütbem ise saçlarında kaybolan parmaklarımın sessizliğidir.
Bakışların, içinde bin bir mevsimin harikalar barındırdığı, pusulası aşk olan bilinmez bir diyar... Gözlerine düştüğüm an, zaman denilen o hırçın canavar evcilleşti; mekân, senin nûrunla yıkanan bir hayal bahçesine dönüştü. Saadetimiz, semanın yeryüzüne bahşettiği, meleklerin gıptayla imzaladığı bir yadigârdır artık. Senden gayrısına meyleden gönül, güneşi inkâr edip karanlığa aşık olan bir meczuptur; çünkü senin varlığın, varoluşun en zarif, en mükemmel ve en nihai kanıtıdır.
Gel ey gönlümün tek sahibi, başını şu yorgun göğsüme mühürle ki; kalbim seninle vursun, ruhum seninle solusun. Bir gün kederin sağanağında ağlayalım, bir gün neşenin şafağında gülelim; ama hep o masum, o tertemiz, o "yaramaz çocuklar" gibi kalalım aşkın kucağında. Ben seninle, fırtınayı avuçlarında dindiren bir liman; sen benimle, ebediyetin şiirine son noktayı koyan o en zarif kelam... Varlığımız artık bu cihana sığmayan bir destan, sessizliğimiz ise yıldızların birbirine fısıldadığı en mukaddes sır olsun...
#12012025..

Zamanın paslı çarkı ruhumda dehrin yükünü öğütürken, sensiz geçen her saniye ömrümden sızan kanlı bir sızı... Her şafak,...
01/01/2026

Zamanın paslı çarkı ruhumda dehrin yükünü öğütürken, sensiz geçen her saniye ömrümden sızan kanlı bir sızı... Her şafak, vuslat müjdesi yerine bin yıllık bir yalnızlığı omuzlarıma bırakıp kaçıyor. Kalbimin viran sarayına çöken bu keder kervanı, cihanın tüm cefasını bedenimde düğümlüyor. Göğüs kafesimdeki yangın öyle bir hara sahip ki; bir kıvılcım sönse, bin bir kıyamet ruhumun derinliklerinde yeniden kopuyor.
​Sen, uykunun ikliminde her gece düşlerimin eşiğine bağdaş kurup, gözyaşlarınla kurak çöllerimi ıslatıyorsun. Ben ise Eyüp’ün sabır kalesine sığınmış, nefesimi isminin harflerine feda ederek geceyi gündüze ilikliyorum. Arşın sütunlarını titreten bu iniltiyi duyuyor musun, yoksa sesim sonsuzluk kuyusunda mı boğuluyor?
​Söyle ey kalbimin mühürlü hazinesi! Senin ikliminde güneş baharı mı müjdeliyor, yoksa tenini üşüten o ayaz benim ruhumun fırtınası mı? Saçlarıma yağan bu amansız kış, bulutların değil ömrümün zirvelerinden dökülen bir matem nişanesi; vuslat vaktine dek hiçbir ateş bu karları eritemez. Yokluğunda tüm hakikatler seraba dönüşürken, tek yolum; dert içinde dermanı, çile sonunda selameti arayan o mukaddes hicrettir.
Zira bu hicret; sükûtun lisanıyla sonsuzluğa atılan, mekândan münezzeh bir imzadır.
​Vuslatın şarabından mahrum gönlüm hasretin zehriyle demlenirken, ruhumun mülkünde yanan bu ateş ancak senin nazarınla nemlenir. Sensizlik en ağır günahım, seninle dirilmek ise tek sevabım olsun. Zemheri ayazında yanan bu can, elbet bir gün bahar dalında biter; zira ruhum senin gurbetinde mülteci, canım ise emanettir bu tende. Sesim arşın sütunlarında yankılanan bir ah, kalbim ise kıyametini bekleyen mühürlü bir hazine : Umutla,sabırla,aşkla...
#01012026 ❄️🌙...

Güneş henüz terliklerini giymemiş, eşyanın sırrı gecenin siyah pelerinine emanet edilmişti. Biz o demlerde; aynı göğün a...
27/12/2025

Güneş henüz terliklerini giymemiş, eşyanın sırrı gecenin siyah pelerinine emanet edilmişti. Biz o demlerde; aynı göğün altında iki bedene sığışmış tek bir nefes, aşkın elifiyle mühürlenmiş mukaddes bir heceydik. Zamanın saati bizim saadetimiz için kurulmuştu; felek bize pembe tüllerden dokunmuş vuslat rüyaları fısıldarken, ayrılık Kaf Dağı’nın ardında unutulmuş uydurma bir masaldı. Biz ki sevdayı alnımıza vatan, bakışlarımızı dilsiz kuşlara şerh eylemiştik.

Lakin bir gün, göğün kapıları gürültülü bir mutfak kapısı gibi kapandı ve sen; ruhumun en mahrem köşesinden düşen bir harf, mana aleminden madde dünyasına sürgün edilen bir garip yolcu oldun. Gidişin; baharın tam ortasında bir şecerin tüm yapraklarını saniyeler içinde toprağa kurban vermesi gibi bir kıyamet-i suğraydı. Öyle bir savruluştu ki bu; rüzgar utancından sustu, yollar kahrından çatladı. Şimdi ne aynalarda eski bir akis ne de yorgun pencereme düşen bir sesin var. Beni dilsiz bir sessizliğin rutubetli zindanına hapsedip, kendi mecrasını unutan bedbaht bir nehir gibi yabancı ummanlara aktın.

Sana sitemim, arşı titretecek kadar ağır; ciğerimi kül edecek kadar yangınlıdır. ”Benim canım yandı, haberin var mı?” Kalbime düşen o nâr, cehennem ateşini hicap içinde bırakacak bir hiddetle kavurdu her zerremi. Şimdi o cevap vermeyen tellere, soğuk camlara bakarken; her çevrilmeyen numara, kalbimin merkezine saplanan binlerce elmas hançerdir.

Zihnimi kemiren o kara ihtimal, güneşi bir yastıkla boğmaya yeter: ”Seni eller mi aldı?” Seni bir başkasının mülküne köle mi kıldı bu paslı kader? Sen ki gönül sarayımın şah-ı cihanıyken, şimdi hangi virane gönüllerin geçici misafirisin? Söyle ey mah-peyker, hangi meçhul iklimde hangi gölgenin peşine takılıp gittin? Arkanda bıraktığın bu harabe, Nuh Tufanı’ndan arta kalan bir inkırazın mirasıdır.

Gidişinle bütün harfleri öksüz bıraktın; şimdi hangi cümleye sığınsam, öznesi sen olduğun için boynu bükük kalıyor.
​"Sana ne diyeyim ki ey gönlümün firari şahı! ;Zatını eller, adını yollar aldı; bana sadece bir harf bıraktın: Söylesene, hangi 'hiç'e sığdı bu büyük yangın?"...
#2712..

Ufkumun sessizliğini bozan bu kızıllık,hangi kadim yangının küllerinden doğuyor?Şehrin damarlarında dolaşan gece, bir ka...
24/12/2025

Ufkumun sessizliğini bozan bu kızıllık,hangi kadim yangının küllerinden doğuyor?Şehrin damarlarında dolaşan gece, bir kandil gibi değil,sanki bin güneşin hararetiyle ruhumu dağlıyor.Vaktin kalbinde bir sızı, mizanı bozulmuş bir rüya var. Adımlarım bir çocuğun ilk yürüyüşündeki o ürkek titreyişe esir; sığındığım kaleler birer birer kumdan şatolara dönüşüyor.Savunmasızım,kimsesizim ve en çok da kendimden firar ederken yine kendime yakalanmanın dehşeti içindeyim.
​Yıllardır sükûtun çatlamış topraklarında, bir damla neme hasret bekleyen o çölleşmiş yüreğim, şimdi ansızın inen bir tufanın pençesinde can çekişiyor. Bu yağan rahmet mi,yoksa ruhumu boğmaya yeminli bir umman mı;kestiremiyorum. İçimde bir kavak yeli değil,sanki koca bir asrın fırtınası kopuyor; gönlümün dalları kırılıyor, yapraklarım henüz bahar yüzü görmeden hazan mevsiminin rüzgârıyla savruluyor. Bir bakışın ağırlığı altında ezilirken, koca dağları sırtımda taşıyormuşum gibi bir yorgunluk çöküyor omuzlarıma.
​Ey gökleri ayakta tutan kudret! Bu içimde yanan nâr, cehennemin dünyadaki gölgesi midir?Bir çift göze esir düşmek, hürriyetin en ağır prangasıymış, anladım. İçimdeki bu kor ateş,sadece beni değil, dokunduğum her hayali kül ediyor. Kurtar beni bu amansız inkisardan, bu tarifsiz ihtizazdan! Zira ben, aşkın o muazzam girdabında kaybolmaktan, bir meçhulün sahilinde unutulmaktan korkuyorum.
​Kalbimin ritmi,bir davulun tokmağı gibi göğüs kafesimi dövüyor;sanki her vuruşta bir şehir yıkılıyor, bir medeniyet yok oluyor. Bir yudum sevda uğruna, bütün ömrümü feda etmenin eşiğindeyim; lakin o eşikten atlayacak mecalim yok. Görüyorsun ya, içim yanıyor,ruhum bir pervane gibi o meçhul ışığın etrafında dönüp duruyor. Tutuluyorum...Ayın güneşe,gecenin güne, canın canana tutulduğu gibi ben de bu dipsiz kuyuya düşüyorum.
​Bilirsin ki ben, kalbimi bir mühür gibi saklamıştım; şimdi o mühür paramparça, o gizli hazine talan içinde. Kurtar beni bu tatlı azaptan, bu ürperten vuslattan. Aşkın o devasa sarayında bir köle olmaktansa,yalnızlığın ıssız bozkırında bir derviş olmayı yeğlerdim.Ama heyhat! Gönül ferman dinlemiyor, kalem kağıda küsüyor ve ben; yeniden o dipsiz korkunun kucağında, aşkın nârında eriyorum...
#2412..

Address

Sivas

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Fatima.fadime.coban posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category