16/05/2017
HAYATIMIZ KOLAYLAŞIYOR AMA DEPRESYON ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI OLUYOR...
Depresyon insanın hayatını bütün yönleriyle etkileyen insan yaşamına çok olumsuz etkileri olan çok önem verilmesi gereken bir ruhsal rahatsızlıktır. Her yaşta görülmesine rağmen genellikle ortalama başlangıç yaşı 20'li yaşların ortalarıdır. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülmektedir. Genetik yatkınlık olabileceği gibi olumsuz yaşam olayları veya ikisinin etkileşimi sonucunda depresyon ortaya çıkabilmektedir.Yani bir kişi de genetik yatkınlık varsa yaşadığı olumsuz yaşam olayları sayesinde depresyon ortaya çıkabilir ama genetik yatkınlık olmasına rağmen olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmamışsa depresyon görülmeyebilir.Veya genetik yatkınlık yoktur ama yaşadığı olumsuz olaylardan dolayı depresyon geçirebilir.
Depresif dönemin başlıca özelliği,ya çökkün bir duygudurumunun ya da neredeyse bütün etkinliklere karşı bir ilgi yitiminin ya da bütün etkinliklerden zevk almamanın olduğu en az iki haftalık bir sürenin bulunmasıdır. Bunun yanı sıra kişinin en az dört depresyon belirtisinin daha olması gerekir. Bu belirtiler arasında,değersizlik ya da suçluluk duyguları,kendini diğer insanlardan daha aşağı görmek;diyette değilken önemli derecede kilo kaybı veya kilo alımının olması ya da hemen her gün yemek yeme isteğinin azalmış ya da artmış olması;hemen her gün uykusuzluk(insomni) uykuya dalmakta güçlük,geceleri uyanma ve bir daha uyuma da zorluk,sabahları çok erken uyanma olabileceği gibi tam tersine aşırı uykunun(hipersomninin) olması;hemen her gün yorgunluk-bitkinlik,halsizlik ya da enerji kaybının olması;düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık,okuduğunu dinlediğini anlamakta zorlanma,unutkanlık,bazı şeyleri hatırlamakta zorlanma;psikomotor ajitasyon (huzursuzluk,yerinde duramama,ellerini ovuşturma,vucudunun orası burasıyla oynama,adım atma isteği,hareket etse bile rahatlayamama) ya da retardasyonun olması(vucudunun ağırlaştığı hissi, konuşmanın düşünmenin ve hareketlerin yavaşlaması;yanıt vermeden önce çok bekleme;konuştuklarının zor duyulabilir olması,içeriğinin sığ olması ya da hiç konuşmama);yineleyen ölüm düşünceleri,plan yapmaksızın intiharı düşünme,intihar girişimi ya da intihar etmek üzere plan yapılması.
Depresyondaki kişi duygudurumunun çoğu zaman çökkün,umutsuz,yılgın ya da içe kapanıklığa yol açan,içe üzgünlük veren üzüntülü bir durum olarak tanımlar. Kimi olgularda başlangıçta üzüntülü olduğu yadsınır,ancak daha sonra,görüşme sırasında bu durum açığa çıkarılabilir. Sözgelimi ağlamak olduğu kendisine gösterilebilir. Çevresindeki insanlar bu durumun farkına varabilir ve onu uyarabilir. Sıradan bir takım duygular yaşamaktan,hiçbir duygu taşıyamamaktan ya da bunalmış olmaktan yakınan kimselerde depresif duygudurum,kişini yüz ifadesinden ve davranış biçiminden çıkarılabilir. Kimileri de,üzüntü duygularını bildirmektense,bedensel yakınmaları(vucudundaki ağrılar ve sızılar gibi)üzerinde durur.Bir çok kişi de,kolayca ve çabucak sinirlendiğini bildirir ya da bunu gösterir. Sözgelimi,sürekli bir kızgınlık içinde olduğunu,olaylara öfke patlamarıyla ya da başkalarını suçlayarak tepki gösterdiğini ya da ufak olaylar karşısında bile abartılı biçimde sinirlendiğini söyler ya da bunu gösterir.
Neredeyse her zaman,en azından belirli bir ölçüde,ilgi yitimi ya da zevk alamama bulunur. Bu kişiler eskiden ilgi duydukları şeylere artık ilgi duymadıklarını ,boş zaman etkinlikleriyle daha az ilgilendiklerini,artık büyük bir aldırmazlık içinde olduklarını ya da geçmişte zevk aldıkları etkinliklerden artık zevk alamadıklarını söyleyebilirler. Yaşamaktan artık zevk almadıklarını,hayatın yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandıklarını,iş ve çalışmakta zorlandıklarını belirtebilirler.Aile bireyleri de çoğu zaman,bu kişilerin kendilerinden,toplumdan uzaklaştıklarını,içe kapandıklarını ya da eskiden yaptığı uğraşları artık yapmadıklarını gözleyebilirler. Kimilerinde geçmişteki cinsel ilgi ve istek düzeyinde belirgin bir azalma olur. Kadınlarda cinsel soğukluk,orgazm olamama,erkeklerde ereksiyon sorunları ve erken boşalma görülebilir.Ağır depresif durumlarda yaşamak artık bir yük gibi gelebilir ve yaşam artık dayanılmazbir hal alabilir. Yemek yeme isteği genelde azalmıştır ve çoğu kişi yemek yemek için kendinisini zorladığını hisseder.Kimilerinde ise yemek yeme isteği artmış olabilir ve bazı birtakım yiyecekler karşı aşırı istek duyabilirler(tatlı,şekerleme ya da karbonhidratlı diğer yiyecekler gibi). Yemek yeme isteği değişikleri her iki yönde de çok ağır olduğunda,aşırı zayıflama ya da şişmanlama söz konusu olabilir.
Depresif dönemde en sık karşılaşılan uyku bozukluğu,uykusuzluk çekmedir. Bu kişilerin genellikle uykusuzluğu gece yarısı uyanmak ve yeniden uyumakta zorluk çekmedir ya da sonunda çok erken uyanma,sonra yeniden uykuya dalamama olur. Başlangıçta uykuya dalmakta güçlük çekme de olabilir.Daha sıklıkla bu kişilerde,gece daha uzun süren uyku dönemlerinin olması yada gündüz uyumalarının olması ile kendini gösteren bir aşırı uyuma görülebilir. Kimileri yalnızca uyku bozukluğu nedeniyle başvurur.
Enerji düzeyinde azalma,yorgunluk ve bitkinlik sık görülür. Kişi bedensel bir güç harcamadan,kendisini sürekli olarak yorgun hissedebilir. En ufak işler bile büyük bir çabayı gerektiriyor gibidir.Bu yüzden bir işi yapmayı düşünmek bile zordur,yapamayacağı kadar zor veya zahmetli gelebilir. Sözgelimi kişi,sabahları yıkanmanın ve giyinmenin kendisini bitkin düşürdüğündenve her zamankinden daha çok zaman aldığını söyleyebilir. Kişi kişisel bakımına önem vermez ve yapması zor gelebilir.
Depresif dönemde görülen değersizlik düşünceleri ve suçluluk duyguları kişinin kendine biçtiği değerle ilgili gerçekçi olmayan olumsuz birtakım değerlendirmeleri kapsayabilir. Kişi geçmişteki küçük başarısızlıklarının üzerinde düşünüp durararak,kendisini suçlayabilir.Bu kişiler,çoğu kez,sıradan günlük olayları,kişisel eksiklerinin birer kanıtı olarak görürler ve istenmedik olaylardan kendilerini sorumlu tutma eğiliminde olurlar.Hasta olduğu için ve depresyonu yüzünden işini yapamadığı ya da kişilerarası sorumluluklarını yerine getiremediği için kişinin kendi kendini suçladığı sık görülür.
Depresif dönemdeki kişilerde sıklıkla ağlayamamaklılık,sinirlilik,kara kara düşünme,derin düşüncelere dalıp gitme,anksiyete,fobi,sağlığıyla ilgili olarak aşırı kaygılanma ve ağrı yakınmaları(baş ağrısı,eklem ağrısı,karın ağrısı, ya da diğer ağrılar)olur. Kimileri yakın ilişkilerde zorluklar yaşadığını,toplumsal etkileşimlerinin giderek daha az doyurucu bir duruma geldiğini belirtebilir. Evlilikte sorunlar,işyerinde ya da okulda sorunla(iş başarısının düşmesi,iş arkadaşlarıyla problemler,okul performansının düşmesi ve arkadaşlarıyla problemler).
Ölüm düşünceleri,intihar düşünceleri ya da girişimleri de olabilir. Bu düşünceler herkes için daha iyi olacağı düşüncesinden,gelip geçici,ancak yineleyici intihar etme düşüncelerine ya da nasıl intihar edeceğine ilişkin planlar yapma dek gidebilir .Haftada bir iki kez bu düşünceler içinde olunabileceği gibi,nasıl intihar edileceğine karar verilmiş ve çeşitli materyaller sağlanmış olabilir. Ancak kimin intihar girişiminde bulunacağını kesin olarak öngörmek çoğu zaman olanaklı değildir. Bu yüzden kişi ölmekten,intihar etmekten bahsediyorsa kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Eğer ciddiye alınmadığını düşünürse bu bile intihar sebebi olabilir. Kişi çevresinin kendisini anlamadığını düşünüp çevresine ceza vermek için bile intihar girişiminde bulunabilir. İntiharı yine de bazı olgularda öngörmek daha mümkün olabilir. Psikotik(düşünce ve algıda bozulmalar,gerçekdışı inançlar) özellik gösteren;daha önce intihar girişiminde bulunmuş olan;ailesinde intihar öyküsü bulunan ya da depresyonla birlikte madde bağımlısı olan kişilerde,intihar olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
Depresyonda ilgili başlıca düşünce biçimleri,olumsuz benlik algısı(değersizlik,suçluluk,yetersizlik hissetme),karamsarlık(bu kişiler,her şeyi kapkara görürler,gelecekten umutlu değildir ve her şeyi kötüye yoran kişilerdir). Siyah-Beyaz düşünme de kişi kendisini,başkalarını,dünyayı katı ölçütler içinde algılar. Bir şey ya iyidir ya kötü gibi veya en iyisini yapmalıyım yoksa kendimi bir hiç olarak kabul ederim diye düşünürler. Olumsuzluğa eğilim;kişiler yaşamlarında ki olumsuzluklara seçici olarak odaklanırlar. Hep geçmişteki olumsuz yaşantılarını gündemde tutarlar veya olaylar daki ufak ayrıntıdan bile olumsuz sonuç çıkarabilirler.
Kendisine,çevresine ya da dünyaya,sanki eğrilmiş,yamulmuş bir mercekten bakıyor gibidirler. Düşünsel yönden çarpıtmaları vardır. En sık yapılan çarpıtma,olumsuzlukları genellemedir. Sözgelimi kişi bir yanlış yapınca,artık ona hiçbir şeyi doğru yapamayacakmış gibi gelir. Bu kişiler,karşılaştıkları olaylara,olmadık birtakım anlamlar yüklerler. Sözgelimi,yanlarından selam vermeden gelip geçen arkadaşlarının kendilerine selam vermemesini,hemen’’artık beni sevmiyor’’diye yorumlayabilirler.Yine bu kişiler her şeyi korkunçlaştırma eğiliminde olurlar ve pireyi deve yaparlar.Örneğin’’bu dersten geçemezsem sınıfta kalırım.’’İşimden olursam,bir daha iş bulamam.’’Bir dersten bile kötü alsa kendisinin başarısız bir öğrenci olduğunu veya bir hatasından dolayı patronunun işten atabileceğini düşünme.Kişi tamamen kendisinin çaresiz olduğunu düşünerek hiçbir eylemde bulunmaz. Varolan kaynaklarını görmez.
Depresyonun çocukluk döneminde yaşanmış olan zor bir durumla ilintisi olabilir ve bu durum daha sonra kişiyi depresyona girmeye yatkınlaştırabilir.Yaşanmış olumsuz olaylar kişide bir takım kökleşmiş inançlara yol açarlar ve bu inançlar ilerde depresyon yaşamaya yatkınlık yaratır.Kökleşmiş olumsuz inançlar depresyon ortaya çıktığında kişinin dünyayı olumsuz düşünmesine ve bu da olumsuz duygulara neden olur.Olumsuz duyguların nedeni olumsuz inançlardır(düşüncelerdir.)Örneğin’’ben yetersizim’’ben sevilmeyen biriyim’’ gibi olumsuz inançlar(düşünceler) herhangi bir küçük olumsuz olayda aktive olurlar hem kişi kendini gerçekten yetersiz görür ve düşünür ve bu düşüncesi onun kendisinde olumsuz duygulara(karamsarlık gibi)sebeb olur.Örneğin kendinin başarısız olduğunu düşünen ve bu yüzden çaresizlik hisseden birisine terapide başarılı olduğu alanlar gösterilerek aslında düşündüğü gibi başarısız olmadığı gösterilir.Arkadaşlarının kendisini sevmediğini düşünen bunu sonucunda kendisini yetersiz ve değersiz hisseden karamsarlığa kapılan kişiye arkadaşlarının kendisine nasıl davrandığı sorgulatarak düşüncesinin gerçekten geçerli olup olmadığı kanıtlandırılır.
Kişiler depresyon düşüncesiyle bağdaşmayan düşünce ve gözlemlerini görmezden gelir dikkat alanından çıkartır.Seçici bir algılamayla yetersizliklerinin,yanılgılarının,yanlışlarının önemini abartır.Başarılarını ise görmezden gelir.Elinde anlamlı bir kanıt olmadan hemen sonuca atlar.Biraz geç kalan arkadaşı için hemen’’biliyorum gelmeyecek çünkü beni sevmiyor’’ diye düşünebilir.Geleceği hep olumsuz öngörürler.Gelecek kapkara görülür,umut kesilir ve her şey kötüye yorulur.Örneğin’’şimdi patronla tartıştım beni de işten atar ve ilerde aç kalıcağım.’’Zihin okurlar.Kimi insanlar başkalarının ne istediğini,neyi amaçladığını,hatta neyi düşündüğünü okumaya çalışırlar ve bu tür öngörülerde bulununca yanlış öngörülerde bulunma olasılığı artar.Örneğin’’bir yanlış algılamadan dolayı’’benim hakkımda böyle böyle düşünüyor’’diye düşünebilirler.Duygulara göre çıkarsama yaparlar.Kendini başarısız olarak hissediyorsa başarısız olduğu düşüncesine varabilirler.Burada hissedilen şey gerçekmiş gibi kabul edilir.Meli-malı’lardan kurtulunmalıdır.’’Bu böyle olmamalı,’’ben başarılı olmalıyım,yoksa bir hiçim’’gibi.Kişi kendisini küçük düşürücü bir biçimde damgalarsa olumlu birçok yanını görmez olur.Bu tür sözler arasında’’yeteneksiz’’,’’yetersiz’’,’’başarısız’’,’’değersiz’’,’’işe yaramaz’’,’’yenik’’ya da ‘’bitik’’ gibi sözler vardır.Böylesi düşünceler,artık bir çıkar yolun olmadığını düşündüren düşüncelerdir.İnsan kendine bir önad takarak kendisini damgalamakta,karmaşık yapısını görmezden gelip kendini bir kenara atmaktadır.Kişi olup biten bütün kötü şeylerin sorumlusu olarak kendisini görmektedir.Kişinin kendisinin denetiminin dışındaki alanlar için kendini suçlaması,kendisini çaresiz ve umutsuz görmesine yol açar.Bu gibi düşünsel çarpıtmalar kişinin algısını ve bakış açısını değiştirir,dolayısıyla depresyon yaşantısını derinleştirir ve bu yaşantının uzamasına neden olurlar.
Depresyon çağımızın hastalığı.Hayat kolaylaştıkça,teknoloji,bilim ve eğitim seviyesi ilerledikçe depresyonun daha çok yayılması bir çelişki değil midir?Eskiden imkanlar şimdikine kıyasla çok daha azdı her yönden ama buna rağmen depresyonda azdı.Fakat 21 Y.Y da stres ve depresyon çok büyük bir kitleyi etkisi altına aldı.Eski zamanlarda atla gidilen yerlere şimdi otomobil ve uçakla gitmekteyiz.Evlerimiz daha kullanışlı.Televizyon,bilgisayar gibi hem işimizi kolaylaştıran hemde boş zamanlarımızı değerlendirebildiğimiz aletlerimiz var.Marketler de hayatımızı kolaylaştıran her şey var.Evimizde bulaşık,çamaşır,buzdolabı,fırın,elektirik süpürgesi gibi işlerimizi rahatça yorulmadan yapmamızı sağlayan makineler var.Ve daha sayamadığımız bir sürü şey.Bence hayat kolaylaştıkça insanın direnme ve dayanma gücü azalıyor ve zorluklar karşısında daha çabuk yıpranıyor.Kolaylığa alıştıkça zorluklar aşılması daha güç hale geliyor diye düşünüyorum.Daha önce bunlar bilinmiyordu ve yapılan iş zor olsa bile gerekli gibi görülüp yapılıyordu.Fakat insan şimdi daha kolayını biliyor işin ve bunu bilmek bile insanı zorluyor. Ve hayatta çelişkiler artıyor eğitim sosyal kültürel ekonomik çelişkiler kişinin bu çelişkileri görmesi ve kendinde olmadığını anlaması veya aynı düzlemde yaşayamamasıda depresyona sebeb olabilir.Aile çok önemli mesela sevgi içinde büyümeyen çocuk sevgi içinde büyüyen çocukla kendisini kıyasladığında olayın daha bir farkına varabilir.Ekonomik sosyal kültürel olarakta böyle olabilir.Çünkü televizyon gazeteler ve internet daha rahat bir yaşamın nasıl olduğuyla ilgili bombardımana tutuyor insanları ve aynı şansa sahip olmayanlar aradaki farka bakıp kendilerinde olmayanın yasını yaşıyorlar.
Psikolog Seçkin YALÇIN