Aktif Eğitim ve Aile Danışmanlık Merkezi

Aktif Eğitim ve Aile Danışmanlık Merkezi Psikoterapi ve Bioenerji Merkezi
Bireysel Terapi
Evlilik ve Çift Terapisi
Cinsel Terapi
Bioenerji T

18/06/2017

Evlilik ve Çift Terapisi
Uyum, çatışmalar, aldatma,iletişim problemleri, boşanma adaptasyonu

18/06/2017

Cinsel Terapi
Vajinismus, Erken Boşalma,
Erektil Disfonksiyon, Cinsel İsteksizlik, Anorgazmi

16/05/2017

Kutuplaşmanın zihinsel psikolojik analizi

kutuplaşmanın zihinsel psikolojik yönünden analizi

Toplumlar içindeki ilişkiler bireylerin arasındaki ilişkilerin yansıması,toplamı,organizesi,kaplamlısı ve birikimidir.Örnegin aile arasındaki birlik,beraberlik,dayanışma bir mikro milliyetçiliktir.Bireylerin kendini sevmesi nasıl narsizmse grupların toplumlarında kendini sevmesi sosyonarsizmdir.Millliyetçilik bir sosyonarsizimdir.Etnik sosyonarsizm aşırıya kaçmadıktan sonra günümüz dünya sisteminde kendini ve çıkarlarını korumak için gereklidir.Aynı grupların kendini diğer gruplara karşı koruması gibi.Narsizmden tamamen soyutlanmış bir insan düşünemeyeceğimiz gibi sosyonarsizmden de soyutlanmış bir toplum düşünemeyiz.Bir ülkenin milleti toplum olarak bir bütünlük arzeder ve bu toplumun kendi içinde de altsosyogruplar kendi grup çıkarlarını korurlar.Örneğin İstanbul da Türkiyenin her ilinin, bazı ilçe ve hatta köylerinin bile dernekleri vardır.Bu dernekler kendi aralarında dayanışma ve yardımlaşma göstermektedir ve altsosyonarsizmin örnekleridir.Spor takımlarıda bir sosyonarsistgrup oluşturmakta ve birbirleriyle kıyasıya kapışmaktadır hatta aşırı fanatikler birbirlerine psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamaktadır.Ama bu spor takımları aynı zaman da milli takım karşılaşmalarında tek yürek olabilmekte bütün bir sosyogrup olarak üstsosyonarsizmin örneklerini göstermektedirler.Enternasyonel sosyalizmi savunanların da bir proleternarsizmi gösterdiklerini söylemek sanırım yanlış olmaz.Etniksosyanarsizmler arasında yaşadıkları topluma uyum sağlayıp geçiş yaparak transsosyonarsizm gösterdiklerine de şahit olabilmekteyiz.Örneğin MHP de zaza ve kürt kökenli milletvekilleri görebilmekteyiz. Bireylerin yaşamlarındaki travmalar nasıl geleceklerini şekillendirmede etkili oluyorsa toplumların yaşadıkları travmalar da geleceklerini şekillendirmede etkili olmaktadır.Türk toplumu olarakta geçmişteki travmalarımız bugünümüzü ve geleceğimizi etkilemiş ve şekillendirmiş olabilir..

Osmanlının son dağılma dönemleri ve kurtuluş savaşı,Türk toplumu olarak bizde bir travma oluşturmuş,bu travmanın etkileri günümüzde hala etkisini sürdürebilmektedir..Çünkü ülkemiz bir çok devlet tarafından işgale uğramış,bu durum karşısında tek başına, büyük imkansızlıklar içinde ama buna rağmen halkın çok büyük fedakarlığı sayesinde bu savaş kazanılmıştır.Bu travma oluşturmuş,bölünme paranoyası yaratmış paylaşılmış psikotik bozukluk gibi paylaşılmış sosyal paranoya oluşturarak bireyden bireye geçmişten geleceğe aktarılarak bugünde aynı şekilde hükmünü sürdürürerek,bizim olayları hep dost düşman biçiminde algılayıp yorumlamamızı sağlayabilmektedir. Bu algılama geçmişte yaşadığımız bu travmadan kaynaklanbilmektedir. Bu paylaşılmış sosyal paranoya bizde dost düşman algılamasına yol açarak zihinsel yapımızı buna göre şekillendirmeye sebeb olmuş,bu kutuplaşmalar şartlı refleks oluşturup olayları şartlı refleksimizle algılayıp karşı tarafın argümanlarına refleks bir biçimde tepki göstermemizi sağlayabilmiştir.Olayları iki kutup şeklinde değerlendirip siyah beyaz olarak algılamak zorunda kalarak gri alanların görülmesi zorlaşmıştır.Halbuki durum dost düşman siyah beyaz şeklinde algılanacak basit bir durum değildir.Durumu siyah beyaz olarak algılamak yetersiz,çarpıtılmış ve sınırlı bir şekilde algılamalara sebeb olarak gri alanların görülmesini engellemiş iki kutuptan birine şartlanmamızı ve iki kutup arasında başka bir çözüm yolu olamayacağını düşünmemizi sağlamıştır. Bu çözüm yolunun sınırlanmasına yol açmış zihinsel yapımızın iki kutup algılaması sayesinde zihinsel yapımız sınırlanmış,düşünce çeşitliliğine engel olarak çözüm yolunda düşünce fakirliğine yol açabilmiştir.Sadece dost düşman şeklinde

değil ikisinin arasında da durumlar olabileceğini kabullenmemiz ona göre hareket etmemiz gereklidir.Düşüncemize tamamen karşı olanlar olabileceği gibi tamamen destekleyenler ve ikisinin arasında da durumlar olabileceğini anlayarak ona göre plan yapmamız gerekir.Amaç olarak sadece destekleyenleri değil,ikisinin arasında olanlarıda plan dahiline katmamız gerekir.

İrtica,laiklik,sol,sağ, Kürt,Türk bizde hep bir siyah beyaz şeklinde algılanmış,böyle algılandığı içinde tehdit,tehlike olarak kabul edilmiştir.Yıllardır hep bir kutuplaşma içinde olmuşuzdur.Bizde kutuplaşma değişmeyen tek gerçekliktir.Kutuplaşmanın özneleri değişmiş fakat kutuplaşma olgusu değişmemiştir.Zihin yapımızın buna göre şekillendiğinin kanıtıdır bu.Kutuplaşma iki değişik düşünceye yol açmış aralarda ki diğer düşünceleri düşünmemizi engellemiştir.İki kutup şeklinde düşünmek soruna sorunla yaklaşmaya yol açmış,çözüm yollarını tıkayabilmiştir.Böylece bir fasit dairenin içinde devamlı dönüp durarak,zihinsel yapımız devamlı kutuplaşma yaratacak şekilde şekillenmiş özneler değişse de yapı aynı kaldığı için hep aynı durumu yaşamak zorunda kalabilmişizdir.Bu travmalarımızın,kutuplaşmalarımızın nedenlerini niçinlerini iyi incelemediğimizi ve dikkat alanından çıktığını göstermektedir.Birde biz iki zıt şekilde düşünmeyi seviyor ve kutuplaşma yaratacak şekilde davranıyoruz.İki kutup arasında gerilim yaratmak ve bu gerilim üzerinden beslenerek kendimizi gerçekleştirmeye,kimliğimizi bir kutba ait hissetmeye,aidiyet duygumuzu tatmin etmeye,kendimizi korumaya almaya çalışıyoruz.Kutuplaşma sayesinde bir düşünceye angeje oluyor o düşüncenin tamamen doğru ve gerçek olduğuna inanıp karşı kutbun düşüncesinin ise yanlış,gerçeklerden uzak olduğunu düşünüyoruz.Bu da dünyayı tek bir pencereden bakmaya başka pencerlerin zihnimizde açılmasının engellenmesine sebeb olmuştur.

Gerçek ile gerçeklik yorumlarımız birbiriyle örtüşmeyebilir.Önemli olan doğal gerçeklik değil bizim gerçekliği nasıl yorumladığımızdır.Ben aynı olayı farklı yorumlayabilir bir başkası çok farklı yorumlayabilir.Olay tek ve aynıdır aslında.Değişen bizim olayı kendimize göre algılamamız ve yorumlamamızdır.Bir doğal gerçeklik olduğunu ve bu doğal gerçeklik ile doğal gerçekliğin bizdeki subjektif algılamalarının kişiliğimiz, zihin yapımız, düşünce yapımız,geçmişte yaşadıklarımız,çevre, kültür,inanç gibi etkenlerden etkilenerek,doğal gerçekliğin, kendimize özgü algılamalarını oluşturmasıdır.Bu algılamalara göre olayları yorumlarız.Dolayısı ile bizden farklı bir insan doğal gerçekliği bizden çok farklı yorumlayabilir.Çünkü onun karekteri,zihin yapısı,çocukluğu,yaşadığı olaylar,kültürü,içinde yetiştiği,yaşadığı çevre;olayları,doğal gerçekliği bizden farklı algılamasına yol açar.Bizim olayları algılamamız onun algılamasıyla farklı olabilir çünkü bizim karekterimizle onun karekteri farklıdır.İnsanlar arasında ki iletişim problemleri de olayları,doğal,saf gerçekliği farklı algılamalarından kaynaklanmaz mı zaten?Bu kutuplaşmalar doğal gerçekliğin kişiler arasında farklı yorumlanmasından kaynaklanıyor değil mi? Paylaşılmış sosyal paranoyalar oluşturup tehlike algılamaları yaratarak bir tarafa mecbur bırakılıyor ve bunun sonucunda kaotik bir ortamda yaşamak zorunluluğu içinde kalabiliyoruz.Kendi düşüncemizin tek doğru düşünce olduğunu sanmak,doğal gerçekliği kendi düşüncemiz,ideolojimiz etrafında algıladığımızı göstermez mi?Kendi düşüncemizin tek doğru düşünce olduğunu sanıp eleştiri karşısında kendimizi savunmaya almak yerine eleştirideki haklı yönlerin olup olmadığını görüp bunu hoşgörüyle karşılamamız gerekir.Eleştiriyi yapan kişi olayı kendi dünya görüşüne göre algılamakta yorumlamaktadır,bizden farklı yorumlaması onun düşüncesinin tamamen yanlış olduğunu gösterir mi?Onun bizden farklı düşünmesi olayları,doğal gerçekliği; zihin yapısına,dünya görüşüne göre algılayıp yorumlamasından kaynaklanıyor.Dünyada bir çok düşünce çeşidi,ideoloji var.Bu düşünce çeşidi ve ideolojiler birbirinden çok farklı olabiliyor.Marjinal düşüncelerden,radikallere,birbirinden farklı,değişik olan veya aynı düşüncenin birbirinden

farklı fraksiyonlarının olduğu düşünce çeşitliliğine sahibiz.Örneğin 1980 darbesi de toplumda bir travma oluşturmuş bazı kişi ve aydınlar kendi düşüncelerinden farklı veya tamamen zıt ideoloji ve düşüncelere yönelmiş ve gelecek kuşaklar apolitik olarak yetişmiştir.İnsan beyni sınırlıdır fakat bu sınırlılık içinde çok değişik düşünceler üretebilmektedir.İnsan beyni sınırsız olsaydı insanlık devamlı ilerleyen şekilde değil birden ilerler ve son noktaya ulaşırdı.Fakat insanlık düşüncesi yavaş ilerleyen eski düşüncelerin bir birikim oluşturduğu ve yeni düşüncelerin bu birikim üzerinden yaratılarak devamlı ilerleyen bir yapıda olduğu bir durumdur.İnsan beyninin sınırlı olduğuğunu gösteren bir şeyde bizim olayları kendi dünya görüşümüze göre algılamamızdır.Bizim dünya görüşümüz bizi sınırlar ve olayları bu dünya görüşümüzün sınırlaması içinde algılarız.Farklı düşünceler bize yanlış ve yabancı gelir,kabullenemeyiz.İşte kutuplaşma bundan kaynaklanır.İnsan beyni sınırsız olsaydı tek doğru,tek gerçeklik olurdu.İnsan beyninin sınırlı olduğunu gösteren en önemli kanıtlardan biri de ruhsal rahatsızlıkların aynı beden rahatsızlıkları gibi belirli ve sayıca aynı olmasıdır.Yani insan olarak ya depresyon ya panik atak ya obsesif kompülsif ya manik depresif ya da sizofren vb. gibi rahatsızlıklara yakalanmamızdır.İnsan beyni sınırsız olsaydı sadece bu hastalıklar değil çok daha fazla sayıda belkide sınırsız sayıda ya da her kişiye göre bir ruhsal rahatsızlık olurdu.İnsan beyni bedeni gibi sınırlı olduğu için belirli ruhsal rahatsızlıklara yakalanmaktadır. Bu kutuplaşmalarla ilgili olarak tamamen başkalarını sorumlu ve suçlu görmek yerine soruna yol açan bütün etkenleri göz önüne alıp değerlendirmek kendi hatalarımız varsa reddetmek veya hatalarımızı doğru şeyler gibi savunmak yerine kabul etmemiz gerekir.Kutuplaşmalarda karşı tarafı tehdit olarak görürsek biz de kutuplaşmanın karşı tarafı olmaktan kendimizi alamayız.O zaman diğer tarafta bizi tehdit olarak görecek ona göre davranacaktır.Bu kutuplaşmayı çözmez tam tersine daha da artmasına yol açar.Bu kutuplaşmalar da birine angeje olup diğer tarafın sonunda yenilgiye uğrayacağını sanmak bir yanılgıdır.Tehdit olarak algılamak sorunu sorunla karşılamak olur ve çözümü sağlamaz.Halbuki sorun odaklı değil çözüm odaklı hareket etmeliyiz.Tehdit olarak görüp onu yok etmek için bastırmak,sindirmek,otoratikleşmek değil toplumsal rehabilite şeklinde kutuplaşmanın tarafını toplumla barıştırmak uyumlaştırmak gerekir,dışlamak ayrıştırmak değil.Dışlamak sorunu çözmez sadece sorunu kronikleştirir ve kutuplaşmanın daha da artmasını sağlar.Paradoksik biçimde kutuplaşmayı tehdit olarak görmek onu yok etmez tam tersine arttırır.Aynı zamanda kutuplaşmanın taraflarına karşı daha az duygu yüklü bir dil kullanmalı şiddet dilini terk etmek,karşı tarafı kötü etiketlerle tanımlayıp,algılayıp algılattırmak yerine terimlerimizi daha az duygu yüklü halde kullanmalıyız.Problemleri sorun çözme yöntemleriyle çözmek gerekir sorun yaratıcı yöntemlerle sorun yaratarak değil.Sorunun çözümünün bir çok yönü olduğunu görüp sorunun çözümü içinde kullanabileceğimiz hangi kaynakların olduğunu,bu kaynakların içinde uygun kaynakların hangileri olduğunu olayın siyasi,ekonomik,dini,kültürel,eğitimsel,insan kaynakları,dışsal,içsel,zihin yönetimi gibi bir çok yönü ve çözümü olduğunu görmek gerekir.

Psikolog SEÇKİN YALÇIN

16/05/2017

HAYATIMIZ KOLAYLAŞIYOR AMA DEPRESYON ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI OLUYOR...
Depresyon insanın hayatını bütün yönleriyle etkileyen insan yaşamına çok olumsuz etkileri olan çok önem verilmesi gereken bir ruhsal rahatsızlıktır. Her yaşta görülmesine rağmen genellikle ortalama başlangıç yaşı 20'li yaşların ortalarıdır. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülmektedir. Genetik yatkınlık olabileceği gibi olumsuz yaşam olayları veya ikisinin etkileşimi sonucunda depresyon ortaya çıkabilmektedir.Yani bir kişi de genetik yatkınlık varsa yaşadığı olumsuz yaşam olayları sayesinde depresyon ortaya çıkabilir ama genetik yatkınlık olmasına rağmen olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmamışsa depresyon görülmeyebilir.Veya genetik yatkınlık yoktur ama yaşadığı olumsuz olaylardan dolayı depresyon geçirebilir.

Depresif dönemin başlıca özelliği,ya çökkün bir duygudurumunun ya da neredeyse bütün etkinliklere karşı bir ilgi yitiminin ya da bütün etkinliklerden zevk almamanın olduğu en az iki haftalık bir sürenin bulunmasıdır. Bunun yanı sıra kişinin en az dört depresyon belirtisinin daha olması gerekir. Bu belirtiler arasında,değersizlik ya da suçluluk duyguları,kendini diğer insanlardan daha aşağı görmek;diyette değilken önemli derecede kilo kaybı veya kilo alımının olması ya da hemen her gün yemek yeme isteğinin azalmış ya da artmış olması;hemen her gün uykusuzluk(insomni) uykuya dalmakta güçlük,geceleri uyanma ve bir daha uyuma da zorluk,sabahları çok erken uyanma olabileceği gibi tam tersine aşırı uykunun(hipersomninin) olması;hemen her gün yorgunluk-bitkinlik,halsizlik ya da enerji kaybının olması;düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık,okuduğunu dinlediğini anlamakta zorlanma,unutkanlık,bazı şeyleri hatırlamakta zorlanma;psikomotor ajitasyon (huzursuzluk,yerinde duramama,ellerini ovuşturma,vucudunun orası burasıyla oynama,adım atma isteği,hareket etse bile rahatlayamama) ya da retardasyonun olması(vucudunun ağırlaştığı hissi, konuşmanın düşünmenin ve hareketlerin yavaşlaması;yanıt vermeden önce çok bekleme;konuştuklarının zor duyulabilir olması,içeriğinin sığ olması ya da hiç konuşmama);yineleyen ölüm düşünceleri,plan yapmaksızın intiharı düşünme,intihar girişimi ya da intihar etmek üzere plan yapılması.
Depresyondaki kişi duygudurumunun çoğu zaman çökkün,umutsuz,yılgın ya da içe kapanıklığa yol açan,içe üzgünlük veren üzüntülü bir durum olarak tanımlar. Kimi olgularda başlangıçta üzüntülü olduğu yadsınır,ancak daha sonra,görüşme sırasında bu durum açığa çıkarılabilir. Sözgelimi ağlamak olduğu kendisine gösterilebilir. Çevresindeki insanlar bu durumun farkına varabilir ve onu uyarabilir. Sıradan bir takım duygular yaşamaktan,hiçbir duygu taşıyamamaktan ya da bunalmış olmaktan yakınan kimselerde depresif duygudurum,kişini yüz ifadesinden ve davranış biçiminden çıkarılabilir. Kimileri de,üzüntü duygularını bildirmektense,bedensel yakınmaları(vucudundaki ağrılar ve sızılar gibi)üzerinde durur.Bir çok kişi de,kolayca ve çabucak sinirlendiğini bildirir ya da bunu gösterir. Sözgelimi,sürekli bir kızgınlık içinde olduğunu,olaylara öfke patlamarıyla ya da başkalarını suçlayarak tepki gösterdiğini ya da ufak olaylar karşısında bile abartılı biçimde sinirlendiğini söyler ya da bunu gösterir.
Neredeyse her zaman,en azından belirli bir ölçüde,ilgi yitimi ya da zevk alamama bulunur. Bu kişiler eskiden ilgi duydukları şeylere artık ilgi duymadıklarını ,boş zaman etkinlikleriyle daha az ilgilendiklerini,artık büyük bir aldırmazlık içinde olduklarını ya da geçmişte zevk aldıkları etkinliklerden artık zevk alamadıklarını söyleyebilirler. Yaşamaktan artık zevk almadıklarını,hayatın yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandıklarını,iş ve çalışmakta zorlandıklarını belirtebilirler.Aile bireyleri de çoğu zaman,bu kişilerin kendilerinden,toplumdan uzaklaştıklarını,içe kapandıklarını ya da eskiden yaptığı uğraşları artık yapmadıklarını gözleyebilirler. Kimilerinde geçmişteki cinsel ilgi ve istek düzeyinde belirgin bir azalma olur. Kadınlarda cinsel soğukluk,orgazm olamama,erkeklerde ereksiyon sorunları ve erken boşalma görülebilir.Ağır depresif durumlarda yaşamak artık bir yük gibi gelebilir ve yaşam artık dayanılmazbir hal alabilir. Yemek yeme isteği genelde azalmıştır ve çoğu kişi yemek yemek için kendinisini zorladığını hisseder.Kimilerinde ise yemek yeme isteği artmış olabilir ve bazı birtakım yiyecekler karşı aşırı istek duyabilirler(tatlı,şekerleme ya da karbonhidratlı diğer yiyecekler gibi). Yemek yeme isteği değişikleri her iki yönde de çok ağır olduğunda,aşırı zayıflama ya da şişmanlama söz konusu olabilir.
Depresif dönemde en sık karşılaşılan uyku bozukluğu,uykusuzluk çekmedir. Bu kişilerin genellikle uykusuzluğu gece yarısı uyanmak ve yeniden uyumakta zorluk çekmedir ya da sonunda çok erken uyanma,sonra yeniden uykuya dalamama olur. Başlangıçta uykuya dalmakta güçlük çekme de olabilir.Daha sıklıkla bu kişilerde,gece daha uzun süren uyku dönemlerinin olması yada gündüz uyumalarının olması ile kendini gösteren bir aşırı uyuma görülebilir. Kimileri yalnızca uyku bozukluğu nedeniyle başvurur.
Enerji düzeyinde azalma,yorgunluk ve bitkinlik sık görülür. Kişi bedensel bir güç harcamadan,kendisini sürekli olarak yorgun hissedebilir. En ufak işler bile büyük bir çabayı gerektiriyor gibidir.Bu yüzden bir işi yapmayı düşünmek bile zordur,yapamayacağı kadar zor veya zahmetli gelebilir. Sözgelimi kişi,sabahları yıkanmanın ve giyinmenin kendisini bitkin düşürdüğündenve her zamankinden daha çok zaman aldığını söyleyebilir. Kişi kişisel bakımına önem vermez ve yapması zor gelebilir.
Depresif dönemde görülen değersizlik düşünceleri ve suçluluk duyguları kişinin kendine biçtiği değerle ilgili gerçekçi olmayan olumsuz birtakım değerlendirmeleri kapsayabilir. Kişi geçmişteki küçük başarısızlıklarının üzerinde düşünüp durararak,kendisini suçlayabilir.Bu kişiler,çoğu kez,sıradan günlük olayları,kişisel eksiklerinin birer kanıtı olarak görürler ve istenmedik olaylardan kendilerini sorumlu tutma eğiliminde olurlar.Hasta olduğu için ve depresyonu yüzünden işini yapamadığı ya da kişilerarası sorumluluklarını yerine getiremediği için kişinin kendi kendini suçladığı sık görülür.
Depresif dönemdeki kişilerde sıklıkla ağlayamamaklılık,sinirlilik,kara kara düşünme,derin düşüncelere dalıp gitme,anksiyete,fobi,sağlığıyla ilgili olarak aşırı kaygılanma ve ağrı yakınmaları(baş ağrısı,eklem ağrısı,karın ağrısı, ya da diğer ağrılar)olur. Kimileri yakın ilişkilerde zorluklar yaşadığını,toplumsal etkileşimlerinin giderek daha az doyurucu bir duruma geldiğini belirtebilir. Evlilikte sorunlar,işyerinde ya da okulda sorunla(iş başarısının düşmesi,iş arkadaşlarıyla problemler,okul performansının düşmesi ve arkadaşlarıyla problemler).
Ölüm düşünceleri,intihar düşünceleri ya da girişimleri de olabilir. Bu düşünceler herkes için daha iyi olacağı düşüncesinden,gelip geçici,ancak yineleyici intihar etme düşüncelerine ya da nasıl intihar edeceğine ilişkin planlar yapma dek gidebilir .Haftada bir iki kez bu düşünceler içinde olunabileceği gibi,nasıl intihar edileceğine karar verilmiş ve çeşitli materyaller sağlanmış olabilir. Ancak kimin intihar girişiminde bulunacağını kesin olarak öngörmek çoğu zaman olanaklı değildir. Bu yüzden kişi ölmekten,intihar etmekten bahsediyorsa kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Eğer ciddiye alınmadığını düşünürse bu bile intihar sebebi olabilir. Kişi çevresinin kendisini anlamadığını düşünüp çevresine ceza vermek için bile intihar girişiminde bulunabilir. İntiharı yine de bazı olgularda öngörmek daha mümkün olabilir. Psikotik(düşünce ve algıda bozulmalar,gerçekdışı inançlar) özellik gösteren;daha önce intihar girişiminde bulunmuş olan;ailesinde intihar öyküsü bulunan ya da depresyonla birlikte madde bağımlısı olan kişilerde,intihar olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
Depresyonda ilgili başlıca düşünce biçimleri,olumsuz benlik algısı(değersizlik,suçluluk,yetersizlik hissetme),karamsarlık(bu kişiler,her şeyi kapkara görürler,gelecekten umutlu değildir ve her şeyi kötüye yoran kişilerdir). Siyah-Beyaz düşünme de kişi kendisini,başkalarını,dünyayı katı ölçütler içinde algılar. Bir şey ya iyidir ya kötü gibi veya en iyisini yapmalıyım yoksa kendimi bir hiç olarak kabul ederim diye düşünürler. Olumsuzluğa eğilim;kişiler yaşamlarında ki olumsuzluklara seçici olarak odaklanırlar. Hep geçmişteki olumsuz yaşantılarını gündemde tutarlar veya olaylar daki ufak ayrıntıdan bile olumsuz sonuç çıkarabilirler.
Kendisine,çevresine ya da dünyaya,sanki eğrilmiş,yamulmuş bir mercekten bakıyor gibidirler. Düşünsel yönden çarpıtmaları vardır. En sık yapılan çarpıtma,olumsuzlukları genellemedir. Sözgelimi kişi bir yanlış yapınca,artık ona hiçbir şeyi doğru yapamayacakmış gibi gelir. Bu kişiler,karşılaştıkları olaylara,olmadık birtakım anlamlar yüklerler. Sözgelimi,yanlarından selam vermeden gelip geçen arkadaşlarının kendilerine selam vermemesini,hemen’’artık beni sevmiyor’’diye yorumlayabilirler.Yine bu kişiler her şeyi korkunçlaştırma eğiliminde olurlar ve pireyi deve yaparlar.Örneğin’’bu dersten geçemezsem sınıfta kalırım.’’İşimden olursam,bir daha iş bulamam.’’Bir dersten bile kötü alsa kendisinin başarısız bir öğrenci olduğunu veya bir hatasından dolayı patronunun işten atabileceğini düşünme.Kişi tamamen kendisinin çaresiz olduğunu düşünerek hiçbir eylemde bulunmaz. Varolan kaynaklarını görmez.
Depresyonun çocukluk döneminde yaşanmış olan zor bir durumla ilintisi olabilir ve bu durum daha sonra kişiyi depresyona girmeye yatkınlaştırabilir.Yaşanmış olumsuz olaylar kişide bir takım kökleşmiş inançlara yol açarlar ve bu inançlar ilerde depresyon yaşamaya yatkınlık yaratır.Kökleşmiş olumsuz inançlar depresyon ortaya çıktığında kişinin dünyayı olumsuz düşünmesine ve bu da olumsuz duygulara neden olur.Olumsuz duyguların nedeni olumsuz inançlardır(düşüncelerdir.)Örneğin’’ben yetersizim’’ben sevilmeyen biriyim’’ gibi olumsuz inançlar(düşünceler) herhangi bir küçük olumsuz olayda aktive olurlar hem kişi kendini gerçekten yetersiz görür ve düşünür ve bu düşüncesi onun kendisinde olumsuz duygulara(karamsarlık gibi)sebeb olur.Örneğin kendinin başarısız olduğunu düşünen ve bu yüzden çaresizlik hisseden birisine terapide başarılı olduğu alanlar gösterilerek aslında düşündüğü gibi başarısız olmadığı gösterilir.Arkadaşlarının kendisini sevmediğini düşünen bunu sonucunda kendisini yetersiz ve değersiz hisseden karamsarlığa kapılan kişiye arkadaşlarının kendisine nasıl davrandığı sorgulatarak düşüncesinin gerçekten geçerli olup olmadığı kanıtlandırılır.
Kişiler depresyon düşüncesiyle bağdaşmayan düşünce ve gözlemlerini görmezden gelir dikkat alanından çıkartır.Seçici bir algılamayla yetersizliklerinin,yanılgılarının,yanlışlarının önemini abartır.Başarılarını ise görmezden gelir.Elinde anlamlı bir kanıt olmadan hemen sonuca atlar.Biraz geç kalan arkadaşı için hemen’’biliyorum gelmeyecek çünkü beni sevmiyor’’ diye düşünebilir.Geleceği hep olumsuz öngörürler.Gelecek kapkara görülür,umut kesilir ve her şey kötüye yorulur.Örneğin’’şimdi patronla tartıştım beni de işten atar ve ilerde aç kalıcağım.’’Zihin okurlar.Kimi insanlar başkalarının ne istediğini,neyi amaçladığını,hatta neyi düşündüğünü okumaya çalışırlar ve bu tür öngörülerde bulununca yanlış öngörülerde bulunma olasılığı artar.Örneğin’’bir yanlış algılamadan dolayı’’benim hakkımda böyle böyle düşünüyor’’diye düşünebilirler.Duygulara göre çıkarsama yaparlar.Kendini başarısız olarak hissediyorsa başarısız olduğu düşüncesine varabilirler.Burada hissedilen şey gerçekmiş gibi kabul edilir.Meli-malı’lardan kurtulunmalıdır.’’Bu böyle olmamalı,’’ben başarılı olmalıyım,yoksa bir hiçim’’gibi.Kişi kendisini küçük düşürücü bir biçimde damgalarsa olumlu birçok yanını görmez olur.Bu tür sözler arasında’’yeteneksiz’’,’’yetersiz’’,’’başarısız’’,’’değersiz’’,’’işe yaramaz’’,’’yenik’’ya da ‘’bitik’’ gibi sözler vardır.Böylesi düşünceler,artık bir çıkar yolun olmadığını düşündüren düşüncelerdir.İnsan kendine bir önad takarak kendisini damgalamakta,karmaşık yapısını görmezden gelip kendini bir kenara atmaktadır.Kişi olup biten bütün kötü şeylerin sorumlusu olarak kendisini görmektedir.Kişinin kendisinin denetiminin dışındaki alanlar için kendini suçlaması,kendisini çaresiz ve umutsuz görmesine yol açar.Bu gibi düşünsel çarpıtmalar kişinin algısını ve bakış açısını değiştirir,dolayısıyla depresyon yaşantısını derinleştirir ve bu yaşantının uzamasına neden olurlar.
Depresyon çağımızın hastalığı.Hayat kolaylaştıkça,teknoloji,bilim ve eğitim seviyesi ilerledikçe depresyonun daha çok yayılması bir çelişki değil midir?Eskiden imkanlar şimdikine kıyasla çok daha azdı her yönden ama buna rağmen depresyonda azdı.Fakat 21 Y.Y da stres ve depresyon çok büyük bir kitleyi etkisi altına aldı.Eski zamanlarda atla gidilen yerlere şimdi otomobil ve uçakla gitmekteyiz.Evlerimiz daha kullanışlı.Televizyon,bilgisayar gibi hem işimizi kolaylaştıran hemde boş zamanlarımızı değerlendirebildiğimiz aletlerimiz var.Marketler de hayatımızı kolaylaştıran her şey var.Evimizde bulaşık,çamaşır,buzdolabı,fırın,elektirik süpürgesi gibi işlerimizi rahatça yorulmadan yapmamızı sağlayan makineler var.Ve daha sayamadığımız bir sürü şey.Bence hayat kolaylaştıkça insanın direnme ve dayanma gücü azalıyor ve zorluklar karşısında daha çabuk yıpranıyor.Kolaylığa alıştıkça zorluklar aşılması daha güç hale geliyor diye düşünüyorum.Daha önce bunlar bilinmiyordu ve yapılan iş zor olsa bile gerekli gibi görülüp yapılıyordu.Fakat insan şimdi daha kolayını biliyor işin ve bunu bilmek bile insanı zorluyor. Ve hayatta çelişkiler artıyor eğitim sosyal kültürel ekonomik çelişkiler kişinin bu çelişkileri görmesi ve kendinde olmadığını anlaması veya aynı düzlemde yaşayamamasıda depresyona sebeb olabilir.Aile çok önemli mesela sevgi içinde büyümeyen çocuk sevgi içinde büyüyen çocukla kendisini kıyasladığında olayın daha bir farkına varabilir.Ekonomik sosyal kültürel olarakta böyle olabilir.Çünkü televizyon gazeteler ve internet daha rahat bir yaşamın nasıl olduğuyla ilgili bombardımana tutuyor insanları ve aynı şansa sahip olmayanlar aradaki farka bakıp kendilerinde olmayanın yasını yaşıyorlar.
Psikolog Seçkin YALÇIN

16/05/2017

Address

Meydankapı Mah. Sakarya Caddesi Levent Aralığı No:1/1 Sinop
Sinop
57000

Opening Hours

Monday 09:00 - 20:00
Tuesday 09:00 - 20:00
Wednesday 09:00 - 20:00
Thursday 09:00 - 20:00
Friday 09:00 - 20:00
Saturday 09:00 - 20:00

Telephone

03682605060

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Aktif Eğitim ve Aile Danışmanlık Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share