19/07/2021
• Seyda Molla Hüseyin El-Sisemi Kısaca Hayatı
Seyda Molla Hüseyin El-Sisemi
Güneydoğu Anadolu’da bölge halkı ve âlimlerinin hüsn-i teveccühlerine mazhar olmuş, ilmi ile âmil olan, hem seydâ hem de şeyh vasıflarını tazammun eden Şeyh Hüseyin, yarım asırdan fazladır hayatını idâme ettiği Siirt Şirvan Yağcılar Köyü’nün Kürtçe ismi olan Sîsem’e nispetle Sisemî lakabı ile meşhur olmuştur. Asıl ismi Hüseyin olup, soyadı ise resmî kayıtlarda Seydâoğlu olarak geçmektedir. Şeyh Hüseyin Sisemî 1923 (H.1341) yılında, Siirt ilinin Pervari ilçesine bağlı olan, Kürtçe ismi Meytîs olarak bilinen Dolusalkım köyünde dünyaya gelmiştir.
Seyda Molla Hüseyin el-sisemi
Babası Melâ Abdulgaffar, annesi ise Sa’âr Hanım’dır. Melâ Abdulgaffar, Şirvan’ın Nallıkaya köyünde doğmuştur. İmam olarak Dolusalkım’a gitmiş ve orada Sa’âr hanımla evlenmiştir. 1923 yılında Sa’âr Hanım, Şeyh Hüseyin Sîsemî’ye henüz 2- 3 aylık hamileyken Melâ Abdulgaffar, Pervari ilçesinin Çavuşlu köyünde öldürülmüştür. Evliliği ve Çocukları
Şeyh Hüseyin Sisemî, iki evlilik yapmıştır. Henüz 23 yaşındayken Sisem (Yağcılar) köyünün hemen karşısında bulunan Ewzınd (Soğuksu) köyünde imamlık yapmıştır. Birçok aile, kızlarını Şeyh Hüseyin ile evlendirmek arzusunda olmuştur. Nihayetinde bölgenin saygın isimlerinden Sisemli Şaban Efendi’nin kızı Halime Hanım ile takriben 1946 (H.1365)yılında evlenmiştir. Kayınpederinin çok muhterem biri olduğunu, kendisine karşı ziyadesi ile teveccüh gösterdiğini de belirtmiştir. Halime Hanım’dan dört erkek, dört kız olmak üzere toplam sekiz çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri Abdurrahman, Abdürrahim, Abdulgaffar, Takyeddin, Habibe, Nefise, Ayşe ve Hatice’dir.
Seyda ve En büyük oğlu molla Abdurrahman ve ortanca oğlu Molla Abdulgaffar ile iftarı beklerken. 1972 yılında yaşanan sel felaketinde eşi ve çocukları ile birlikte hayatını kaybeden Abdürrahim haricinde diğer çocukları yaşamlarına devam etmektedir. 1983 yılında ilk zevcesi Halime Hanım’ın vefat etmesinden sonra Safya Hanım ile evlenmiştir. İkinci evliliğinden çocuğu olmayan Şeyh Hüseyin Sisemî, 2003’te vefat eden Safya Hanım’dan sonra başka bir evlilik yapmamıştır. Yetiştiği çevre: Daha dünyaya gözlerini açmadan babası vefat etmiş olan Şeyh Hüseyin Sîsemî, yetim olarak doğmasının yanı sıra annesinin de yeterli ihtimamı göstermemesi üzerine manevi olarak da öksüz kalmıştır. Ne var ki ”Bana annemi, anne şefkatini hiç bir zaman aratmadı.” diyerek kendisinden övgüyle bahsettiği amcakızı olan Halime, yetim ve bir yönüyle öksüz kalan Şeyh Hüseyin’i sahiplenmiş ve himayesine almıştır. Şeyh Hüseyin Sisemî’nin hayatındaki bu ilk safhalar Duhâ sûresinin 6. ayetine2 muhatap olan Hz. Peygamber (a.s)’in yaşadıklarını anımsatmaktadır. Şeyh Hüseyin Sisemî’nin de bölge âlimleri ile ilk teması henüz 2 yaşındayken olmuştur. Tahnik yapması, hayır ve bereket duasında bulunması için amca kızı olan Halime tarafından Seyyid Abdullah en-Nehrî’nin halifelerinden olan Şeyh Musa el- Arvâsî’nin huzuruna götürülmüştür. Şeyh Musa el-Arvâsî, Şeyh Hüseyin’i kucağına almış ve başını okşayarak ”Bu benim mollam olacaktır.’ ‘demiştir. Şeyh Hüseyin Sisemî, ilmî yönüne işaret eden bu duadan ileriki zamanlarda nasibini alacak..
Tahsil hayatı:
Şeyh Hüseyin Sîsemî 7 yaşına ayak bastığında amcasının kızı Halime tarafından, ‘fakka/faki’lığa gönderilmiştir. İlk olarak Pervari’nin Hîşet köyünde Molla Menûh’tan Kur’an- kerim ve mevlid-i şerif okumuştur. 1935 (H.1354) yılına gelindiğinde ise Sisem’e gitmiş ve Molla Reşid’in yanında ilim tahsiline devam etmiştir. Daha sonra Arabî ilimlerin temel eserlerini Molla Reşid’in yanında okuyan Şeyh Hüseyin, bir süre daha Sisem’de okuduktan sonra, ders arkadaşı olan Şeyh Müşerref ile birlikte önce Şeyh Esad’ın yanına, ardından Molla Abdulllah yanında okumuş.
Molla Hüseyin Sisemi ve Şeyh müşerref Pervari Sonra Molla Hüseyin Şeyh Seydâ’ya (Tam Adı, Muhammed Saîd Seydâ el-Cezerî’dir. 1890 yılında Cizre’de doğmuştur. Doğu ve Güneydoğu âlimleri arasında kısaca Şeyh Seydâ olarak tanınmıştır.) talebe olmaya niyet ederek Cizre’ye gitmiştir.
Muhammed Saîd Seydâ el-Cezerî’
Ancak bu yıllar galâ diye tabir edilen kıtlık yıllarıdır ve medresedeki talebeler de evlerine dönmüştür. İlim tahsil etmenin zahmetli olduğu zamanlardır. O senelerde revâtıblar kesilmiş olduğu için büyük kıtlıklar yaşanmaktadır. (Şeyh Hüseyin bir vakit çok acıkmıştır. Yiyecek temin etmede çok sıkıntı yaşamış, Ohin’de bir camide ilim tahsil ettiği sırada fare telefi için halının altına konulmuş olan ekmeğin zehirli olduğunu bilmediği için yemiş ve zehirlenmiştir.) Molla Hüseyin de ilim yolunda birçok zahmete katlanmıştır. Şeyh Seydâ, bu imkânsızlıklar nedeniyle Seyyid Ali Fındıkî’nin de evine döndüğünü ve fıkıh âlimlerinin dağıldığını söylemiştir. Ancak Şeyh Seydâ, Molla Hüseyin’i boş çevirmek istemez ve Molla Abdullah el-Firfîlî’ye mektup yazmak suretiyle ilim tahsiline devam etmesi için Firfîlî’ye yönlendirir. Hocası Firfîlî’nin yanında Netâicu’l-Efkâr kitabının yarısını okumuş akabinde Suriyeye giderek Helvân’da Şeyh Hüseyin el Basretinin oğlu Şeyh İbrahim Hakkıdan ve Kamışlı’da Molla Muhammed ez-Ziwingi’den ders almış. İlim yolundaki seyahatinin son durağı ise Ohin medresesindeki Ohinli Şeyh Halid’in (v.1986) huzuru olmuştur.
Molla Hüseyin el-sisemi’nin mürşidi Şeyh Halid el-Oxini O zaman için seydâsı, ileriki zamanlarda da mürşidi olacak bu zâttanda Kadı Tefsiri, Minhâcu’t-Tâlibîn gibi bir takım İslamî eserleri okumuş, pişmiş ve medrese usûlüyle mezun olmak için okuması gereken tüm ilimleri bitirmiş, özümsemiş ve nihayet 23 yaşında ilmî icazetini almıştır. İcazetini aldıktan sonra Ewzind (şirvan soğuksu) köyüne dönmüş ve yaklaşık altı yıl orada ders vermiştir. Almış olduğu bu ilmî icâzet o zamanın hükümeti tarafından yüksek tahsil belgesi olarak kabul edilmiş, bundan dolayı askerlik yapmaktan muaf tutulmuştur. Türkçe’si oldukça zayıf olan Şeyh Hüseyin Sisemî, Anadili Kürtçe dışında Arapça ve Farsça dillerine ileri düzeyde vâkıftır.
Genel Olarak Tasavvufî Hayatı: Şeyh Hüseyin, ilim ve irfân tahsil etme niyetiyle Ohin’de yanına gittiği Şeyh Fethullah Verkânisî’yi evinde ziyaret etmiş ve ona intisap etmiştir.
Şeyh Abdurrahman et-Taği’nin halifesi Şeyh Fethullah verkanis Şeyh Verkânisî’nin vefat etmesinden sonra ise ”Ben onu ne dilim ne de kalemimle vasıflandırabilirim.” diyerek tarif ettiği Ohinli Şeyh Hâlid’in manevî yaşantısından çok etkilenmiş ve Şeyh Hâlid’e intisap etmiştir. Şeyh Hâlid de Şeyh Hüseyin’in İslâmî ilimlere olan muhabbeti, vukûfiyeti ve dini yaşama alanındaki manevî kişiliğini yakından görmüş, kendisine hem ilim hem de irşâd icâzetini 1946 yılında vermiştir. Tasavvuf kitaplarında geçen tarikat ile ilgili usûl ve kaideleri evvela kendisi yaşamıştır. Mürşidinin ”İlminle amel et, zikirlerini çek, insanları irşâd et.” emri üzerine Şirvan’ın Ewzind köyüne gitmiş, bir yıl kadar ders verdikten sonra yakındaki Sisem köyüne yerleşmiştir. Hicri 1967(H.1387) yılında hilafet almıştır. Din hususunda hassas olan Şeyh Hüseyin Sisemî, İslâm’ın dinin emir ve nehiylerini uygulamaya çalışmış, Peygamber Efendimiz(a.s.)’in sünnetlerini elinden geldiği kadar yaşamaya gayret etmiştir. Allah Resûlü (a.s)’nün yolundan gitmeyi kendisine şiar edinmiştir. Şeyh Hüseyin, ölmeden önce ölmüş, yanmadan önce yanmış ve kurban olmuştur. Günümüze değin Sisem’de ilim ve irşâd hizmetlerine devam etmektedir.
Kurduğu Medreseler:
Şeyh Hüseyin Sisemî, mürşid olmanın yanında aynı zamanda bir müderristir. Nitekim icâzetini aldıktan sonra Sisem’de medresede insan yetiştirmeye başlamıştır. Resmiyette adı Sisem Kur’an Kursu’dur. Yaklaşık 70 yıldır varlığını devam ettiren bu medresede 40’a yakın talebe ilim tahsil etmektedir.
2005-2006 yıllarında Siirt il merkezinde Safâ Yatılı Kur’an Kursu isimli bi medrese daha inşâ edilmiştir. Burada da 80 civarında faki yetişmektedir.
Sisemiye kuran kursu
Safa erkek kuran kursu
Kerametleri: Kıbrıs savaşına iştirak eden bölge halkı, Şeyh Hüseyin’i de savaş esnasında mücadele ederken gördüklerini belirtmişlerdir.
Kıbrıs Savaşı 20 temmuz 1974
Yine hayatını kaybetmiş olan oğlu Abdurrahim’e sel felaketinden önce, önünde uzun bir yolculuk olduğunu ve hazırlık yapıp yapmadığını, sorar. Oğlu Abdurrahim buna anlam veremez ve ertesi gün sel felaketinde vefat eder. Ayrıca büyük bir âlim vefatından evvel döşeğini Şeyh Hüseyin Sisemî’ye göndermiştir.Peygamberlerin mucizeleri, âriflerin kerametleri pek tabii mümkündür ve vâkidir. Kanaatimizce Şeyh Hüseyin Sisemî’nin hayatı incelendiğinde onun en büyük kerametinin yaşantısı olduğu görülecektir. Kendisini ziyaret etmiş olan Doç. Dr. İbrahim Baz hocamızın şiiri bu bağlamda değerlendirilebilir:
Dağların koynunda dağ gibi duran,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde,
Resulün yolunda ahlâkı Kur’an,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde.
Bir tek nazarıyla bin gönle giren,
İnsana bakınca kalbini gören,
Kesretten kurtulup vahdete eren,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde.
Sinesi bir derya, sözleri inci,
Mahviyyet yolunda yürür birinci,
Velâyet bağında bekleyen bekçi,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde.
Hükümde bir âlim hikmette ârif,
İlim irfânına erişmez tarif,
Edep hırkasını girmiş zarif,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde.
Adı Şeyh Hüseyin Şirvan’ın şahı,
Hakka doğru gider müstahkımrahı,
Fecrî’yi yandırır hasreti ahı,
Bir pir-i fâni var Sisem köyünde.
Şeyh Hüseyin Sisemî, âbid bir şahsiyettir. Hayatını Allah’a vakfetmiştir, vâkıf olmuştur. Yaşamını da bu yönde yaşamaya çalışmaktadır. Mesela, her gece imsak vaktinden birkaç saat evvel uyanır, sadece Rasullullah (a.s.)’a farz kılınmış olan teheccüd namazını îfa eder. Gecelerini sadece ibadete ayırır, tesbih namazlarını da bu vakitte kılar. Gece kılamadığı tesbih namazı olur ise bunu gündüz edâ eder. Haftanın pazartesi ve perşembe günleri ile ve her ayın 13. 14. ve 15. günlerini sünnet olduğu üzere oruçla geçirir. Cemaatle namaz kılmaya çok dikkat eder, hatta ”Hiç hatırlamıyorum ki bir farz namazını cemaatle kılmış olmayayım.” demiştir. Yaklaşık bir asır yaşında olmasına rağmen nafile ibadetlerini edâ etmeye gayret gösterir. Yıllar önce kazdırdığı kabrinde, her gün ikindi vaktinden sonra birkaç cüz Kur’an-ı Kerim okumaktadır.
Seydanın Kendisi için kazdırdığı kabr-i şerif
Ayakta başladığı namazlarına yaşlılık sebebiyle oturarak devam etmektedir.
Seydanın namazları oturarak eda ettiği zamanlar (2017 sonrası) Şeyh Hüseyin Sisemî, Nakşbendiyye tarikatının Hâlidiyye koluna mensup mutasavvıf bir âlimdir. Hâlidîlik, tekke ile medreseyi, zâhirî ilimlerle tasavvufu bir arada yürüten bir tarikattır. Şeyh Hüseyin Sisemî, tekke ile medrese hayatını birlikte yaşamış ve talebelerine de aynı usûlü aktarmış bir şahsiyettir. O, tasavvufu fıkıh ve tefsir gibi öğrenmekle tahsil edilecek bir ilim gibi görmez; tüm ilimlerde ve hayatın tamamında kendisini hissettirecek bir hal ve ruh olarak değerlendirir. Kendisi rızkını temin için el emeğine önem vermiş, ilmini maddî çıkarlara alet etmemiş, âlim olmanın izzetini korumuştur. Bu sebeple Sisemî’nin vaaz ve nasihatleri insanlar üzerinde etki oluşturmuştur. (Genellikle siirtli seyda molla Halil’in nehcu-l enam kitabından öğüt ve vaazlar vermiştir.)
Siirt’li Molla Halil’in telif ettiği akaid kitabı nehcul enam Çevresinde birlik ve beraberlik atmosferinin hâkim olmasını sağlamış, hatta kişisel bazda veya aşiretler arası kavgaları sonlandırmak için hakemlik görevi üstlenmiştir. Son olarak diyebiliriz ki, âlim ve sûfî bir mürşid olan Şeyh Hüseyin Sisemî, tasavvufun ve tarikat mefhumlarının insan hayatında nasıl şekil bulacağının en bariz timsalidir. O, bir asırlık ömrünü tasavvufla ebedî kılmış, zülcenaheyn bir zât olmuştur.
18 Temmuz 2021 Tarihinde mübarek ruhunu hakka teslim edip, Dar-ı bekaya irtihal etmiştir.
Mübarek ruhları için El- Fatiha