Dini bilgiler

Dini bilgiler AKLINIZA TAKILAN TÜM DİNİ SORULARIN CEVABINI BURADA BULABİLİRSİNİZ
SİZ SORUN BİZ CEVAPLI

22/01/2016

Bu zaman farklı bir zaman,
Dönüşüm zamanı anlayın artık.
Bitirin lütfen kavgaları düşmanlıkları…
Bu devirde, bu dönüşümde insanlık ne mi istiyor?
İnsanlara hayvanlara doğaya daha çok saygı…
Fikirlere düşüncelere paylaşımlara daha çok özgürlük…
Anlaşmalara imzalara görüşmelere daha çok barış…
Dinlere mezheplere inançlara daha çok sevgi…
Sadece ulusal, bölgesel, yerel değil,
Tüm dünyada daha çok aşkla, daha çok bütünlük…
Bu zaman farklı zaman, dönüşüm zamanı.
Lütfen anlayın artık bu zaman barış huzur kardeşlik zamanı.

20/12/2015

Ömür yolu

Öyle bir yoldur ki olmaz suali
Bu yola düşenin kalmaz mecali
Havalara uçar buhar misali
Bu hayatın yolu sır ile dolu

Durağı mezardır, yeri kabristan
Ya ateş doludur yahut gülistan
Şairler bu yolda yazar bir destan
Bu hayatın yolu sır ile dolu

Bu yolun başında Muhammed nebi
Cemali nurdandır bir güneş gibi
Her yolcu bu yolda alır nasibi
Bu hayatın yolu sır ile dolu

Omuzlar üstünde taşırlar seni
Gül doludur bu yol, yakar dikeni
Ne geleni belli ne de gideni
Bu hayatın yolu sır ile dolu

Bu yolun menzili git der Rahmana
İnsanı daldırır bahr-i ummana
Kim dur diyebilir akan zamana
Bu hayatın yolu sır ile dolu

20/12/2015

Dünya için yanarsın,
Sen nefsine kanarsın,
Onu bunu kınarsın,
Sen derviş olamazsın.

Eğri büğrü yazarsın,
İyi işi bozarsın,
Vara yoğa kızarsın,
Sen derviş olamazsın.

Yunus, öğüt almazsan,
Doğru namaz kılmazsan,
Şeyh yanında kalmazsan,
Sen derviş olamazsın.
(Yunus Emre)

20/12/2015

Dervişler beni tanır,
Herkes bana inanır,
Yunus’u iyi sanır,
Bendedir her kötü iş.(Yunus Emre)

14/12/2015

Ötme bülbül

Gece gündüz virdin mi var?
Savaşılan yurdun mu var?
Çaresiz bir derdin mi var?
Haydi söyle etme bülbül!

Öyle garip, ötme bülbül!
Derdi derde, katma bülbül!
Benim derdim, bana yeter,
Bir dert de sen, katma bülbül!

Gülün hâlini kim bile?
Bilen varsa beri gele!
Açılırken gonca güle,
Dolaşıp söz atma bülbül!

Havalarda uçar mısın?
Deryaları geçer misin?
Bencileyin naçar mısın?
Beni ele satma bülbül!

Kerem misin, Aslı mısın?
Gül yanında uslu musun?
Benim gibi yaslı mısın?
Öyle tuhaf ötme bülbül!

Yunus, bülbül gel bak derken,
Dertli öter ancak derken,
Seherlerde Hak, Hak derken,
Bizi de unutma bülbül!

14/12/2015

Biraz da ilâhî söyleyelim

Elhamdülillah

Hep kış ve yazda,
Mümin niyazda,
Der her namazda,
Elhamdülillah.

Gönlünde iman,
Dilinde Kur'an,
De ki her zaman,
Elhamdülillah.

Uyan seherde!
Devadır derde,
Söyle her yerde!
Elhamdülillah.

Mevla’yı zikret!
Âlemi fikret!
Ye, iç ve şükret!
Elhamdülillah.

Düşme gaflete!
Sarıl hizmete!
De her nimete!
Elhamdülillah.

Şükür edesin!
Süslensin sesin!
Hoca da desin!
Elhamdülillah.

14/12/2015

Sual: Peygamberimize “aleyhisselâm” inanmak nasıl olmalıdır?

Cevap: Allahü teâlâ, emirlerini ve yasaklarını insanlara Peygamberler “aleyhimüsselâm” vâsıtası ile bildirmiştir. Peygamberler de “aleyhimüsselâm” insandır. Fakat, Allahü teâlânın bilgili, ahlâklı ve kusursuz yarattığı büyük insanlardır. Peygamberler manen Allahü teâlâya yakın insanlar olduğu için, onların fikirlerine ve kalblerine bizimkilerden farklı ve daha geniş bilgiler ve ilhamlar verilmiştir. Müslüman âlimlerinin bildirdiklerine göre, dünyanın yaratılışından bizim Peygamberimize “aleyhisselâm” kadar yüzyirmidört binden ziyade Peygamber “aleyhimüsselâm” gelip geçmiştir. Bizim Peygamberimiz “aleyhisselâm” en son ve en büyük Peygamberdir. Bizim Peygamberimizden “aleyhisselâm” sonra artık dünyaya Peygamber gelmeyecektir. Peygamberimiz “aleyhisselâm”, Allahü teâlânın en çok sevdiği kuludur. Allahü teâlâ, Peygamberimize “aleyhisselâm”, (Sen olmasaydın, bu âlemi [dünyayı ve semaları] yaratmazdım!) buyurmuştur. Peygamberimiz “aleyhisselâm”, Mekke-i mükerremede dünyaya gelmiştir. Bir üniversitede okumamıştır. Tahsilleri yoktur. Ümmîdir. Fakat, dünyadaki bütün insanların en akıllısı, en bilgilisi, en hayırlısıdır. Çünkü, Allahü teâlâ, Onu asırlarca artık Peygambersiz kalacak olan dünyanın son ışığı olarak yaratmıştır. Bu ışık, kıyâmete kadar nurunu devam ettirecektir. Peygamberimize ve bütün Peygamberlere “aleyhimüsselâm” inanmak, îmânın şartlarındandır. Peygamberimize “aleyhisselâm” inanmayan Müslüman sayılmaz. Müslüman olmayan da, ateşte ebedî yanacaktır. Bunu Kur’ân-ı kerîmde, Allahü teâlâ, bizlere bildiriyor.

07/05/2015

Allah'ım sen herşeyi gören duyansın tüm islam aleminin sıkıntı kederini ferahlat amiin amin yarabbelalenin lillahil fatiha

04/10/2014

Tüm islam aleminin bayramını kutlar hayırlara vesile olmasını allahtan niyaz derin

Emr-i marufla ilgili çeşitli sorular Sual: Yöneticilerin bozuk olmasında toplumun rolü var mıdır? Onları protesto için e...
31/07/2014

Emr-i marufla ilgili çeşitli sorular Sual: Yöneticilerin bozuk olmasında toplumun rolü var mıdır? Onları protesto için eylemler
yapmak uygun mudur? CEVAP Elbette toplumun rolü vardır. Onlar başka yerden
gelmedi ki. Yönetici, sütün üzerindeki kaymak
gibidir. Süt nasılsa kaymağı da ona göredir. Yani
manda sütünün kaymağı manda kaymağı,
Deveninki deve kaymağı olur. Domuz sütünün
kaymağı da, domuz kaymağı olur. Demek ki, süt ne ise kaymağı da öyle olur.
Tavuktan tavuk yumurtası çıkar. Tavuktan deve
kuşu yumurtası beklenmez. Her kaptan içindeki
sızar. Bir hadis-i şerif meali: (Siz nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz.) [Cami-us- sagir]
Yani insanlar iyi ise, iyi idareciler gelir, kötü ise
kötü idareciler gelir. Ortada bir suç varsa
toplumda aramalı. Toplum kötü ise, kötü idareciyi
değiştirmekle iş bitmez. Gelen gideni arattırabilir.
Onun için dünyadaki kötü liderlerin toplumları da kötüdür.
Eylem yapmak anarşi çıkarmak olur. Dua ederek
sabretmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü
teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki] Bir âyet meali de şöyle: (Ey iman edenler, sabır ve namaz ile Allah’tan
yardım isteyin. Çünkü Allah elbette
sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153] Allahü teâlâya güvenmelidir. Sabreden zafere
kavuşur. Sual: Bir kimsenin emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaya gücü yetse, buna hiçbir mani de
bulunmasa, bu kimsenin hakkı, doğruyu
bildirmemesi günah olur mu? CEVAP Emr-i maruf farz-ı kifayedir. Bir yerde emr-i maruf
yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. Emr-i
maruf çok mühimdir. Emr-i maruf yapan olmazsa,
ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her
tarafı kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Fitne ve fesat yayıldığı, müslümanlar aldatıldığı
zaman, doğruyu bilenler, herkese anlatsın!
Anlatmazsa, Allahü teâlânın, meleklerin ve
insanların laneti onun üzerine olsun!) [Ebu Nuaym] (Ortalık karışır, yalanlar yazılır, âdetler
ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa,
doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü
teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti,
doğruyu bilip de, gücü yettiği halde
bildirmeyene olsun! Allah, böyle âlimlerin, ne farzlarını, ne de başka ibadetlerini kabul etmez.) [Ebu Nuaym] (Bid'atler yayılıp, sonra gelenler, öncekilere
lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler herkese
söylesin! Eğer söylemeyip gizlerse, Allahü
teâlânın Muhammed aleyhisselama indirdiği
Kur'an-ı kerimi gizlemiş olur.) [İbni Asakir] (Bid'atler zuhur edip, Eshabıma kötü sözler
söylendiği zaman, doğruyu bilen, herkese
söylesin! Söylemezse Allahü teâlâ böyle âlime
lanet eder.) [Deylemi] (Bir yerde bir kötülük zuhur edince, o kötülük
men edilmezse, Allahü teâlâ azabını o kavmin
hepsine birden indirir.) [Hakim] Sual: Bir hayra, bir iyiliğe sebep olanın onu yapmış gibi sevap alacağını yazdınız. Kötülüğe
sebep olan da onu işlemiş gibi günah kazanır mı? CEVAP Evet, iyiliğe sebep olan o iyiliği yapmış gibi sevap
kazanır. Kötülüğe sebep olan da o kötülüğü
yapmış gibi günah kazanır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Kötülüğe delalet eden (yol gösteren) onu yapan
gibidir.) [Deylemi] İbni Mesud hazretleri, "Bir günah işlendiğini
duyduğu vakit, o günahın işlendiğine sevinirse,
aynı günahı işlemiş gibi olur" buyurdu. Hadis-i
şerifte de (Doğuda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına
ortak olur) buyuruldu. (İ. Gazali] Sual: Önceleri namaz kılarken, uzun süre namazı terk eden eski arkadaşlarımız var. Üzülüyoruz,
hiçbir şekilde mescitte veya başka bir yerde
namaz kılarken görmüyoruz. Bu şekilde
düşünmek su-i zan olur mu? Bunlarla ilişkilerimiz
nasıl olmalıdır? CEVAP Namaz kılmıyor galiba diye düşünmek insanın
elinde değildir. Zannını tasdik etmek ve o zanna
göre karar verip hareket etmek günah olur.
Namaz kılmadığı kesin tespit edilince, diğer
insanlar gibi ilişkimiz olur. Başka namaz kılmayan
insanlarla nasıl ilişkimiz oluyorsa bunlarla da öyle olur. Tanıdık olduğu için ilgilenmek elbette iyi
olur. Onları üzmeyecek şekilde ilgilenmek, nasihat
etmek, gazete vermek, kitap vermek, e-mail
göndermek, ilgiyi devam ettirmek iyi olur. Laf
söylemekle kimse kolay kolay yola gelmez. Bu
nasip meselesidir. Ama e-mail falan gönderilir. Güzel bir yazı ise, ondan etkilenebilir, siz de bu işe
sebep olmuş olursunuz. Mesela namazın önemi
gönderilebilir, namaz kılmayanlar için bildirilen
tehditler yazılabilir. Özel göndermek yerine
umuma gönderiyormuş gibi yapılır. Maksat bir
nevi gizlenmiş olur. Sitemizi de tavsiye edebilirsiniz. Sual: Çevremdekilere örnek teşkil edebilmek için kültürümü artırmam gerekiyor. Bana bu yolda
tavsiye edebileceğiniz müstesna fikirlerinize
ihtiyacım olduğunu hissediyorum ve
öğrettiklerinizin her kelimesi için ayrı ayrı Allah
razı olsun diyorum. CEVAP Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumanızı
tavsiye ediyoruz. Bu kitabı okursanız yeterli dini
bilgiye sahip olursunuz. Ne din düşmanlarına
aldanır, ne de din adına insanlara kötülük
edersiniz. Severek okumanızı tavsiye ederiz. Ehl-i
sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanmış bir kitaptır. Bu kitabı
internetten de okuyabilirsiniz: www.hakikatkitabevi.com Sual: "Okuldaki arkadaşlarımdan bazıları dini konularda bilgi sahibi olmalarına rağmen yaklaşık
ayda bir kere içki içiyorlar. Namazı da uzun
zamandır terk etmiş durumdalar. Ben onlara
bazen nasihat ediyor bazen de kızıp bağırarak
içki içmekten ve namaz kılmamaktan
vazgeçirmeye çalışıyorum. Şimdi ben bunlarla hiç görüşmezsem onları iyice felaketle baş başa
bırakmış mı olurum? Yoksa onları ikaz etmek
maksadıyla görüşmeye devam etmem mi daha
uygun olur? Kısaca nasıl hareket edeyim? CEVAP Bağırıp çağırmakla insanlar yola gelmez. Hele aynı
yaştaki akran kimseler birbirinin sözünü
dinlemez. Yapılacak iş, onlara doğru kitap, mesela
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını vermektir.
Bu kıymetli eser yüzlerce İslam âliminin
kitaplarından tercüme edilip derlenerek hazırlanmıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözleri
olduğu için severek okuyana faydalı olmaktadır.
Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır. Nasibi
olanlar, bu yazıların etkisiyle kötülüklerden uzak
durabilir. Onları bu kötülüğe kötü arkadaşları
sürüklemektedir. Kötü arkadaşlardan uzak durmak lazımdır. Sual: Din hakkında konuşmamak mı gerekiyor? Ya siz ne yapıyorsunuz? CEVAP Bizim yaptığımız gibi ehl-i sünnet âlimlerinin
yazılarını, bildirdiklerini nakletmek din hakkında
konuşmak değildir. Şu kitapta şöyle diyor
demekte mahzur yoktur. Biz sadece ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarından naklederiz. Kendi
görüşümüzü din gibi ortaya koymayız. Bence, bana göre böyle demeyiz. Diyenlere de itibar
etmeyiz. Sual: Dini meselelerde, insanların yanlışları olduğu zaman, onları uyarmak istiyorum; fakat bu işi
devamlı yapmak da uygun olmuyor, bunun
ölçüsü nedir? CEVAP Ölçüsü onları üzmeden söyleyebilmektir. Mesela
en kolay yolu doğru kitap vermektir. Sual: İnsanlara yanlışlarını söylemeli mi? Söylemezsek iki yüzlü olur muyuz? CEVAP Eğer söylediğimizi kabul edecekse ona yanlışlarını
söyleriz, kabul etmeyecekse söylemeyiz.
Söylemeyince iki yüzlü olmayız. Sual: Müslüman iken dinsizlerin etkisinde kalan bazı kimseler, dine düşman olmuşlardır. Bunlara
dinimizi yeniden izah etmekte fayda var mıdır? CEVAP Bunlara büyük bir sabır ve sebat ile İslam dininin
esaslarını onların anlayacağı bir tarzda telkin
etmelidir! Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel öğütlerle
çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış! Doğrusu
Rabbin, yolundan sapanları daha iyi bilir.) [Nahl 125]
Bildiğimiz iyi ve doğru şeyleri bilmeyenlere en
güzel tarzda öğretmek, üzerimize farzdır, Allahü
teâlânın kat’i emridir. Bu vazifeye, Emr-i maruf denir. Bu bir ibadettir. İlmin zekatı, bilmeyenlere
ilmi öğretmekle ödenir. Bu, çok hayırlı bir iştir.
Dinimiz, âlimin mürekkebini, şehidin kanından
efdal tutmakta, hayırlı iş görmeyi, nafile ibadetten
üstün saymaktadır.
Hak bir söz, güzel bir öğüt kimden gelirse gelsin, güzel karşılamalı, böyle güzel bir sözü duyurduğu
için Allahü teâlâya şükretmeli, söyleyene değil
söyletene bakmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse dini hakkında bir öğüt duysa, bu
Allahü teâlânın ona ihsan ettiği bir nimettir.
Buna şükretmesi ne iyidir. Şükretmezse, günahı
artar, Allahü teâlânın gazabına sebep olur.) [İbni Asakir] Sual: İslamiyet’in güzel ahlakını göstermek için, kâfirlere karşı da iyi huylu olmak ve onları
incitmemek gerekmez mi? CEVAP Müslümanların kâfirlere karşı da iyi huylu
olmaları, onları incitmemeleri gerekir. Böylece
İslam dininin, iyi huylu olmayı, kardeşçe
yaşamayı, çalışmayı emrettiği onlara da
gösterilmiş olur. Böylece iyiliği seven insanlar,
seve seve müslüman olurlar. Cihad etmek farzdır. Cihadı devlet topla, silahla yapacağı gibi, soğuk
harp ile, propaganda, neşriyat ile de yapar. Her
müslüman da, iyi huyları ile, iyilik yapmakla cihad
yapar. Çünkü cihad etmek, insanları müslüman
yapmaya davet etmek demektir. Görülüyor ki,
kâfirlere karşı da, iyi huylu olmak, onları incitmemek, cihad etmek oluyor. Cihad ise her
müslümana gücü nispetinde farzdır. Sual: Bir hadiste, (Sizden her kim kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse
diliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse kalbiyle
buğz etsin. Bu imanın en zayıf derecesidir) deniyor. İmanın en zayıf noktasına düşmemek
için, içki içene, kumar oynayana, insanlara
zulmedene ve başka kötülükleri işleyene mani
olmak mı gerekir? Mani olmazsak dil ile hakaret
etmek mi gerekir? CEVAP Bizim gibi insanların hadis-i şerifi anlaması,
açıklaması ve onunla amel etmesi caiz değildir.
Bunu ancak gerçek İslam âlimleri yapar. Bu hadis-
i şerifi açıklayan Abdulgani Nablüsi hazretleri Hadika isimli kitabında buyuruyor ki: (Söz ve yazı ile emr-i maruf, âlimlerin vazifesidir.
Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya
çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile
müdahale ise devletin vazifesidir.) [ Ayrıca Hindiyye c.5, s.352, Kadıhan c.3, s.429,
Bezzaziyye c.6, s.356] Demek ki bizim vazifemiz, günah işleyenlere dua
ederek mani olmaktır. Devletin işini bizim
yapmaya kalkmamız caiz olmaz. Sual: Zamanımızda en kıymetli amel nedir? CEVAP
İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: Zamanımızda, amellerin en efdali, yazı ile, medya
yolu ile, kâfirlere, mezhepsizlere cevap vermek,
Ehl-i sünnet itikadını yaymaktır. Böyle cihad
edenlere, para ile, mal ile, beden ile yardım
edenler de bunların kazandıkları sevaplara ortak
olurlar. Sual: Filmlerde, piyeslerde İslâm büyüklerini temsil etmek caiz midir? CEVAP Talim ve islâma hizmet maksadı ile yapılan
filmlerde caiz ise de, saygısızlığa sebep olabilecek
hareketler, çok tehlikeli olduğu için, bunun gibi
şeylerden sakınmak lâzımdır. Papazı temsil etmek
Sual: Piyeslerde, bir papazı temsil etmek caiz midir? CEVAP Zaruretsiz caiz değildir. Günaha razı olmamalı
Sual: Emrim altındakiler, söz dinlemeyip günah işliyorlar, günah işlenen yerlere gidiyorlar. Ben bir
kere söyledikten sonra, peşlerini bırakmak uygun
olur mu? CEVAP Peşlerini bırakmak, izin vermek demektir. Devamlı
emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak
vazifemizdir. Buna razı olmamak ve peşlerini
bırakmamak gerekir. En uygunu da tavır almaktır.
Bu iş böyle gitmez diye gözdağı vermektir. Din nasihattir
Sual: Bir hadiste, (Din nasihattir) deniyor. Din, ilahi emir ve yasakların toplamı değil midir? CEVAP Bu hadis-i şerif, dini tarif etmiyor, nasihatin
önemini belirtiyor. Din, nasihatle, emr-i maruf ve
nehy-i münker yapmakla ayakta kalır, yani din,
nasihatle devam eder demektir. Emr-i marufu terk etmek
Sual: Bir hadiste, (Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayan yani iyiliği emredip, kötülükten
sakındırmayan bizden değildir) deniyor. Emr-i maruf yapma imkânımız yoksa ne yapacağız?
Bizden değil demek kâfir mi demektir? CEVAP Emr-i maruf yapma imkânımız yoksa sorumlu
olmayız. Ama günümüzde emr-i maruf yapmak
için âlim olmak gerekmez. Muteber bir din kitabını
birine vermekle emr-i maruf yapmış oluruz.
Kendimiz, kitap verecek birini bulamazsak, kitap
verebilen birine (Bu kitabı birine ver!) diyebiliriz. Yahut kitabın parasını verip, (Bu parayla şu kitabı al, birine ver!) diyebiliriz. İmkânım yok demek geçerli bir mazeret olmaz. Bir kimsenin bir
kuruşu bile olmasa, (Bana ücretsiz kitap
verirseniz, ben onları dağıtırım) diyemez mi?
Ücretsiz kitap verenler vardır. Ücretsiz veren de
yoksa, kitap dağıtanlara dua eder. Mesela, (Ya
Rabbi, ben hizmetlere maddî ve manevî yönden katılamıyorum. Bu işi maddî ve manevî şekilde
yürütenlere imkân ver!) diye dua edilmelidir. Emr-
i maruf yapmak isteyene Cenab-ı Hak bir yol
gösterir.
Burada, (Bizden değildir) demek, kâfir demek
değildir. (Bizim yolumuza uymamış olur, bizim bildirdiğimiz emr-i marufu yapmamış olur)
demektir. Eğer, maddî veya manevî şekilde emr-i
maruf yapma imkânı varken yapmamışsa, haram
işlemiş olur. Çünkü imkânı olana emr-i maruf
yapmak farzdır. Emr-i maruf yapmak
Sual: Bir insanın, kendi yakınları veya komşuları açık geziyorsa, bunlara emr-i maruf yapması
gerekir mi? Yapmazsa imanına zararı olur mu? CEVAP Elbette emr-i maruf yapması lâzımdır. İslam
âlimleri, (Eğer sözü geçenlere söylemezse imanı gider) buyurmuşlardır. Çünkü imkânı olanın emr-i maruf yapması farzdır. Farza önem vermeyen
kâfir olur. Fitneye sebep olacaksa, dille söylemez
başka yoldan ikaz etmeye çalışır. Mesela uygun
bir din kitabı hediye eder. Salat-i tefriciyye
Sual: Bir abla emr-i maruf niyetiyle önüne gelene, (Sen şu zamana kadar, şu kadar salat-i tefriciyye
okuyacaksın, şu kadar Yasin-i şerif okuyacaksın,
şu kadar kelime-i tevhid çekeceksin, duası
yapılacak) diyor. İstemeyerek almak zorunda
kalıyoruz. Çok verdiği için okuyamadığımız da
oluyor. Emr-i vaki ile böyle şey yapması doğru mudur? CEVAP Elbette doğru olmaz. Sadece (Şunlar okunacak,
isteyen istediği kadar alabilir) denir. Kimse
mecbur tutulmaz. Salat-i tefriciyye duası,
salevattır, okumakta mahzur olmaz, ancak
kitaplarımızda aynı maksatla okunan çok dua var.
İlla bunu okutmaya çalışmak da doğru olmaz. Hutbelerin konusu
Sual: Hutbelerde sağlığın öneminden, ağaç dikmenin faziletinden ve ticarette başarının
yollarından bahsediliyor. Bunların Türkiye’de
bakanlıkları vardır. Yeteri kadar görevlerini
yapıyorlar. Hutbelerde, (Doğru iman nasıl olur?
Nasıl iyi bir Müslüman olunur?) gibi konular niye
işlenmiyor? CEVAP Sağlık, ziraat, ağaç dikmek, çevre temizliği ve
ticaret gibi konular, dinimizin önem verdiği
konulardır. Ancak iyi kötü bunlarla ilgilenenler
var. Onun için, bize daha çok lazım olan konuları
işlemek gerekir. Mecburen Türkçe okunan
hutbelerde, vaazlarda ve dînî yazılarda, daha lüzumlu olan konular üzerinde durulmalı. Mesela,
(Ehl-i sünnet itikadı, gusül, abdest, namaz, helâl,
haram, bid’at) gibi konulardan bahsedilmelidir.
İtikadı bozuk olanın ibadetleri boşa gider. Haram
yiyenlerin, bid’at işleyenlerin ibadetleri, sahih olsa
da kabul olmaz.

GÜNÜN SOHBETI Bir mezhebe girmek şirk mi? Sual: Hadislere, ictihada, icma’ya ve İslam âlimlerinin her Müslümanın bir hak...
31/07/2014

GÜNÜN SOHBETI
Bir mezhebe girmek şirk mi? Sual: Hadislere, ictihada, icma’ya ve İslam âlimlerinin her Müslümanın bir hak mezhebe uyması gerektiğini bildiren kıymetli yazılarına saldıran bir mezhepsiz diyor ki: (İslam âlimleri, Âl-i İmran sûresindeki “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, parçalanıp ayrılmayın” âyetine uymamış, âyete aykırı olarak mezhepler meydana çıkarmışlardır. Kur’anda namaz üç vakit iken, mezhepler beş vakte çıkarmıştır. Allah'ın kitabı varken, mezheplere uymak şirk olur.) Kur’anda, (Âlimlere sorun, âlimlere tâbi olun) buyurulmuyor mu? Âlimlere tâbi olmak niye şirk olsun ki? Âlimler din düşmanı mı? Onlar Kur’ana uymuyor mu? Bir mezhepsizin Kur’andan anladığı, senet oluyor da, İmam-ı a'zam gibi büyük zatların, âlimlerin anladığı niye senet olmuyor? Âlimler, (Kur’anda namazın beş vakit olduğunu, Resulullah'ın ve Eshab-ı kiramın beş vakit kıldığını bildirirken, mezhepsizler niye üç vakit diyor? Kur’anda Allah, (Resulüme tâbi olun) buyurmuyor mu? Peygamber efendimiz ömrünün sonuna kadar beş vakit namaz kılmadı mı? Mezhepsizlerin, kendi anladıkları doğru oluyor da, âlimlerin ve Resulullah'ın anladıkları niye yanlış oluyor? Resulullah'ın namazı nasıl ve kaç vakit kıldığı bize ulaşmadı mı? CEVAP Elbette ulaştı. Bir âlimin açık olmayan bir âyetten anladığı, onun ictihadı yani mezhebi olur. Mezhepsizin de, âyetten anladığı, onun yolu yani mezhebi olur. Mezhepsiz mezhebe karşı olsa da, onun da anladığı, bâtıl da olsa bir mezheptir. Herkesin Kur’andan anladığı kendi mezhebi olur. Âlimlerin anladığına değil de, kendi anladığına uyan, kendi çıkardığı mezhebe uymuş olur. Mezhepsiz, ya bu inceliği bilmiyor veya kasıtlı olarak dinimizi yıkmak için, (Herkes Kur'an'dan anladığına uysun) diyor. İnsan sayısı kadar din çıkarmaya çalışıyor. Kur’an-ı kerimde, (Bilenle bilmeyen bir olmaz, bilen elbette kıymetlidir) buyuruluyor. Her işte bilen kıymetlidir. Cahilin Kur’andan anladığı ile âlimin anladığı aynı olur mu? Zaten herkesin farklı görüşte olması da bu yüzdendir. 72 sapık fırka da yanlış anladıkları için sapıtmışlardır. Onlar da, (Biz Kur’andan böyle anlıyoruz) demişlerdir. Onun için bilen âlimlerin kıymeti çok büyüktür. Üç âyet-i kerime meali: (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43] (Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] (Bunun hükmünü Resule ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, öğrenirlerdi.) [Nisa 83] [Âyet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Dârimî) ] Peygamber efendimiz ülül-emri açıklamasaydı herkes farklı bir yorum getirirdi. Peygamber efendimiz de âlimlerin önemi hakkında buyuruyor ki: (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) [Tirmizî, İbni Mace, Ebu Davud] (Âlimlere tâbi olun! Çünkü onlar, dünya ve âhiretin ışıklarıdır.) [Deylemî] (Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [İbni Neccar] (Âlimler olmasaydı, insanlar helâk olurdu.) [İ. Maverdi] (Bilmediklerinizi salih âlimlerden sorup öğrenin!) [Taberânî] (Bölünmeyin, fırkalara ayrılmayın) âyetini bilenlere, yani âlimlere sorup öğreniyoruz. Bu kıymetli âlimlerden Abdülganî Nablüsî hazretleri buyuruyor ki: Âl-i İmran sûresinin, (Allah’ın ipine sarılın, fırkalara ayrılmayın) âyeti, itikatta, inanılacak bilgilerde parçalanmayın, bozuk düşüncenize uyarak, doğru imandan ayrılmayın demektir. İtikatta ayrılmak, parçalanmak caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Cemaatle birlikte olun! Allah’ın rızası, rahmeti, yardımı cemaatte, birliktedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme düşer) buyuruldu. Eshab-ı kiram, günlük işleri açıklayan bilgilerde, ictihatta birbirlerinden ayrılmışlardı, fakat itikat bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. (Ümmetimin ayrılığı rahmettir) hadis-i şerifi, farklı ictihadın ve farklı fıkhî mezheplerin önemini göstermektedir. (Hadîka) Seyyid Ahmed Tahtavî hazretleri de buyuruyor ki: Allah’ın ipi’nden maksat, cemaattir. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan sapıtır. Sivad-ı a’zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Resulullah’ın ve Hulefa-i raşidin’in yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep, Hanefî , Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî’dir. Bu zamanda, bu dört hak mezhepten birine uymayan, bid’at sahibi olup Cehenneme gider. (Dürr-ül muhtar hâşiyesi) İmam-ı Beyhekî, (Müslümanlar bozulduğu zaman, önceki âlimlerin doğru yoluna sarıl! Bir kişi kalsan bile, o yoldan ayrılma!) buyuruyor. Necmeddin-i Gazzi de, (Ehl-i sünnet âlimleri demek, Resulullah’ın ve Eshab-ı kiramın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. Sivad-ı a’zam, yani İslam âlimlerinin çoğu böyle idiler. 73 fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan hak fırka, (Fırka-i naciyye)dir) buyuruyor. Azılı bir mezhepsiz de, (Kendimi mezhebin ismiyle isimlendirmem, yani Hanefî’yim, Şâfiî’yim demem) diyor. Açıkça mezhepsiz olduğunu hiçbir İslam âlimine bağlı olmadığını söylüyor. Hâlbuki kıyamette her mümin, mezhebinin ismiyle çağrılır. (O gün her fırkayı imamlarıyla çağırırız) mealindeki İsra sûresinin 71. âyetini Kadı Beydâvî hazretleri, (Her ümmeti Peygamberleri ve dinde uydukları imamlarıyla çağırırız) şeklinde açıklamıştır. Ruh-ul beyan ve Tefsir-i Hüseyni’de, (Herkes, mezhebinin imamıyla, yâ Şâfiî veya yâ Hanefî diye çağrılır) diyor. Bu azılı mezhepsizin de, İbni Teymiyye ve Şevkanî gibi sapıkların ismiyle çağrılmayı istediği görülüyor. Çünkü o bunlara uymaktadır. Ebüssüud Efendi hazretleri, (Bölünmeyin) âyetini açıklarken, (Ehl-i kitabın bölündüğü gibi parçalanıp da doğru imandan ayrılmayın! Cahiliye zamanında birbirinizle dövüştüğünüz gibi bölünmeyin!) buyurdu. Doğru yolun, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği iman olduğunu, Peygamberimiz haber verdi. O hâlde Müslümanların, Ehl-i sünnette birleşerek, kardeş olmaları, birbirini sevmeleri gerekir. Müslümanların bu birliğinden ayrılan, bu âyet-i kerimeye uymamış olur. Bu yolda birleşir, birer kardeş olduğumuzu bilip birbirimizi seversek, dünyanın en büyük, en kuvvetli milleti olur, dünyada rahata, huzura, âhirette de sonsuz saadete kavuşuruz. Düşmanlarımızın, cahillerin ve sömürücülerin, kendi çıkarları için söyledikleri yalanlara aldanıp, bölünmemeye çok dikkat etmeliyiz! (S. Ebediyye) www.dinimizislam.com

English articles, mp3, video, evliyaların hayatları, filmler, ilahiler, şiirler, menkıbeler, dualar, her gün yeni soru ve cevaplar, bütün dini konular...

28/07/2014

Tüm islam aleminin RAMAZAN BAYRAM'ını kutlar hayırlara vesile olmasını dilerim Bayramınız Mübarek olsun

Address

Samsun

Telephone

000.000

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dini bilgiler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category