31/07/2014
Emr-i marufla ilgili çeşitli sorular Sual: Yöneticilerin bozuk olmasında toplumun rolü var mıdır? Onları protesto için eylemler
yapmak uygun mudur? CEVAP Elbette toplumun rolü vardır. Onlar başka yerden
gelmedi ki. Yönetici, sütün üzerindeki kaymak
gibidir. Süt nasılsa kaymağı da ona göredir. Yani
manda sütünün kaymağı manda kaymağı,
Deveninki deve kaymağı olur. Domuz sütünün
kaymağı da, domuz kaymağı olur. Demek ki, süt ne ise kaymağı da öyle olur.
Tavuktan tavuk yumurtası çıkar. Tavuktan deve
kuşu yumurtası beklenmez. Her kaptan içindeki
sızar. Bir hadis-i şerif meali: (Siz nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz.) [Cami-us- sagir]
Yani insanlar iyi ise, iyi idareciler gelir, kötü ise
kötü idareciler gelir. Ortada bir suç varsa
toplumda aramalı. Toplum kötü ise, kötü idareciyi
değiştirmekle iş bitmez. Gelen gideni arattırabilir.
Onun için dünyadaki kötü liderlerin toplumları da kötüdür.
Eylem yapmak anarşi çıkarmak olur. Dua ederek
sabretmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü
teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki] Bir âyet meali de şöyle: (Ey iman edenler, sabır ve namaz ile Allah’tan
yardım isteyin. Çünkü Allah elbette
sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153] Allahü teâlâya güvenmelidir. Sabreden zafere
kavuşur. Sual: Bir kimsenin emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaya gücü yetse, buna hiçbir mani de
bulunmasa, bu kimsenin hakkı, doğruyu
bildirmemesi günah olur mu? CEVAP Emr-i maruf farz-ı kifayedir. Bir yerde emr-i maruf
yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. Emr-i
maruf çok mühimdir. Emr-i maruf yapan olmazsa,
ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her
tarafı kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Fitne ve fesat yayıldığı, müslümanlar aldatıldığı
zaman, doğruyu bilenler, herkese anlatsın!
Anlatmazsa, Allahü teâlânın, meleklerin ve
insanların laneti onun üzerine olsun!) [Ebu Nuaym] (Ortalık karışır, yalanlar yazılır, âdetler
ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa,
doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü
teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti,
doğruyu bilip de, gücü yettiği halde
bildirmeyene olsun! Allah, böyle âlimlerin, ne farzlarını, ne de başka ibadetlerini kabul etmez.) [Ebu Nuaym] (Bid'atler yayılıp, sonra gelenler, öncekilere
lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler herkese
söylesin! Eğer söylemeyip gizlerse, Allahü
teâlânın Muhammed aleyhisselama indirdiği
Kur'an-ı kerimi gizlemiş olur.) [İbni Asakir] (Bid'atler zuhur edip, Eshabıma kötü sözler
söylendiği zaman, doğruyu bilen, herkese
söylesin! Söylemezse Allahü teâlâ böyle âlime
lanet eder.) [Deylemi] (Bir yerde bir kötülük zuhur edince, o kötülük
men edilmezse, Allahü teâlâ azabını o kavmin
hepsine birden indirir.) [Hakim] Sual: Bir hayra, bir iyiliğe sebep olanın onu yapmış gibi sevap alacağını yazdınız. Kötülüğe
sebep olan da onu işlemiş gibi günah kazanır mı? CEVAP Evet, iyiliğe sebep olan o iyiliği yapmış gibi sevap
kazanır. Kötülüğe sebep olan da o kötülüğü
yapmış gibi günah kazanır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Kötülüğe delalet eden (yol gösteren) onu yapan
gibidir.) [Deylemi] İbni Mesud hazretleri, "Bir günah işlendiğini
duyduğu vakit, o günahın işlendiğine sevinirse,
aynı günahı işlemiş gibi olur" buyurdu. Hadis-i
şerifte de (Doğuda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına
ortak olur) buyuruldu. (İ. Gazali] Sual: Önceleri namaz kılarken, uzun süre namazı terk eden eski arkadaşlarımız var. Üzülüyoruz,
hiçbir şekilde mescitte veya başka bir yerde
namaz kılarken görmüyoruz. Bu şekilde
düşünmek su-i zan olur mu? Bunlarla ilişkilerimiz
nasıl olmalıdır? CEVAP Namaz kılmıyor galiba diye düşünmek insanın
elinde değildir. Zannını tasdik etmek ve o zanna
göre karar verip hareket etmek günah olur.
Namaz kılmadığı kesin tespit edilince, diğer
insanlar gibi ilişkimiz olur. Başka namaz kılmayan
insanlarla nasıl ilişkimiz oluyorsa bunlarla da öyle olur. Tanıdık olduğu için ilgilenmek elbette iyi
olur. Onları üzmeyecek şekilde ilgilenmek, nasihat
etmek, gazete vermek, kitap vermek, e-mail
göndermek, ilgiyi devam ettirmek iyi olur. Laf
söylemekle kimse kolay kolay yola gelmez. Bu
nasip meselesidir. Ama e-mail falan gönderilir. Güzel bir yazı ise, ondan etkilenebilir, siz de bu işe
sebep olmuş olursunuz. Mesela namazın önemi
gönderilebilir, namaz kılmayanlar için bildirilen
tehditler yazılabilir. Özel göndermek yerine
umuma gönderiyormuş gibi yapılır. Maksat bir
nevi gizlenmiş olur. Sitemizi de tavsiye edebilirsiniz. Sual: Çevremdekilere örnek teşkil edebilmek için kültürümü artırmam gerekiyor. Bana bu yolda
tavsiye edebileceğiniz müstesna fikirlerinize
ihtiyacım olduğunu hissediyorum ve
öğrettiklerinizin her kelimesi için ayrı ayrı Allah
razı olsun diyorum. CEVAP Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumanızı
tavsiye ediyoruz. Bu kitabı okursanız yeterli dini
bilgiye sahip olursunuz. Ne din düşmanlarına
aldanır, ne de din adına insanlara kötülük
edersiniz. Severek okumanızı tavsiye ederiz. Ehl-i
sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanmış bir kitaptır. Bu kitabı
internetten de okuyabilirsiniz: www.hakikatkitabevi.com Sual: "Okuldaki arkadaşlarımdan bazıları dini konularda bilgi sahibi olmalarına rağmen yaklaşık
ayda bir kere içki içiyorlar. Namazı da uzun
zamandır terk etmiş durumdalar. Ben onlara
bazen nasihat ediyor bazen de kızıp bağırarak
içki içmekten ve namaz kılmamaktan
vazgeçirmeye çalışıyorum. Şimdi ben bunlarla hiç görüşmezsem onları iyice felaketle baş başa
bırakmış mı olurum? Yoksa onları ikaz etmek
maksadıyla görüşmeye devam etmem mi daha
uygun olur? Kısaca nasıl hareket edeyim? CEVAP Bağırıp çağırmakla insanlar yola gelmez. Hele aynı
yaştaki akran kimseler birbirinin sözünü
dinlemez. Yapılacak iş, onlara doğru kitap, mesela
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını vermektir.
Bu kıymetli eser yüzlerce İslam âliminin
kitaplarından tercüme edilip derlenerek hazırlanmıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözleri
olduğu için severek okuyana faydalı olmaktadır.
Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır. Nasibi
olanlar, bu yazıların etkisiyle kötülüklerden uzak
durabilir. Onları bu kötülüğe kötü arkadaşları
sürüklemektedir. Kötü arkadaşlardan uzak durmak lazımdır. Sual: Din hakkında konuşmamak mı gerekiyor? Ya siz ne yapıyorsunuz? CEVAP Bizim yaptığımız gibi ehl-i sünnet âlimlerinin
yazılarını, bildirdiklerini nakletmek din hakkında
konuşmak değildir. Şu kitapta şöyle diyor
demekte mahzur yoktur. Biz sadece ehl-i sünnet
âlimlerinin kitaplarından naklederiz. Kendi
görüşümüzü din gibi ortaya koymayız. Bence, bana göre böyle demeyiz. Diyenlere de itibar
etmeyiz. Sual: Dini meselelerde, insanların yanlışları olduğu zaman, onları uyarmak istiyorum; fakat bu işi
devamlı yapmak da uygun olmuyor, bunun
ölçüsü nedir? CEVAP Ölçüsü onları üzmeden söyleyebilmektir. Mesela
en kolay yolu doğru kitap vermektir. Sual: İnsanlara yanlışlarını söylemeli mi? Söylemezsek iki yüzlü olur muyuz? CEVAP Eğer söylediğimizi kabul edecekse ona yanlışlarını
söyleriz, kabul etmeyecekse söylemeyiz.
Söylemeyince iki yüzlü olmayız. Sual: Müslüman iken dinsizlerin etkisinde kalan bazı kimseler, dine düşman olmuşlardır. Bunlara
dinimizi yeniden izah etmekte fayda var mıdır? CEVAP Bunlara büyük bir sabır ve sebat ile İslam dininin
esaslarını onların anlayacağı bir tarzda telkin
etmelidir! Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel öğütlerle
çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış! Doğrusu
Rabbin, yolundan sapanları daha iyi bilir.) [Nahl 125]
Bildiğimiz iyi ve doğru şeyleri bilmeyenlere en
güzel tarzda öğretmek, üzerimize farzdır, Allahü
teâlânın kat’i emridir. Bu vazifeye, Emr-i maruf denir. Bu bir ibadettir. İlmin zekatı, bilmeyenlere
ilmi öğretmekle ödenir. Bu, çok hayırlı bir iştir.
Dinimiz, âlimin mürekkebini, şehidin kanından
efdal tutmakta, hayırlı iş görmeyi, nafile ibadetten
üstün saymaktadır.
Hak bir söz, güzel bir öğüt kimden gelirse gelsin, güzel karşılamalı, böyle güzel bir sözü duyurduğu
için Allahü teâlâya şükretmeli, söyleyene değil
söyletene bakmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse dini hakkında bir öğüt duysa, bu
Allahü teâlânın ona ihsan ettiği bir nimettir.
Buna şükretmesi ne iyidir. Şükretmezse, günahı
artar, Allahü teâlânın gazabına sebep olur.) [İbni Asakir] Sual: İslamiyet’in güzel ahlakını göstermek için, kâfirlere karşı da iyi huylu olmak ve onları
incitmemek gerekmez mi? CEVAP Müslümanların kâfirlere karşı da iyi huylu
olmaları, onları incitmemeleri gerekir. Böylece
İslam dininin, iyi huylu olmayı, kardeşçe
yaşamayı, çalışmayı emrettiği onlara da
gösterilmiş olur. Böylece iyiliği seven insanlar,
seve seve müslüman olurlar. Cihad etmek farzdır. Cihadı devlet topla, silahla yapacağı gibi, soğuk
harp ile, propaganda, neşriyat ile de yapar. Her
müslüman da, iyi huyları ile, iyilik yapmakla cihad
yapar. Çünkü cihad etmek, insanları müslüman
yapmaya davet etmek demektir. Görülüyor ki,
kâfirlere karşı da, iyi huylu olmak, onları incitmemek, cihad etmek oluyor. Cihad ise her
müslümana gücü nispetinde farzdır. Sual: Bir hadiste, (Sizden her kim kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse
diliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse kalbiyle
buğz etsin. Bu imanın en zayıf derecesidir) deniyor. İmanın en zayıf noktasına düşmemek
için, içki içene, kumar oynayana, insanlara
zulmedene ve başka kötülükleri işleyene mani
olmak mı gerekir? Mani olmazsak dil ile hakaret
etmek mi gerekir? CEVAP Bizim gibi insanların hadis-i şerifi anlaması,
açıklaması ve onunla amel etmesi caiz değildir.
Bunu ancak gerçek İslam âlimleri yapar. Bu hadis-
i şerifi açıklayan Abdulgani Nablüsi hazretleri Hadika isimli kitabında buyuruyor ki: (Söz ve yazı ile emr-i maruf, âlimlerin vazifesidir.
Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya
çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile
müdahale ise devletin vazifesidir.) [ Ayrıca Hindiyye c.5, s.352, Kadıhan c.3, s.429,
Bezzaziyye c.6, s.356] Demek ki bizim vazifemiz, günah işleyenlere dua
ederek mani olmaktır. Devletin işini bizim
yapmaya kalkmamız caiz olmaz. Sual: Zamanımızda en kıymetli amel nedir? CEVAP
İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: Zamanımızda, amellerin en efdali, yazı ile, medya
yolu ile, kâfirlere, mezhepsizlere cevap vermek,
Ehl-i sünnet itikadını yaymaktır. Böyle cihad
edenlere, para ile, mal ile, beden ile yardım
edenler de bunların kazandıkları sevaplara ortak
olurlar. Sual: Filmlerde, piyeslerde İslâm büyüklerini temsil etmek caiz midir? CEVAP Talim ve islâma hizmet maksadı ile yapılan
filmlerde caiz ise de, saygısızlığa sebep olabilecek
hareketler, çok tehlikeli olduğu için, bunun gibi
şeylerden sakınmak lâzımdır. Papazı temsil etmek
Sual: Piyeslerde, bir papazı temsil etmek caiz midir? CEVAP Zaruretsiz caiz değildir. Günaha razı olmamalı
Sual: Emrim altındakiler, söz dinlemeyip günah işliyorlar, günah işlenen yerlere gidiyorlar. Ben bir
kere söyledikten sonra, peşlerini bırakmak uygun
olur mu? CEVAP Peşlerini bırakmak, izin vermek demektir. Devamlı
emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak
vazifemizdir. Buna razı olmamak ve peşlerini
bırakmamak gerekir. En uygunu da tavır almaktır.
Bu iş böyle gitmez diye gözdağı vermektir. Din nasihattir
Sual: Bir hadiste, (Din nasihattir) deniyor. Din, ilahi emir ve yasakların toplamı değil midir? CEVAP Bu hadis-i şerif, dini tarif etmiyor, nasihatin
önemini belirtiyor. Din, nasihatle, emr-i maruf ve
nehy-i münker yapmakla ayakta kalır, yani din,
nasihatle devam eder demektir. Emr-i marufu terk etmek
Sual: Bir hadiste, (Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayan yani iyiliği emredip, kötülükten
sakındırmayan bizden değildir) deniyor. Emr-i maruf yapma imkânımız yoksa ne yapacağız?
Bizden değil demek kâfir mi demektir? CEVAP Emr-i maruf yapma imkânımız yoksa sorumlu
olmayız. Ama günümüzde emr-i maruf yapmak
için âlim olmak gerekmez. Muteber bir din kitabını
birine vermekle emr-i maruf yapmış oluruz.
Kendimiz, kitap verecek birini bulamazsak, kitap
verebilen birine (Bu kitabı birine ver!) diyebiliriz. Yahut kitabın parasını verip, (Bu parayla şu kitabı al, birine ver!) diyebiliriz. İmkânım yok demek geçerli bir mazeret olmaz. Bir kimsenin bir
kuruşu bile olmasa, (Bana ücretsiz kitap
verirseniz, ben onları dağıtırım) diyemez mi?
Ücretsiz kitap verenler vardır. Ücretsiz veren de
yoksa, kitap dağıtanlara dua eder. Mesela, (Ya
Rabbi, ben hizmetlere maddî ve manevî yönden katılamıyorum. Bu işi maddî ve manevî şekilde
yürütenlere imkân ver!) diye dua edilmelidir. Emr-
i maruf yapmak isteyene Cenab-ı Hak bir yol
gösterir.
Burada, (Bizden değildir) demek, kâfir demek
değildir. (Bizim yolumuza uymamış olur, bizim bildirdiğimiz emr-i marufu yapmamış olur)
demektir. Eğer, maddî veya manevî şekilde emr-i
maruf yapma imkânı varken yapmamışsa, haram
işlemiş olur. Çünkü imkânı olana emr-i maruf
yapmak farzdır. Emr-i maruf yapmak
Sual: Bir insanın, kendi yakınları veya komşuları açık geziyorsa, bunlara emr-i maruf yapması
gerekir mi? Yapmazsa imanına zararı olur mu? CEVAP Elbette emr-i maruf yapması lâzımdır. İslam
âlimleri, (Eğer sözü geçenlere söylemezse imanı gider) buyurmuşlardır. Çünkü imkânı olanın emr-i maruf yapması farzdır. Farza önem vermeyen
kâfir olur. Fitneye sebep olacaksa, dille söylemez
başka yoldan ikaz etmeye çalışır. Mesela uygun
bir din kitabı hediye eder. Salat-i tefriciyye
Sual: Bir abla emr-i maruf niyetiyle önüne gelene, (Sen şu zamana kadar, şu kadar salat-i tefriciyye
okuyacaksın, şu kadar Yasin-i şerif okuyacaksın,
şu kadar kelime-i tevhid çekeceksin, duası
yapılacak) diyor. İstemeyerek almak zorunda
kalıyoruz. Çok verdiği için okuyamadığımız da
oluyor. Emr-i vaki ile böyle şey yapması doğru mudur? CEVAP Elbette doğru olmaz. Sadece (Şunlar okunacak,
isteyen istediği kadar alabilir) denir. Kimse
mecbur tutulmaz. Salat-i tefriciyye duası,
salevattır, okumakta mahzur olmaz, ancak
kitaplarımızda aynı maksatla okunan çok dua var.
İlla bunu okutmaya çalışmak da doğru olmaz. Hutbelerin konusu
Sual: Hutbelerde sağlığın öneminden, ağaç dikmenin faziletinden ve ticarette başarının
yollarından bahsediliyor. Bunların Türkiye’de
bakanlıkları vardır. Yeteri kadar görevlerini
yapıyorlar. Hutbelerde, (Doğru iman nasıl olur?
Nasıl iyi bir Müslüman olunur?) gibi konular niye
işlenmiyor? CEVAP Sağlık, ziraat, ağaç dikmek, çevre temizliği ve
ticaret gibi konular, dinimizin önem verdiği
konulardır. Ancak iyi kötü bunlarla ilgilenenler
var. Onun için, bize daha çok lazım olan konuları
işlemek gerekir. Mecburen Türkçe okunan
hutbelerde, vaazlarda ve dînî yazılarda, daha lüzumlu olan konular üzerinde durulmalı. Mesela,
(Ehl-i sünnet itikadı, gusül, abdest, namaz, helâl,
haram, bid’at) gibi konulardan bahsedilmelidir.
İtikadı bozuk olanın ibadetleri boşa gider. Haram
yiyenlerin, bid’at işleyenlerin ibadetleri, sahih olsa
da kabul olmaz.