Serdar Sarıcı

Serdar Sarıcı

Share

www.biyolojiokuryazari.com resmi facebook sayfasıdır.

19/02/2022

Su Bayatlar mı?

“Bayat” genellikle besinler için kullandığımız bir sıfat olsa da son günlerde pek çok insan suyun da bayatlayabileceğini düşünüyor. Peki; su gerçekten bayatlar mı, eğer bayatlarsa bayat su içilir mi?
Suyun Tazeliğini Yitirmesindeki Nedenler Neler?
İçme suyu, sadece H2O moleküllerinden oluşmaz. İçerisinde çeşitli iyonlar ve başka moleküller de vardır. Bu kimyasal yapıda zamanla gerçekleşen küçük değişiklikler dahi suyun tadının değişmesine yol açabilir. Örneğin, bardağa doldurduğumuz su bekledikçe havadaki karbondioksiti yapısına katmaya başlar. Su molekülleri ile karbondioksit molekülleri bir araya geldiğinde tepkimeye girerek karbonik aside dönüşür. Bu da suyun pH değerinin bir miktar düşerek daha asidik olmasıyla sonuçlanır.

Ayrıca tüketilmeyi bekleyen musluk suyunda geosmin ve 2-Metilisoborneol adı verilen kimyasal bileşenlerin bulunması, suda güçlü bir toprak ve çamur kokusuna neden olabilir.
Ancak, içme suyu arıtma tesislerinde son süreç basamaklarından biri olarak dezenfeksiyon amacıyla klor ve klor içeren bazı bileşikler suya eklenir. Bu sayede içme sularının bakteri ve virüslerden arındırılması sağlanır.
Yine de Musluk suyu yerine tercih edilen damacana ya da pet şişedeki sular da aslında düşünüldüğü kadar masum olmayabilirler. Sağlıklı koşullarda üretilmiş olsalar da doğru koşullarda saklanmama veya uzun süre bekletilme gibi nedenlerle su bayatlayabilir, ambalajlarının içerisinde sağlığınız için zararlı bakteriler üreyebilir. Plastik ambalajlar güneş ışığında bekletildiklerinde, şişenin üretiminde kullanılma ihtimali olan bisphenol A (BPA) ya da flören 9 bisfenol (BHPF) maddeleri suya salınım yapabilir. Bu durumlar ise suyun kalitesini düşürdükleri gibi, hamilelikte düşük oranının artmasından kansere kadar pek çok ciddi sağlık sorununa neden olabilir.
Not: Baş ucumuzda bir gece ya da biraz daha uzun süre beklemiş suyu içmenin nahoşlaşan tadı dışında bir sakıncası görünmüyor. Ancak çok uzun süre beklerse suda mikroorganizmalar oluşur ve suyu kokutur.
Not: Bilgiler Bilim ve Teknik Ağustos 2021 sayısından ve https://www.arcelik.com.tr/su-aritma-blog/su-bayatlar-mi alınmıştır.

14/10/2021

TABİATTAKİ MUCİZE: ARILAR

İnsan olarak genel özelliğimiz; bir şeyin önemini kaybedince anlamaktır. Örneğin; hasta olunca sağlığın, sıkışınca boş zamanın, iklimler değişince küresel ısınmanın, arılar yok olmaya başlayınca da insanlığın yok olacağı korkusu ile bu canlıların önemini kavramamız gibi.
Ne zaman ki ABD’de ki arıların yok olamaya başlaması, ülkemizde de buna benzer olayların görülmesi sonucunda, çağımızın büyük bilim insanı olan Einstein’ın meşhur sözünü hatırladık. Einstein ne demişti “Dünyada arılar yok olursa 4 yıl sonra insanlığın da sonu gelir”. Acaba arıların veya herhangi bir şeyin önemini kaybetmeden anlamayacak mıyız? Gerçekten arılar yok olursa böyle bir şey olabilir mi?
Tabiattaki çalışkan canlılardan olan arılar hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz?
Arılar; tabiattaki en çalışkan, hiyerarşinin en harikulade bir şekilde hiçbir karışıklığa meydan vermeden uygulandığı bir topluluktur. Sosyal böcekler olarak, topluluk yaşamı sürdüren bal arıları herhangi bir yuvada aile (koloni) oluştururlar. Aile yaşamında iş bölüşümü, yardımlaşma ve çalışkanlık temel kurallardır. Bir bal arısı ailesi, birinin görevini diğerinin yapamadığı morfolojik ve fizyolojik özellikler bakımından farklı üç değişik bireyi içerir ki bunlar; 1 adet ana arı, sayıları mevsimlere göre değişen işçi arı (10 bin – 80bin arasında) ve erkek arılardır (100- 150). Kovandaki işlerin aksatılmaması ve düzenin sağlanmasında en büyük görev işçi arılarındır. İşçi arıların ömürleri yaklaşık 42 gündür. Birinci 21 günde kovan içinde iç hizmet arısı olarak; temizlik, yavrunun ve ana arının beslenmesi, arı sütü salgılama, balın olgunlaştırılması, mum salgılayarak petek örme ve kovan girişinde bekçilik gibi görevleri üstlenirler. Çıkıştan sonraki ikinci 21 günde ise dış hizmet arısı olarak; nektar (bal özü), salgı, polen, su ve propolis toplarlar.
Ayrıca arılar zeki hayvanlardır. Avustralyalı bir araştırmacı, bal arılarının 4'e kadar sayabildiklerini ortaya çıkardı.
Arıların yapmış olduğu altıgen prizma şekli peteklerin dayanıklılığı ve en fazla bal alması yıllar boyunca matematikçiler ve fizikçiler arasında çözülmesi gerekli bir problem olarak karşılarında durmuştur. Bu bağlamda arılar hangi geometrik şekli yaparsa petekler daha dayanıklı ve daha fazla bal alır diye kafalarını yormuşlardır. Hatta buldukları sonuçlarla arıların yanlış yaptığını ortaya koydukları teorileri yıllar boyunca kabul görmüştür. Bu teorinin ortaya atılışından yaklaşık 400 yıl sonra bir matematikçinin, meslektaşının formüllerde hesaplama hatası yaptığını bulması ve arıların en doğru şekli kullandığını ispatlaması ile son bulmuştur.
Bizler bu zeki hayvanları bizlere sadece bal veren canlılar olarak mı biliyoruz? Başka faydaları yok mu? Acaba böyle mi?
Arılar, tabiattaki yaklaşık 130 bin bitki türünü tozlar. Dünya genelinde insan gıdasının %90’ını karşılayan 82 bitki türünün 63’ü (%77) arılar tarafından tozlanır; eğer bu olay olmazsa bitkiler tohum bağlayamaz ve neslini devam ettiremez. Mesela elma, armut, şeftali, kayısı, vişne, kiraz, kavun, karpuz, kabak gibi doğrudan insan gıdası olarak tüketilen bitkilerde; ayçiçeği, aspir, kolza, pamuk, şekerpancarı gibi endüstriyel bitkiler; yonca, korunga, çayır üçgülü, aküçgül, fiğ gibi yemlik bitkilerinde tohum için mutlak olarak arılara ihtiyaç duyulmaktadır.
Erozyon engellemede de arılardan faydalanıla bilir mi? Özellikle arılar tarafından tozlaşmaları sağlanan; Asteraceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Campunalaceae, Compositae ve fabaceae gibi bitkiler arıların tozlaşmasına ihtiyaç duyar. Bu bitkiler toprağın erozyona uğramasını engelleyen, toprağı tutan bitkilerdir.
Sizce arılar yok olursa insanlık yok olur mu?
Propolis: Propolis işçi arılar tarafından ağaçlardan toplanan ve yine işçi arılar tarafından kovanda çatlak yerlerin kapatılmasında, kovana giren ve ölen yabancı böceklerin kokuşmasının önlenmesinde, petek hücrelerinin ve kovan iç cidarının parlatılmasında ve yavru alanlarının hastalıklardan korunmasında kullanılır. Bileşiminde reçine, polen, balmumu, eterik yağlar, değişik organik ve inorganik bileşikler vardır. Brezilya, Çin, Japonya gibi bazı ülkelerde önemli miktarlarda üretilip insan sağlığında kullanılmasına karşın ülkemizde yeterince bilinmediği için yeterli üretimi ve tüketimi yapılmamaktadır.
Bunları biliyor musunuz?
Arılar; 500 gram bal için 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konup kalkar.
 Bir kilo bal için 40 bin arı 6 milyon çiçeği dolaşır.
 Bir peteği doldurmak için 100 milyon çiçeğin nektarını emer ve 100 bin km kanat çırpar
1 kg bal üretmesi için 8 kilo bal tüketir. Bunlar içinde koloninin dünya çevresini 6 kez dönmesi gerekir.
Arı ağırlığının 330 katı yük çeker
Arılar nektar ve polen toplarken gün boyu ilk olarak ziyaret ettiği bitki türünün dışına uğramaz.
Serdar SARICI

İlginç Bilgiler 19/01/2018

MUMYALAMA İŞLEMİ NASIL YAPILIYORDU?

Eski Mısır’da mumyalama kişilerin sosyal konumlarına göre yapılıyordu. Zengin kimseler zengin karışımlarla mumyalanırken, daha alt düzeydekiler ise yalnızca tuzlu suda bekletilerek mumyalanırdı. Bununla birlikte en sık kullanılan madde, Mısır’ın kurumuş göl yataklarında çokça bulunan natron’du. Ölen kişinin iç organları çıkarıldıktan sonra, 70 gün doymuş natron çözeltisi içinde bekletmek suretiyle mumyalama işlemi yapılıyordu. Bazı mumyalarda da reçine kullanılıyordu, ancak reçine mumyaların bozulmasına neden oluyordu.
Diğer taraftan bir cesedin bozulmasına neden olan en önemli şey, havayla temas ve mikroorganizmaların çoğalmasıdır. Eğer bu koşulları engelleyecek maddeler kullanılırsa, belirli ölçüde bozulma da engellenebilir.
İç organlar çıkarıldıktan ve özel bazı maddelerle ilaçlandıktan sonra, reçinelenmiş keten bezlere sarılırdı. Böylece hem bedenin nemi korunurdu, hem de sürülen ilaçlar bedene iyice nüfuz edip bozulmasını önlerdi. Ölen kişinin vücudundan açılan bir kesikten iç organlar çıkarılır, temizlenir ve tuzla kurutulurdu. Natron yani sodyum karbonat her mumyalama yönteminde kullanılan çok önemli bir madde idi.



Eski Mısırlılar biri öldüğünde öbür dünyaya gitmeden önce ölünün yer altı dünyasını geçmesi gerektiğine inanıyordu. Yer altı dünyası korkunç canavarlar ve tehlikeli hayvanlarla doluydu. Ölünün bu tehditleri atlatabilmesi için sihire ihtiyacı vardı. Eski Mısırlılar bu yolculukla onlara eşlik edecek büyüleri seçebiliyordu.
Büyüler Ölüler Kitabı'ndan seçilip papirüse yazılarak tabutun içerisine konuluyordu. Mumyalama nasıl yapılırdı? İlk olarak ölü "ibu" yani "arınma yeri" olarak bilinen çadıra getirilirdi. Burada mumyalayışılar ölünün vücudunu güzel kokan palmiye şarabıyla yıkar ve Nil suyuyla durulardı.
Ardından ölünün sol tarafında bir kesik açılır ve iç organlarının çoğu çıkarılırdı. Organların çıkarılmasının sebebi bunların vücudun ilk çürüyen bölümleri olmasıdır. Karaciğer, akciğerler, mide ve bağırsaklar yıkanır, ardından natron olarak bilinen doğal sodyum karbonat ile kaplanırdı. Bu sayede organların kuruması sağlanırdı.
Kalp vücuttan çıkarılmazdı. Çünkü kalp ölümden sonraki yaşam için gerekli olacak akıl ve duyguların merkeziydi. Beyin burundan sokulan bir kanca yardımıyla ezilerek burun deliğinden çıkarılırdı.
Vücudun tamamı ve içi natron ile kaplanırdı. Mumyalama işlemi sırasında kullanılan tüm bez parçaları ve sıvılar ölüyle birlikte gömülürdü.
40 gün sonra vücut tekrar Nil suyuyla yıkanır ve cildin esnek kalmasını sağlayacak yağlarla kaplanırdı. Kurumuş organlar vücuda geri konar ve içi talaş, yaprak ve bez gibi kuru materyallerle doldurulurdu. Son olarak vücuda yeniden güzel kokan yağlar sürülürdü.
Geçmişte iç organlar vücuttan çıkarıldığında kavanozlara konurdu. Ancak yıllar içerisinde mumyalama şekilleri değişti ve organlar kuruduktan sonra vücuda geri konmaya başladı. Ancak odun veya taştan oyulmuş kavanozlar organları koruması amacıyla yine de mumyayla birlikte gömülüyordu.
İnsan başlı tanrı İmset karaciğeri korurdu. Babun başlı tanrı Hapi akciğerleri korurdu. Çakal başlı tanrı Duamutef mideyi korurdu. Şahin başlı tanrı Kebehsenuef ise bağırsakları korurdu.Mumyanın sarılması İlk olarak baş ve boyun ardından el ve ayak parmakları teker teker kaliteli keten ile sarmalanırdı. Kollar ve bacaklar ayrı sarılır, katmanların arasına vücudu koruyacağına inanılan muskalar yerleştirilirdi.
Sarma işlemi esnasında bir rahip yüksek sesle büyüler okurdu. Bu dualar kötü ruhların kovulması ve ölünün sağlıklı bir şekilde öteki hayata geçmesi için gerekliydi.Daha sonra kollar ve bacaklar da bir araya sarılırdı.
Üzerinde Ölüler Kitabı'ndan alınmış dualar ve sihirlerin olduğu bir papirüs rulosu konurdu. Daha fazla bez kullanılarak beden sarılır, her seferinde bandajların arasına birbirlerine yapışmalarını sağlayacak reçine konurdu. Vücudun etrafında bir kıyafet giydirilir ve üzerine tanrı Osiris'in ismi çizilirdi. Ardından mumya tabutların içine yerleştirilirdi.

İlginç Bilgiler 09/04/2017

GENÇ KIZ VE KADINLARI TEHDİT EDEN BİR PROBLEM
Demiriniz azalınca ne olur

Demir eksikliği önemli ve yaygın bir sorun. En çok da genç kız ve kadınları tehdit eden bir problem. Demir azalması -yoksunluğu- denince akla sadece "kansızlık" da gelmemeli. Demir eksikliğinin önemli bir kansızlık nedeni (hipokrom mikrositer anemi deniyor) olduğu doğru ama "demirsiz kalmanın" yol açtığı daha başka pek çok sorun var. Neler mi? Buyurun...
Demir "olmazsa olmaz", yani yaşamsal bir mineral. Vücudunuzda yeteri kadar demir yoksa; ilk önce sinsi ve ilerleyici bir bitkinlik başlıyor,
zamanla demir azlığı en önemli yorgunluk nedeni oluveriyor.
Ayrıca demirin eksikliği depresyona yakalanmayı da kolaylaştırıyor.
Demiriniz eksikse eğer belleğiniz de zayıflıyor.
Odaklanmada, öğrenme ve öğrendiklerinizi anımsamada güçlükler başlıyor.
Demiri azalan çocukların beden ve beynin gelişmesi yavaşlıyor, oturmaları, yürümeleri, bedensel olarak büyümeleri gecikiyor, okul başarıları düşmeye başlıyor.
Yaşlılar ise bellek sorunlarıyla demirleri daha erken ve sık karşılaşıyor.
Önemli bir sorun da şu: Bağışıklık sistemi de demir rezervinizden etkileniyor. Rezerviniz düştükçe bağışıklığınız zayıflıyor, gripler, nezleler, farenjitler, sinüzitler sıklaşmaya başlıyor.

NE YAPMALI?

Kısacası "Demir rezervimizi korumak" sağlığımızı için çok ama çok önemli bir konu. Ama ne yazık ki bedendeki "demir rezervi hassas dengeler içinde" sürdürülebiliyor 70-80 kiloluk bir yetişkinin vücudundaki toplam demir miktarı sadece 5 gram!
Yanlış okumadınız sadece ve sadece 5 gram! (Bir fikir vermesi için bedenimizdeki kalsiyum rezervinin 1 kilodan fazla olduğunu söylemem sanırım yeterli.)
Sorun da rezervin çok sınırlı olmasından kaynaklanıyor. Şu veya bu nedenle besinlerle yeterince demir almazsanız, demir noksanlığına yakalanmanız, demir eksikliği kansızlığı hastası olmanız kaçınılmaz hale geliyor.

DEMİRİNİZE SAHİP ÇIKIN!

Özellikle bir genç kız ve hanım için demir rezervi çok ama çok önemli bir sağlık hazinesi. Bu hazineyi güçlü tutmanın yolu da "demirden zengin" besinler yemekten geçiyor...
Demir zengini besinler hangileri
Gıdalarla demir kazanmak, öyle çok kolay başarılacak bir iş değil. Her gıdada yeteri kadar demir yok. Günlük demir kazanımının 2-3 mg civarında olması gerekiyor.
Ama bu miniminnacık miktarı bedene kazandırmak bile ciddi bir çaba gerektiriyor.
Demir zengini diye kabul ettiğimiz bazı besinlerin içindeki demir de oldukça sınırlı. Mesela "en zengin demir kaynağı" diye bildiğimiz sakatatların (karaciğer, dalak) 100 gramında sadece 8-10 mg demir var.
Neredeyse tıka basa demir dolu diye düşündüğümüz, "demir hazinesi" gibi kabul ettiğimiz kırmızı etin 100 gramındaysa en fazla 6-8 mg demir bulunuyor. Yine de iyi. Çünkü bu miktar, bitkisel yiyeceklerin demirden en zengin olanlarında bile hemen yarıya düşüyor.
Sakatatlar ve kırmızı et kadar yumurtanın sarısı, balık ve tavuk da demirin en güçlü kaynakları arasında. Anlayacağınız "vejetaryen beslenme alışkanlığı" demir eksikliğinden korunma barajını ortadan kaldırıyor, demir noksanlığını neredeyse kader haline getiriyor.
Hayvansal gıdalarda, bitkisel gıdalara oranla demir hem daha fazla hem de bunların içindeki demir (gıdalardaki demire de HEM deniyor!) daha kolay emiliyor.
Bitkisel besinlerde (mercimek, bakliyat, yeşil yapraklı yiyecekler, üzüm, pekmez, ceviz, badem, fındık, yer fıstığı) demir var ama bitkisel demir kolay kolay emilemiyor.
Kıymalı mercimek mi yumurtalı ıspanak mı
Besinlerdeki demiri vücuda daha fazla kazandırmanın yolu, demir zengini bitkisel ve hayvansal besinleri birlikte tüketmekten geçiyor. Mesela bol sebzeli menemen, yumurtalı ıspanak, bol kıymalı mercimek çorbası mükemmel karışımlar. Et yerken yanına bol salata yapmak ya da eti bol sebze -yeşillik ile- birlikte yemek de akılcı seçimler.
Eğer salataya bolca limon sıkarsanız mükemmel bir "demir eksikliğini önleme öğünü" olacaktır. Nedeni şu: C vitamini bağırsaklardan demirin emilimini inanılmaz ölçüde hızlandırıyor, dolayısıyla C vitamininden zengin yiyeceklerle demir zengini yiyecekleri beraber yemek bedenin demir kazanımını ikiye, üçe katlayabiliyor.
Çay demiri engeller mi
Demir emilimini önleyen besinler var! Ama (ne iyi ki) bunların etkileri sanıldığı kadar fazla değil. Mesela süt, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin yiyecekler, kalsiyum hapları gıdalardaki demirin emilimini engelleyebiliyor. Sağlıklı biriyseniz bu pek sorun yaratmıyor. Yok, eğer demir eksikliği tedavisi görüyorsanız sütü, yoğurdu, ayranı yemeklerde değil öğün aralarında almanızı tavsiye ederim.
Sık sık gündeme getirilen yemek sonrası çay içmenin demir emilimini bozacağı efsanesine gelince... Elimizde bu konuda güvenilir bir araştırma, sağlam bir bulgu yok. Çaydaki tanin yapısındaki maddelerin demirin emilimini azaltabileceği doğru ama eğer ciddi bir kansızlığınız yoksa bu azalmanın hiçbir önemi kalmıyor.
Yani kansızlık nedeniyle demir hapı yutan ya da demirden zengin beslenmeye çalışan biri değilseniz yemeğinizdeki yoğurdu da ayranı da yemeğin üstüne içeceğiniz keyif çayını da zevkle tüketebilirsiniz.
Bir başka şehir efsanesi daha var ki onun da demir emilimine ciddi bir etkisi olduğu kanaatinde değilim: Kepekten zengin ekmek yemek demir emilimine zannedildiği kadar olumsuz etki yapmıyor. Tersine kepek sağlık dostu bir madde. Güçlü bir posa - lif- ve B vitamini kaynağı.
Kaynak: 12.03.2015 Perşembe OSMAN MÜFTÜOĞLU

SAĞLIK KÖŞESİ 12/03/2017

ZAYIFLAMAK İÇİN BOL SU İÇMEDEKİ GİZLİ TEHLİKE: SU ZEHİRLENMESİ
(SU İNTOKSİKASYONU)

* Buna engel olmak için günlük ne kadar su tüketmeliyiz?
* Zayıflamak için ölüme ramak kalmak mı? Yazımızda

Su zehirlenmesi: Su intoksikasyonu olarak da bilinen su zehirlenmesi, çok fazla su içilmesi sonucunda beyin fonksiyonlarının bozulmasıyla kendini belli eden bir rahatsızlık tablosudur.
Vücudumuzdaki bütün hücrelerin, dokuların, organların düzgün çalışması için suya hem de biraz bolca suya ihtiyacı olduğu kuşkusuz.
O nedenle vücudumuzdan terleme, idrar ve solunum yoluyla kaybettiğimiz suyu düzenli olarak yerine koymamız, yani su içmemiz gerekiyor.
Yeterince su içmemek yorgunluk, baş dönmesi, sersemlik, odaklanma güçlüğü ve kas krampları gibi, çoğu kez başka nedenlere bağladığımız belirtilere sebep olabilir. Suyun hayatta kalmamız ve sağlığımız için önemi hepimizce biliniyor. Ama az su içmek kadar, fazla su içmenin de zararlı olduğunu pek çoğumuz bilmeyebilir.
Özellikle kilo vermeye çalışanların sıkça başvurdukları bir yöntem olan aşırı su içmek, yerine göre "Su zehirlenmesi" denen ciddi bir duruma yol açabilir.
Su zehirlenmesi: Su intoksikasyonu olarak da bilinen su zehirlenmesi, çok fazla su içilmesi sonucunda beyin fonksiyonlarının bozulmasıyla kendini belli eden bir rahatsızlık tablosudur. Çok fazla su içildiğinde kanınızdaki su miktarı artar. Fazla suyun kandaki elektrolitleri, özellikle sodyumu seyreltmesi sodyum azlığı denen duruma yol açabilir. Sodyum, hücrelerin içindeki ve dışındaki sıvı miktarının dengelenmesine yardımcı olan elektrolittir. Bu yaşamsal öneme sahip elektrolitin düzeyinin aşırı su tüketimine bağlı olarak düşmesiyle, hücre dışından hücre içine sıvı akımı artar. Bu da hücrelerin şişmesine neden olur. Söz konusu hücre şişmesi beyinde olduğu zaman tehlikeli ve yaşamı tehdit eden bir durum ortaya çıkar. Beyin hücreleri şiştiğinde kafatası içindeki basınç artar. Bu basınç artışıyla birlikte su zehirlenmesinin ilk belirtileri meydana gelir..
Belirtileri:
* Baş ağrısı..
* Bulantı..
* Kusma!..
* Durum ağırlaştıkça daha ciddi belirtiler görülebilir:
 Kan basıncında artış..
 Şuur bulanıklığı..
 Çift görme..
 Kendini kötü hissetme..
 Solunum güçlüğü..
 Kas güçsüzlüğü ve kramplar..
 Duyu bozuklukları..
Beyindeki sıvı miktarının artması yani beyin ödemi, beyin sapına baskı yaparak merkez sinir sistemi işlevlerinde bozulmaya yol açabilir ve hatta beyin hasarı, koma ve ölüme neden olabilir.
Yani bilmeden çok su içersek ne olur?
Su zehirlenmesine sebep olacak miktarda suyun yanlışlıkla tüketilmesi mümkün değildir. Ancak değişik nedenlerle aşırı su içilmesi su zehirlenmesine neden olabilir.
Kesin bir miktar verilmemekle beraber mesela sabahtan akşama kadar gün içinde 8-10 litre gibi su içmek, su zehirlenmesine neden olabilir.
Böbrek süzme durumlarındaki değişikliğe göre bazı kişiler daha az miktarda su ile de problem yaşayabilirler.
Normal bir böbrek aslında saate 800 mililitre (0.8 litre, 800 gram) civarında süzme yapabilir.

Son yıllarda aşırı su içilmesinin nedeni kilo verme çabasıdır.
Zayıflamak isteyenler eğer böbreklerin atabileceğinden fazla miktarda su içerlerse aşırı hidrasyon ve su zehirlenmesi meydana gelebilir.
Burada içilen suyun miktarının yanı sıra, ne kadar zaman içinde tüketildiği de önemlidir. Eğer kısa süre içinde fazla miktarda su içilmişse risk artar. Kısaca, doktora danışmadan günlük su miktarını artıran veya azaltan herhangi bir diyet değişikliği yapmak, son derece yanlıştır ve çok ciddi problemlere neden olabilir.
Kimi zaman askerlerde veya maraton koşucularında, aşırı su içilmesiyle ve ayni zamanda stres nedeniyle artan vazopressin hormonuyla kolayca oluşan su zehirlenmesi belirtileri, yanlışlıkla susuzlukla karıştırılmakta ve yanlış tedavi sonucunda bu kimselere daha da fazla su verilmesi tabloyu ağırlaştırmakta ve ölümlere sebebiyet vermektedir.
Şimdi günde ne kadar su içelim; Günlük içilmesi gereken su miktarı için aslında belirli bir rakam yoktur. Bu kişiden kişiye değişir. Vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi ve iklim şartları gibi değişkenler içilecek günlük su miktarında belirleyicidir. İçecekler ve gıdalardan alınan dahil olmak üzere, normal şartlarda ortalama bir rakam verecek olursak, günlük yeterli su alımı erkekler için 2.5- 4 litre ve kadınlar için 2-3.5 litre denebilir.
Günde 8 bardak kuralı eskiden kalma ama hâlâ pek çok kişinin uyguladığı bir formüldür. İdrarın renginin koyu çıkmaması, açık sarı olması da çok su içildiğinin göstergesi sayılabilir.
Su zehirlenmesi durumunda ne yapmak gerek?
Su zehirlenmesi aslında çok seyrek görülür. Böyle bir durumdan şüphelenildiğinde derhal acil tıbbi tedavi aranmalıdır. Bilmeden fazla su içilemeyeceği için, kişi sebebin farkındadır, tedaviyi yönlendiren acil durum ekibine bu durum net şekilde anlatılmalıdır ki, yanlışlıkla tam tersine sıvı eksikliği tedavisi yapılmasın. Çünkü dedim ya, susuzluk ve su zehirlenmesi belirtileri birbirine benzer.

Not: Guinness rekorlar kitabına girmek isteyen 20 li yaşlarda Uzak Doğu kökenli bir genç 21 litre su tüketti. Bir damacana su 19 lt olduğunu unutma. Sonuç; yaklaşık 8 saat sonra öldü. (Bilgi: Serdar SARICI)

Kaynak: Sabah Gazetesi: Hıncal ULUÇ köşe yazısı “Dr. Hasan İnsel açıklaması” 12/03/2017

12/03/2017

ZAYIFLAMAK İÇİN BOL SU İÇMEDEKİ GİZLİ TEHLİKE: SU ZEHİRLENMESİ
(SU İNTOKSİKASYONU)

* Buna engel olmak için günlük ne kadar su tüketmeliyiz?
* Zayıflamak için ölüme ramak kalmak mı? Yazımızda

Su zehirlenmesi: Su intoksikasyonu olarak da bilinen su zehirlenmesi, çok fazla su içilmesi sonucunda beyin fonksiyonlarının bozulmasıyla kendini belli eden bir rahatsızlık tablosudur.
Vücudumuzdaki bütün hücrelerin, dokuların, organların düzgün çalışması için suya hem de biraz bolca suya ihtiyacı olduğu kuşkusuz.
O nedenle vücudumuzdan terleme, idrar ve solunum yoluyla kaybettiğimiz suyu düzenli olarak yerine koymamız, yani su içmemiz gerekiyor.
Yeterince su içmemek yorgunluk, baş dönmesi, sersemlik, odaklanma güçlüğü ve kas krampları gibi, çoğu kez başka nedenlere bağladığımız belirtilere sebep olabilir. Suyun hayatta kalmamız ve sağlığımız için önemi hepimizce biliniyor. Ama az su içmek kadar, fazla su içmenin de zararlı olduğunu pek çoğumuz bilmeyebilir.
Özellikle kilo vermeye çalışanların sıkça başvurdukları bir yöntem olan aşırı su içmek, yerine göre "Su zehirlenmesi" denen ciddi bir duruma yol açabilir.
Su zehirlenmesi: Su intoksikasyonu olarak da bilinen su zehirlenmesi, çok fazla su içilmesi sonucunda beyin fonksiyonlarının bozulmasıyla kendini belli eden bir rahatsızlık tablosudur. Çok fazla su içildiğinde kanınızdaki su miktarı artar. Fazla suyun kandaki elektrolitleri, özellikle sodyumu seyreltmesi sodyum azlığı denen duruma yol açabilir. Sodyum, hücrelerin içindeki ve dışındaki sıvı miktarının dengelenmesine yardımcı olan elektrolittir. Bu yaşamsal öneme sahip elektrolitin düzeyinin aşırı su tüketimine bağlı olarak düşmesiyle, hücre dışından hücre içine sıvı akımı artar. Bu da hücrelerin şişmesine neden olur. Söz konusu hücre şişmesi beyinde olduğu zaman tehlikeli ve yaşamı tehdit eden bir durum ortaya çıkar. Beyin hücreleri şiştiğinde kafatası içindeki basınç artar. Bu basınç artışıyla birlikte su zehirlenmesinin ilk belirtileri meydana gelir..
Belirtileri:
* Baş ağrısı..
* Bulantı..
* Kusma!..
* Durum ağırlaştıkça daha ciddi belirtiler görülebilir:
 Kan basıncında artış..
 Şuur bulanıklığı..
 Çift görme..
 Kendini kötü hissetme..
 Solunum güçlüğü..
 Kas güçsüzlüğü ve kramplar..
 Duyu bozuklukları..
Beyindeki sıvı miktarının artması yani beyin ödemi, beyin sapına baskı yaparak merkez sinir sistemi işlevlerinde bozulmaya yol açabilir ve hatta beyin hasarı, koma ve ölüme neden olabilir.
Yani bilmeden çok su içersek ne olur?
Su zehirlenmesine sebep olacak miktarda suyun yanlışlıkla tüketilmesi mümkün değildir. Ancak değişik nedenlerle aşırı su içilmesi su zehirlenmesine neden olabilir.
Kesin bir miktar verilmemekle beraber mesela sabahtan akşama kadar gün içinde 8-10 litre gibi su içmek, su zehirlenmesine neden olabilir.
Böbrek süzme durumlarındaki değişikliğe göre bazı kişiler daha az miktarda su ile de problem yaşayabilirler.
Normal bir böbrek aslında saate 800 mililitre (0.8 litre, 800 gram) civarında süzme yapabilir.

Son yıllarda aşırı su içilmesinin nedeni kilo verme çabasıdır.
Zayıflamak isteyenler eğer böbreklerin atabileceğinden fazla miktarda su içerlerse aşırı hidrasyon ve su zehirlenmesi meydana gelebilir.
Burada içilen suyun miktarının yanı sıra, ne kadar zaman içinde tüketildiği de önemlidir. Eğer kısa süre içinde fazla miktarda su içilmişse risk artar. Kısaca, doktora danışmadan günlük su miktarını artıran veya azaltan herhangi bir diyet değişikliği yapmak, son derece yanlıştır ve çok ciddi problemlere neden olabilir.
Kimi zaman askerlerde veya maraton koşucularında, aşırı su içilmesiyle ve ayni zamanda stres nedeniyle artan vazopressin hormonuyla kolayca oluşan su zehirlenmesi belirtileri, yanlışlıkla susuzlukla karıştırılmakta ve yanlış tedavi sonucunda bu kimselere daha da fazla su verilmesi tabloyu ağırlaştırmakta ve ölümlere sebebiyet vermektedir.
Şimdi günde ne kadar su içelim; Günlük içilmesi gereken su miktarı için aslında belirli bir rakam yoktur. Bu kişiden kişiye değişir. Vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi ve iklim şartları gibi değişkenler içilecek günlük su miktarında belirleyicidir. İçecekler ve gıdalardan alınan dahil olmak üzere, normal şartlarda ortalama bir rakam verecek olursak, günlük yeterli su alımı erkekler için 2.5- 4 litre ve kadınlar için 2-3.5 litre denebilir.
Günde 8 bardak kuralı eskiden kalma ama hâlâ pek çok kişinin uyguladığı bir formüldür. İdrarın renginin koyu çıkmaması, açık sarı olması da çok su içildiğinin göstergesi sayılabilir.
Su zehirlenmesi durumunda ne yapmak gerek?
Su zehirlenmesi aslında çok seyrek görülür. Böyle bir durumdan şüphelenildiğinde derhal acil tıbbi tedavi aranmalıdır. Bilmeden fazla su içilemeyeceği için, kişi sebebin farkındadır, tedaviyi yönlendiren acil durum ekibine bu durum net şekilde anlatılmalıdır ki, yanlışlıkla tam tersine sıvı eksikliği tedavisi yapılmasın. Çünkü dedim ya, susuzluk ve su zehirlenmesi belirtileri birbirine benzer.

Not: Guinness rekorlar kitabına girmek isteyen 20 li yaşlarda Uzak Doğu kökenli bir genç 21 litre su tüketti. Bir damacana su 19 lt olduğunu unutma. Sonuç; yaklaşık 8 saat sonra öldü. (Bilgi: Serdar SARICI)

Kaynak: Sabah Gazetesi: Hıncal ULUÇ köşe yazısı “Dr. Hasan İnsel açıklaması” 12/03/2017

26/09/2016

Ders dışı egzersiz planları (Tübitak) www.biyolojioku.com adlı sitemde yayınlanmıştır. Çalışmalarınızda başarılar.

04/09/2016

2016- 2017 eğitim ve öğretim yılımız hayırlı olsun. Biyoloji tüm sınıflar yıllık planları, zümre tutanakları ve çalışma takvimi www.biyolojioku.com adresinde yer almaktadır. Bilginize

SERDAR SARICI

İlginç Bilgiler 28/08/2016

ABD; Usame Bin Ladini NASIL yakaladı:
DÜNYA’NIN EN AKILLI KUŞLARI:
KARGALAR VE KUZGUNLAR
- Gerçekten konuşabilirler. İnsan sesini taklit edebilirler. Kelime hazneleri geniştir. Bölgelere göre aksanları vardır.
- Bir yüzü asla unutmazlar. Washington Üniversitesi yaptığı deneylerde tehlikeli yüz maskesi takan biri kafeste 7 karga bulunan kafese yaklaştı. Kargalar ürktü. Bunu doğaya bıraktılar. Üzerinde binlerce karga olan bir ağaca bu maske ile yaklaşıldığında hemen hemen tamamına (başka hiçbir hareket yapılmadan el çırpma bağırma vb.) yakını kaçtı. Buradan şu sonucu çıkarttılar. Birbirlerine bunu anlattıkları.
- 40 bin kişi içinden bir kişiyi rahatlıkla seçebilirler. CIA bu özelliği kullanarak Ladin’i yakaladı. Bunu nasıl yaptıklarını ise açıklamadılar. Sadece kargaları kullandıklarını açıkladılar.
- Bu canlılar ile yapılan çalışmalardan bazıları: alet kullanma deneyleri:silindir şeklindeki uzun bir cam içine bırakılan besini oraya bırakılan düz çubuğu alarak ucunun kıvırmış ve besine ulaşarak almıştır.
- Doğada ağaç gövdesinde bulunan kurtçukları dalların ucunu kıvırarak bir kanca haline getirip çıkartıp yemektedirler.
- Şempanzelerden akıllı oldukları tespit edildi.
- 4 aylık üreme döneminde yaklaşık 40 bin böcek tüketir.
- Tek eşlidir. Yavruları ilre birlikte yaşar.

Want your school to be the top-listed School/college in Osmaniye?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Address


Osmaniye
80600