14/08/2026
Bazen hayatın bizi sürekli aynı yerden sınadığını düşünürüz.
İsimler değişir, yüzler değişir, ilişkiler değişir…
Ama yaşadığımız duygu hep aynıdır:
Görülmemek.
Seçilmemek.
Terk edilmek.
Değersiz hissetmek.
Sınırlarımızın ihlal edilmesi…
Çünkü içimizde çözümlenmeden kalan bir çatışma, biz onu görene kadar dış dünyada farklı kişiler ve olaylar aracılığıyla kendini tekrar edebilir.
Bu nedenle kimseyle bütünüyle tesadüfen karşılaşmadığımıza inanıyorum.
Bizi en çok etkileyen, çeken veya tetikleyen insanlar; içimizde henüz uzlaştıramadığımız bir zıtlığa dokunabilir. Sevilmek isterken sevgiden kaçtığımız, yakınlık ararken kendimizi korumak için duvarlar ördüğümüz, değer görmek isterken kendi değerimizden vazgeçtiğimiz yerleri görünür kılabilirler.
Fakat bu bakış açısı, başkasının kırıcı veya sorumsuz davranışını haklı çıkarmak değildir. Kimse bize kötü davranmakta haklı değildir ve hiçbir ilişkide kalmak zorunda değiliz.
Mesele, yaşananların sorumluluğunu üzerimize almak değil;
o yaşantının içimizde neden bu kadar güçlü bir karşılık bulduğunu anlayabilmektir.
Kendi içimizde bölünmüş kalan parçaları bir araya getirdiğimizde dışarıdaki deneyim de değişmeye başlar. Aynı kişilere çekilmez, aynı davranışları kabul etmez, sevgiyi acıyla karıştırmaz ve kendimizden vazgeçerek bir ilişkiyi sürdürmeye çalışmayız.
Belki de bazı karşılaşmalar hayatımıza kalmak için değil;
içimizde uzlaşmayı bekleyen yeri göstermek için gelir.
Bugün kendine şu soruyu sor:
Hayatımda tekrar eden bu durum, içimde çözümlenmeyi bekleyen hangi çatışmayı bana gösteriyor?
Tekrar eden ilişki ve yaşam döngülerinin kökenini birlikte çalışmak istersen bireysel danışmanlık için bana mesaj gönderebilirsin. 🤍
— Carl Gustav Jung, Aion’dan hareketle