17/07/2023
“Bir zamanlar, olduğumdan daha yaşlı olmayı isterdim. Daha dingin, deneyimli, bütün olumsuzluklardan kurtulmuş, dünyaya yukarıdan, bilgece bakabilen biri… Belli yaşa gelmiş, tutkulardan arınmış, durulmuş oturmuş kadınlara hayranlık duyar, imrenirdim.”
Böyle başlıyor, İnci Aral’ın “İçimden Kuşlar Göçüyor” adlı kitabı.
Oysa ne garip şey büyümek. İnsan, fiziksel görünüşüne hiç de uymayan fiziksel yaşının karşılığı kadar da hissetmiyorsa üstelik, büyümek daha zor. Ve zor şey, on dördünden on sekizine kadar bir türlü geçmek bilmeyen yılların, Cahit Sıtkı’nın “yolun yarısı” dediği eşiği geçtikten sonra birer birer hızla geçişini izlemek. Üstelik, o eşikten geçtikten sonra, daha da acımasız bir adla anılıyor büyümek işi: Yaşlanmak… Bu soğuk sözcüğün acımasızlığını birazcık hafifletebilmek için olacak sanırım, şimdilerde buna “yaş almak” diyorlar, çok bilir yaşam koçları ve sinir bozucu hayat iyimserleri...
Ve fakat Polyanna yüküyle iyimser de olsan gerçekler değişmiyor. Zaman hızla akıp gidiyor, çember daralıyor ve -eğer yıllarının çoğunu boşa geçirip zamanında “Kendi Kendini Kullanma Kılavuzu”nu yazmayı akıl edemediysen- yıllarca ileride yaparım diye biriktirdiğin her şey sırtındaki yükü, başa çıkılmaz bir stresle depresyona dönüştürürken sen de içinde bulunduğun maddi manevi imkansızlıklar denizinde, umudunu ve inancını yitirmemek için boşuna debelenip duruyorsun. Yapmak isteyip de yapamadığın ve yapamayacağının farkına vardığın her şey, seni yıkmayan ama huzursuzluğuyla hayatını alt üst eden bir sürü deprem yaratıyor yüreğinde, aklında ve bedeninde.
Hayatının ileri yetişkinliğinde yaşayacağı bu depremlerin tsunamilerinin yarattığı büyük dalgalarla başa çıkabilmek için geleceğine akıllıca yatırım yapmalı, okuldan, ailesinden, çevresinden aldıklarıyla yetinmemeli insan. Kendini keşfetmeli, kendini iyi tanımalı, kendini sürekli geliştirmeli; hayattan, kendinden, insanlardan ne istediğini, ne beklediğini iyi bilmeli ve “Kendi Kendini Kullanma Kılavuzu”nu yazmalı. Henüz vakti ve enerjisi varken…
levent