22/09/2025
GÖZLÜKLERİNDEN ÖPÜYORUM
Eylül yine yaprak döktü Erdal abi, sen öldün.
Yeni şehrimize, Nevşehir’e yerleşeli daha bir ay olmamıştı.
Geceler soğuktu artık, daha sabah olmamıştı, saat 01.22…
Oğlun Hamza’dan bir video istedim Gazze için.
Hem onu gönderdi hem seni, Erdal abimi Baki Alem’e gönderdi o cümleyle:
“Selamün aleyküm ağabey. Babam rahmetli oldu.”
Çünkü asil atlar, safkan atlar, en yorgun anlarında bile bir adım daha atarlardı.
Onu da öyle yetiştirdin.
Yolladı videoyu, verdi acı haberi.
Küçük, sapsarı Hamza…
Ufacık, konuşkan Kevser…
Otuz yıllık dostluklarda, hayat zaten film şeridiydi.
Çocukların da gözümüzün önünde büyüdüler.
Şimdi biri avukat, diğeri senin gibi edebiyatçı.
* * *
Ölümle bitiştiremediğim, zorlasam da yan yana koyamadığım insanlar var.
Karanlıkta da düşünsem korkamadığım…
Sen tastamam öylesin.
Nöbetçi olduğum için cenazene de gelemedim ya,
Defnini göremedim ya,
Nasıl inanacağım şimdi öldüğüne?
Bana yardım et!
* * *
Sen öldün Erdal abi, önce sen inan, sonra beni ikna et!
Erkiletli Ali de beni çok üzmüştü öldüğünde.
Yirmi yıl önceden radyo dinleyicimdi, daha 43 yaşındaydı.
Çok severdiniz beni.
Ya ben, ben de tabii, hem de çok…
Herhalde anahtar kelime “sevgi”.
Çünkü ortaokulda İngilizce derslerine girdiğim bir öğrencim de onlarca yıl sonra bu kelimeyle açıklamıştı unutmama nedenini:
“Fahri Hoca bizi çok severdi.”
* * *
Ayrıldıktan sonra ben Kayseri’den, Diyarbakır ve Ankara’da yüz yüze de konuşmuştuk.
Ama bizim asıl uzun sohbetlerimiz telefonla olurdu.
Hep neşeliydin ama biz konuşurken daha da keyiflenirdin.
Zorlu hastalık dönemlerinde, tabiri caizse konuştukça dirilmiştin.
Bizim toplumda kolay söylenmez insanın yüzüne,
Biraz geç olsa da ben şimdi söyleyeyim:
“Seni seviyorum Erdal abim!”
* * *
Omurgalıydın, davan İslam davasıydı.
Onu hiç unutmadın, unutturmadın.
Okudun, yazdın, sohbet ettin, anlattın.
Aslında engelin vardı, onu da tanımadın, onun dışındaki hiçbir engeli de.
Tebessüm hiç eksik olmadı yüzünden,
Her telefonlaşma sonunda gözlüklerimden öptün.
Annemin sana emanetiydim sanki.
Onun yerine koydum seni.
* * *
“Patron!” derdin anneme.
Türkiye’de kendini patron zanneden pek çok erkeğin arasında sen onun patron olduğunu görmüştün.
Yaşasan kızardın şimdi bana, “Feminist!” derdin, “Sen bitmişsin!” derdin.
Ama anneme de “Patron!” derdin Erdal abi, yalan mı?
O gelince zorlanarak da olsa ayağa kalkardın. Nasıl hoşlanırdı değer görmekten!
Kitapevindeydin o zamanlar, yine dert babasıydın, yine bir aydınlıktın.
* * *
Çalıştığım kurumlarda bazılarına hakkımı haram etmiştim, hem de tanıklı.
Tanıklara şöyle demiştim:
“Kıyamet günü de görüşürüz artık, gördüklerinizi, uğradığım haksızlığı anlatırsınız.”
İnsan sevdiğiyle haşrolunurmuş Erdal abi.
Gel beraber dirilelim.
Herkes uçarken Cennet’te, biz koşalım ne dersin?
Şimdi sol ayağımda biraz problem var, seni daha iyi anlıyorum.
Altından nehirler akan cennette, Kevser Irmağı kenarında yarış yapalım.
* * *
Sen ölmedin Erdal abi.
Annem öldüğünde seni onun yerine koymuştum.
Şimdi onun yanına koyuyorum seni.
Çünkü unutulmayanlar ölmezmiş!
Sen yaşıyorsun Erdal abi.
Gazze de ölmesin olur mu!
-Fahri Erdinç-