Yasaklamak genelde istekleri artırırken, bir şeyi
“ifşa etmek” farklı bir nörobilimsel tepki tetikliyor.
Sosyal medyada duygularımızın nöropazarlama
tarafından ticarileştirildiğini fark etmek, ekran karşısında ön lobun devre dışı kalıp daha ilkel beyin reaksiyonlarının (ödül arayan striatum) tetiklenmesine yol açan sonsuz kaydırma döngüsünü görünür kılıyor. Ancak beyin, kendisini
“ödül peşinde bir av” olarak değil de manipüle edilen bir “av” olarak algıladığında dopamin ödül yolunu kapatıp iğrenme merkezi olan insulayı devreye sokuyor; böylece o uyarana karşı tiksinti veya uzaklaşma hissi oluşuyor.
TEIOC - The English Institute of California Center
Teioc The English Institute of California
Bilmek, en büyük yanılsamalardan biridir.
Çünkü insan çoğu zaman bildiğini sandığı yerde oyalanır.
Zihnin rafları doludur; ayetle, cümleyle, farkındalıkla.Ama hayat değişmez.
Aynı tepkiler, aynı korkular, aynı döngüler tekrar eder.
İşte orada acı bir hakikat görünür:Bilmek yetmez.
Olmak gerekir.Psikoloji de aynı eşiği başka birdille anlatır.
Bilinç, “doğru”yu bilir.Ama bilinçaltı, alışkanlıkla yaşar.
Çocuklukta öğrenilen savunmalar, bedende yerleşmiş korkular, sinir sisteminin ezberleri.
Bunlar değişmeden insan,”bildiği hayatı” değil, tanıdığı hayatı yaşar.
Bu yüzden insan şunu söyler:”Biliyorum ama yapamıyorum.”
Aslında doğru cümle şudur: “ Henüz olamadım.”Çünkü olmak;konforu terk etmektir.
Bedeni yeni bir şeye ikna etmektir.Bilinçaltına, tekrar tekrar şunu öğretmektir:”Artık burası güvenli.”Spiritüel düzlemde buna frekans denir.
Ama frekans sadece olumlamayla
değil davranışla değişir.Kainat duruşunu kaydeder.
Ne söylediğini değil, hangi hâlde yaşadığını çoğaltır.
Davranışa yansımayan edinmeyen
her bilgi havada kalır.
Olduğunuzda artık geri dönüş olmaz. Artık acı çekmezsiniz. Hepsi biter.
Hiçbir ekmek dönüp yeniden buğday
olmadığı gibi, Hiçbir üzüm tekrar koruk hâline dönmediği gibi sende eski haline dönmeyeceksin.
Bırak çektiğin acı seni iyice pişirsin. Piş ve olgunlaş; yani iyice yan ki bozulmaktan kurtul!”
“Algılamak çoğu zaman en büyük güçtür.” Anlamak demiyorum. Çünkü çoğu zaman çoğu şeyi anlıyoruz ama hayatımıza geçiremiyoruz anladığımız şeyi. Fakat algısı yükselen kişi anladığını hayatına geçirdikçe frekansı yükselir. Sağ ve sol lobları dengeli kullanırken
duygusal zekâsıda yükselir. Bu kişiler gerçek anlamda nefret edemez.
Çünkü insanların davranışlarının ardında çoğu zaman
kimsenin bilmediği bir acı, bir eksiklik ya da iyileşmemiş bir yara saklıdır.
Bunu gören biri, öfkelense bile kalbinin bir köşesinde sessiz bir merhamet bırakır.
Zaman geçtikçe kızgınlık derinleşmez; aksine hafifler.
Çünkü olgun bir kalp bilir ki her davranış, kişinin kendi hikâyesinden doğar.
Birinin sana yaptığı şey, çoğu zaman seninle ilgili değildir; taşıyamadığı duyguların bir dışavurumudur.
Bu fark ediş, insanı yumuşatır.
Ofkeni azaltmasa bile, onu yönetebileceğin bir bilgelik alanı açar.
•Gerçek anlayış; kendini korumakla, karşıdakini yargılamadan görmek arasındaki o ince çizgide ortaya çıkar.
Sınır koyarsın ama nefret etmene gerek kalmaz.
Uzaklaşırsın ama kalbini karartmazsın.
Kırılırsın ama kırgınlığın seni zehirlemesine izin vermezsin.
Affetmek zorunda değilsin; fakat anlamak, içindeki yükü hafifletir.
Çünkü insanı gerçekten anlamak...
Onu değil, önce kendini özgürleştirir.
Çift yarık deneyi bize evrenin en şaşırtıcı gerçeğini fısıldar:
Gözlem, gerçeği değiştirir.Kimse bakmazken her
şey ihtimaldir...
Dalga hâlinde, sınırsız seçenekler vardır. Ama sen
baktığında...
Tek bir gerçek ortaya çıkar.”Hayatında da böyle
değil mi?”
Kendine nasıl baktığın, ihtimalleri gerçek yapar.
Kendini güçsüz görürsen, hayat daralır.
Kendini mümkün görürsen, yollar açılır. Gözlemci
kimliğin...
Deneyimlerinin kaderi olur. Zihnin
değiştiğinde gerçeklik
yön değiştirir.
Duygun değiştiğinde ihtimaller
yeniden şekillenir. Bugün kendine yeni bir gozle bak.
“Çünkü fark ettiğin her şey, gerçeğini
yeniden yazar.”
Every person must educate themselves; because the greatest enemy is an uncontrolled mind, an untrained character, and a soul enslaved by habits. Her insan kendini eğitmek
zorundadır; çünkü en büyük düşman, kontrolsüz bir zihin, eğitilmemiş bir karakter ve alışkanlıkların kölesi olmuş bir ruhtur.
İnsanlar neden otomatik pilotta yaşıyor? Düşünmüyorlar. Hangi düşünceleri seçeceklerini, hangilerini reddedeceklerini bile düşünemiyorlar. Kendi hayatlarından uzak oldukları için gözlem yapmıyorlar; durup kendilerine neden, hangi sebeple veya nereye gittiklerini sormuyorlar. Otomatik olarak yaşamaya, sevgiyle ilişkilendirilen kalıpların tanımladığı tüm eylemleri ve davranışları sorgulamadan kabul etmeye odaklanmış durumdalar,
sanki yapılacaklar listesindeki görevlermiş gibi. Otomatik olarak “Nasılsın? İyiyim, ya sen?
Ben de meşgulüm” gibi ifadelerle yanıt veriyorlar, ruhlarını ve varoluşlarını para, siyaset, iş ve kariyer gibi dünyanın maddi kaygılarıyla dolduruyorlar. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin sadece bir düşünce uzaklığında olduğunu fark etmeden yaşıyorlar, gelecekle ilgili endişelerle meşgul oluyorlar ve hatta kendi ölümlülüklerini unutuyorlar, kendilerine verilen zamanı ve enerjiyi boşa harcıyorlar.
İnsanlar bu dünyaya tamamlanmak için doğmuş varlıklardır. ̇
Bir hologramın içinde yaşıyoruz.
Mecazi anlamda değil, gerçek anlamda.
Bakın, hayal ettiğimizde,
rüya gördüğümüzde,
ona sahte diyoruz.
Gerçek dünyanın dokunabildiğimiz, tadabildiğimiz ve hissedebildiğimiz dünya olduğunu sanıyoruz.
Ama bilim bile aslında hiçbir şeye dokunmadığımızı kanıtlıyor.
Eliniz bir yüzeye değdiğinde,
atomlar asla çarpışmaz.
İtişirler.
Hissettiğiniz şey sadece elektriksel dirençtir,
beyninizin tercüme ettiği bir sinyaldir. Eski düşünürlerin ya da alimlerin dediği rüya aleminde yaşıyoruz dediğini bugün bilim kanıtlıyor. ̇
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Contact the school
Telephone
Website
Address
Izmit
41950