12/02/2016
İsviçreli mimar Peter Zumthor, 1990'larla birlikte gelen enformasyon ve iletişim yönelimli ikinci postmodern dalgaya en keskin direnci gösteren kültür muhaliflerinin başında geliyor. Yazılı ve sözlü siyasi bir karşı koyuş değil bu; yaptığı işle, söz ve imge dolaşımı üzerine kurulu bu dünyanın umurunda bile olmadığını bir kez daha dışavurmuş oluyor. Üstelik de her seferinde başka bir şekilde: Bir seferinde ilkel toprak kap yapma tekniğine öykünerek, bir başkasında kayaların tektonik dizilişinden ilham alarak, ötekinde ise kereste depolarına sığınarak ya da balık sırtından esinlenerek. Her seferinde malzemeyle ve durumla tamamen kendine has bir ilişki kuran işlerinin tek ortak yanı doğrudan duyulara dokunmak, duyuları uyarmak üzere kurgulanmış olmaları. Bu kitapta Peter Zumthor'un dünyası, kendisine 2008'de mimarlığın Nobeli sayılan Pritzker ödülünü getiren işleri ele alınarak irdeleniyor.
28/12/2015
Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi'nin yeni kitabı İzzet Keribar retrospektifi, kitabevlerinde yerini alıyor. Eczacıbaşı Topluluğu'nun 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip fotoğraf yayıncılığı geleneğinin bir parçası olan ve Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı tarafından yayınlanan seri, her yıl değerli bir fotoğraf sanatçısının retrospektif kitabını, sanatsal bütünlük içinde izleyicilere ulaştırıyor.
Kitap, Türkiye'nin en tanınmış, kıdemli ve sevilen fotoğrafçılarının başında gelen İzzet Keribar'ın, Türkiye'den ve dünyanın 70 ülkesinden birbirinden çarpıcı fotoğraflarından oluşan bir seçkiyi bir araya getiriyor. Konsept ve tasarımı Bülent Erkmen'e ait olan ve editörlüğünü Merih Akoğul'un üstlendiği kitapta, İzzet Keribar ile yapılan özel bir röportaja da yer veriliyor. Eczacıbaşı Fotoğraf Sanatçıları Dizisi'nin 6. kitabı İzzet Keribar retrospektifi, Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde sunuluyor.
18/12/2015
Kentsel Dönüşüm-Yrd.Doç.Dr. Gülay Yedekçi. Dünya’da ve Türkiye’de Uygulanmış Örnekleri ve Özgün Dönüşüm Modeli Önerisi İle Kentsel Dönüşüm / Bu çalışma; toplumsal-kültürel yaşamın önemli bir öğesi olan mimarlığın sorumlulukları çerçevesinde; dünyamız, ülkemiz ve mesleğimizin geleceğine ilişkin endişelerimi, politika ve önerilerimi, ülkemiz politika ortamına, yerel yönetimlere ve kamuoyuna iletmek üzere hazırlanmıştır.
07/12/2015
Zeki Sayar (1905-2001), mimarlık ortamında Akademi’nin efsanevi 1928 mezunları sınıfı ve dolayısıyla erken Cumhuriyet dönemi mimarları arasında, Sedad Hakkı Eldem’den sonra en tanınan ve mimarlık ortamında oldukça uzun bir süre etkin kalmayı başarabilmiş nadir mimarlardan biridir. Bu tanınırlık onun Mimar / Arkitekt gibi Türkiye mimarlık tarihinde çok önemli yer tutan ve Cumhuriyet dönemi mimarlık yayıncılığımızın en özgün belgeliğini oluşturan mimarlık dergisi ile olan yakın ilişkisinden bağımsız düşünülemez.
Mimarlar Odası Anma Programı 2010-2012 döneminde, bu nedenlerle, sadece mimari bir profile odaklanmaktan öte, Sayar’ın başyapıtı sayabileceğimiz Arkitekt dergisini de kapsamıştır. “Zeki Sayar ve Arkitekt” kitabı, erken Cumhuriyet döneminden başlayarak 50 yıla yayılan oldukça uzun bir dönemin üretim alanını anlamlandırmak ve konumlandırmak adına sunmaya çalıştığı dökümü, Sayar’ın mimarlık üretimi, yayıncı- düşünür-eleştirmen kimliği ile mimarlık ortamındaki etkin rolüne paralel olarak Arkitekt’in yayın serüveninin ve derginin etki alanının izlerini sürerek ortaya koymaktadır.
15/10/2015
Yaşar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi 1.Sınıf Öğrencileri Mimarlık Merkezi'nde...
15/10/2015
İzmir Ünivesitesi Mimarlık Fakültesi 1.Sınıf Öğrencileri Mimarlık Merkezi'ni ziyaret ettiler.
17/09/2015
Kayseri Ticaret Odası Yayını
16/09/2015
Sade ve özlü bir dille yazılmış olan bu kitapta yazar, sanat eleştirisi ve teorisinin antikiteden günümüze tarihinin izini sürüyor. Minor'ın amacı "sanat tarihinin ne olduğunu, nereden doğduğunu, temelini oluşturan fikirlerin, kurumların ve pratiklerin neler olduğunu, bugünkü şekline nasıl büründüğünü ve kullandığı eleştirel yöntemlerin neler olduğunu tanımlamaya çalışmak."
Sanat eğitimi alınan bir yer olarak modern akademi, on altıncı yüzyıl sonlarının İtalya'sında sanatçılara yönelik bir meslek forumu olarak doğdu, bir yandan da sanata dair teorik söylemlere ev sahipliği etti. Akademinin, kültürel ve ideolojik bir fenomen olarak etkisi tarih boyunca güçlü bir şekilde hissedildi; bu etki belki bugün her zamankinden daha güçlü hissediliyor. Akademi ister Roma'daki Accademia di San Luca gibi papalığın himayesindeki bağımsız bir sanat kuruluşu ister XIV. Louis'nin subaylarının denetimindeki bir kraliyet akademisi ister modern bir üniversite olsun, tam da doğası gereği, gündemler yaratarak sanatçıları ve sanat tarihçilerini bu ya da şu şekilde etkiler. Kitabın birinci kısmında bu ve benzeri konular ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Platon'dan on dokuzuncu yüzyıla sanat teorilerinin ele alındığı ikinci kısımda, tarih estetikle buluşuyor, çağlar boyu "Sanat nedir?" sorusuna verilen yanıtlar mercek altına alınıyor. Yirminci yüzyılın eleştiri teorilerine ilişkin değerlendirmelere yer verilen üçüncü kısımdaysa tarih biraz geri planda kalıyor. Göstergebilim, yapıbozum, Marksizm, psikanaliz, feminist eleştiriler, çokkültürcülük, bu kısımda ele alınan yaklaşımlardan birkaçı.
Kitap, sanat tarihiyle yeni tanışmış olan ve sadece sanatı merak etmekle yetinmeyip, sanat hakkında söylediğimiz şeyleri neden söylediğimizi de merak eden okura ulaşmayı hedefliyor. Sanat hakkında konuşmanın tek bir yolu -kitabi bir yolu- olduğuna inanan okuru, benimsediği bu bakış açısının indirgemeci ve otoriter olduğuna; sanatın tamamen kişisel ve herkesin fikrinin eşit ölçüde geçerli olduğunu düşünen okuruysa, bu inancının geçersizliğine ikna etmeyi dert ediniyor. Okuru, sanat tarihini beşeri bilimlere ait kılan şeyin ne olduğunu kavramaya davet ediyor.