Yaz Okulları

Yaz Okulları

Share

Londra ve New York gibi marka şehirlerde Türkiye'nin en zengin aktivite içerikli yaz okulları programlarını düzenliyoruz tam 27 yıldır !

Avrupanın başkenti Londra ve dünya başkenti New York'ta 1989'dan beri Türkiye'nin en zengin eğitim ve aktivite içerikli yaz okulları programlarını düzenliyoruz. Klasik programların aksine haftanın sadece 2 günü değil, bizimle her gün geziyor, inceliyor, her gün yeni şeyler öğreniyorsunuz. Eğitim, bilim, sanat, eğlence, kültür, ticaret, deneyim hepsi sadece burada bu programlarımızda.

12/07/2024

Mutluluk, bilim şöleninden lezzet şölenine geçişin ta kendisidir.

Photos from Yaz Okulları's post 28/05/2024

Geri sayım başladı. Biz istiyoruz ki;

Bu yaz dünyanın marka şehri Londra’da gençlerimiz, krallar ve kraliçelere layık bir müfredatla, İngiltere’nin kral ve kraliçelerini tanısınlar. Günleri pratik ağırlıklı İngilizce dersleri ile başlasın. Hükümet onaylı İngilizce dil okulunda, tamamı İngiliz öğretmen kadrosundan oluşan uluslararası sınıflarda, haftada 15 saat pratik İngilizce kursuna katılsınlar. Dünya genel kültür konularından geri kalmasınlar, İngiliz arkadaşları okullarında neler öğreniyorlarsa, daha da fazlasını bizden öğrensinler. Öğleden sonra bulundukları şehri bizlerin rehberliğinde keşfetsinler. Bu keşif, mesela milattan sonra 43 senesinden başlasın. Londinium’u kuran Romalıları ve onları Britanya adasından kovan Kraliçe Boudicca’nın hikayesini bizden dinlesinler. Tıpkı İngiliz arkadaşları gibi şehrin Roma dönemi tarihi hakkında bilgi sahibi olsunlar, yorumlasınlar. Kalacakları 4 hafta süresince her gün yeni bilgilere ulaşsınlar. Mesela Güllerin Savaşı sonunda ülkenin tarihini değiştiren Tudor hanedanlığının dört ismini bilsinler. Yengesi ile evlenen Kral 8. Henry’nin İngiliz eğitim müfredatında da yer alan ünlü tekerlemesini ezberlesinler. Ezberlesinler ki 2000 yıllık Londra tarihindeki yolculuklarında kendilerine rehber olsun. İngiltere’nin önemli saraylarının bizlerin rehberliğinde kuruluş hikayelerini dinlesinler. 18 yaşında ünlü bir genç kızın, prenses olduktan sonra altın varaklı saraydan nasıl koşarak kaçıp kurtulduğu ve yeni sarayında yeni hayatına nasıl başladığını öğrensinler. Dünyayı, Londra yaz okulu programında öğrendikleri genel kültür bilgileri ile yorumlasınlar. Dünya başkentinde, tamamı İngiliz olan ailelerin yanında konaklayarak farklarını ortaya koysunlar. Okulda ve kültür programlarında öğrendikleri bilgileri İngiliz aileleleriyle İngilizce konuşarak paylaşsınlar. Sürekli İngilizce etkileşim içinde olsunlar. Mesela Japonya, Fransa, İtalya, Almanya, Meksika, İsveç, Norveç, Hollanda, İspanya gibi dünyanın diğer ülkelerinden gelen yaşıtlarıyla arkadaş olsunlar, onları kendi evlerine davet etsinler, karşılığında da onlar arkadaşlarının ziyaretine gitsinler. Kendi ülkelerini uluslararası arkadaşlarına tanıtsınlar, birer kültür elçisi olsunlar. Yanlarında getirdikleri lokumları onlara ikram etsinler. Hep tarih, hep ders nereye kadar? Çocuklarımız sabahtan akşama kadar eğlence parklarında gönüllerince eğlensinler. Ülkelerinde bulamayacakları oyuncaklara istedikleri kadar binsinler, saatlerce hiç inmesinler. Kahkahaları, çığlıkları parkı, yeri göğü inletsin. Çocukluklarını yaşasınlar, o dakikaları yıllar geçse de unutmasınlar. Bu çocuklar William Shakespeare’i ve Christopher Marlowe’u ve sanat eserlerini tanısınlar. National Portrait Gallery’de İngiltere’yi İngiltere yapan, Osmanlı İmparatorluğu ve modern Türkiye Cumhuriyeti ile yolları kesişen dönemin ünlü İngiliz kral, kraliçe, komutan, devlet adamları, edebiyat, sanat, mimar, şair, ressam, düşünür, müzisyen, bilim insanlarını, mühendislerini yakından tanısınlar hayat hikayelerini öğrensinler, yorumlama yeteneğine kavuşsunlar. Yeter mi? Asla yetmez. Oxford Üniversitesini görsünler, şehrin tarihinde öğrendikleri ile yolculuk yapsınlar. Bodleian kütüphanesinde, St Paul Katedralinin mimarı, İngilizlerin Mimar Sinan’ı Sir Christopher Wren’in astronomi sınıfını görsünler. Kral 1. James’in izlerini keşfetsinler. Oxford’u Oxford yapan tarihi olayları bizlere yorumlasınlar. Oxford ve Cambridge üniversitelerine giriş koşulları ile ilgili yurtdışı eğitim bilgilerini yerinde paylaşalım. Kendilerine kazandıracağımız engin İngiliz tarih bilgileri ile üniversite eğitimlerine rakiplerinin bir adım önünde başlasınlar. Harry Potter yazarı J.K. Rowling’in Harry Potter dokunuşlarını görsünler. Bu güzel çocuklar başka nereleri keşfetsin? Dünyanın ikiye bölündüğü ve sıfır meridyeninin geçtiği dünyaca ünlü kraliyet gözlemevini Greenwich’i ziyaret etsinler mesela. Onlara, John Harrison’un müthiş keşfinin denizcileri nasıl kurtardığını, ilk astronom John Flamsteed’in neden kargalar yüzünden Greenwich’e yerleştirildiğini anlatalım. Bir başka hafta sonu Manş Deniz’inde ayaklarını denize soksunlar. Onlara Victoria döneminin eğlencesini Brighton’da yaşatalım. Keyif dolu bir hafta sonu geçirsinler. Onlarla birlikte biz de eğlenelim. Dünyaca ünlü antik Borough Market’te karınlarını doyuralım, dünya mutfaklarının en güzel örneklerini burada tatsınlar, dünya mutfaklarını yine bizlerin rehberliğinde keşfetsinler.

Başka ne yapsın bu güzel çocuklar? Mesela dünyanın en ünlü müzelerinde bilim dersleri alsınlar. Bilim müzesinde James Watt’ın 1777 yılında icat ettiği ilk buhar makinesini görsünler. Çok mu yeni? O zaman 1392 yılından günümüze ulaşan dünyanın en eski saatlerinden bir tanesini görsünler. Daha da geriye gidelim derlerse o zaman doğa tarihi müzesinde 230 Milyon yıllık bir bilim yolculuğuna çıkaralım onları. Dünyanın en eski fosil örneklerini, dinozorları anlatalım onlara. Anlatalım ki, öğrensinler, yorumlasınlar, yaşıt ve akranlarından bir farkları olsun. Bu çocuklar dünyanın marka şehrinde dört dörtlük dünya vatandaşı olsunlar. Büyük Önderimiz Atatürk’ün deyimiyle kıvılcım olarak geldikleri bu ülkeden alevler olarak kendi ülkelerine dönsünler.

4 haftayı bu platforma sığdırabilir miyiz?
Dahası, 2000 yıllık Londra tarihini 4 haftaya sığdırabilir miyiz?

Bizde bu program ve müfredat,
Karşımızda da alev gibi gençlerimiz oldukça, biz 230 milyon yılı da 4 haftaya sığdırırız.

Her zaman yaptığımız gibi,
1989’dan beri…

09/04/2024

Büyüklerimizin ellerinden,
Küçüklerimizin gözlerinden öpüyor,
Nice bayramları sağlık, mutluluk ve huzur içinde geçirmenizi, geçirmemizi diliyoruz…

20/11/2023

Dersler her zaman Türkçe, fen, fizik, kimya, matematik, biyoloji, sosyal bilimler ya da felsefe değildir. Genel kültür de önemli. 2024 Londra yaz ve sömestir İngilizce dil okulu programlarımıza katılacak öğrencilerimize ilk öğreteceğimiz konulardan biri “Peerage” yani İngiliz asalet sistemi.

Birleşik Krallıkta, tıpkı askeri rütbeler gibi asilzadelerin kazandığı, toplumdaki statüleri belirleyen belirli ünvanlar bulunuyor. Öğrencilerimiz tarafından en çok sorulan soruların başında bu konu gelir. Merak eden öğrenci ve velilerimize açıklayalım.

Sistemin en üstten, en alta şöyle ilerler.

1- Kral ve kraliçe (King Charles ve Queen Camilla)
2- Prens ve prenses (Prince William ve Princess Kate)
3- Dük ve Düşes (Duke & Duchess - Harry ve Meghan’ın ünvanları idi ama biliyorsunuz ünvanlarını terkettiler)
4- Markiz ve Markiones (Marquees and Marchioness)
5- Kont ve Kontes (Earl and Countess)
6- Viskont ve Viskontes (Viscount and Viscountess)
7- Baron ve Barones (Baron and Baroness)

Buradan ötesi feodal sisteme göre değerlendiriliyor onu da bir sonraki paylaşıma ayıralım. Dünyada sadece 4 kopyası, dördü de İngiltere’de bulunan Magna Carta’yı açıklarken bilahare belirtiriz. Şimdilik bu bilgiyi sizlerle paylaşalım, bilgiler karışmasın.

Photos from Yaz Okulları's post 10/11/2023

Fikri hür,
Vicdanı hür,
İrfanı hür nesillerle izindeyiz…

01/05/2023

Yıl 1997. İlk yanlışları düzelttiğimiz an. İngiltere’nin sembolü olan bu Viktorya dönemi şaheserini çoğu kişi London Bridge diye bilir, ama yanlış. İsmi Tower Bridge’dir. Eski göründüğüne bakmayın, Brooklyn Köprüsünden bile yenidir. İnşaasından 103 sene sonra ziyaret etmişiz. Şu an ise 129 yaşında. Teknik olarak Dartford köprüsünü saymazsak, Thames üzerindeki son köprüdür. Karıştırılan London Bridge ise hemen biraz ilerisinde yer alır (London Bridge, Londra’nın kuruluşu ile hemen hemen aynı yaştadır) Tower Bridge, çağın en modern köprü idi. Köprü günde ortalama iki defa açılır. Açılmadığı tek bir gün vardır o da Londra Maratonunun olduğu gündür (23 Nisan). Zamanın buhar teknolojisi ile sadece bir dakikanın altında açılacak kapasitede dizayn edilmiştir. Yarışmayı kazanan dizayn Sir Horace Jones’in bu tasarımıdır. Ünlü mühendis aynı zamanda Londra’da daha pek çok binayı da tasarlamıştır. Bunlardan biri Harry Potter’ın çekildiği Leadenhall’dur. Horace’ın bu mükemmel ve anlamı dizaynı, Londra Köprüsü tarihinden adeta bir özür niteliği taşır. Çünkü dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen London Bridge, 1831 yılında tamamen yıkılmıştır. Bence şehrin 2000 yıllık tarihine yapılan en büyük darbe budur.

Sorusu olan, ya da Londra’da başka bir yer hakkında bilgi almak isteyen?

07/09/2022

30'dan fazla ülkede,
500'den fazla metropolde,
5000'in üzerinde yurtdışı eğitim seçeneği artık bir tık uzağınızda!

Yani,

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Avusturya, BAE, Birleşik Krallık, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Fas, Fransa, Güney Afrika, Japonya, Kanada, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Kıbrıs, Letonya, Malta, Moldova, Portekiz, (Rusya), (Ukrayna), Uruguay, Yeni Zelanda, Çin, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsviçre, İtalya'nın ünlü şehirlerinde,

Yabancı dil eğitimi,
Lise,
Yüksek öğretim,
Ve diğer eğitim seçenekleri sizleri bekliyor!

Tüm yurtdışı eğitimlerimiz, İngiltere Londra merkez ve Türkiye ofislerimiz kontrolünde,

Yine bildiğiniz Deren Koray kalitesi,
Yine Deren Koray güvencesi ile,

www.derenkoray.com.tr adresimizde!

Bekleriz...

Photos 24/11/2019

Başta başöğretmenimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere sonsuzluğa uğurladığımız, öğrencilerini evlatları olarak bilen değerli öğretmen ve meslektaşlarımızın öğretmenler gününü kutlar, sağlık ve mutluluklar dileriz.

Biz öğretmenlerimizi hep bir anne-baba, abla, ağabey bildik.
Çünkü kendi ailemizden daha fazla onları gördük,
Sevinçlerimizi onlarla arttırdık,
Üzüntülerimizi onlarla azalttık,
Dertlerimizi ilk onlarla paylaştık,
Yeri geldi onlardan birşeyleri ödünç aldık,
Biz hep iyi öğretmenlerle karşılaştık,
Bize sadece branş derslerini değil,
Hayatı da öğreten öğretmenler tarafından yetiştirildik,

O nedenle hakları bir gün değil,
Bu dünyadaki yılın 365 günüdür,
Diğer dünyadaki sonsuzluktur,

İyi ki varsınız,
iyi ki öğretmenimizsiniz
İyi ki meslektaşız.


10/11/2019

The Legends Never Die!

Clarence Streit, who was an American Journalist for the Philadelphia Public Ledger, was actually a United States intelligence officer. He interviewed Atatürk in Direksiyon Building. He reported his observations in detail. They were published in his newspaper. He used exactly this sentence;

“Mustafa Kemal Pasha doesn’t have a luxurious and spectacular life that we have observed the other Presidents do. Very few people impressed me so much. He is a type of man for whom people would like to die. He is a friendly democrat. The west has regarded him as a dictator. Meeting this man and seeing him in daily life in Ankara is enough to be aware that the allegation of his being dictator is nonsense. He is loyal to laws of the Assembly. Even, he doesn’t have the veto power President of the USA does. He uses all his power for democratic foundations. How can he be a dictator? He can walk through the streets of Ankara alone, he is among the people, he talks to and banters with anyone he meets. He has a peaceful self-confidence. He is aware of his power but he is not arrogant. After interviewing him, I understood why his citizens believe in him and his words are respected so much.”

Efsaneler asla ölmez!

Amerikalı gazeteci Clarence Streit, Public Ledger gazetesinin muhabiriydi, ki aslında, Amerikan ordusunun istihbarat elemanıydı.Mustafa Kemal'le direksiyon binasında röportaj yaptı, gözlemlerini detaylı rapor haline getirdi, gazetesinde haberleştirdi. Aynen şu cümleleri kullandı…

“Diğer devlet başkanlarında gördüğümüz şaşaa ve merasimin hiçbiri Mustafa Kemal Paşa'da yoktu.Çok az insan beni bu kadar etkilemiştir.İnsanların onun uğrunda ölmek isteyeceği tipte bir adam.Samimi bir demokrat.Batı ona diktatör gözüyle baktı, bu adamla karşılaşmak ve onu Ankara'daki gündelik hayatın içinde görmek, diktatör iddiasının saçmalık olduğunu fark etmek için yeterlidir.Meclis'in yasalarına bağlı.ABD Başkanı'nın veto hakkına bile sahip değil.Bütün gücünü demokratik temeller için kullanıyor.Nasıl diktatör?Ankara sokaklarında yalnız şekilde yürüyebiliyor, halkın arasında, rastlaştığıyla konuşuyor, şakalaşıyor.Sakin bir özgüvene sahip, gücünün farkında ama kibirli değil

Photos from Yaz Okulları's post 04/11/2019

“Keep Calm Carry On”

Madem St. Paul ile başladık, yine St Paul ile devam edelim. Bu yazımda ve sonrasında İngiltere’deki Türk izlerine değineceğim.

Özet olarak yeniden geçelim: Geçmişi milattan sonra 604 yılına dayanan katedrali (öncesi de var da biz milat olarak 604’ü alalım) tam 1000 yıl sonra büyük Londra yangınında kaybeden Londra, Sir Christopher Wren’in 35 yıllık çabası sonucu ünlü ibadethanesine bu kez yeni versiyonu ile yeniden kavuşur. St Paul’s, artık sadece Londralılar için değil tüm ulus için çok önemli bir yapı haline gelir. Çünkü bir önceki yazımda da belirttiğim üzere insanlar, ülkenin farkı şehirlerinden, farklı ülkelerin de farklı şehirlerinden akın akın ziyarete geliyordu. Bu arada “Kathedra” kelimesi Yunancadan gelir. Sandalye anlamını taşıyan Latin kökenli kelime kilise papazının eğitsel gücünü sembolize eder ve gerçekten de kral tahtı gibi fiziksel bir tahttır. Teknik olarak bu gösterişli sandalyeye sahip olan bu kiliseler ise “Cathedral” olarak adlandırılır. Pek çok kişi Westminster Abbey’e “Westminster Kilisesi” der. Halbuki Westminster Kilisesi sadece 1 km batıda, içinde “Kathedra”sı olan bambaşka bir kilisedir. Westminster Abbey, tüm gösterişi ve köklü geçmişine rağmen bir katedral değildir.

İngiliz toplumu kaybettikleri değere kavuşup gurur duydukları bu eserle övündükleri sırada İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve hiç beklemedikleri bir anda tarihler 7 Eylül 1940’ı gösterirken Londra’ya gökyüzünden ilk üç saat içinde tam 120 ton bomba yağmaya başlar. Hedefler bellidir. Çünkü kurulduğu MÖ 43 yılından bu zamana kadar şehre ticaret ve bereket getiren Thames Nehri, bu kez Alman savaş uçaklarını şehre çeker, uçaklara adeta rehberlik eder. Pilotların ilk hedefi Londra’daki ticaretin dünyaya açılan kapısı doklardır. (Greenwich’in hemen kuzeyinde yer alan eski liman bölgesi, oranın da ayrı bir hikayesi var o da bir başka gün artık) Pilotlar bombalayacak yerleri Thames sayesinde gayet rahat bulur. Sırada “the City” yani merkez bankası, sigorta binaları, Londra borsası gibi finans kuruluşlarının bulunduğu Londra’nın Wall Street’i yani ticaret merkezleri vardır ve saldırı tamamen sivilleri hedef alır. St Paul Katedrali de stratejik hedeflerin tam ortasında bulunuyor. Yıllar önce büyük yangının yıktığı şehir bu kez düşman bombaları tarafından yerle bir edilir. Yıkılan binalardan havalanan toz ve toprakla bombaların neden olduğu yangının isi bir araya gelince gökyüzünü katran gibi bir koyu tabaka kaplar. İnsanlar çaresiz ve savunmasız bir şekilde panik halinde koşuşturur. Kimi metro istasyonlarına ve tünellerine sığınır kimi de alevlere müdahale etmeye çalışır. Ölenlerin arasında yaralılara ulaşmak neredeyse olanaksızdır. Mal ve can kaybı yanında toplumun en büyük acı ve kederi, yıllar sonra kavuştukları, ülkenin sembolü olan St Paul Katedrali’nin de bu saldırı ile yitirilmesiydi. Herkesin uğruna ağladığı, büyük zorluklarla yapılan katedral artık gözle görülmüyordu. İnsanların beynindeki kâbus tamamen ortaktı: “Yoksa 300 yıl önceki kötü kader, yine St Paul’u mu vurmuştu?”

Alman bombardımanından hemen sonra şehrin ne hale geldiğini görmek üzere, nispeten sağlam kalmayı başaran bir binanın üzerine çıkan Daily Mirror gazetesi muhabiri Herbert Mason, tüm ülkenin savaşa karşı dik duruşunu ve ayakta kalış misyonunu kökten değiştirecek dünyaca ünlü “Keep Calm Carry On” slogan ve inanç sisteminin doğuşuna sebep olacak tarihi hamlesini gerçekleştirir. Gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını kısa sürede atan gazeteci Mason derhal deklanşöre basar ve rüzgârın sadece saniyeler içinde araladığı kara bulutların arasından St Paul kilisesinin kubbesini görüntülemeyi başarır. Ağır kubbe yerinde durduğuna göre kilise de ayakta diye düşünür. Ülkenin çektiği acıya rağmen büyük bir umut ve sevinçle Daily Mirror’a hemen koşar ve çektiği resmi bir sonraki günün baskısına yetiştirir. Gazeteyi okuyan tüm ulus, Herbert Mason gibi umut ve sevinci bir arada yaşar. Bu sevindirici haberi herkesten önce öğrenen biri daha vardır. Başbakan Sir Winston Churchill.

Türk ulusunun çöküşünden kısa süre sonra küllerinden nasıl yeniden doğduğunu Çanakkale savaşlarında görüp deneyimleyen tecrübeli Başbakan, bu motivasyondan yola çıkarak tüm dünyayı kasıp kavuran cümleyi yani “Keep Calm Carry On” sloganını St Paul ile bağdaştırır ve St Paul’ü ulusal direnişin sembolü olarak belirler. Sakin ol ve devam et olarak Türkçeleştireceğimiz bu slogan, “Ne olursa olsun yoluna devam et” şeklinde de dilimizde betimlenebilir. Bu sebeple St Paul Katedrali sadece her dinden gelen insanların ortak ibadethanesi olma yanı sıra, savaş acısı yaşamış bir toplumun “umut” sembolüdür, çünkü, ortada ilginç bir olay daha vardır. Acılar yavaş yavaş sarılmaya başlandığında St Paul Katedrali dışında çevresindeki tüm binalar neredeyse yerle bir olduğu görülür. 120 ton bombadan bir tanesinin dahi isabet etmemesi tesadüf müdür? Üstelik 360 derece çevresindeki binalar tamamen yıkılmışken. Şehir efsaneleri birbirini kovalar:

1- St Paul’ün koruyucu melekleri vardır.
2- Alman savaş pilotları kendi dinlerine ait bir ibadethaneyi bombalamayı uygun bulmamışlardır.

Alman bombardıman uçakları genelde bu saldırıları gece yarısı yaptıklarını söylersek, ortada bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Ayrıca Londra semalarını dolduran her pilot tamamen aynı şeyi mi düşünmüştür?

Saldırılarda kilisenin sadece kubbesinde küçük çaplı bir hasar oluşuğu görülür. Tam 230 yıl sonra kilisenin karşılaşacağı fiziksel darbelere karşı Wren’in 1700’lü yıllardaki mimari becerisi ayrıca yeniden takdir edilmesi gerekir. Takdir edilmesi gereken bir başka lider de Winston Churchill’dir. Çanakkale Savaşları Churchill için büyük bir deneyim olur. Nitekim 1944 yılında adı “Operasyon Neptün” olarak adlandırılacak Normandiya çıkartmasındaki başarısı bu deneyim sayesindedir. Savaşa rağmen Churchill aynı zamanda bir Atatürk hayranı olduğunu hiçbir zaman gizlemez. Bu idol, sabır, deneyim ve inanç ile bombardımandan tam 4 yıl sonra düşmana gereken dersi vermiştir.

Tıpkı Ulu Önderimizin söylediği gibi:
Yurtta sulh, cihanda sulh!

Photos from Yaz Okulları's post 30/10/2019

Nerede kalmıştık? 1666'da büyük yangın sebebi ile harabeye dönen Londra'yı kurtarsa kurtarsa sadece bir kişi kurtarabilirdi o da İngilizlerin Mimar Sinan'ı Sir Christopher Wren idi. (Portresi, eski 50 Pound banknotların arkasında bulunur).

Oxford Üniversitesinde aynı zamanda Profesör olan Wren, İngiliz toplumu için eşi bulunmaz bir dahi idi. Sir Christopher Wren aynı zamanda bir matematisyen, astronom, bilim adamı, kaşif ve ünlü bir mimardı. 1666 yılında tahtta bulunan 2. Charles, Wren'den Londra'yı yeni baştan yaratmasını ve büyük yangın nedeniyle evlerini terk eden 80 bin kişinin Londra'ya geri döndürecek bir plan hazırlanmasını istedi. Büyük bir onur ve sevinçle bu teklifi kabul eden Wren derhal kolları sıvadı ve harabeye dönen şehri küllerinden doğmasını sağlayacak muhteşem bir plan hazırladı. Hazırladığı şehircilik planı; ışıklı geniş caddeleri, büyük meydanları, kilise ve katedralleri, muhteşem binaları, halkın nefes alacağı büyük park, bahçeleri ve dinlenme alanları ile ezeli rakibi olan Paris'e adeta fark atacak kalite ve niteliğe sahipti. Heyecan ile sunduğu bu plan, parlamentoda çeşitli çıkar odakları sebebi ve arazi sahiplerinin itirazları sonucu ne yazık ki kabul edilmedi ve hevesi kursağında kaldı.

Sir Christopher Wren için bu artık bir onur ve gurur meselesi idi. Kendisini reddeden bu zihniyete karşı öyle bir yanıt vermeliydi ki, bu intikamını "başarı" ve "pişmanlık" ile almalıydı. Yangından tam 9 sene sonra Sir Christopher Wren, 35 sene sürecek ustalık eserine start verdi. Haziran 1675 yılında başladığı bu ustalık eserinde daha önce denenmemiş teknikleri kullanacaktı. Bu eseri inşa ederken üstün matematik, astronomi, bilim adamı, kaşif ve elbette mimari becerilerini sonuna kadar kullanacaktı. Böylece hayalini kurduğu şehir planının en azından küçük bir bölümü gerçeğe dönüşmüş olacaktı. Küçük olarak nitelendirdiğiniz bu bölüm bugün dünyanın en büyük ve en muhteşem eserlerinden biri kabul edilen St Paul Katedralinden başkası değildi. Varın, geri kalan büyük bölümü bu yazıyı okuduktan sonra siz hayal edin. (Devamı Face’de).

@ St. Paul's Cathedral

Photos 29/10/2019

Cumhuriyet eşitliktir,
Kimsenin kimseden üstün olmadığı rejimdir,
Geçmiştir, bugündür, gelecektir...


🇹🇷

Want your school to be the top-listed School/college in Izmir?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Address


Cumhuriyet Bulvarı No 36 Kat 2 Konak Pier Karşısı Konak
Izmir
35250

Opening Hours

Monday 09:30 - 17:00
Tuesday 09:30 - 17:00
Wednesday 09:30 - 17:00
Thursday 09:30 - 17:00
Friday 09:30 - 17:00
Saturday 09:30 - 17:00
Sunday 09:30 - 17:00