Köy Enstitüleri ve Eğitim

Köy Enstitüleri ve Eğitim Yönetim: Ercan Baysal Bu okulların, özellikle bir demiryoluna veya anayollara yakın, geniş arazili yerler olmasına dikkat edildi. Yol yapılmıştı.

KÖY ENSTİTÜLERİ (Özet)

Köy Enstitüleri, köy okullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1940 yılından başlayarak Anadolu'nun 21 ayrı bölgesinde açılmıştır. "Eğitim üretim içindir" anlayışını benimseyen bu okullar, köylerdeki zeki çocukları kabul ediyor, iş içinde, eğitim anlayışıyla çalışıyordu. Günlük derslerin yarısı, çeşitli atölye ve arazilerde geçiyordu. Okuma, araştırma, inceleme ve sanatın bütün dalları destek görüyordu. Köy Enstitüleri, Başbakan ismet İnönü döneminde, Mili Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un büyük gayretleriyle kurulabilmişti. Toplam 17 bin mezun veren bu okullar, ne yazık ki gerici güçlerin ve dış odakların baskısıyla 1954 yılında resmen kapatıldılar...

-----------------------------------------------------

THE VILLAGE INSTITUTES (Brief)

The Village Institutes were founded in 1941 at 21 different places around Anatolia in order to train teachers for village schools and especially were built on open land, but close to a railroad station or a village. These institutes, adopting the concept of "better education for productivity", accepted bright village children and curriculum consisted of not only regular lessons but also workshops, ateliers and work- in-fields. Reading, researching, studying and various parts of art were immensely encouraged in these institues. The Village Institutes were established by the great efforts of the Minister of Education, Hasan Ali Yücel and head master Ismail Hakki Tonguc in the time of Prime Minister Ismet Inonu. 17.000 young people were graduated in total but they were officially closed down in 1954 due to the pressure by the conservative power.

---------------------------------------------------------------------


KÖY ENSTİTÜLERİ (1)
Köy Enstitülerinin Kuruluşu:

İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı olan Hasan Ali Yücel bizzat yönetti. Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği gözönüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Çalıkuşu romanındaki karakter gibi gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun %80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.

1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Ensititüleri açıldı. Türkiye'de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atelyeleri vardı. Derslerin %50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.

1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15,000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750,000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1,200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulmalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti. Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy enstitülerinde 1308 bayan ve 15,943 erkek toplam 17,341 köy öğretmeni yetişmişti. Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir...
------------------------------------------------------------------

KÖY ENSTİTÜLERİ(2)
Köy Enstitülerinde Sanat Eğitimi:

Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrüman envanerine sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ndeki derslere Ankara Konservatuvarı öğretmenleri geliyordu. Köy kökenli öğrencilerden kurulu orkestralar müzik eserlerini seslendiriyordu. Mandolin, taşınması ve öğreniminin kolaylığı nedeniyle yaygınlıkla kullanılan enstrümanlardan biriydi. Müzik grupları, 17 Nisan şenlikleri, sınıf geceleri veya okulu ziyaret eden bir yönetici için kısa hazırlık provaları yaptıktan sonra konserler vermekteydi. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde gerçekleştirilen bir bitirme töreni programı, enstitülerde yapılan sanatsal faaliyetlerin kapsamı konusunda örnek olarak gösterilebilir. İstiklal marşı ile başlayan programda sırasıyla; konuşma korosu (sağlık kolu mezunları), marş ve türküler (Akın Marşı, Halay Başı Türküsü), oyunlar (Arpazlı, Biço), mandolin konseri (Arılar, Semada Yıldızlar - öğretmen kolu mezunları), marş ve türküler (Vatan Marşı, Ördek isen Göle Gel Türküsü - yüksek kısım mezunları), oyunlar (Bengi, Dağlı), keman konseri (Mozart'tan rondolar; Allegro Vivo, Allegretto, Allegro A'la Turca - güzel sanatlar kolu), koro (Asker Dönüşü, Köy Okulu, İndim Dere Beklerim, Çoban - güzel sanatlar kolu), temsil (Anton Çehov'un Teklif adlı oyunu), konuşma ve diploma töreni, İleri Marşı (topluca), zeybek ve oyunlar (dışarıda topluca) yer almıştı. Programda ayrıca şiirler okunmuş ve müzik dersliğinde piyano ve saz konserleri verilmiştir. Sergilenmiş olan, yönetmenliğini Cüneyt Gökçer'in yaptığı oyunun yanısıra enstitüde son bir yıl içinde sergilenen diğer tiyatro oyunları Molière'in Zoraki Tabip ve Kibarlık Budalası adlı oyunları, Sofokles'in Kral Oedipus'u, Gogol'ün Müfettiş'i ve Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunudur. Enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.

1945 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ndeki müzik enstrümanları listesi şöyleydi. Mandolin -- 259
Plaklar (Klasik Müzik) -- 160
Keman -- 55
Bağlama -- 37
Akordeon - 8
Radyo -- 3
Piyano -- 3
Davul -- 3
Amplifikatör - 1
Pikap -- 1
Metronom -- 1
--------------------------------------------------------------------

KÖY ENSTİTÜLERİ(3)
Köy Enstitülerinin Kapatılması:

2. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in Türkiye'den Kars, Artvin ve Ardahan'ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Milli Şef de ABD'den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Milli Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri"leri gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

1946 yılında hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Önceleri yaratıcılığın ön plana çıktığı eğitim anlayışının yerine giderek geleneksel, ezberci eğitimin yerleştiği öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te kapatıldılar. Cumhuriyet Halk Partisi içinden Köylüyü topraklandırma Yasasına karşı çıkan bir kesim milletvekili Demokrat Partiyi kurdu. Bu parlamenterler içinde Atatürk Devrimlerine karşı olup tek parti diktatörlüğünde bu düşüncelerini açığa vuramayanlar olduğu, Atatürk devrimlerine muhalefet hisleri besleyen ancak bu karşıtlıklarını ortaya koymaya cesaret edemeyen siyasi ve toplumsal yapının bir karşı devrim atağı başlatarak Köy Enstitülerinin kapatılmasını sağladığı iddia edilmiştir.[20] Hasanoğlan Köy Enstitüsü eski müdürü Rauf İnan ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Köy Enstitülerinin kapatılmasının Atatürk Devrimleri karşıtlarınca başlatılan bir Karşı Devrim hareketi olduğunu söylemişlerdi. 1945 yılında Köy Enstitüleri hakkında komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı. Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak'ın Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine Hasan Ali Yücel, Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir şeklinde cevap vermişti. Köy enstitüleri 1954 yılında kapatılmıştı. Köy Enstitülerine yöneltilen ve kapatılmaları ile sonuçlanan belli başlı eleştiriler birkaç ana başlık altında toplanabilir. Enstitülerde öğrenciler tek tip üniforma giyiyordu ve enstitü müdürü bile buna uyup aynı üniformayı giyiyordu. Öğrenciler bizzat yönetime katılıyorlardı. Bu ve benzeri sebepler ile enstitülere koministlik suçlamaları yapılıyor arada bir ihbar mektuplarını dikkate alan polisin baskınlarına uğruyordu. Kız öğrencilerin erkek öğrenciler ile karma eğitim görmesi sonu gelmez dedikodulara neden oluyordu. Köylüler okul ve enstitü inşaatlarına yardım ile devlet tarafından mükellef kılınmıştı. Bu zorlamalar köylülere angarya olarak geliyordu. Öğrencilerin boğaz tokluğuna öğrenim görecekleri kendi okullarının inşasında çalıştırılmaları eleştirilmekteydi. Köylere atanan öğretmenler yörenin toprak ağalarıyla sorunlar yaşıyorlardı. Bu geçimsizlikler köy öğretmenlerinin toprak ağalarının seçtirdiği milletvekillerine şikayet olarak ulaşıyordu. Bu durum toprak sahiplerinin durmaksızın Ankara'ya baskı yapmalarına neden oluyordu...

Halk arasında yayılan bir kısmı kasıtlı söylentiler de etkili olmuştu. İvriz Köy Enstitüsü'nden M. Ali Eren (1911-2001) "Düşünceler ve Anılar II" adlı eserinde şunları aktarmaktadır :

« ..bir gün sabaha doğru tan yeri ağarırken, okul bekçisinin “Mehmet Ali Bey, Mehmet Ali Bey” diye bağırdığını duydum. “Kalk, hemşerilerin geldi.” dedi. O sırada okulda daimi elektrik yoktu. Bir motordan sağlanan elektrik gece yarısı kesiliyordu. Kapıyı açtım: Önde aksakallı bir erkek ve arkasında 7 kadın vardı. Hepsi birden ağlıyorlardı. “Hoş geldiniz hemşeriler” dedim. Onlar sızlanmalarını daha da hızlandırıp, hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Neden sonra sakinleşen hemşeriler, dün akşam bir haber aldıklarını, enstitüde okuyan 20 Beyağıl’lı kızın okuldan kaçtıklarını, onunun İvriz Çayı'nda boğulduğu, onunun da kaybolduğu haberini aldıklarını söylediler. Onlara, “Çocuklarınız yatakhanelerinde mışıl mışıl uyuyorlar, hiçbir şeyleri yok.” dediysem de, benim sözüme inanmadılar. Mecburen giyindim. Kurallara göre kız yatakhanelerine erkek öğretmenler giremez, yalnızca bayan öğretmenler girerdi. Bu nedenle onları yanıma alarak, bayan kimya öğretmeninin yanına gittim. Öğretmeni uyandırdım. Bu velileri kız yatakhanesinin önüne kadar götürmesini ve çocuklarını uyandırarak, bu velilere gösterdikten sonra, tekrar yatırmasını istedim. Söylediklerim yapıldı. Veliler rahat bir nefes aldılar. Ama zamanla veliler, çocuklarını birer ikişer okuldan kaçırdılar... »

17/08/2026

Ali Çuhadar’dı adı.
Fakir bir evin çocuğuydu. Çorumluydu. Köylerinde okul olmadığı için gelmişti bu okula.
Ailesinden ayrılıp yatılı kalacağını için biraz endişelense de çabucak alışmıştı.
Evet, mutluydu Ali.
Okulda iş bölümü vardı.
Herkes bir işin ucundan tutacaktı.
Ali’ye düşen görevse okuldaki basımevinin sobasını yakmaktı.
Ama bilmiyordu ki Ali. Köyünde anca tezek yakmasını bellemişti.
Öğretmeni bir gün kömürü sobanın yanına koyup ‘Bak böyle yakacaksın’ diye anlatmıştı uzun uzun.
Ve kış gelmişti.
Dışarısı kar tipi… O havada sobayı yakmaya çalıştı Ali.
Ama beceremiyordu. Elindeki kibritleri boşa harcıyordu. Birden kapı açıldı. Üzeri karla örtülmüş, epey de üşümüş bir adam girdi içeri. Ali düşündü; ‘Dışarıda göz gözü görmezken bu adam nasıl buraya geldi ki?’.
Adam Ali’nin adını sordu, nereli olduğunu, sonra ne yaptığını… Ali buruk bir şekilde ‘sobayı yakamadım amca’ dedi. Amca sevecen bir şekilde gülümseyip ‘sıkma canını evlat’ diye karşılık verdi ‘şimdi birlikte yakarız ha’.
Ardından kısa sürede sobayı yakıverdi. Tam bu sırada kapı açıldı ve içeri öğretmeni girdi. ‘Ali daha yakamadın mı?’ derken, öğretmen Ali’nin ‘amca’ diye hitap ettiği kişiyi gördü.
Birden hazır ola geçip ‘Efendim hoş geldiniz’ diye kekeledi. Ali şaşkın bir şekilde yanındaki ‘amca’ya ve karşısındaki öğretmene şaşkın bir şekilde baktı.
Ali öğretmenin yanına gidip ‘hocam bu amca kim?’ diye sorduğunda öğretmen fısıldadı; “Okulumuzu denetlemeye gelen Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel” Yazar Tolga Aydoğan olarak size sunduğum bu hatıra bizlere çok şey anlatıyor. Ali Çuhadar Anadolu’daki çocuklarımızdan sadece biriydi, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde okuyup meslek sahibi olmuştu.
Biz ise bu kurumu kapattık. Aydınlık bir Türkiye istiyoruz ya, bu ülkede kar kış demeden okulları denetlemeye giden bir milli eğitim bakanı olduğunu görürseniz işte o zaman bilin ki Türkiye Atatürk'ün arzu ettiği seviyeye erişmiş olacaktır.
Yazar Tolga Aydoğan
www.tolgaaydogan.com
KöyEnstitüleri
HasanAliYücel

17/08/2026

Safranbolu Ortaokulu İzcileri.Asuman Baran.Nurcan Ganioğlu

1968 yılında Köyiçi, Safranbolu Ortaokulu... 3 B sınıfı... Öğretmenler, Nazmiye Elpe ve Emir dağlı...
06/08/2026

1968 yılında Köyiçi, Safranbolu Ortaokulu... 3 B sınıfı... Öğretmenler, Nazmiye Elpe ve Emir dağlı...

ORMAN YANGINLARI VE KEÇİLER...Avrupa aklına uyup keçileri kaçırırsanız orman yangınlarını önlemek olası olmazPROF. DR. M...
04/08/2026

ORMAN YANGINLARI VE KEÇİLER...
Avrupa aklına uyup keçileri kaçırırsanız orman yangınlarını önlemek olası olmaz
PROF. DR. MUSTAFA KAYMAKÇI

POLITICO Europe’nin haberine göre; “Avrupa’da iklim değişikliğinin etkisiyle giderek sıklaşan ve daha yıkıcı duruma gelen orman yangınlarıyla mücadelede, keçi ve koyun sürülerinin yeniden ormanlık alanlarda otlatılması konusu gündeme gelmiş. Avrupa’nın birçok bölgesinde geleneksel çobanlık faaliyetlerinin yeniden canlandırılması; yangınların hızla büyümesine ve yayılmasına neden olan kuru otlar ile çalılıkların doğal yollarla temizlenmesinde etkili bir yöntem olarak görülüyormuş.”

Kısaca Avrupa,geçmişte keçilerin ormandan uzaklaştırılması ve azaltılmasının hata olduğunu görmüş bulunuyor.

Gelelim Türkiye’ye. Her yıl olduğu gibi yurdumuzda da özelikle kıyı bölgelerimizde orman yangınlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Orman yangınları,çok sayıda etmene bağlı olarak ortaya çıkıyor.

Kimileri bunu iklim değişikliğine bağlıyor. Elbette bunun da payı vardır.

Ancak en önemli nedeni; uygulanagelen orman politikasının sonucu, keçinin ve bunun sonucu olarak çobanın ormandan dışlanması.

Türkiye’de keçilerden Neden uzaklaştı?

Keçilerden uzaklaşma ve sayısının azaltılmasında en önemli gerekçe ise, keçi varlığımızın büyük bir çoğunluğunu oluşturan kıl keçilerinden ormanların korunması konusu .

İlköğrenimden başlayarak insanlarımıza keçi, orman düşmanı olarak benimsetilmişti. Bununla birlikte orman alanlarında yangınları çıkmasında kıl keçilerinin doğrudan payı nesnel açıdan saptanmamış, asıl etmenler olan turistik yerler için ormanın tahrip edilmesi, golf sahaları yapmak üzere makilik hatta ergin ağaçların kesilmesi, tarla açmalar ve yaz yangınlarının paylarının araştırılması göz ardı edilmişti.

Ve de öncelikle keçi olmak üzere koyun etleri ve sütlerinin de damar sağlığı açısından sorun yarattığı ve özel bir kokuya sahip olduğu konusunda kentlerimizde oturanların beyinleri de yıkanmıştır.

Bütün bunların sonucu olarak başta kıl keçi olmak üzere, keçi varlığımız giderek azalmış, tiftik keçisi de neredeyse yok olmuştur. Anılan aymazlığın, birkaç yıldır biraz farkına varıldığı da gözlemlenmekte.

Keçi Orman İçin Neden Önemlidir?

· Kıl keçisi, özellikle ılıman iklim kuşağının ve ekosistemin doğal bir parçası olmuştur.

· Kıl keçileri ormana gübre bırakır.

· Sık makilik alanlarda koridor açarak yangın şeritlerini oluşturur, yetişmiş ormanlık alanlarda otlayarak yangınlara karşı dip temizleyici olarak görev yaparlar.

· İleride beklenilen olumsuz iklim koşullarında yaşayabilecek en dayanıklı hayvandırlar.

· Orman içi ve kenarı köylüleri ve göçerlerin en önemli geçim kaynağıdırlar.

· Anadolu kültürünün önemli birer öğesidirler.

· Ürünleri de hem doğal, hem sağlıklıdır. Üstelik Avrupa Birliği ülkelerine pazarlama şansı olan hayvansal ürünlerin başında keçi ürünleri gelecektir.

Ve Ormanın En İyi Koruyucusu Olan Göçer Yörükler Ne Diyor?

Anadolu'nun son göçer Yörüklerinden olan ve Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanlığı yapan Pervin Çoban Savran, ormanları korunması ve yangınların önleme konusunda şunları söylüyordu: " Keçilerin ormana zarar verdiği konusu doğru değildir. Yörüklerin yaşam alanında bir tane çöp bulamazsınız . Anadolu coğrafyasına en iyi şekilde uyum sağlamış hayvanlardan biri olan keçi doğaya zarar vermez. Keçi çobanları ormanın gönüllü bekçileridir. Orman Onların ana göğüsleri ,evleri ve rızıklarıdır. Orman ile yörük arasındaki ilişki, anne ve bebeği arasındaki ilişkiye benzer.”

Soralım, şimdiye değin Onların bu düşüncelerini dinledik mi?

Keçiye düşmanlığın ne zaman başladığını tartışmak artık güncel değil.

Bununla birlikte insanın aklına şu gelmiyor mu?

Acaba ormanlarda keçiden uzaklaştırılması konusunu, şimdi yaptıkları hatadan dönüş yapmak isteyen Avrupalılardan mı aldık?

Bu konuda Atatürk’ün,6 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açış konuşmasını anımsayalım:”Artık ıslah-ı hal etmek için(durumu düzeltmek/iyileştirmek)mutlaka Avrupa’dan nasihat almak ,bütün işleri Avrupa’nın amline(emellerine) göre tedvir etmek(yürütmek/yapmak) bütün dersleri Avrupa’dan almak için bir takım zihniyetten küşayiş buldu(belirdi)Halbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nesayihiyle(nasihatlar/öğütler) ecnebilerin planlayarak yükselebilsin? Tarih,böyle bir hadise kaydetmemiştir.”

Çözüm Var Mı?

Orman yangınlarının temel çözümü,yukarıda değindiğim üzere”göçerlerin ve kıl keçisi yetiştiricilerin kendilerini ormanın gönüllü bekçileri,ana göğüsleri ,evleri ve rızıkları olarak gördükleri ve orman ile yörük arasındaki ilişkiyi anne ve bebeği arasındaki ilişkiye benzettikleri” konusunun bilincine varmaktan geçiyor.

Neler yapılabilir?

Kıl keçi yetiştiriciliğin yeniden yaygınlaştırılması için teknik,ekonomik ve sosyal düzenlemeler gerekiyor.

Kimilerini sayalım.

· Orman içi ve kenarı köylerde yaşayan keçi yetiştiricilerinin ekonomik,teknik ve sosyal açıdan desteklenmeli. Örneğin sosyal açıdan ailelerinin eğitim ve sağlık gereksinmelerinin karşılanmalı

· Göçer yörüklerin göç yollarının rasyonel olarak belirlenmesi çalışmalarının hızlandırılması, göçerlerin eğitim ve sağlık hizmetleri gibi hizmetlerinin giderilmesi, kooperatifleşmeleri sağlanarak ürünlerinin değer fiyatla pazarlanması

· Orman içi ve kenarı köylülerin kooperatifler kanalıyla örgütlenmesi,ormanların işletilmesinde karar sahibi yapılması

· Keçi ürünleri konularında medya çalışmalarının yanı sıra keçi kültürü konularında etkinlikler düzenlenmesi

· Mera ve yaylalarda yapılaşmaya izin verilmemeli. Mera Islah çalışmalarına ağırlık verilmeli, meraların vasfının bozulmasına engel olunmalı ve hayvancılığa kazandırılmalı

· Ağaçlandırmadan itibaren 10-15 yılı aşmış ormanlık alanların denetimli olarak otlatmaya açılmalı

· 6360 Sayılı Büyükşehir yasası, doğrudan ve dolaylı olarak hayvansal üretimi olumsuz yönde etkiliyor. Kırsal alan ile ilgili mevzuat değişikliği yapılmalı, mahalleye dönüştürülen köylerin üretimi etkileyen gerek kavramsal ve gerekse uygulamadaki kısıtları kaldırılmalı, tarımsal üretim yapanlara öncelik tanınmalı

· Vahşi Hayvan/Kurt Saldırısı önlenmeli

· TARSİM Sigortasının yaptırılması teşvik edilmeli

· Çobanlık Mesleği özendirilmeli ve Çoban İstihdam Desteği arttırılmalı, aile işletmelerinde özellikle kadınların sosyal güvenlik primleri ödenmeli

· Hastalıklar ve Veteriner Hizmetleri için gerekli koruyucu önlemler, yerel ve merkezi resmi mekamlarca alınmalı.

1 Ağustos 2026

Bir grup öğrenci.1960'lı yıllar. Öcal Erdoğan albümü.
04/08/2026

Bir grup öğrenci.1960'lı yıllar. Öcal Erdoğan albümü.

Address

Izmir

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Köy Enstitüleri ve Eğitim posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to Köy Enstitüleri ve Eğitim:

Shortcuts

Share

Category