18/08/2026
Hayat; hiç kim olduğun, ne iş yaptığın, nasıl hayatta kaldığın, ne okuduğun, ne başardığın, ne kazandığın, ne kaybettiğinle ilgili olmuyor. Ama bir yaşa kadar hep öyle zannediyoruz. Yüzümüze maske takar gibi sayısız persona deneyip, çıkarıyoruz. Ve bir gün her bir maskeyi aslında tek bir yere varmak için giyip çıkardığını anlıyorsun. Mühim olanın ailende, çevrende, toplumda kabul görmek için takıp çıkardığın personalar olmadığını idrak ediyorsun.
Gerçek tatminin, o persona ya da maskelerin ardından, ne gördüğünü, ne duyduğunu, ne hissettiğini fark ettiğinde, hayatta seni neyin mutlu edip, neyin tükettiğini keşfettiğinde ve bunun için eyleme geçtiğinde geldiğini anlıyorsun.
Gerçek mutluluğun hayatın bizden bağımsız, kendiliğinden akışını izlemekte olduğuna inanıyorum. Kendinden büyük şeylere baktığında, değersizliğini değil, bilakis bu gelip geçiciliğin bir parçası olduğunu görebilmekte saklı sanki her şey.
Bir gün batımının şahaneliğini izlerken, bir çilek reçelinin lezzetinde anlık da olsa doruklara ulaşırken, leyleği havada gördüm diye umutlanırken, bir kuşun uçarken ne kadar çabasız olduğunu, oysa insanoğlunun uçabilmek için neler feda ettiğini düşünürken, dağlarda dolaşıp, ayaklarının sandığından daha güçlü olduğunu keşfederken, kalp şeklinde bir taş bulduğunda hayattan mesaj gelmiş gibi sevinirken, köy ekmeği yediğinde çocukluğunu hatırlarken, başka canlıları karşılıksız severken, yorulduğunda yaptığın şeye neden değdiğini sorgularken, başkaları yesin diye un helvası kavururken, basit işler yaparken… Senaryonun hem baş rolü hem de figüranı olduğunu anlıyor insan…
Her film gibi hayat da sona erecek. Var olmak için takındığım maskeleri çöpe atıp, kendi rolümü yazmaya başlayalı çok oldu. Ve bunu yaparken ölüm de dahil olmak üzere, hayatın bana sağladığı tüm desteklere şükrediyorum.
Aleladeliğin getirisi özgünlük ve özgürlüktür 😌