Mindfulness ve Şefkat Akademi

Mindfulness ve Şefkat Akademi

Share

Uluslararası Mindfulness ve Şefkat Eğitimleri ve Eğitmenlik Eğitimleri. MBSR, MBCL, Mindfulness Eğ.

27/04/2026

Şehrin gürültüsü, bildirimler ve kafamızın içindeki bitmek bilmeyen gevezelik... Kendi sesimizi bile duyamaz hale geldik. Oysa tek ihtiyacımız biraz olsun ""kutsal"" bir sessizliğe ulaşabilmek.

Sessizlik, sanıldığı gibi zor veya erişilmez değil; bir spor salonuna gitmek kadar pratik bir zihinsel sağlık egzersizidir. Karmaşık disiplinler veya büyük hazırlıklar gerektirmez. Sadece cihazlardan uzak, 20 dakika sessizce oturmak bile yeterlidir.

En çok sessiz olduğumuz anlarda hayattayızdır; çünkü hayata karşı en duyarlı olduğumuz an budur. 🌿

Şimdi derin bir nefes al ve hiçbir kelimenin gerekmediği o alana adım at. Oradan mutlaka güzel bir şeyler doğacaktır.

Photos from Mindfulness ve Şefkat Akademi's post 25/08/2022

Çevremde acı çeken veya zor durumda olduğunu gördüğüm insanlar olduğunda bu duayı hatırlamak bana hep iyi gelmiştir.

Empati kurup kendimizi onunla birlikte acıya boğmaktan yada öfkenin içinde bilinçsizce kaybolmaktansa -sakin- ve -şefkatli- bir şekilde acısına eşlik edebiliriz.

Namaste 💙










22/08/2022

Benim bu hayattaki en büyük korkularımdan biri topluluk önünde konuşmaktır.
İlk eğitim vereceğim
ve topluluk önünde ilk kez konuşacağım gün geldiğinde heyecan ve stresten ateşim çıkmış, hastalanmıştım.
Eğitimi ertesi gün yapmak zorunda kalmıştım.
O gün hissettiğim korku, stres ve heyecanı çok iyi hatırlıyorum.
En yakınımdaki kişilere duygularımı açıkça paylaşmadığımı da çok iyi hatırlıyorum. Ayak üstü öyle heyecanlıyım falan deyip geçmiştim.
Bu benim için gerçek bir cesaret isteyen konuydu.
Cesaret dediğimiz zaman aklımıza hep çok büyük adımlar atmak geliyor değil mi?

Özellikle yapmayı çok istediğimiz fakat adım atmaktan korktuğumuz yerlerde cesarete daha çok ihtiyaç duyuyoruz

Dr. Brene Brown, binlerce kişiyle yaptığı araştırma sonucunda cesaretin kahramanlıkla eşanlamlı kelime haline geldiğini söylüyor ve devam ediyor;
"Kahramanlık sıklıkla hayatımızı tehlikeye atmakla ilgilidir. Sıradan cesaret "kırılganlıklarımızı" tehlikeye atmakla ilgilidir. Günümüz dünyasında bu oldukça sıradışıdır. ... Kırılgan ve hüsrana uğramış olmayı göze almaya rıza gösterdiğimde de kendimde de cesaret görüyorum."

Güçsüz görünmekten, yardım istemekten,
korkuyorum demekten,
hazır değilim demekten,
reddetmekten,
bilmiyorum demekten,
yapamam demekten,
üzgünüm demekten,
istemiyorum demekten,
hayır demekten korkuyoruz.

Bizi korkutan dışarısı değil içeride kalbimizi kapattığımız, korumaya aldığımız hassas ve kırılgan noktalarımız aslında.
Savunmasız kaldığımız hallerimiz var. Bunları büyük bir sorun gibi görme eğilimimiz var.

Dışarıdan nasıl görüneceğimiz, içeride nasıl hissettiğimizden daha önemli hale geldi.
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu bu.
Kırılgan olmak, savunmasız kalmak,
olduğun gibi davranmak,
ihtiyacını söylemek için cesarete ihtiyacımız var.

Bizim için hayati önem taşıyan konuları birşey yokmuş gibi davranarak çözemiyoruz.

O yüzden ihtiyacımız olan ve hissettiğimiz şeyi söylemek yapabileceğimiz en cesur şeylerden biridir.

Ve bunun ilk ve en önemli adımı, duygularımızi ifade etmek ve paylaşmak.
Kalbimizi açmaya ihtiyacımız var.

Önce kendi hissettiklerimize kalbimizi açmaya ve dile getirmeye ihtiyacımız var.

Çünkü, insanız.
Hepsi bu.

15/08/2022

İnsanlar çoğunlukla hayatlarının tersine yaşamaya kalkışır;
Daha mutlu olabilsinler diye istedikleri şeyi daha fazla yaşamak için daha çok şeye veya daha çok paraya sahip olmaya çalışırlar.

Gerçekten olan şey tam tersi şekilde işler;

Önce gerçekte neyseniz o olmalısınız; ondan sonra istediğiniz şeye sahip olmak için gerçekten yapmanız gereken şeyi yapın.

-Margaret Young





10/08/2022

Bedenimiz ve zihnimiz aynı zaman diliminde uyumlu bir şekilde yaşamazlar bazen.

Zihnimiz sürekli zaman yolculuğu yapar.

Geçmişe yada geleceğe gider gelir, sonra yine gider sonra yine gelir. Gün içinde bedenimizin içinde değil, zihnimizin peşinde sürüklenip gideriz.

Bedenimiz şimdiki anın içinde olmanın dışında her yerdedir.
Zihin başına buyruk dolaşırken beden bu anın içinde demirlenmiştir. Zihnimizin beden ile bağlantısı yok ise ( ki bunun pek çok geçerli sebepleri olabilir) beden zihnin peşinde savrulur.

Beden şimdi ki andadır.
Bu anın içindedir.

Bu zamanı ve akışı yaşar.

5 duyumuz beden ile birlikte hareket eder ama zihine itaat eder.

Ne garip bir paradoks değil mi?

Zihin bedeni yönlendirir, ama onu umursamaz.

Bedenin yaptıklarını ve hissettiklerinin farkında bile olmaz.

Beden zamanın ve mekanın içinde kaybolur.

Mutfağa gidip niye buraya geldiğini unutursunuz. Neden?
Çünkü zihnin hikayeleri içinde kaybolmuştur.
Orada beden fiziksel olarak vardır ama yoktur.
Beden bir hayalet gibi gider mutfağa.
Çevresindekilerin, seslerin, gördüklerinin ve hissettiklerinin farkında değildir.

Hikayenin ve zamanın içinde kaybolmuştur.
Zamanla ve mekanla uyumlu değildir.
Şimdiki zamandan kopuk bir biçimde yaşar.
Sonra aynı zihin günler ne çabuk geçti, hafta nasıl bitti anlamadım diye konuşur, birde şikayet eder.
Çünkü şimdiki anın içinde bedenimizde değil, zihnimizin içindeki hikayelerde savrulmuşuzdur.

Gerçek olan an sadece bu andır.
Bedenimiz neredeyse gerçek oradadır.
Beden ve zihnin uyumu bizi şimdiki ana bağlar.

Beden bizim çapamızdır.

Beden bizi bu ana getiren en güçlü kaynaklardan bir tanesidir.



09/08/2022

Sizin için önemli bir sınav, iş görüşmesi yada ilişki konuşması öncesi yada geçmişte kalan bir durum yada konuşmayı hiç durmadan kafanızda döndürdüğünüz oldu mu?
Bunu düşündüğünüzü fark ettiğiniz zaman da kendinize kızdınız mı?
Bunu düşünmek istemiyorum, kafamın içimdeki bu ses sussun istiyorum dediniz mi?

Bu duruma "ruminasyon" deniliyor.

Ruminasyon, genellikle negatife odaklı, karanlık ve size çözüm getirmeyen fakat sürekli tekrarlayan düşünme sürecidir.
Diğer tanımıyla "zihinsel geviş getirme" olarak da tanımlanıyor.

Amerikan Psikoloji Derneğine göre ruminasyonun bazı yaygın nedenleri şunlardır;
1) Bir şeyi sürekli düşünerek yani ruminasyon yaparak, hayatınız veya probleminiz hakkında fikir edineceğiniz inancı.
2) Duygusal bir öykünün olması.
3) Kontrol edilemeyen devam eden size stres yaşatan durum/kişilerle yüzleşmek.

Ruminasyonun özellikle mükemmelliyetçi ve başkalarıyla olan ilişkilerine aşırı odaklanan belirli kişilik özelliklerine sahip kişilerde daha yaygın olduğu görülmüş.

Geviş getiren düşüncelerin bir dereceye kadar aslında oldukça doğal olduğunu belirtmek önemli. Bir çoğumuz, durumsal strese maruz kaldığında geçici ruminasyon yaşayabiliriz. Örneğin "yaklaşan bir sınav hakkında endişe duymak, önemli bir konuşmayı yeniden yaşamak" gibi. İnsanlar problemler hakkında analiz yapmak, içgörü kazanmak yada çözüm bulmak için ruminasyon yapabilirler.
Peki ruminasyon ne zaman bir sorun haline gelir?
Sık sık, devam eden, tekrarlayan, günlük görevlere katılma, konsantre olma, başkalarıyla ilişki kurma ve olumlu duygular yaşama yeteneğimize müdahale ediyorsa bu bir sorun haline gelebilir. Yani ruminasyon zararlı olabilir ve üzerinde çok fazla zaman harcadığınızda ve sıkıntınızı arttırdığında sizi etkileyebilir.

Bir kez ruminasyon düşünce döngüsüne sıkışıp kaldığınızda ondan çıkmak zor olabilir. Bir top yokuş aşağı yuvarlanırken olduğu gibi, ilk yuvarlanmaya başladığında ruminasyon düşüncelerini durdurmak ve zamanla hızlanmadan durdurmak daha kolaydır.

Farkındalık yani mindfulness pratikleri ve meditasyon, zihninizi sakinleştirmek, olayları olduğu gibi yaşamak, anın içinde geçmişe yada geleceğe takılmadan var olabilmek için en etkili yollardan biridir.

04/08/2022

Hayat bizi mutlu etmek için kurgulanmamış ki.
Eğer öyle olsaydı oturduğumuz yerde herşeyden mutlu olurduk.

Mutlu olmaya çalışırken en çok atladığımız şey, bizi mutsuz eden,
tüketen,
yoksayan,
değersizleştiren,
sınırlarımızı ihlal eden engelleri fark etmeden onları değiştirmeye çalışmak.

Engelleri kaldırmak yerine bir umut değişir umuduyla insanüstü bir çaba ve enerji harcamak.

Bu ilişkimiz olur, iş yerinde mutsuzluk olur, yaşadığımız yer olur, sevdiğimiz biri olur. Konu fark etmez.

İçimizdeki tamir etme ve kurtarma modu aktif olduğu sürece bu engelleri ortadan kaldırmak aklımıza bile gelmez.

Tamir etme ve kurtarma modu güçlü bir çocukluk örüntüsü.

Yetişkin olduğumuzda dahi olaylara verdiğimiz tepkiler içimizdeki çocuğun yaptığı unutulmuş anlaşmalardan fazlası değil.

Çocukken daha savunmasız ve kırılgandık. Zorluklarla mücadele edebilmek, mutlu olabilmek, sevildiğimize inanmak ve kabul görmek için ortalığı toplayan, düzelten, vermeyi seçen, tamir eden ve kurtarıcı olmayı seçmiş olabiliriz. Gördüğünüz sevgi ve kabul sayesinde bunu tüm ilişkilerimize yayıp güçlü bir yönümüz haline getiririz. Sanki biz öyle doğmuşuz gibi.
Halbuki öyle doģmadık.
Öyle yetiştirildik.
Varoluşsal hakkımız olan sevgiyi, kabulü ve aidiyeti alabilmek için kendimizden bir parça verdik.
Sonunda tükendik.

Çünkü bu bizim sonsuz kaynağımız değil, kendimiz olmaktan çıkmamız karşılığında sevgiyi ve kabulü alabilmemiz için yapılan bir anlaşma.

Bu anlaşmalar bozulabilir. Yeniden inşa edilebilir.

Şimdiki zamandaki kaynaklarımız ile geçmişten getirdiğimiz örüntülerimiz değişebilir.

Daha az sevilebiliriz, konforlu alanımız bozulabilir, dışlanabiliriz. Bunların hepsi şartlıydı zaten. Hakkımız olanı şartlar karşılığında almıştık, kendimiz olmanın da bir bedeli var elbet.
Orada gerçek özgürlük var.
Başkalarının ihtiyacına evet derken kendine hayır dediğin yerler var.
Buraları kıymetli.

Bunları halledince hiç incinmeyeceksin demiyorum. Yine savunmasız ve kırılgan olacaksın, ama yetişkin gibi mücadele edeceksin.
Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkacaksın.
Bir şeye evet derken neye hayır dediğinin farkında olacaksın.
Gerekirse kendine annelik yapacaksın.
En önemlisi kendin olacaksın.

14/07/2022

Şu aralar elimden hiç düşmeyen kitap Erich Fromm "Olma Sanatı" Öz Farkındalık ve Meditasyon üzerine, çook farklı bir bakış açısı ile yazmış.

"Var olma sanatının önündeki en büyük engellerden biri, önemsiz konuşma yapmaktır" diyor ve devam ediyor, "İnsanlar, öteki insanlarla yakın temas kurmaktan korkmakta ama aynı ölçüde temassızlıktan dolayı yalnız kalmaktan da endişelenmektedir. Şu soruya cevap bulmak önemsiz konuşmanın bir işlevi olsa gerek;

Kimsesiz olmadan nasıl yalnız kalabilirim?"

Bu soru büyük bir tefekkür içerir. Nasıl güzel bir denge kokuyor, dönsün bakalım sanki bu hissi tanıyorum.

Bu bölümü şu cümlelerle bitirmiş;

"Çevremizdekiler bizim davranışlarımızı anlamıyorlarsa anlamasınlar. Bizim sadece onların anlayabileceği davranışlar sergilememizi istemeleri, bize dayatma da bulunma çabalarıdır. Eğer bu onların gözünde "asosyal" veya "akılsız" olmak demekse bırakın öyle olsun. Onlar çoğunlukla bizim özgürlüğümüze ve kendimiz olma cesaretine içerlerler.

Yapıp ettiğimiz başkalarına zarar vermediği veya onların haklarını çiğnemediği sürece kimseye açıklama yapmaya ve hesap vermeye mecbur değiliz.
Genellikle başkaları tarafından anlaşılmayı, yani onaylanmayı ima eden bu "açıklama" yapma ihtiyacı yüzünden kim bilir nice hayat heba olmuştur. Eylemlerinizin yargılanmasına ve eylemlerinizden gerçek niyetinizin okunmasına izin verin ama özgür bir insanın yalnızca kendisine -kendi aklına ve vicdanına- ve bu konuda haklı bir talebi olan bir avuç kişiye açıklama borcu olduğunu unutmayın." diye yazmış Erich Fromm.

Derdimizi açıklama ihtiyacı,
Soruyu açıklama ihtiyacı,
Halimizi açıklama ihtiyacı,
Kendimizi anlatma ihtiyacı,
Yanlış anlaşılmamak için ifade ihtiyacı,
Herşeye bir açıklama ihtiyacı hissetmek çok yorucu.
Net ve kısa ifadelerle, hele bazen kocamaaan bir sessizlikte anlaşıldığınızı hissediyorsunuz ki, gerçekten de kendinizi sürekli önemsiz açıklamalar yapmakta n artık alıkoyuyorsunuz.

Yaş ilerledikçe sizi kimsesiz bırakmayan seçilmiş yalnızlık bir lütuftur.
Yalnızlığın askerleriyiz.

Erich Fromm'la başladım Mevlana ile bitireyim;
"Ne anlatırsan anlat, karşındakinin seni anladığı kadarsın."

O yüzden kendimi anlatıcam diye çok da şey etmeyin. 😉

Photos from Mindfulness ve Şefkat Akademi's post 09/07/2022

" Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...
Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...

Vuslat da bayramdır öte yandan...

Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.

"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.

Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.

Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...

Malumatfuruş
Doğrulama, Yanlışlama
Can Dündar

07/07/2022

Her gün bulutlara yerleşirim.
Gökyüzüne yerleşirim.

Sonra bedenime yerleşirim.
Zihnime yerleşirim.
Nefesime yerleşirim.
Düşüncelerimi izlerim.
Anın içinde olan biten ne varsa onu bir gözlemci gibi gözlemlerim.
Sadece gözlemlerim.
İzlerim.

Zihnim düşünceler ile savrulduğunda tekrar nefesim ile bu ana yerleşirim.
Nefesim beni bu ana bağlayan en güçlü çapa.
Zihnim her uçuştuğunda bunun onun doğası olduğunu bilirim.
Bunu kişisel bir mesele yapmam.
Kendime dost bir tavırla kendimi bu ana nefesimle davet ederim.

Zihnimde bu sabah neler var ona alan açarım.
En sonunda kalbime varırım.

Bu sabah kalbim şükran ve huzur doluydu.
Bunu bütün bedenime yaydım ve büyüttüm.
Bedenim kocaman oldu, şükran aktı paçalarımdan.


için yaptığımız destek sonuca ulaştı. Hümeyra ve ailesi tedavisi için gerekli olan parayı topladı.
Hümeyra artık tedavi olabilecek.
Şükür.
Minnet.

Bu yolu birlikte yürüdüğüm, destek ve katkı olan herkese minnet doluyum.

Hümeyra'ya nefes olduk, sizinde nefes olanlarınız, elinizden tutarlarınız çok olsun.

Şükür.
Minnet.

💙🙏

05/07/2022

Yanlış yapmaya hakkımız var.

Ertelemeye hakkımız var.

Her zaman mükemmel olmamaya hakkımız var.

Hata yapmaya hakkımız var.

Üşenmeye hakkımız var.

Pişman olmaya hakkımız var.

Her şeyin en iyisini yapmamaya hakkımız var.

Herkese yetişmemeye hakkımız var.

Dinlenmeye hakkımız var.

Durmaya hakkımız var.

İstememeye hakkımız var.

Reddetmeye hakkımız var.

Yalnız kalmaya hakkımız var.

İdare etmemeye hakkımız var.

Yeter demeye hakkımız var.

Başkalarının istediği gibi olmamaya hakkımız var.

Beklentileri karşılamamaya hakkımız var.

Tembellik etmeye hakkımız var.

Yorulmaya hakkımız var.

Öfkelenmeye hakkımız var.

Pişman olmaya hakkımız var.

Bilmemeye hakkımız var.

Sıkılmaya hakkımız var.

Bıkmaya hakkımız var.

İnsanız.
Sadece insan.
Bütün duyguları hissetmeye hakkımız var.
Bütün bir insan olmanın hallerini yaşamaya hakkımız var.
İnsan isek canlı isek bütün bunları yaşıyoruz ve yaşayacağız demektir.

İnsan olmayı hal ediyoruz.
İnsan olmanın içinden geçiyoruz.

Her türlü duyguyu hissetmeye hakkımız var.

Kendi varlığımızın içinde her türlü duyguya yerimiz var.

Bu evren bizi taşır.
Biz kendimizi daha az taşısak nasıl olurdu acaba?

Olduğumuz gibi olmaya, hissettiğimiz gibi hissetmeye izin versek nasıl olurdu acaba?

Sadece insan olduğumuzu kendimize hatırlatıp, duygumuza izin vermeye hakkımız var.








Want your school to be the top-listed School/college in Izmir?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Address


Izmir