12/05/2026
Bazen bir ilişki bize iyi gelmediğini bildiğimiz hâlde ayrılmak, içinde kalmaktan daha zor gelebilir. Çünkü ilişkiler sadece mantıkla yürüyen yapılar değildir; bağlanma sistemimizi, geçmiş deneyimlerimizi ve sinir sistemimizi de harekete geçirir.
İnsan her zaman kendisine iyi geleni değil, tanıdık geleni sürdürebilir. Özellikle sevgiyle birlikte belirsizlik, korku, eleştiri, ihmal ya da duygusal iniş çıkışların olduğu deneyimlerle büyündüyse; huzurlu olan değil, alışık olunan dinamik “normal” gibi hissedilebilir.
Zorlayıcı ilişkiler çoğu zaman tamamen kötü değildir. Tam uzaklaşılacakken gelen ilgi, yakınlık, özür ya da değişim umudu kişiyi yeniden bağlayabilir. İnsan bazen ilişkiye değil, ilişkinin bir gün dönüşebileceği ihtimaline tutunur.
Ve burada mesele çoğu zaman sadece “neden gitmiyor?” değildir.
Çünkü korkutucu, belirsiz ya da sürekli tetikte hissettiren bir bağın içinde uzun süre kalındığında, otonom sinir sistemi de etkilenmeye başlayabilir. Bu bir seçim ya da “isteksizlik” gibi işlemez; bedenin verdiği otomatik bir hayatta kalma tepkisi olabilir.
Sinir sistemi bazen: “Savaşamıyorum.”
“Kaçamıyorum.”
dediğinde, don tepkisini devreye sokabilir.
Bu don hâli zamanla sadece ilişkinin içinde kalmaz; kişinin hayatının başka alanlarına da yayılabilir. Karar verememek, harekete geçememek, sürekli ertelemek, yorgunluk, hissizlik, kendinden uzaklaşmak… Bunlar bazen tembellik ya da kararsızlık değil, uzun süredir alarm hâlinde çalışan bir sinir sisteminin sonucu olabilir.
Bu yüzden bazı insanlar kendine: “Neden hâlâ adım atamıyorum?”
diye kızarken, aslında bedenleri uzun süredir güvenlik arıyor olabilir.
İnsan bazen ilişkiden değil, sürekli alarm hâlinde yaşamaktan yorulur.