Gölgedeki Çocuklar programında öfkeyi dışa vurmayı konuştuk.
Öfke çoğu zaman “kötü” bir duygu gibi görülse de aslında anlaşılmak isteyen bir sinyal.
Bazen görülmeyen ihtiyaçların, bazen sınır ihlallerinin, bazen de uzun süre bastırılmış duyguların sesi olabiliyor.
Özellikle çocuklarda öfke;
“beni duy”,
“beni fark et”,
“burada zorlanıyorum” demenin farklı bir yolu haline gelebiliyor.
Programda;
öfkenin altında yatan duyguları,
şiddetle öfke arasındaki farkı,
çocukların ve yetişkinlerin öfkeyi nasıl düzenlediğini
ve dışa vurulamayan duyguların beden ve davranış üzerindeki etkilerini konuştuk.
Nazik davetleri için ekibe teşekkür ederim. 🌿
Psikolog Feyza Mert
Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Psikolog Feyza Mert, Education, Istanbul.
Bugün Kız Çocukları Eğitim Vakfı’nın (KIZÇEV) “Yapabilirim Diyenler Ülkesi” serisinin yeni kitabı Ressam Elif için bir araya geldik.
Alan Kadıköy’de gerçekleşen lansman ve yazar söyleşisi, aynı zamanda “Henüz Olmamış Olan” sergisinin içinde, çok anlamlı bir atmosferde gerçekleşti.
Serginin ismi gün boyu aklımda kaldı aslında.
“Henüz olmamış olmak”…
Tamamlanmamış olmayı bir eksiklik değil; dönüşme, değişme ve kendi yerini arama hâli olarak anlatıyordu. Kız çocuklarının potansiyeline, hayallerine ve “olabilme” ihtimallerine bakınca bu tema çok daha güçlü hissettirdi.
“Yapabilirim Diyenler Ülkesi” serisi de tam olarak buna dokunuyor.
Çocuklara yalnızca bir meslek anlatmıyor; kendi seslerini duyabilecekleri, hayal kurabilecekleri ve “ben de yapabilirim” diyebilecekleri bir alan açıyor.
Bugün Ressam Elif üzerine konuşurken; sanatın, ifade etmenin ve görülmenin çocuklar üzerindeki etkisini konuşmak da çok kıymetliydi.
Bu güzel organizasyonda emeği olan herkese ve bizi dinlemeye gelen herkese teşekkür ederim. ✨
Bu bölümde biraz “sevgi”yi konuştuk.
Gerçekten sevmek ne demek?
Bir insanı sevmekle, ona sahip olmak arasındaki fark ne?
Erich Fromm’un “Sevme Sanatı”ndan da konuştuğumuz gibi; sevgi yalnızca bir duygu değil, emek isteyen bir eylem.
Bir çiçeği seviyorsanız onu koparmak değil, sulamak istersiniz. Çünkü sevgi; büyütmeyi, görmeyi, bakım vermeyi de içerir.
Ama bazen kültürel olarak bize öğretilen “sevgi”; kontrol etmekle, vazgeçmekle, kendinden tamamen yok olmakla karışabiliyor.
Oysa birçok ilişkide insanlar aslında birbirini değil; kendi ihtiyaçlarını, eksiklerini, yalnızlık korkularını sevmeye çalışıyor.
Programda; sevmenin ne zaman besleyici, ne zaman bencilleşebilen bir şeye dönüştüğünü, ilişkilerde ihtiyaçlar, bağlanma ve sevgi arasındaki çizgiyi konuştuk.
Keşif Ekranı’na ve Gizem Altuntaş’a bu alanı açtıkları için teşekkür ederim.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca bir “haber” olmadığını; her birinin yarım kalan bir yaşam, susturulan bir ses ve toplumun ortak hafızasında açılan bir yara olduğunu hatırlatan “Kanayan Mirasımız” programına konuk oldum.
Gazeteci ve sunucu Gizem Altuntaş’ın hazırlayıp sunduğu, Keşif Ekranı’nda yayınlanan bu farkındalık projesi; her bölümde şiddet sonucu yaşamını kaybeden kadınların hikâyelerini görünür kılarak toplumsal hafızayı canlı tutmayı amaçlıyor.
Programda bir psikolog olarak; şiddetin psikolojik kökenlerini, travmanın birey ve toplum üzerindeki etkilerini, kuşaklar arası aktarımı ve neden bu konuları konuşmaya devam etmemiz gerektiğini ele alma fırsatı bulduk.
Bazen iyileşmenin ilk adımı; görmezden gelineni görünür kılmak, sessiz bırakılanı birlikte konuşabilmektir.
Bu anlamlı davetleri ve emekleri için Gizem Altuntaş’a ve Keşif Ekranı ekibine teşekkür ederim.
Yakında Keşif Ekranı YouTube Kanalı’nda yayınlanacak “Gölgedeki Çocuklar” serisinde sevgili Gizem Altuntaş ile zorbalığı, şiddeti, suça sürüklenen çocukları ve çocukların ruhsal dünyasında oluşan etkileri konuştuk.
Bu bölümde özellikle; yaşanan olayların ardından çocukların neden okula gitmek istemediğini, korkunun ve güvensizlik hissinin çocukların günlük yaşamına nasıl yansıdığını ele aldık.
Çocukların davranışlarının altında yatan duyguyu anlamaya çalıştığımız, önemli ve düşündürücü bir sohbet oldu. 🌿
Keşif Ekranı YouTube Kanalı�’nda yayınlanan “Gölgedeki Çocuklar” serisinde sevgili Gizem Altuntaş ile; zorbalığı, şiddeti, suça sürüklenen çocukları ve bu olayların çocukların ruhsal dünyasında bıraktığı izleri konuştuk.
Bu kesitte özellikle çocukların yaşanan olaylardan sonra neden okula gitmek istemediğini konuşuyoruz. Çünkü çocuklar yalnızca olayı yaşamıyor; korkuyu, güvensizliği ve sürekli tetikte olma halini de taşıyor.
“Okula gitmek istemiyorum” cümlesinin altında çoğu zaman kaygı, korku ve güvende hissedememe duygusu olabiliyor.
Bu önemli alanı görünür kıldıkları için Keşif Ekranı ekibine ve Gizem Altuntaş’a teşekkür ederim. 🌿
Bazen bir ilişki bize iyi gelmediğini bildiğimiz hâlde ayrılmak, içinde kalmaktan daha zor gelebilir. Çünkü ilişkiler sadece mantıkla yürüyen yapılar değildir; bağlanma sistemimizi, geçmiş deneyimlerimizi ve sinir sistemimizi de harekete geçirir.
İnsan her zaman kendisine iyi geleni değil, tanıdık geleni sürdürebilir. Özellikle sevgiyle birlikte belirsizlik, korku, eleştiri, ihmal ya da duygusal iniş çıkışların olduğu deneyimlerle büyündüyse; huzurlu olan değil, alışık olunan dinamik “normal” gibi hissedilebilir.
Zorlayıcı ilişkiler çoğu zaman tamamen kötü değildir. Tam uzaklaşılacakken gelen ilgi, yakınlık, özür ya da değişim umudu kişiyi yeniden bağlayabilir. İnsan bazen ilişkiye değil, ilişkinin bir gün dönüşebileceği ihtimaline tutunur.
Ve burada mesele çoğu zaman sadece “neden gitmiyor?” değildir.
Çünkü korkutucu, belirsiz ya da sürekli tetikte hissettiren bir bağın içinde uzun süre kalındığında, otonom sinir sistemi de etkilenmeye başlayabilir. Bu bir seçim ya da “isteksizlik” gibi işlemez; bedenin verdiği otomatik bir hayatta kalma tepkisi olabilir.
Sinir sistemi bazen: “Savaşamıyorum.”
“Kaçamıyorum.”
dediğinde, don tepkisini devreye sokabilir.
Bu don hâli zamanla sadece ilişkinin içinde kalmaz; kişinin hayatının başka alanlarına da yayılabilir. Karar verememek, harekete geçememek, sürekli ertelemek, yorgunluk, hissizlik, kendinden uzaklaşmak… Bunlar bazen tembellik ya da kararsızlık değil, uzun süredir alarm hâlinde çalışan bir sinir sisteminin sonucu olabilir.
Bu yüzden bazı insanlar kendine: “Neden hâlâ adım atamıyorum?”
diye kızarken, aslında bedenleri uzun süredir güvenlik arıyor olabilir.
İnsan bazen ilişkiden değil, sürekli alarm hâlinde yaşamaktan yorulur.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca bir “haber” olmadığını; her birinin yarım kalan bir yaşam, susturulan bir ses ve toplumun ortak hafızasında açılan bir yara olduğunu hatırlatan “Kanayan Mirasımız” programına konuk oldum.
Gazeteci ve sunucu Gizem Altuntaş’ın .altuntas hazırlayıp sunduğu, Keşif Ekranı’nda yayınlanan bu farkındalık projesi; her bölümde şiddet sonucu yaşamını kaybeden kadınların hikâyelerini görünür kılarak toplumsal hafızayı canlı tutmayı amaçlıyor.
Programda bir psikolog olarak; şiddetin psikolojik kökenlerini, travmanın birey ve toplum üzerindeki etkilerini, kuşaklar arası aktarımı ve neden bu konuları konuşmaya devam etmemiz gerektiğini ele alma fırsatı bulduk.
Bazen iyileşmenin ilk adımı; görmezden gelineni görünür kılmak, sessiz bırakılanı birlikte konuşabilmektir.
Bu anlamlı davetleri ve emekleri için Gizem Altuntaş’a ve Keşif Ekranı ekibine teşekkür ederim.
Bölümün tamamı: https://youtu.be/1XfMLDstpGI?si=V3QrpvMzmhopMLiK
Bazen içimizde fırtınalar kopar.
Bazen güneş açar, bazen uzun süre yağmur yağar…
Ama hiçbir duygu, hiçbir düşünce,
senin kim olduğunu belirlemez.
Gökyüzü nasıl bulutlardan ibaret değilse,
sen de yaşadığın duygulardan ibaret değilsin.
Bulutlar gelir geçer.
Gökyüzü baki kalır.
Kendine bugün biraz şefkatle bakmayı hatırla.
09/05/2026
Kutlu olsun 💗
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Category
Website
Address
Istanbul
34750