11/04/2020
Bugün benim doğum günüm. 40 oldum. 16- 17 yaşımı hatırlıyorum. 40’ına kadar yaşar ondan öteye gitmem diyordum. Şimdi 40 oldum. Korana günlerinde, sokağa çıkma yasağı altında, 40 sene önce doğduğum saatte bir ambulansın içinde yeni yaşıma giriyorum.
İçim umut dolu…
Ormanda giderken karşıma iki patika çıktığında hep az kullanılmış olandan gittim. Yapıp da pişman olduğum şeyler oldu. Bu sayede iyinin, güzelin, acının, sabırın ve umudun farkına vardım. Ama keşke yapsaydım dediğim hiç bir şey olmadı. Daha cesur olmam gerekirdi hiç demedim. En zorlu yolların en güzel manzarayı sunacağını düşündüm hep, hayat da beni hiç yanıltmadı. Bunun da bir bedeli olacaktı elbet. Nitekim çocukken de dizlerim hep yara içindeydi. Kabuk bağlardı yaralarım. Yedi kez düşmeyi sekiz kez ayağa kalkıyorsam sorun etmedim. Gün geldi en fazla gurur duyduğum şey oldu bu yara izleri. Çünkü derin bir yara izi bir ölüm kalım savaşından kimin galip çıktığını gösteriyordu.
Bir ambulansın içindeyim. Öksürük, baş ağrısı, ishal, biraz ateş hepsi var. Koronavirüse yaklanan yakınım bir kaç gün önce taburcu edildi. Temas da var yani. Eve ambulans geldiğinde boğazıma çubuk falan sokarlar, örnek alırlar diyordum. Direkt beni aldılar. 🙂 Doğum günümü soran hemşire, abi bugün senin doğum gününmüş ya dedi. İyi ki doğdun dedi ve tebessüm etti. Her yerini örten o garip tulumdan, görmedim ama öyle hissettim. Gözlerim doldu. Sarılacaktım ama malum sosyal mesafe… Sabahtan beri hiç nefes almamışlar. Sürekli koşturmaca halinde hasta taşıyorlar. Çok zor bir iş yapıyorlar. Allah yardımcıları olsun. Bu kahramanlar bütün bu sıkıntılar sona erdiğinde unutulmamalı.
Hastanede doktor, naylon bir kulübenin içinde, elbise, maske… Nasıl hareket ediyor? Nasıl o şekilde çalışabiliyor bilmiyorum. İnsan üstü bir gayret gerek. Akciğer tomografisi çekildi. Ciğerlerin temiz, eve gidebilirsin ama kendini izole et, dedi. Ben niye hastayım, neden başımı kaldıramıyorum, test yapmayacak mısınız diyecektim vaz geçtim. Sanki saygısızlık olacakmış gibi geldi. Sanki benden sonra koltuk değneği ile tomografi odasına giren, polislerin yardımı ile hastaneye gelen teyzeye haksızlık edecekmişim gibi hissettim. Elim ayağım tutuyor, öksürsem de hala nefes alabiliyorum. Bir de içim umut dolu….
Çıktım hastaneden. Ben nasıl eve gideceğim diye birine sorayım dedim. Acil servis kapısına aynı anda yanaşan iki ambulansı görünce ondan da vaz geçtim. Elbet yürürüm dedim. Koyuldum yola.
Sokaklar bomboş, parklar bomboş. Bahar delicisine salmış çiçeklerini. Kaldırımların bile kenarlarını çiçek basmış. İnsan ayağı değen yerler, yeşillenmiş, renklenmiş. Çoğu zaman yol, gidilen yerden daha değerlidir. Çünkü yol insanı değiştirir, büyütür, olgunlaştırır. Yolun mutluluğu kadar hüznü de besler insanı. Varmaktan çok yolda olmak güzeldir, nefes alabildiğin sürece…
Eve yaklaştım. Daha önce yüzlerce kez geçtiğim parkta daha önce hiç rastlamadığım bir kuş gördüm. Allahım nasıl da güzel ötüyor. Hayat her adımda güzellikleri ile geliyor. Bugün de bunu gördüm. Vardığım yeri bilmem ama geldiğim yoldan memnunum. Herkes ölür ama çok az insan gerçekten yaşarmış. Yaşadım. Nefesim varsa daha da yaşayacağım.
Çiçekli bir yolda yürüyorum. Yaşım kırk. Biraz hastayım ama iyileşeceğim.
Hepimiz iyileşeceğiz.
İçim umut dolu.