Cuma Vakti

Cuma Vakti Dini Sohbet

Vefat HaberiEmekli Vaiz ve İmam Halit Sevimli Hocaefendi ahirete irtihal etmiştir.  Ömrünü İslam davasına vakfeden, ehl-...
02/10/2026

Vefat Haberi

Emekli Vaiz ve İmam Halit Sevimli Hocaefendi ahirete irtihal etmiştir.

Ömrünü İslam davasına vakfeden, ehl-i sünnet inancını ve itikadını öğretmeye gayret eden, kaleme aldığı eserlerle ümmete hizmet eden Hafız Halit Sevimli Hocaefendi’ye Allah’tan rahmet diliyoruz.

Ailesine, talebelerine ve bütün İslam âlemine başsağlığı dileriz.

Mekânı cennet olsun. Ruhu için el fatiha

— Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Yardımlaşma FSM Vakfı Trabzon

23/05/2026

Kurbanını Paylaş, Kardeşin Sevinsin! 🌍

Bu Kurban Bayramı’nda iyiliği sınırların ötesine taşıyoruz.
Sizlerin emanet ettiği kurbanlar, ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor, sofralara bereket oluyor.

🐄 Kurban Bedelleri:

Yurt Dışı
* Büyükbaş Hisse: 5.500 ₺
* Küçükbaş: 5.500 ₺

📌 Kurban vekaletleriniz bayramın 3. gününe kadar kabul edilmektedir.
📲 Kesim videolarınız sizlere ulaştırılmaktadır.

Hesap adı: Fatih Sultan Mehmet Eğitim Ve Yardımlaşma Vakfı

TL: TR64 0020 9000 0050 2312 0000 16

📝 Açıklama: “Kurban” yazınız

Bir paylaşım, bir tebessüme vesile olsun.
Sen de iyiliğe ortak ol, kardeşin sevinsin.

📍 FSM Vakfı Genel Merkezi
Yavuz Sultan Selim Mah. Cibali Cad. No:19
Fatih / İstanbul

📱 +90 501 508 1453 (WhatsApp Kurban Kayıt)

🌐 www.fsmvakfi.org.tr

17/04/2026

Bütün Peygamberlerin Dini İslam’dır!
Peygamberler, Allâh’ın emir ve yasaklarını tebliğ etmek için gönderilmiş seçkin kullardır.

Allâh’ın bütün Peygamberlerine iman etmek farzdır.

Peygamberlerin ilki Âdem, sonuncuları ise Muhammed’dir ﷺ.

Allâh-u Teâlâ El-Bakarah Sûresinin 285. Âyet-i Kerîmesi’nde şöyle buyuruyor:
لا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ

Anlamı: ”Allâh’ın Peygamberler’i arasında (dinde, itikatta) ayrım yapmayız.”

Peygamber Efendimiz ﷺ bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyuruyor:
الأنْبِيَاءُ إِخْوَةٌ لِعَلاتٍ دِينُهُمْ وَاحِدٌ وَ أُمَّهَاتُهُمْ شَتَّى

Anlamı: “Peygamberler üvey kardeş gibidirler. Dinleri bir, şeriatleri ise farklıdır.”
Bu Hadis-i Şerif’ten de anlaşıldığı üzere, Peygamberlerin tamamı İslâm Dîni ile gönderilmiştir.

Ancak bazı hükümlerde farklılıklar söz konusudur.

Bu hükümler de haram ve helaller ile olan hükümlerdir.

Bazı fiiller, bir ümmete helal kılınmışken, başka bir ümmete haram kılınmıştır.

Çünkü Allâh mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Dilediğine, dilediği şeyi haram kılar, dilediğine, dilediği şeyi helal kılar.

İLMİN ÖNEMİAllâh-u Teâlâ bir Ayet-i kerîmede şöyle buyurmuştur:..يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِين آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أ...
27/02/2014

İLMİN ÖNEMİ

Allâh-u Teâlâ bir Ayet-i kerîmede şöyle buyurmuştur:
..يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِين آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ َ ...
Manası: “Allâh Teâlâ, imân edenleri yükseltir ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini kat kat yükseltir”


Rasûlullâh (sallallâhu âleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir yol tutup onda ilmi ararsa Allâh ona o vesileyle Cennete giden yolu kolaylaştırır.”
(Buhârî)
Rasûlullâh (sallallâhu âleyhi ve sellem) bir keresinde Ebu Zer el-Ğifâri adındaki bir sahâbîye tavsiyede bulunurken kendisine mealen şöyle buyurmuştur:
“Ya Ebâ Zer gidip de Allâh’ın kitabından bir âyeti öğrenmen sana yüz rekât nafile namaz kılmandan daha hayırlıdır. Ve gidip de din ilminden bir bölümü öğrenmen sana bin rek’at nafile namaz kılmandan hayırlıdır.”
Başka bir Hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallâhu âleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurmuştur: “Kim ilim öğrenmek üzere dışarı çıkarsa geri dönene kadar Allâh yolundadır.”
Rasûlullâh (sallallâhu âleyhi ve sellem) Din ilmi ile ilgili mealen şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Melekler ilim talebesine karşı, yaptığından râzı oldukları için mütevazı olurlar.”
İlmin bulunmadığı beldede hayır yoktur, insan ilmin bulunmadığı yerden ayrılıp ilim ehlinin bulunduğu yere gitmelidir. Bazı Âlimler bu hususla ilgili şöyle demişlerdir:
“Kim hoca bulamazsa yolculuğa çıksın yani öğretecek bir hoca bulması için yolculuğa çıksın.”
İnsanın din ilmine yemek ile sudan daha fazla ihtiyacı vardır.
İmam Ahmed er-Rifâî (radiyallâhu anhu) diyor ki:
“Ey efendiler Âlimlerle oturunuz muhakkak ki ilim meclislerinde (oturumlarında) insanı hâlden başka bir hâle çeviren sırlar vardır.”
İmam Ali (radiyallâhu anhu) birine tavsiyede bulunurken kendisine şunları söylemiştir:
“İlim mâldan daha hayırlıdır. İlim senin bekçiliğini yapar malın bekçiliğini ise sen yaparsın.”
İmam Şafiî (radıyallâhu anhu) Dîn ilmi hakkında şöyle demiştir:
“İlim öğrenmek nafile namazdan daha faziletlidir.”

Âlimler demişlerdir ki:
"Hiç bir vakit yoktur ki, ilim mütalaası, hüzün ve kederi yok etmesin, ilmi mütalaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir, insanda yüce duygular uyandırır. İlim öğrenmek, nafile ibadetten üstündür. İlim öğren, kimse âlim olarak doğmaz, ilim sahibi ile cahil bir olmaz."

NASIL TİCARET YAPALIM ?İslamda Ticaret Nasıl Olmalıdır?Ticaretin dînî boyutu nasıl olmalıdır? Helal ticaret nasıl yapılm...
27/02/2014

NASIL TİCARET YAPALIM ?

İslamda Ticaret Nasıl Olmalıdır?

Ticaretin dînî boyutu nasıl olmalıdır? Helal ticaret nasıl yapılmalı? Karşılıklı rıza ile yapılan her alışveriş geçerli ve caiz mi? Bu ve daha fazlası için makalemizi okuyabilirsiniz…

Helal olanı yapmak, harâmdan uzak durmak, alışverişin bazı hükümlerini bilmek ve muâmelâttaki (ticari ilişkilerdeki) diğer bilgilere sahip olmak önemlidir. Bilinmesi gerekir ki her mükellefin, yani akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan her Müslüman’ın üzerine, başlayacağı her işten önce Allâh’ın o işte neyi helal ve neyi haram kıldığını bilmesi farzdır. Çünkü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh, bizlere bazı şeyleri farz, bazı şeyleri ise haram kılarak, bunlardan sakınmamızı emretmiştir. Allâh-u Teâlâ’nın bizlere emretmiş olduklarına mutlaka riâyet edilmesi gerekir. Bu ise, dinde öğrenilmesi zarûri olan bilgileri öğrenerek, farzların hepsini eda edip, haramların hepsinden de sakınmakla olur. Allâh-u Teâlâ; alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır. Bunlara uymak üzerimize farzdır. Helal olan alışveriş, şerîatta bilinen ve vasfedilen (tarif edilen) alışveriştir.

Allâh-u Teâlâ El Bakarah sûre’sinin 275. Âyet-i Kerîme’sinde şöyle bildiriyor: ‘’

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

Anlamı: ”Allâh, alışverişi (satılması ve alınması caiz olan şeylerle) helal, fâizi ise haram kılmıştır.”

Yapılan her alışveriş helal değildir. Sadece şartlara uygun ve erkânlarına riayet edilerek yapılan alışveriş helaldir. Harama düşmemek için bunlara dikkat edilmesi gerekir.

Alışveriş yapmak veya ticaret yapmak isteyenin, bunların hükümlerini öğrenmesi farzdır. Aksi takdirde kişi ister istemez faiz yemiş olabilir.

Peygamber Efendimizin bir hadisinde mealen şöyle der: ‘’Sâdık tüccar (yaptığı ticârette Allâh’ın hükümlerine riayet ederek; ihanet etmekten, aldatmaktan, dolandırmaktan ve buna benzer haram olan şeylerden sakınan kimse) Kıyamet Günü’nde peygamberlerle, sadıklarla ve şehidlerle haşrolunur.” (İmâm Tirmizî)

Sadık tüccarın, Peygamberimiz’in zikrettiği bu fazilete ulaşabilmesinin yolu nefsini yenerek ve dinî bir yol ile ticaret yapmasıdır.

Aksi takdirde; yani alışveriş, bildirilen şekilde olmazsa; haddi aşanlar için Allâh’ın, azabıyla tehdit ettiği elim Cehennem ateşi vardır.

Ticâretle İlgili Anlaşmalar

Kiralama (El Îcâre):

Mubah ve kalıcı olan bir eşyayı, mal karşılığında, helal bir yol ile ondan faydalanılması için kiralamaktır.

Kâr Ortaklığı (El Kırâd):

Bir kimsenin kâra ortak olmak için ikinci bir şahsa sermaye ve bunu dilediği bir veya birden çok ticârette çalıştırması için izin ve yetki vermesi.

Rehin Verme (Er Rehn):

Borcu karşılığında alacak sahibine, değeri olan bir malı rehin olarak bırakmak. Alınan borç kapatılamaz ise, bu mal ile o borç kapatılır.

Vekâlet (El Vekâleh):

Kendisi hayatta iken birisini, husûsi bir şeyi yapması için vekil kılmak.

Emanet Bırakma (El Vedîa):

Bir malı korunması için sahibinden başka birisine emanet bırakmak.

Ödünç Vermek (El Âriyet):

Kendisine âit bir malı, kullanması için karşılık beklemeden bir başkasına vermek. Ancak ödünç verilen mal kullanıldığında, aslı değişmeyecek cinsten olmalı.

Ortaklık (Eş Şerîke):

İki veya daha fazla kişilerin bir işte ortak olarak çalışmaları. Ortaklığın geçerli olması için bunların haklarının ıspatı olarak bir akit yapılmış olması gerekir.

El Müsâkât:

Bağ veya ağaçlarının bakımını yapması için, meyvesini paylaşma karşılığında bir kimse ile anlaşmak.

Alış verişle uğraşanların, bu ve benzer kuralları ve âlimlerin (Allâh onlardan razı olsun) kitaplarında zikrettikleri şartları ve rükünleri öğrenip, bunlara riayet etmeleri gerekir.

Harâmdan uzak durmak, alışverişin bazı hükümlerini bilmek ve muâmelâttaki (ticari ilişkilerdeki) diğer bilgilere sahip olmak önemlidir.

Bilinmesi gerekir ki her mükellefin, yani akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan her Müslüman’ın üzerine, başlayacağı her işten önce Allâh’ın o işte neyi helal ve neyi haram kıldığını bilmesi farzdır. Çünkü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh, bizlere bazı şeyleri farz, bazı şeyleri ise haram kılarak, bunlardan sakınmamızı emretmiştir. Allâh-u Teâlâ’nın bizlere emretmiş olduklarına mutlaka riâyet edilmesi gerekir. Bu ise, dinde öğrenilmesi zarûri olan bilgileri öğrenerek, farzların hepsini eda edip, haramların hepsinden de sakınmakla olur. Allâh-u Teâlâ; alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır. Bunlara uymak üzerimize farzdır. Helal olan alışveriş, şerîatta bilinen ve vasfedilen (tarif edilen) alışveriştir.
Allâh-u Teâlâ El Bakarah sûre’sinin 275. Âyet-i Kerîme’sinde şöyle bildiriyor: ‘’

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

Anlamı: ”Allâh, alışverişi (satılması ve alınması caiz olan şeylerle) helal, fâizi ise haram kılmıştır.”

Yapılan her alışveriş helal değildir. Sadece şartlara uygun ve erkânlarına riayet edilerek yapılan alışveriş helaldir. Harama düşmemek için bunlara dikkat edilmesi gerekir.

Alışveriş yapmak veya muamelatın diğer meselelerine girmek isteyenin, bunların hükümlerini öğrenmesi farzdır. Aksi takdirde kişi ister istemez faiz yemiş olabilir.

Peygamber Efendimizin bildirmiş olduğu Hadîs-i Şerîf’in mânâsı şöyledir: ‘’Sâdık tüccar (yaptığı ticârette Allâh’ın hükümlerine riayet ederek; ihanet etmekten, aldatmaktan, dolandırmaktan ve buna benzer haram olan şeylerden sakınan kimse) Kıyamet Günü’nde peygamberlerle, sadıklarla ve şehidlerle haşrolunur.” (İmâm Tirmizî)

Sadık tüccarın, Peygamberimiz’in zikrettiği bu fazilete ulaşması, ancak nefsini yenmesi ve dinî bir yol ile ticaretini, yani alışverişini yapmasıyla olur.

Aksi takdirde; yani alışveriş, bildirilen şekilde olmazsa; haddi aşanlar için Allâh’ın, azabıyla tehdit ettiği elim Cehennem ateşi vardır.

Ticâretle İlgili Anlaşmalar

Kiralama (El Îcâre):

Mubah ve kalıcı olan bir eşyayı, mal karşılığında, helal bir yol ile ondan faydalanılması için kiralamaktır.

Kâr Ortaklığı (El Kırâd):

Bir kimsenin kâra ortak olmak için ikinci bir şahsa sermaye ve bunu dilediği bir veya birden çok ticârette çalıştırması için izin ve yetki vermesi.

Rehin Verme (Er Rehn):

Borcu karşılığında alacak sahibine, değeri olan bir malı rehin olarak bırakmak. Alınan borç kapatılamaz ise, bu mal ile o borç kapatılır.

Vekâlet (El Vekâleh):

Kendisi hayatta iken birisini, husûsi bir şeyi yapması için vekil kılmak.

Emanet Bırakma (El Vedîa):

Bir malı korunması için sahibinden başka birisine emanet bırakmak.

Ödünç Vermek (El Âriyet):

Kendisine âit bir malı, kullanması için karşılık beklemeden bir başkasına vermek. Ancak ödünç verilen mal kullanıldığında, aslı değişmeyecek cinsten olmalı.

Ortaklık (Eş Şerîke):

İki veya daha fazla kişilerin bir işte ortak olarak çalışmaları. Ortaklığın geçerli olması için bunların haklarının ıspatı olarak bir akit yapılmış olması gerekir.

El Müsâkât:

Bağ veya ağaçlarının bakımını yapması için, meyvesini paylaşma karşılığında bir kimse ile anlaşmak.

Alış verişle uğraşanların, bu ve benzer kuralları ve âlimlerin (Allâh onlardan razı olsun) kitaplarında zikrettikleri şartları ve rükünleri öğrenip, bunlara riayet etmeleri gerekir.

Bu makaleyi hazırlayandan Allah razı olsun inşaAllâh

''Aklina her ne gelir ise bil ki Allâh ona benzemez''İmam Zunnûn el-Mısrî radiallahu anh
27/02/2014

''Aklina her ne gelir ise bil ki Allâh ona benzemez''

İmam Zunnûn el-Mısrî radiallahu anh

26/02/2014

Günahkar Müslümanlar İki Kısımdır

Büyük günahkar kime denir, günahkarlar cennete girebilir mi? Başkasının Canına kıyan yada intihar eden müslümanlar büyük günaha düşüyor mu? Peki bu tür insanlar cennete girebilecek mi? Günahkar olmaktan nasıl sakınılabilir?


Büyük günah işleyip tövbe etmeden ölen günahkar Müslümanlar iki kısma ayrılır:
1.Kısım: İşledikleri günahtan dolayı cehennemde azap görmeyi hak ettikleri halde Allah onları bağışlar ve rahmetiyle Cennete girdirir.
2.Kısım: Bu kısım insanlar cehennemde azap çektikten sonra oradan çıkartılır ve Cennete girdirilir. İmam Buhari’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle mealen”Zerre kadar imanı olup Le İlehe illallah diyen Cehennemden çıkacaktır (Cehenneme giren günahkâr Müslümanlar muhakkak oradan çıkacaktır” buyuruyor.
Allah’a ve resulüne iman eden her kişinin sonu, azaptan önce olsun veya sonra olsun Cennete gidiştir. Günahlarından dolayı Allah’ın azabını hak eden günahkâr Müslüman ebedi olarak Cehennemde kalmaz. Ancak kâfir olan ebedi olarak Cehennemde kalır. Bu en şiddetli ve en tehlikeli günah olan küfründen dolayı ona bir cezadır.
Önemli Bir Uyarı
Yüce Rabbimiz “En-Nise’” Suresi’nin 93. Ayetinde mealen ”Kim bir mü’mini bilerek imanından dolayı öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir” şeklinde buyruluyor. İmam Ğazali ve ondan başka müfessirlerin bu ayetin tefsirinde şöyle dediler: ”Kim bir mü’mini imanından dolayı öldürürse yani onu mümin olduğu için öldürüyorsa. Bu kimse kâfirdir ve bu şekilde ölürse cezası ebediyen cehennemdir”.
Ancak birini haksız yere öldürürse veya kendi nefsini öldürürse ebediyen Cehennemde kalmaz. Bu kimse büyük günahkâr Müslümanlardandır.
Ey Müslüman kardeşim!
İslamla imanla yaşamak ne kadar güzeldir. Kişinin korku ve recanın arasında olmasından daha güzel bir şey var mı? Allah’ın azabından korkmak ve Allah’ın rahmetini istemek. Düşün ki günahlara dalıp sonra tövbe etmeden ölürsen Allah’ın bağışlayacağı kişilerden olup olamayacağını bilemezsin. Zamanı geçmeden önce tövbe etmede acele et.

Allah’ım bizim iman üzerinde ölmemizi nasib eyle

Muhakkak ki farzların en faziletlisi, Resulullâh Efendimizin de bildirdiği gibi, Allâh'a ve Allah Resûlü’ne iman etmekti...
26/02/2014

Muhakkak ki farzların en faziletlisi, Resulullâh Efendimizin de bildirdiği gibi, Allâh'a ve Allah Resûlü’ne iman etmektir. Dolayısı ile ilk öğrenilmesi gereken ilim inanç, yani TEVHİD ilmidir. Çünkü Tevhid ilmi İslâmın temelini oluşturur. "Müslüman, Allâh'a nasıl inanır?" sorusunun cevabını verir. Bu yazımızda her Müslümanın öğrenmekle yükümlü olduğu, bilinmesi gereken, Allâh'ın sıfatlarını kısaca anlatmaya çalışacağız.


İmanı, inancı yanlış olan kimse muhakkak ki ebedi olarak Cehennem’de kalacaktır. Şöyle ki, Allâh-u Teâlâ bir ayeti kerimede bizlere şunu bildirmiştir:



“Ondan başkasını (küfürden başka günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret eder.” (4/en-Nise, 48 ).
Kuşkusuz ki, kim Allâh’ı bir şeye benzetir ise, onun ibâdeti sahîh olmaz; çünkü o kişi zihninde hayal ettiği bir şeye, bir şekle ibâdet etmektedir.
İmam Gazâli “Mâ’bud (ibâdet edilen) bilinmedikçe, ibâdet sahîh olmaz” demiştir.
İmam Ebu Hanife, İmam Senûsi, İmam Fadâli ve İmam Şernûbi gibi İslâm âlimlerin bildirdiği Allâh’ın 13 tane sıfatını, lafzen olmasa da manen bilmek farzdır. Bunlar Kur’ân-ı Kerim’de ya lâfzen ya da manen zikredilmiştir. Bu sıfatlar şunlardır:
1- El-Vucud (Var olmak) ( ا لوُجُودُ ):
Allâh vardır, bunda hiç şüphe yoktur. Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
أفِي اللهِ شَكّ
Manası: “Allâh’ın varlığında şek ve şüphe yoktur .” (İbrâhim /10)
Allâh’ın başlangıcı ve sonu yoktur. O’nun varlığı yaratıkların varlığı gibi değildir. Çünkü onların başlangıcı ve sonu vardır. Tüm yaratıklar altı yönden kuşatılmıştır. Allâh ise mekânsızdır. Allâh mekândan, yönden ve zamandan münezzehtir ( Yücedir). O’nun mekânı yoktur. Çünkü mekânların tümünü yaratan Allâh'tır. Yaratan ise yarattığına muhtaç değildir. İmam Ali şöyle buyuruyor :” Allâh mekânları yaratmadan önce (ezelde) mekânsız var idi, şimdi de ezelde mekânsız olduğu gibi mekânsızdır.” Çünkü Allâh değişmez.
2- El-Vahdeniyyeh ( الوَحْدانِيِّةُ ):
Allâh tektir eşi ve ortağı yoktur. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَإلهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ
Manası:”Allâh tektir, ortağı yoktur”. (El-Bakara / 163)
Yüce Allâh, değişmez, değişiklikten münezzehtir. Değişkenlik ancak yaratıkların sıfat ve özelliklerindendir. Allâh, yerleri yaratmadan önce yersiz var olduğundan şek ve şüphe olmadığı gibi ve yine de herhangi bir halden diğer bir hale geçerek değişkenliğe uğramayacağına kesin inanıyoruz. O halde ( Arş-ı Âlâ dâhil olmak üzere) yerleri yarattıktan sonra da ezelde yersiz olduğu gibi, yine de değişmeden yersiz vardır.
3- El-Kiyemu Binnefs ( القِيَامُ بِالنَّفْسِ ) :
Allâh'tan başka her şey yaratıktır. Ve bütün yaratıklar O’na muhtaçtır. Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir. Çünkü Yaratan yarattığına kesinlikle muhtaç değildir. O, hiç bir şeye muhtaç olmadığı gibi hiç bir mekâna da muhtaç değildir. Allâh, Arş’a da muhtaç değildir. İmam Ali şöyle buyuruyor: “Allâh, Arş’ı kendine mekân edinmek için değil; kendi kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır." (Bu sözü İmam Ebu Mansur El-Bağdadi ‘El- Farku Beynel Firak’ adlı kitabında zikretti.) Yön, zaman, mekân, gök ve yerler ile kâinatın tümünü de yaratan Allâh'tır. Bunların hepsini yani her şeyi kendisi yarattığına göre onların hiçbirine muhtaç değildir ve kesinlikle herhangi bir şeye benzemez. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
الله ُ الصَمَدُ
Manası : “Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir”. (İhlâs / 2)
4- El-Muĥalefetü Lil Havadis (المُخالَفَةُ لِلْحَوَادِثِ ):
Allâh yarattıklarına benzemez. Allâh'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde benzeri ve ortağı yoktur. O kesinlikle hiçbir şeye benzemez. Ne kesif -elle tutulabilen- cisimlere ne de latif -elle tutulamayan- cisimlere benzer. Çünkü Allâh ezeli ve ebedidir. Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ
Manası: “ Allâh hiçbir şeye benzemez”. (Eş-Şûra / 11)
Yine Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أحَد
Manası: “ Kesinlikle Allâh’ın eşi ve benzeri yoktur”. (İhlâs / 4)
5- El-Kıdem ( القِدَمُ ):
Allâh ezelidir, başlangıcı yoktur. Allâh zaman, mekân ve benzeri mefhum kavramları kendisi yaratmıştır. Kendi yarattığı yaratıkların sıfatları ile kesinlikle sıfatlandırılamaz. Mesela; zaman, mekân, başlangıç ve sonuç bunların hepsi sonradan yaratılmıştır. Bu sıfatlar yaratıklar için geçerli olup Allâh’a isnat edilmez. O, yaratılmış değil, yaratandır. "O'na denk hiçbir şey yoktur." (İhlâs / 4)
O, ezelidir her şeyi yoktan var eden ve tek yaratandır. Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor:
هَوَ الأَوَّلُ
Manası : “ Allâh'ın başlangıcı yoktur”. (El- Hadîd / 3)
Âlimler dediler ki: " Her kim: ‘Her şeyi Allâh yarattı, peki Allâh'ı kim yarattı’ derse” küfre düşer. Çünkü Allâh-u Teâlâ madde ve benzeri şeyler gibi değildir ki, yaratılmış olsun. Acizlik, eksiklik ve muhtaçlık, yaratılmışların en büyük alametidir. Yaratmak ise; kâmil kudret ve irade sıfatları ile vasıflandırılana mahsustur. Yani Allâh'a mahsustur.
6- El-Bekaâ’ ( البَقَاءُ ):
Allâh'ın sonu yoktur, fani olmaz. Allâh ezelidir ve ezeli olan muhakkak ki ebedidir. Başlangıcı olmayan Allâh-u Teâlâ’nın sonu da olmadığı konusu kesin ve muhakkaktır. Allâh, kesinlikle zaman ile sınırlandırılamaz. Çünkü zaman Allâh'ın yarattığı yaratıklar içindir. Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
هَوَ الأَوَلُ وَالآخِرُ
Manası: Allâh Ezelidir -başlangıcı yoktur- ve Ebedi'dir -sonu yoktur-. (El- Hadîd / 3)
Her yaratığın başlangıcı ve sonu vardır. Her yaratık yok olmaya mahkûmdur. Ancak Cennet ve Cehennem gibi yaratıklar Allâh'ın dilemesiyle kalıcıdırlar, fani olmazlar.
7- El-Kudrah ( القُدْرَةُ ) :
Allâh her şeye kâdirdir, yani O'nun gücü her şeye yeter.Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
وَاللهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيٌر
Manası: Allâh her şeye kâdirdir. (Âli-İmrân / 29)
8- El-İradeh ( الإرَادَةُ ):
Her şey Allâh'ın iradesiyle (dilemesiyle ) olur. Allâh’ın ezelde dilediği şey muhakkak ki olacaktır. O'nun iradesi değişmez. Çünkü iradenin değişmesi yaratıkların sıfatlarındandır. Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
وَ مَا تَشَاءُونَ إِلاّ أَنْ يَشَاءَ اللهُ رَبُّ العَالَمِينَ
Manası: Âlemlerin Rabbi olan Allâh dilemedikçe hiç kimsenin dilediği olmaz. (Et-Tekvîr / 29)
İmam Ebu Davud " Es-Sünen" adlı kitabında rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz kızı Fatima'ya "Allâh'ın dilediği olur dilemediği ise kesinlikle olmaz " sözünü öğretmiştir.
9- Es-Sem-u ( السَّمْعُ ):
Allâh her şeyi işitir. O’nun işitmesi bizim işitmemize benzemez. O (Allâh); kulak, organ, alet ve başka benzeri cisimler olmaksızın işitir. Çünkü bu organlar yaratıkların sıfatlarıdır, Allâh'a yakışmayan, noksan sıfatlardır. Allâh-u Teâlâ şöyle bildirdi:
وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِير
Manası: “O (Allâh), İşiten ve Görendir” (Eş-Şûra / 11)
10-El-Bašar ( البَصَرُ ):
Allâh her şeyi görür. O' nun görmesi göz ile değildir. Çünkü göz ile görmek mahlûkata mahsustur. Allâh, mahlûkata benzemediği için kesinlikle sıfatları da onların sıfatlarına benzemez. "El-Bašar" sıfatı görmek sıfatı demektir. Allâh'ın bütün sıfatları şekilsiz ve keyfiyetsiz olduğu gibi "El- Bašar" görme sıfatı da şekilsiz ve keyfiyetsizdir. Allâh-u Teâlâ şöyle bildiriyor:
وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِير
Manası: “O (Allâh), İşiten ve Görendir” (Eş-Şurâ / 11)
11-El-Kelâm ( الكَلامُ ):
Allâh'ın kelamı başlangıçsız ve sonsuzdur. O'nun kelamı dil ile değil, ne Arapça, ne Türkçe, ne İbranice ne Süryanice ne de başka bir lügattir. Allâh'ın kelamı ses, harf, başlama, duraklama, kesilme ve eklemelerden münezzehtir. O'nun kelamında şekil ve keyfiyet düşünmek caiz değildir. Çünkü akılla kuşatılmaz. Bize düşen Allâh'ı tüm noksanlıklardan tenzih ederek O'na iman etmektir. Allâh'ın kelamı bizim kelamımıza kesinlikle benzemez.bAllâh-u Teâlâ şöyle bildiriyor:
وَكَلَّمَ اللهُ مُوسى تَكْلِيمًا
Manası:”Muhakkak ve şüphesiz ki, Allâh-u Teâlâ, Mûsa Peygamber ile tekellüm etti” (En-Nisâ’ / 164) (yani Mûsa peygamber, Allâh'ın ezeli ve ebedi olan Kelamını işitti).
Allâh'ın Kelamı; ses ve harf ile değildir ve kesintiye uğramaz. Bizim konuşmamızda başlama ve kesilme vardır. Örnek: ‘Bismillêh’ dediğimiz zaman ‘be’ harfi başlıyor , ‘sin’ harfine geçince , ‘be’ harfi yok oluyor. Demek ki harf ile olan konuşmalarda yok olma ve var olma olayı ortaya çıkıyor. Ses ile olan konuşma da aynı şekilde başlama ve kesilmeye uğruyor. Bütün bunlar yaratıkların sıfatlarındandır. Allâh’a caiz değildir. Nasıl ki Allâh'ın Zâtı düşünülemez (yani akıl ve teffekür ile kuşatılmaz) ise Allâh'ın sıfatları da kesinlikle düşünülemez. Düşünmek şekle vardırır, şekle varmak da benzetmek demektir. Allâh'ı, yaratıklara benzeten kişi ise Müslüman değildir. O halde bu kişinin ne yapması gerekir; Allâh'ın ezeli ve ebedi olduğuna, Allâh'ın Zâtı ve sıfatlarının da ezeli ve ebedi olduğuna, hiçbir şeye benzemediğine iman ederek İslâm dinine girmesi gerekir.Allâh'ın kelamı dil ve lügat türünden de değildir, yani Arapça, Türkçe, İbranice, Süryanice vesaire değildir. Çünkü onlar da yaratılmıştır.
12-El-Hayât ( الْحَيَاةُ ) :
Allâh'ın Hayatı bizim hayatımız gibi değildir. O (Allâh), ölmez, yok olmaz, Ezeli ve Ebedidir. Bizim hayatımız ruh, kan, hava ve benzeri birçok maddelere muhtaçtır. Ama Allâh’ın, bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur. Çünkü madde ile ilgili olan her şeyi Allâh yarattı. Yaratan ise yarattığı şeylere muhtaç değildir. Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
الْقَيُّومُ لا اِلهَ اِلاّ هُوَ الْحَيُّ اللهُ
Manası: Ezeli ve ebedi hayat ile mevsuf olan, hiç kimseye muhtaç olmayan, Allâh’tan başka ilah yoktur. (El-Bakara / 255)
13-El-İlim ( العِلْمُ ):
Allâh her şeyi bilir. O’nun ilmi başlangıçsız ve sonsuzdur. Geçmişte ve gelecekteki olayların hepsini bilir. Allâh'ın tüm sıfatları bizim sıfatlarımıza benzemediği gibi ilim sıfatı da bizim bilme sıfatımıza benzemez. Bizim bilmemiz azalıp çoğalmaya, yenilenip eksilmeye, zayıflayıp kuvvetlenmeye, unutkanlığa uğramaya ve benzeri değişkenliklerden geçmeye elverişlidir. Bizim ilmimizin bütün bu noksan sıfatlara uğraması mümkündür. Ama Allâh'ın ilmi ne bunlara ne de akla ve hayale gelebilecek herhangi bir şeye benzer. Allâh-u Teâlâ “El-Enaâm” Sûresinin 59. Ayetinde şöyle bildirdi:
“Gaybın anahtarları Allâh indindedir. Onları ancak O bilir. O, karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi de bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”
Erzurumlu İbrâhim Hakkı Hazretleri “Mârifetnâme” sinde:
“Ne göklerde, ne yerlerde,
Ne sağ u sol, ne ön, ardda,
Cihetlerden münezzehtir
Ki, hiç olmaz mekânullâh.” diyerek, bu gerçeği dile getirir. (Mârifetnâme 263)
“Hiç olmaz mekânullâh” demek de; “Allâh’ın aslâ bir yeri olmaz. Allâh mekândan münezzehtir, Allâh mekânsız, yâni yersiz olarak vardır.” demektir.
Bu inanç; sevgili Peygamberimizin, ashâbının ve başta dört mezhebin imâmları olmak üzere, İmâm Mâtürîdi ile İmâm Eş’arî’nin ve gerçek Ehl-i Sünnet Ve Cemâat olan biz Mâtürîdi ve Eş’arîlerin inancıdır.

Kâinatın efendisi, Allah'ın sevgilisi, mü'minlerin baş tacı, hasta gönüllerin ilâcı, çaresizlerin yardımcısı, mazlumları...
26/02/2014

Kâinatın efendisi, Allah'ın sevgilisi, mü'minlerin baş tacı, hasta gönüllerin ilâcı, çaresizlerin yardımcısı, mazlumların koruyucusu, düşünülebilen her türlü üstünlüğün sahibi idi. Allah'ın salât ve selamı O'nun ve O'na yakın olanların üzerine olsun.

"Allâh, (Peygamberinin yüceltilmes ini ve şerefini artırması anlamında) ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler ona salavat ve selam getirin." (Ehzâb suresi, 56. ayet)

“Müezzini duyarsanız onun söylediği gibi söyleyin ve bana salâvât getirin.” (Hadis-i şerif / Muslim) .

“Kim beni anarsa salâvât getirsin”. (Hadis-i şerif / Hafızı Es-Sehavî)

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى ﺁلِ مُحَمَّدٍ

Address

Istanbul
34400

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Cuma Vakti posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to Cuma Vakti:

Shortcuts

Share

Category