28/07/2023
Bu hafta Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yıldönümü. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesidir. 100. yılında tekrar görüşme diye bir şey yoktur. Bugün Lozan üzerinde zafer mi mağlubiyet mi kavgası yapılıyor. Bu boş ve art amaçlı bir kavgadır. Hukuki vesikalar mesnetsiz tarih kavgalarına alet edilemez. Şüphesiz ki Lozan bir vesika olarak tarafların riayet ettiği, bu bölgedeki barışı ve hâkimiyeti tanıyan önemli bir girişimdir. Bir grubun bilhassa Oniki Ada’nın Yunanistan’a bırakılması gibi muayyen maddeler ileri sürdükleri, yakın Türkiye tarihinden haberdar olmadıkları görülüyor. Bunlar samimi davranışlar değildir. Hukuki vesikalar mesnetsiz tarih kavgalarına alet edilemez. Şüphesiz ki Lozan bir vesika olarak tarafların riayet ettiği, bu bölgedeki barışı ve hâkimiyeti tanıyan önemli bir girişimdir.
Bugün Lozan üzerinde efsaneler dolaşıyor. Bunlardan bir tanesi gizli görüşme belgeleridir. Pembe Köşk’teki mevcut evrakın İnönü ailesince sergilenmesinin ötesinde, 1970’lerde Büyükelçi Osman Olcay ve onun yakın dostu Prof. Seha Meray, Lozan görüşmelerini, verilen layihaları, sadece nihai metni değil; nihai metni hazırlayan ve “ratio legis” diye bilinen antlaşmanın ruhunu, çatışma alanlarını belirleyen bütün evrakı mükemmelen çevirip yayınladılar. Ne yazık ki yayın, Türkiye’de tefekkür tarihinde ve tarihçilikte çok az müracaat edilen vesikalardandır. Binlerce sayfalık bir tercümedir, bir yorumdur. Lozan’ın ruhunun anlaşılması için Mondros Mütarekesi, aynı şekilde Sevr ve Montrö üzerinde durulmuştur. Yazarların Sevr ve Montrö yayınları da vardır.
Tabii Türkiye’nin kahvehane tarihçiliği bu gibi vesikalardan haberdar değildir, ulaşamaz, ulaşsalar da pek anlamayacaklardır. Bu bakımdan aradıkları gizli belgeler efsanedir diyoruz. 100. yılında tekrar görüşme diye bir şey de yoktur. Lozan ebedidir. Taraflardan biri her anlaşmada olduğu gibi buradan çekilirse Montrö’de olduğu gibi rejim devam eder veya yeniden gözden geçirilir, çekilen tarafın alınma zorunluluğu olmaz.