29/04/2026
Assos’un rüzgârlarında, Troya’nın efsanevi topraklarında, Dünya Dans Günü’ne şiirsel bir Jungiyen selam vermek istedik.
Bugün burada, Ege’nin mavi derinliğinden yükselen antik taşların arasında, bedenlerimizi mitosa, ruhlarımızı arketipe teslim ediyoruz.
Dünya Dans Günü, takvimin sayfalarında sadece bir tarih değil; o, kolektif bilinçdışının ritmik uyanışıdır. Carl Gustav Jung’un dediği gibi, dans etmek, psişenin en eski dilini konuşmaktır: imgelerin, sembollerin, gölgelerimizin, tanrıların ve gölgelerin dansı.
Assos’ta, Athena Tapınağı’nın sütunlarının gölgesinde, Troya’da ise Priamos’un surlarının hayali hâlâ nefes alırken, biz ariston olanı, yani “en iyi, en soylu, en zinde” olanı aradık. Ariston’un zinde girişi tam da bu olabilirim dedik? : bedenin akılla, ruhun maddeyle, bireysel benliğin kolektif bilinçdışıyla buluştuğu o coşkulu anı aradık.
Dansımız, Homeros’un dizelerinde gizli kalmış kahramanların gölgelerini çağırıyor; Hekabe’nin acısını, Andromakhe’nin umudunu, Akhilleus’un öfkesini ve Odysseus’un kurnazlığını bedenimizde yeniden canlandırdık gök ve yer şahittir buna.
Her adım bir bireyleşme yolculuğudur.Apollon’un harmonisi ile Dionysos’un çılgınlığı, Troya’nın ateşi ile Assos’un serin rüzgârı, geçmişin mitosu ile bugünün bedeni. Jung’un mandalasında olduğu gibi, dairesel hareketlerimizle merkezdeki Benlik’e yaklaşıyoruz; o sessiz, o bütün, o tanrısal kıvılcıma.
Bu kutlama, yalnızca eğlence değil; bir ayindir. Mitolojik coğrafyanın enerjisini bedenimize indiriyor, arketiplerin kadim gücünü kanımızda dolaştırıyoruz. Her zıplamada İlyada’nın kahramanları içimizde diriliyor, her yavaş salınışta Helen’in cazibesi, her güçlü vuruşta Hektor’un yiğitliği konuşuyor.
Bugün burada, Assos’un zeytin ağaçları ve Troya’nın rüzgârları tanık oldu içimizin uyanışına…
Biz dans ederek mitolojiyi yaşamaya, derin sularda yüzmeye, Ariston’un zinde ateşini yakmaya, mitolojinin de bir en saklı acı gerçek hikayelerini di