Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı

Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı

Share

Aksa Eğitim Ve Dayanışma Vakfının Resmi Sayfasıdır.

Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı 1996 yılında İstanbul İli Fatih ilçesi sınırları içerisinde mütevazı bir ortamda kurulmuştur. Kuruluşu; geçmişine, temel değerlerine yaslanarak kendini anlamlandırıp konumlandıran, toplumun ihyasına ve ıslahına dönük eğitim ve davet çalışmaları yapmayı, toplumsal dayanışmayı, insan hak ve hürriyetleri ile çevreyi korumayı ilke edinen gönüllüler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Photos from Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı's post 12/06/2026

Selam ile,
Anlam ve Değer dergisi anlamvedegerdergisi.com sitesinde 6. sayısı yayınlandı.
Yeni bir sayımızla siz değerli okuyucularımızın huzurundayız.
Bu sayımızın dosya konusunu “Türkiye'nin İstikamet Arayışı” olarak belirledik. Bu arayışı sizler ile birlikte anlamak ve yorumlamak istiyoruz.
Dünya tarihi, değişim ve dönüşümlerin tarihidir. Medeniyetler, devletler, uluslar ve toplumlar her zaman bir arayış içindedir; varlık alemindeki her şey gibi sürekli hareket halindedir. İçinde yaşadığımız çağda ise bu değişim ve dönüşümlerin çok daha hızlı gerçekleştiğine şahit oluyoruz.
Türkiye de bu süreçte hem içte hem dışta büyük değişimler yaşıyor. Ülkemizin istikamet arayışı; son iki yüz yıldır dün, bugün ve yarın denkleminde sürmektedir. Osmanlı'nın son dönemindeki modernizmle karşılaşma süreci, yeni yol ve yön arayışlarını da beraberinde getirdi. Türkiye; siyaset, din, ideoloji, strateji, dış politika, kültür, yönetim, ahlak, anayasa, eğitim, akademi ve ekonomi gibi ana unsurlarda hem ideolojik hem de pratik alanda bir çıkış yolu aramaktadır.
Bizler de bu dosyamızda söz konusu istikamet arayışlarını irdelemeye, anlamaya ve tanımlamaya çalıştık; yazılarımızı istifadenize sunuyoruz. Dosya konusunda geniş ve derinlikli söyleşimizi Yazar Hamza Türkmen ile gerçekleştirdik.
Dergimizde, dünyadaki yerel ve küresel düşünce sorunları ile arayışlarının yanı sıra eğitim, kültür, sanat ve edebiyat yazılarını da sizlerle paylaşıyoruz.
Dergiler okuyucularının katkılarıyla büyür. Siz değerli okuyucularımızın sözlü veya yazılı önerilerini, katkılarını bekliyoruz.
İlk yılımızda dijital olarak yayın yapan dergimizin, ağustos ayından itibaren çıkacak olan 2. yıl ilk sayısını matbu (basılı) olarak da sizlerle paylaşmak için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Dergimize abone olarak ve yeni aboneler kazandırarak bu yürüyüşümüze katkıda bulunabilirsiniz.
Allah istikametimizi tevhid, adalet, özgürlük ve ahlak üzere kılsın.

DOSYA KONUSU: TÜRKİYE’NİN İSTİKAMET ARAYIŞI
Zihniyet İnşası- Ramazan KAYAN
Osmanlı Sonrası Türkiye’de Yeniden Toparlanma Süreci- Dr. Hüseyin POLAT
Hamza TÜRKMEN ile Türkiye’nin İstikamet Arayışı Üzerine- Söyleşi: Rüstem BUDAK
Türkiye’nin Gelecek Yüzyılı- Rüstem BUDAK
Paradigma Çökerken: İstikamet Mekanik mi, İlahi mi?- Dr. Mahmut ŞIMŞAT
Türkiye’nin İstikamet Arayışında Belirsizlik Psikolojisinin Bireysel ve Toplumsal Yansımaları-Metin KAYA
İstikamet ve Modern Türkiye- Mustafa DİKMEN
İstikamet Arayışında Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü- Hasan İLHAN
Türkiye’nin İstikamet Arayışına Aliya’nın Penceresinden Bakmak- Sezar ÇAKIR
Gelenek ve Gelecek Arasında Türkiye- Nilüfer Zontul AKTAŞ

İslam Dünyası:
İran-İsrail Savaşı ve Adil Bir Bakış Açısı- Zekeriya ŞENGÖZ
Eski Paradigmalar Çöküyor mu? - Ahmet GÜNHAN

Şiir:
Sumud’a İthafen!- Turgay BAŞBOĞA
Öğret Bana Öğretmenim- Hasan İLHAN
Yol- Emine ALDAŞ

Düşünce:
Tarih ve Tarihçilik Üzerine- Dr. Mehmet BENLİ
Kapitalizmin Kıskacında İnsan Kalmak- Halil HAN
Dijital Çağda Öğrenci Olmak: Zaman Tüketimi ve Manevi Denge- Duygu ŞAHİN

İslam Düşüncesi:
İslam Siyaset Düşüncesinde Hukuk- Ferhat ÖZBADEM
İyi ya da İyi’de Kalmak- Nezir ERGENÇ
Kimlik, Yön ve Anlam Arayışı: İnsanın Varoluşsal Yolculuğu- Hüseyin KUBAT
Kaht-ı Ricalden Şahsiyet Kıtlığına: Ehliyet, Liyakat ve Tevazu- MUSTAFA GÜLALİ
Hakikati Arayanların Yolculuğu- Hatice DOĞAN

Deneme:
İnsan ve Sanat- İshak KANMAZ
Bir Diriliş Hareketi- Osman TOSUN
Yolunu Kaybetme- Esmanur YILMAZ
İnsanın Yol Arayışı- Elif Zelal KARAKUŞ
İşaretten İşaret Edene- Ecrin CEVİZCİ

Esma’ül Hüsna:
El-Azîz- MURAT ÖĞRETMEN

Sinema:
İşgal Yeni Başlamadı: Palestine 36 Filmi Üzerine- Doç. Dr. Yunus NAMAZ

e-posta: [email protected]
Sosyal Medya: NSosyal- Instagram- Twitter- Facebook- Telegram

İdare Merkezi:
Ali Kuşçu Mahallesi
Hulusi Noyan Sokak
No:11/13
Fatih/ İstanbul

12/06/2026

Bu haftaki yazımız:
"Şampiyon kim?"
Şu sıcak yaz günlerinin en sıcak gündemi sanıyorum; Dünya Futbol Şampiyonası resmi adı ile FIFA Dünya Kupası… Dünyanın en büyük futbol organizasyonu… 2026 Dünya Kupası ilk kez üç ülkenin ev sahipliğinde; ABD, Kanada ve Meksika tarafından düzenlenmektedir…

Kimileri diyebilir ki, bu gündemin bizim ile ilgisi nedir?

Benim de niyetim bu soruya açıklık getirmektir..

Yıl içerisinde AKDAV'da yurtdışından gelen muhtedi, aktif bir davetçi Abdurrahim Mc Carthy'yi ağırladık… Üniversiteli gençlerimize bir sunumda bulundu… Kendi hidayet öyküsünü ve güncel davet konusunu paylaştı…

İrlanda kökenli Amerikalı, 1994 yılında İslam ile şeref buluyor… Cahiliye dönemi oldukça hareketli, çete ve mafyanın karanlık dünyalarında enteresan bir yaşam sürüyor… Gangsterlikten sonra gün geliyor İslamın gerçekleri ile yüzleşiyor, hidayet yolunu seçiyor…

Eski yaşamından ve çevresinden tamamen kopmak için Sudan'a yerleşiyor, orada İslami ilimlerde ve dil konusunda ciddi mesafeler alıyor, davet ve irşad alanında yoğunlaşıyor, oradan Suudi Arabistan'a geçip “Davet ve Usulü'd-Din Fakültesi”nden mezun oluyor…

Eğitimde belli bir seviye kazandıktan sonra gayri-müslimlere davet konusunda saha çalışmalarına katılıyor…

Küresel ölçekte davet açılımları konusunda ilginç pratikler geliştiriyorlar… Bizlerle paylaştığı bir projeyi sizlerle paylaşmak isterim…

2022 yılında Katar'da gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası sürecinde hayata geçirdikleri bir uygulama oldukça dikkat çekici…

Mc Carthy ve ekibi Müslüman bir ülkede yapılan bir futbol şampiyonasını nasıl bir fırsata dönüştürebiliriz?

İstanbul'da Sahabe Akademinin ev sahipliğinde bir istişare toplantısı düzenliyorlar… Farklı 20 ülkeden katılımcı var, aralarında oldukça aktif İngiltere merkezli IERA’da bulunuyor…

Katar'da etkili bir daveti futbolseverlere nasıl sunabiliriz?

Katar hükümet yetkilileri ile temas kurup oradan onay ve destek alıyorlar… Katar'a gelecek seyircilerin milliyetleri, dilleri ve kültürel yapıları dikkate alınarak ilgili ülkeleri tanıyan, dillerini bilen ve davet tecrübesine sahip davet ekipleri oluşturuyorlar…

İslamofobik önyargılarla Müslüman bir coğrafyaya gelen yüzbinlerce insana yönelik kapsamlı bir davet çalışması yürütüyorlar…

Her maç öncesi Katar'ın da katkısı, içinde İslami tebliğ amaçlı kitapçık, broşür ve Katar kültürünü tanıtan, aynı zamanda hediyelik eşyalar bulunan paketleri seyircilerin oturduğu koltuklara birer tane bırakıyorlar…

Maç sonrası stantlar kurup, birebir İslami tanıtım diyalogları gerçekleştiriyorlar…

Bu etkinlik sürecinde bayan davetçilerde aktif yer alıyorlar…

Yaklaşık 100 kişilik bir davet ekibi, günde ortalama 16 saatlik bir eforla muhteşem bir tanıtım yapmış oluyorlar… 50 bin civarında kişi ile birebir iletişim kurmuş oluyorlar…

Bu hikmetli davet açılımının bereketi ile 1200 kişinin hidayetine tanıklık etmiş nasip oluyor… Bununla birlikte on binlerce kişinin İslamofobik önyargılarla İslam hakkındaki olumsuz bakışlarını değiştirmelerine vesile olmuş durumdalar...

Hidayete erenlerle sonrasında ilgi ve irtibatlarını sürdürmek için çaba sarf ediyorlar…

Abdurrahim Mc Carthy dinlerken İslam dünyasında davet konusundaki donukluk ve dağınıklığı aşabilmenin yolları hususunda ufuk açıcı, umut verici şifreler ve hikmetler yakalamaya çalışıyorum...

Demek ki niyet ve gayret buluşunca kapılar açılıyor… Hedef kitleye ulaşmak mümkün oluyor... Ve gözlerimin önünde Mekke günleri; Ukaz, Mecenne ve Zulmecaz panayırları… Hz. Muhammed önde Hz. Ebubekir yanında tek tek kabile ve kafileleri ziyaret ediyor, davetini sunuyor… Ebu Leheb sinsice arkalarından onları tekzib ediyor…

Yazıyı bitirmeden sorayım: Sizce bu dünya kupasında şampiyonluk için favori kim?

Kaptanı Abdurrahim Mc Carthy olan takım benim şimdiden şampiyonum...

Aynı takım şu an 2026 şampiyonası için sahada yerlerini almış durumdalar…

30/05/2026

İnsan ve Değer Hareketi Genel Başkanı Zekeriya ŞENGÖZ’un Kurban Bayramı münasebetiyle yapılan bayramlaşma programında yaptığı konuşma…

Bismillahirrahmanirrahim
İslam coğrafyasının kalbinden yükselen o ezeli tekbirlere…

Her bayram sabahı içimizi yıkayan o ilahi müjdeye…
Ve o müjdenin arkasındaki çelikten iradeye selam olsun!

Değerli misafirler,
Anne-baba ve akrabalarını ziyaret için il dışından gelen ve bizleri de aile fertlerinden biri olarak kabul edip bu bayramlaşmada bizi yalnız bırakmayan değerli dostlar, değerli gençler ve gözbebeğimiz çocuklarımız hepiniz hoş geldiniz safalar getirdiniz.
Kurban Bayramınız mübarek olsun… Duruşumuz kavi, sesimiz gür olsun…

Bugün burada, sadece dini bir vecibeyi yerine getirmek, bir ibadeti yad etmek için toplanmadık.
Biz, Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. İsmail’in adanmışlığını, Hacer’in tevekkülünü ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) küfre karşı eğilmeyen, bükülmeyen, diz çökmeyen muazzam duruşunu kuşanmak için buradayız!
Malumunuz kurban, sadece kesilen bir hayvan, yenilen bir parça et değil; kulu Allah’a yaklaştırmaya vesile olan ibadetlerdendir.

Kurban; kurbanı kabul edilen Habil’in şahadetine neden olan niyetin adıdır. O, Kabil’e ne diyordu: “Allah ancak takva sahiplerinin ibadetini kabul eder.”
Kurban, Meryem’in annesi Hanne’nin daha kucaklamadan, koklamadan doğacak evladını Allah’a adamasıdır. Hanne "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.

Aynı topraklarda ve yine aynı anneler bugün çocuklarını zalim, soykırımcı İsrail’e karşı Mescidi Aksa’nın özgürlüğü yolunda Allah’a adamaktadırlar…
Bu nedenle bizim için kurban, sadece bir kurbanlık hayvanın boğazlanması, bir bıçağın ete değmesi değil; nefsin, esaretin, korkunun ve emperyalizmin putlarının devrilmesidir!

Kardeşlerim,
Sarsılalım ve kendimize gelelim! Etrafımıza bir bakalım.
Bugün bayram... Ama Gazze’de bayramın adı direniştir!
Bugün bayram... Ama Doğu Türkistan’da bayramın adı zindanlarda iffet ve kimlik mücadelesidir!
Bugün bayram... Ama Yemen’de, Suriye’de, Arakan’da, Libya’da, İran’da bayram; sömürgeci çakalların pençesinde hayatta kalma savaşıdır!

Karşımızda modern dünya, makyajlı maskesiyle bize gülümsüyor, ama o maskenin arkasında kan, gözyaşı ve sömürüden başka hiçbir şey barındırmayan vahşi küresel emperyalizm kendini gizliyor.
Bu maskelerle bize özgürlük vaat ettiler, ama topraklarımızı işgal ettiler.
Bize demokrasi vaat ettiler, yeraltı kaynaklarımızı yağmaladılar. Bize "insan hakları" dersi verdiler, Müslümanların canını, malını, namusunu hiçe saydılar.
Bunlar bütün dünyayı yeniden Kerbela’ya çevirdiler…
Coğrafyamızı parçalara ayırıp, aramıza yapay sınırlar çizerek bizi birbirimize düşman ettiler. Bizi ırkçılıkla, ulusalcılıkla, mezhepçilikle, fırkacılıkla böldüler ki; kendi kurdukları o kanlı sömürü çarkı dönmeye devam etsin, diye…
Bir tarafta lüks içinde yaşayan, dünyanın iliğini kemiğini sömüren küresel bir çete; diğer tarafta açlığa, sefalete ve namluların ucuna mahkûm edilen koskoca bir İslam ümmeti!
Kardeşlerim…
Emperyalizm yalnızca tankla saldırmıyor bugün...
Kültürle saldırıyor!
Ekonomiyle saldırıyor! Eğitimle saldırıyor!
Medya ile saldırıyor!

Artık İslam ümmetinin şu soruyu kendisine sorması gerekiyor:
Bu zulme daha ne kadar seyirci kalınacak?
Bu sessizlik, bu uyuşukluk ne zaman son bulacak?
İşte tam da bu karanlığın ortasında, Kurban Bayramı bize bir manifesto gibi yetişiyor.
Kurban ne demektir bilir misiniz?
Kurban, yakınlaşmaktır.
Allah’a yakınlaşan, kula kul olmaktan kurtulur! Allah’a teslim olan, emperyalizmin modern firavunlarına, Ebu Cehillerine asla boyun eğmez!
Bizim kurban kültürümüz bir kaçış, bir rehavet değil, tam aksine bir kıyamdır!

Bize dayatılan küresel putları, konfor alanlarımızı, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetini tıpkı Hz İbrahim (as) gibi baltayla parçalamaktır.
Davamız, inancımız, ümmetin izzeti söz konusu olduğunda, canımızı ve malımızı gözümüzü kırpmadan feda edebilecek adanmışlığın adıdır kurban.

Bizim davamız; bir partinin, bir grubun, bir çıkar çevresinin davası değildir!
Bizim davamız; mazlumun yanında durma davasıdır! Yetimin başını okşama davasıdır!
İnsanı yeniden inşa etme davasıdır!
Allah’ın rızasını yeryüzünde hâkim kılma davasıdır!

Ve unutmayın kardeşlerim…
Tarih boyunca hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmedi!
Emperyalistler bizim teknik imkânlarımızı çalabilir, servetimize el koyabilir, şehirlerimizi yakıp yıkabilir. Ama asla ve asla kalbimizdeki o sarsılmaz iman cevherini ve şahadet arzusunu söküp atamazlar…
İşte onların en çok korktuğu şey de budur!
Onlar ölümden korkarken, biz ölümün ötesindeki dirilişe âşık bir ümmetiz.

Kıymetli Müslümanlar,
Heyecanımız kuru bir öfkeden ibaret değildir. Öfkemizi bilince, heyecanımızı stratejiye, inancımızı eyleme dönüştürmek zorundayız.
Bugün kültürel bir işgal altındayız. Gençlerimiz, ailelerimiz ve ahlâkımız hedef alınıyor… Ekranlardan, sosyal medyadan, modernizm dedikleri o kokuşmuş kültürlerinden üzerimize pislik akıtıyor, bizleri kendi medeniyetimize yabancılaştırmak istiyorlar.
Buna izin vermeyeceğiz!

Siyasi olarak, askeri ve ekonomik olarak kendi ayaklarımız üzerinde durmak zorundayız. Emperyalizmin finans sistemine, onların ürettikleri teknolojiye göbekten bağlı kaldığımız sürece tam bağımsızlıktan bahsedemeyiz.
Vakit uyanma vaktidir.
Vakit, biz Müslümanların, üzerimizdeki ölü toprağını silkip atma vaktidir.

Dün ne yaptılar?
Elin gâvuru Cumhuriyetin ilanıyla, okuma ve yazmada, ailede, siyasette, inançta, sosyal hayatta, çarşıda-pazarda, ticarette, hukukta, eğitimde, kadın ve aile hayatında, ülkemizin üzerine kâbus gibi çökerek içerideki mankurtlaşmış, satılmış yöneticileri aracılığı ile bizi batılılaştırma adına, çağdaşlaşma adına her şeyimizi değiştirdiler…
İslam’dan, dinden uzaklaşmamız için ellerinden gelen her kötülüğü, savaşlardan yeni çıkmış aziz milletimize reva gördüler.

Onlar kesintisiz bu şer çabanın içinde çalışa dursun… Allah’a yakınlaşmak isteyen, Allah’a kulluğu her makam ve mevkiinin üstünde tutan, bedel ödeyen samimi insanların mücadeleleriyle bizler bugüne kadar geldik…

Bugün bizler o batıcı zihniyetin artık şunu net olarak anlamasını istiyoruz: Bizler;
Onların kurduğu masalarda meze olmayacağız!
Yazdıkları tarihin figüranı değil, yeni bir tarihin kurucu iradesi olacağız!

İnancımızı, İslam’ımızı, bu topraklarda ve bu milletle birlikte-yeniden- hayatımızın merkezine koyacağız.
Peki, bizler niçin bu hallere düştük? “Neden coğrafyamız bu halde?” diye baktığımızda en önemli sebebin,"Müminler ancak kardeştir" ayeti kerimesinin dilimizden öteye geçmediği için bu durumlara düştük…
Şimdi ise o kardeşliği sınırların ötesine taşıma vaktidir…

Siyasi dehamızı, ekonomik gücümüzü, kültürel birikimimizi birleştireceğiz.
Küresel sömürgecilere karşı tek bir blok, tek bir yumruk, tek bir yürek olacağız!
Şimdi buradan, bu mübarek bayram gününde, tüm dünyaya ve mazlumlara Cenabı Allah’tan umut olmasını dilediğimiz o gür sesimizle haykırıyoruz.
Top ve tüfekten önce bu ümmet için; Evlat yetiştiren annelere ihtiyaç var!
Secdeyi terk etmeyen gençlere ihtiyaç var!
Dürüst tüccarlara ihtiyaç var!
Ahlaklı öğretmenlere ihtiyaç var! Cesur âlimlere ihtiyaç var!
Fedakâr dava adamlarına ihtiyacımız var!

Evet, bugün burada kendimize dönelim ve nefsimize şu soruları soralım:
Biz;
Ümmet için ne yaptık?
Mazlumlar için ne yaptık?
Gençliğin kurtuluşu için ne yaptık? Allah’ın dinine hizmet için ne verdik?
Konuşmamı yürekten şu mesajları haykırarak bitirmek istiyorum:

Ey Küresel Emperyalistler!
Döktüğünüz her damla kanın, yıktığınız her yuvanın, çaldığınız her geleceğin hesabını vereceğiniz günler yakındır.
Karşınızda artık o eski, sinmiş, parçalanmış Müslümanlar yok! Karşınızda uyanan, dirilen ve zincirlerini kıran bir ümmet var!

Ey İslam Coğrafyasının Halkları!
Silkinin! Kurban kanları akarken, kardeşlerimizin kanının akmasına müsaade etmeyin.
İzzeti Washington’da, Londra’da, Brüksel’de Pekin’de aramayı bırakın!
İzzet Allah’ın, Resulü’nün ve müminlerindir.

Ey Müslüman Gençlik!
Sen alelade bir genç değilsin.
Sen Selahaddin’in rüyası, Fatih’in azmi, Ömer Muhtar’ın cesaretisin.
O halde telefon ekranlarının esaretinden çık, çağın ilmiyle, teknolojisiyle ve İslam’ın ahlakıyla kuşan!
Bu ümmet senin omuzlarında yükselecek Allah’ın izniyle…

Seninle;
Ahlakı yeniden inşa edeceğiz! Aileyi yeniden güçlendireceğiz! Gençliği yeniden dirilteceğiz!
Kardeşliği yeniden büyüteceğiz!
Ve insanlığa yeniden adaletin ne olduğunu göstereceğiz!

Çünkü biz; zulmün karşısında susmayı reddedenlerin yolundayız!
Çünkü biz; hakikati bedeli ne olursa olsun haykıranların yolundayız!
Çünkü biz; “Allah büyüktür!” nidasını korkmadan taşıyanların yolundayız!

Bu bayram; sadece sofraların değil, yüreklerin birleştiği bayram olsun!
Bu bayram; yalnızca etlerin değil, umutların paylaşıldığı bayram olsun!
Bu bayram; ümmetin yeniden dirilişine vesile olsun!

Allah bizleri korkaklardan değil, hakikatin şahitlerinden eylesin… Allah bizleri yalnızca konuşanlardan değil, bedel ödeyenlerden eylesin…
Allah bizleri, ümmetin yükünü omuzlayanlardan eylesin…

Kardeşlerim!
Şafak yakındır. Zulüm hiçbir zaman ebedi olmamıştır ve olmayacaktır.
Nemrutların sonunu getiren sivrisinekler, Firavunları boğan denizler, bugünün zalimlerini de yerle yeksan edecek birer ilahi tokat olarak beklemektedirler… Yeter ki biz yerimizi doğru seçelim. Yeter ki biz safımızı İbrahim’in yanı, duruşumuzu Muhammedî kılalım.

Bu bayram, sadece bir tatil olmasın; küresel intifadanın, kültürel uyanışın ve tam bağımsız İslam dünyasının doğum sancısı olsun!
Tekbirlere sarılalım! Birbirinize sarılalım! Davamıza sarılalım! Kurbanımız kabul, kıyamımız mübarek, zaferimiz yakın olsun!

Selam olsun direnenlere!
Selam olsun izzetinden taviz vermeyenlere!
Selam olsun ümmetin uyanan evlatlarına!

Photos from İnsan ve Değer Hareketi's post 29/05/2026
29/05/2026

Bu haftaki yazımız:
"Uyuşturulmuş Yığınlar"
Bir kelamı kibar ile konuyu açmak istiyorum:

“Her haram içki gibi sarhoşluk verseydi hiç kimseyi ayık göremezdiniz.”

Bu söz kime atfedilir net bir bilgiye sahip olmasam da anlam itibarı ile oldukça düşündürücü ve sarsıcı bir tespit.

Çoğu zaman sarhoşluk ve uyuşturucu denildiğinde alkol ve madde bağımlılığı aklımıza geliverir...

Bu cümleden hareketle uyuşturucu konusunu değerlendirmeye olabiliriz...

Uyuşturucu denilince ilk akla gelen; eroin, morfin, kokain, ecstasy, esrar, bonzai, bali, tiner, nikotin, alkol vs. Bilinen ve görünenin ötesinde çok daha yaygın ve etkin uyuşturucu ve uyutucu faktörleri görmek durumundayız…

Biyolojik veya kimyasal uyuşturuculardan daha yaygın, insan zihnini ve bedenini uyuşturan, yaratılış amacından uzaklaştıran, gerçeklerden koparan veya tepkisizleştiren, tembelleştiren birçok psikolojik ve çevresel unsurdan bahsedilebilir…

Eleştirel düşünceyi, muhakeme gücünü, sorgulama melekesini, olaylar karşısında duyarlılık gösterebilme duruşunu ortaya koyma kabiliyetini katleden uyuşturuculardan bahis açmamız gerekiyor…

Meramımızı anlaşılır kılmak adına, net bir örnekle açmak istiyorum:

Yıllarca dikta rejimi ile İspanya’yı yöneten Francisco Franco’ya atfedilen bir söz var:

“3F (Fiesta, Futbol, Fado) ile ülkeyi yönettim.”

(3F) halkın siyasetten uzak tutulup eğlence, spor, popüler kültür ile meşgul edilmesi. Eğlence, şenlik, festival, müzik, futbol, oyun ile geniş kitlelerin sürüleştirilmesi olayı. Biz bu uygulamanın küresel boyuttaki yansımalarını daha net okuyabiliyoruz...

Sanat, spor, sanal, sinema, edebiyat, kültür, müzik, ideoloji, akademik başarı, kariyer üzerinden zerk edilen uyuşturucuların dozu gün geçtikçe artış göstermekte ve önüne geçebilmekte zorlanmaktadır...

Yanlış anlaşılmaktan endişe etsem de toplumu kuşatan bu uyuşturucu akımı kitlesel bozulmaya neden oluyor.

Kültürel etiket ile kitlelerin beğenisine sunulunca kimse karşı çıkamıyor, sanat ambalajı ile pazarlanınca eleştirmek kimin haddine?

Geriye sanat, spor ve kültür adına hafızasızlaştırılmış, iradesizleştirilmiş ve günün sonunda itibarsızlaştırılmış yığınlar karşımıza çıkıyor...

Özgünlüğünü ve özneliğini yitirmiş nesneler alanları dolduruyor. Zulme, yalana, yanlışa tepkisiz… İdeal, irade ve iddialarından vazgeçmiş sürü psikolojisi ile sürüklenen nesillerin acınası halleri yürek burkuyor.

Olayları sağlıklı değerlendiremeyen, kör bir taklidin kurbanı kuşaklar...

Muhammed İkbal’in bu konudaki yaklaşımını paylaşmadan geçmek doğru olmaz:

“En üstün sanat bizim uyuşuk(cansız) irademizi canlandıran ve hayatın gerçeklerini cesurca karşılamak için cesaretlendirendir. Uyuşukluk getiren, ve çevrede olan gerçeklere gözlerimizi kapatmamıza neden olan her şey bir bozulmanın ve ölümün işaretidir. Sanatta uyuşturuculuk özelliği olmaması gerekir.”

Dayatılan sanal, sanatsal ve kültürel mutluluklarla yok oluşa sürükleniyoruz...

Vitrin ve ekran meftunu mağdurların sayısı hızla artıyor… Pembe diziler, sanal sarhoşluklar, futbol fanatizmi, konfor kofluğu, güç zehirlenmesi ve uyuşturulmuş beyinler…

Nereden nereye evrim?

Futboldan, futbolizme… Tatilden tatilizme… Sanaldan sanalizme… Konfordan konforizme… Eksen kayması yaşıyoruz...

Sanal ya da hayal dünyalarında pasifize olan nesiller… Ekranlara kilitlenenlerin adeta beyinlerine kilit vurulmuş gibi oluyorlar.

Psikolojik manipülasyonlar, ideolojik ajitasyonlar, medyatik atraksiyonlar, işkolik piyasalar dejenerasyonun boyutlarını gözler önüne seriyor…

Ne mi yapmalıyız?

Her türlü uyuşturucuya hayır diyebilmeliyiz.

Photos from Genç Değer Hareketi's post 10/05/2026
08/05/2026

SİVİL DİRENİŞ
Ramazan Kayan

Malum en güçlü ve en ahlaki mücadele yöntemlerinden biri de şiddet içermeyen sivil direniş, diğer bir tabir ile sivil itaatsizliktir...

Gücünü silahtan değil, vicdandan alan... Baskıdan değil, hakikatten ve haklılıktan alan bir karşı çıkış biçimi...

Fiziksel güç kullanmadan, sivil yollarla boykot, grev, itaatsizlik, vicdani red, farklı eylemlilik türleri...

Evet, sivil direniş... Onurlu bir duruş... Bilinçli bir sessizlik... Ahlaki bir isyandır...

En güçlü silahı sabır ve sebattır... Yani SUMUD…

Sivil direniş, silikleşmek, sinmek, savrulmak değil, çok daha farklı ve modern zamanlarda sonuç verici bir savunma sistemidir...

Sabrı kuşanarak iradeyi ayağa kaldırmaktır... Kafa tutmanın, meydan okumanın, isyanın vicdani ve ahlaki boyutudur...

Burada bir hususa açıklık getirmek durumundayız...

Her nedense sivil itaatsizlik denilince ilk akla gelen referans isim ve tanımlar Batı kaynaklıdır… Belki kavramsallaştırma ve sistematize etmede Batı’nın hakkını yememek gerekir, ancak insanlık ve İslam tarihine baktığımızda bu konu insanlıkla yaşıt bir konudur...

Fakat Batılıların kalkış noktası genellikle Hindistan’da Mahatma Gandhi ve ABD’de Martin Luther King gibi isimler üzerinden kuram ve kavram çerçevelenir...

Yüce kitabımız Kur’an’a baktığımızda en çarpıcı kıssalardan biri de Hz. Âdem (as)’in çocukları Habil-Kabil kıssasıdır… Maide Suresinde detaylı anlatımını görüyoruz...

Habil, kardeşi Kabil onu öldürmekle tehdit ettiğinde;

“Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” (Maide, 28)

Cinayeti önlemek için en yüce erdem olan takva yolunu seçmek ve masumiyeti korumak...

Bu kıssa, modern dünyada bireylerin haklı oldukları durumlarda dahi öfkelerine yenik düşmeyip zorbalığa karşı ahlaki duruşlarını bozmamalarını öğütlüyor...

Merhum Cevdet Said, krizlerin çözümünde, haksızlıkların giderilmesinde bu yolu yani şiddetsizlik ve sulh yöntemini sistematize etmede ciddi anlamda kafa yormuştur...

Pasif direnişin en yüce örnekliği…

Kur’an’a konu olan peygamberlerin tevhid mücadelesine baktığımızda genellikle sivil direnişin öne çıktığını görebiliriz...

Hz. Süleyman, Hz. Davud, Hz. Musa, Hz. Muhammed hariç diğer tüm peygamberlerde en belirgin özellik kesintisiz bir sivil direniş ile karşılaşırız...

Hz. Muhammed (sav)’in 23 yıllık tevhid mücadelesinin ilk 15 yılı tamamen sivil zeminde sürdürülen bir direnişti...

İlkeli, tutarlı ve kararlı bir direniş...

Baskılara boyun eğmeyen, ilkelerden ödün vermeyen, canları pahasına duruşlarını bozmayan o güzide Kur’an nesli; ashab-ı güzîn...

Yasir ve ailesinin çektikleri çile ve onurlu sebatları...

Resulullah (sav) sadece şunu söylemiştir:

“Sabret ey Yasir ailesi, size vaad edilen cennettir...” müjdesi...

Bilal-i Habeşi (ra) kızgın Mekke kumlarında sırt üstü yatırılmış, göğsünün üstünde kocaman taş kütleleri; tepkisi sadece: “Ahad, Ahad!” olmuştur...

Habbab b. Eret (ra) için işkence dayanılmaz boyutlara ulaşınca Allah Resulü sivil direniş tavsiyesinde bulunmuştur…

Ebu Zer (ra) tek başına bir sivil direnişçi...

Tabiin neslinde yine muhteşem sivil itaatsizlik hareketlerini görmekteyiz...

Said b. Cübeyr… Said b. Müseyyeb… Haccaclara karşı cesur yürekleri ile onurlu direnişlere imza attılar...

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin siyasi duruşunu bugün iyi analiz etmemiz gerekiyor...

İmam Ahmed b. Hanbel’den Şeyhülislam İbni Teymiyye’ye kadar sivil itaatsizliğin öncü liderleri hep var oldular...

Yakın tarihimizde başta Said Nursi olmak üzere onlarca sivil direniş örnekliklerine tanıklık ediyoruz... Çünkü bizim inancımızda: “Yaratana isyan olan bir konuda yaratılana itaat yoktur.” esastır...

Fanilere itaat mutlak değildir...

Want your school to be the top-listed School/college in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Telephone

Address


Ali Kuşçu Mahallesi Hulusi Noyan Sk. No:11/2 FATİH/Istanbul
Istanbul
34096

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 09:00 - 19:00
Sunday 09:00 - 19:00