16/08/2026
...İmam Hüseyin'e (a.s) yakın olmayan bir kişi de Aşura'nın vuku bulması mümkün değildir.
Bizler, birilerinin yalnızca dili ile söylediklerini kabul edemeyiz çünkü İmam Hüseyin'in (a.s) şehadetinden sonra Ehlibeyt'ten sonra ilk resmi matem tutup başını döven kişi Yezid b. Muaviye (Allah'ın laneti onun üzerine olsun) idi ama diğer taraftan da emirname yazıyordu:
"Esirleri bana öyle bir gönderin ki, gecenin vahşetinden dikenleri ve çalıları göremesinler, paramparça olsunlar! Onların yaralı bedenlerine kırbaç vura vura getirin!"
Yezit İmam Hüseyin'in kızlarından bahsediyordu, Ehlibeytin kadınlarından bahsediyordu. Meğer esirlerin arasında kim vardı, bunlardan başkası mı vardı?
İmam Hüseyin'in (a.s) adı ve Muharrem'i eğer bizim (gerçekten) kırmızı çizgimiz ise şuna dikkat etmemiz gerekir:
İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
"Allah rahmet etsin bizim Şialarımıza! And olsun ki bizim Şialarımız, İmam Hüseyin'in hak sahipleridirler."
Öncelikle İmam Cafer-i Sadık (a.s) Allah'ın Hücceti'dir ve söylemiş olduğu sözler, Allah'ın sözleridir.
"İmam Caferi Sadık (a.s) buyuruyor" yani Allah'ın sözünü buyurulmaktadır, yani Allahu Tebareke ve Teala buyuruyor ki:
"Ey Hüccetim! Hüseyin'in Şialarına de ki: "Hüseyin'in Şiaları, Hüseyin'in hak sahipleridirler."
Kim, hangi iksirin ve madenin peşinde koşmaktadır?
Hüseyin'in hak sahibi olmak demek, Hüseyin'in oğlu olmak; Hüseyin'in kalbinin atışı olmak; Hüseyin'in eli, gözü ve bakışı olmak demektir. Hüseyin'in hak sahibi olmak, Hüseyin'in iradesi olmak demektir.
Ve İmam (a.s) devamında buyurdular:
"Allah'a andolsun ki! Bizim Şialarımız, eğer bu musibet, zamanın tamamına yayılsa dahi buna katılan, yorulmayan ve terk etmeyen kimselerdir."
Burada İmam Caferi Sadık'ın (a.s) "zamanın tamamına yayılma" beyanında ki maksadı, zahiri manada:
"Eğer biz, bu musibet için Şialarımıza İmam Hüseyin için 12 ay 365 gün Matem tutmalarını emretsek bizim şialarımız her yılın 365 gününün 24 saatini matem tutarak geçirir ve bunu yorulmadan of demeden ihya ederler."
Bu zahirî mananın yanında batınî manası ise:
"Eğer bütün alemi bizim Şialarımızın avuçlarına koysalar dahi, bizim Şialarımız bir an için dahi olsun, Hüseyin'in (a.s) gözünü kendilerinden çevirmesine sebep olacak olan ne fikre sahip olmaya ne de teşebbüse sahip olmaya razı olmazlar."
Bakınız, İmam Cafer-i Sadık (a.s) burada bir de dua etmişlerdir.
Evvela, İmam Cafer-i Sadık'ın (a.s) duası, bizim dualarımız gibi kabul olup olmayacağı meçhul olan bir dua değildir. İmam bir dua ederse o dua vakîdir, kabul olmuştur ve o kişiler de halihazırda o duanın kapsamı içindedirler. Eğer gelecekte de bir takım insanlar doğup kendisine dua edilen kişilerin kapsamı içindeyse o kişiler, İmamın duasından sonra doğan kişiler için de vakîdir.
Kişiler doğduğu andan itibaren İmam Hüseyin'in (a.s) hak sahipleri olarak doğmaktadırlar.
Yani İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:
"Allah rahmet etmiştir, İmam Hüseyin'i her şeyin önünde tutana. Allah rahmet etmiştir, İmam Hüseyin'i her ülküsü yapan ve ondan başka bir önceliği olmayanlara."
Bu kişiler Allah'ın rahmetinin kapsamı dışında değildirler ki sağda-solda, başka yerlerde kendilerine çıkış kapısı arayanlardan olabilsinler!
Kimler, sağda-solda çıkış kapısı ararlar? Çaresiz insanlar.
Ama bu kişilerin ise sahibi vardır.
Allah'ın rahmetine içine girmek mi istiyorsunuz?
Allah'ın rahmetinin yolu İmam Hüseyin'dir.
Allah'ın rahmet yolunun içine girmek isteyen kişinin Muharrem yolculuğun içine girmesi gerekir çünkü başka bir yol yoktur.
Çünkü İmam Hüseyin'e matem tutmak, İmam Hüseyin'e ağlamak, İmam Hüseyin için ihsan dağıtmak ve ikramda bulunmak, Hüseyin'in meclisine gelenlerin ayakkabısını düzeltmek, Hüseyin'in meclisine gelenleri tazim edip tekrimde bulunmak insanı, Allah'ın rahmetine şamil kılmaktadır.
Alimlerimizden birinden şöyle nakledilmiştir:
"Ziyaretteydim ve bir alim gördüm, ayakkabılıkların orada durmuş ve oradaki yırtık, kirli, sağlam bütün ayakkabıları öpüyor, eline yüzüne sürüyor ve alnına koyuyordu. Kendi kendime sinirlendim ve istedim ki o kişiye doğru gidip "Senin yaptığın bu iş, Vahhabi ve Selefilerin diline düşürüp, bizi rezil ettikleri iştir" demek istedim. "Vahabi ve Selefiler, senin yaptığın bu işler yüzünden bizlere bu kadar saldırmaktadır" demek istedim.
Kendisine doğru gittim ve "Affedersiniz" dedim. O Alim arkasını döndü, baktım karşımdaki kişi Ayetullah Burucerdi'dir."
Bakın, bunlar şaka değildir, bunlar sıradan meseleler değildir. Bizler Allah'ın gardiyan ve memurları değiliz. Bizler Allah'ın ne rahmet ne de gazap mamuru değiliz! Biz Allah'ın ne kabul ne de red memurları değiliz!
Bizim bir takım insanların işlemiş olduğu günahlarla karşılaştığımız zaman kızmamız ve gazaplanmamız mümkündür ama o, o demdir ve orada kalır. İmam Hüseyin'in meclisine iştirak edenlerin ayakkabılarının altındaki toprağı öpmek haktır!
Çünkü İmam Hüseyin imanın ruhudur.
Çünkü İmam Hüseyin rahmetin nurudur.
Eğer bunları yapmaktan aciz isek bilin ki, kalbimiz putlarla doludur ve kalbinde put olanları İmam Hüseyin'in yanına koymazlar ve İmam Hüseyin'in yanında olmayan kişi de İlahî rahmete ulaşamaz!
Trump ve Trump gibi Yahudilere, Siyonistlere, Hristiyanlara, Kafirlere verilen nimetlere ulaşıp onlarla mutenneim olmak keramet değildir.
Keramet değildir çünkü bu nimetleri onlara dahi verilirken biz bunlarla mutenneim olduğumuz için Allah'ın rahmetine şamil olduğumuzu iddia edemeyiz.
Çünkü bu rahmetlerin tamamı âmmedir ve Allahu Tebareke ve Teala âmme nimetlerini yarattıklarının tamamına vermektedir.
Hz. Resul-i Kibriya (s.a.a) Hz. Fatime-i Zehra (s.a)'ya, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin'im (a.s) Aşurasını/Kerbelasını anlattığı zaman Hz. Zehra (s.a) sordular:
Ey babacığım o gün ben olacak mıyım?
-Hayır, sen o gün yoksun.
Baba peki siz olacak mısınız?
-Hayır kızım o gün ben de yokum.
Peki babası Ali?
-Hayır, Ali de olmayacak.
Kardeşi, Hasan?
O da olmayacak.
Ey babacığım peki bizim Hüseyinimize kim ağlayacak?
Resulullah (s.a.a) buyurdular:
Ey Fatime, Ümmü Ebiha (Babasının annesi) Allahu Teala, bizim olmadığımız o dönemde bizim yerimize Hüseyin'e matem tutup ağlayacak kadın ve erkekler yaratacaktır.
Ey Hüseyin'in mateninde ağlayanlar, kimin yerine ağladığınızı biliyor musunuz?
Siz kendiniz için ağlamıyorsunuz, Resulullah'ın yerine ağlıyorsunuz.
Ey Hüseyin için iş yapanlar! Siz kendiniz iş yapmamaktasınız, Resulullah'ın yerine iş yapmaktasınız. Siz ki o işleri yapıyorsunuz eğer Resulullah bugün hayatta olsaydı aynı işleri yapacaktı.
Çünkü Resulullah buyuruyor ki: "Onlar bizim yerimize matem tutup ağlayacaklar."
Alimlerimiz buyuruyorlar ki:
"Hz. Zehra (s.a), İmam Hüseyin'in meclislerine geldikleri zaman kapının eşiğinde oturmaktadırlar."
Yani Hz. Zehra (s.a) Hüseyin'in meclislerine geldiği zaman İmam Hüseyin'e natem tutanların ayak bastıkları yerde oturmaktadırlar.
Adamın biri Hz. İmam Cafer-i Sadık'a (a.s) arz etti:
"Efendim, Seyyidim, Mevlam! Bizim bir hizmetçimiz vardır ama o hizmetçimiz sizi, bizim tanıdığımız gibi tanıyıp sevmemektedir. Bu hizmetçimiz kimi zaman yanlış işler yapmaktadır ve biz onu cezalandırmak istediğimiz zaman iki elini havaya kaldırarak o adını ağzınıza getirdiğiniz zaman ağladığınız Efendinizin hakkı hürmetine beni cezalandırmayın" diyor.
İmam Cafer-i Sadık (a.s) bunu duyar duymaz ellerini havaya kaldırdılar ve "Allah sizin ev halkınıza rahmet etsin (yani Allah sizin ev halkınızı rahmeti içine almıştır) Allah sizin evinizi rahmetini indirdiği yer karar kılsın! Çünkü o evde bizim Hüseyin'imiz için gözyaşı dökülmektedir."
DEVAMI GELECEK...
Adnan Turan Hocamızın Muharrem ve Aşura Başlıklı Dersi 2. Ders 9. Bölüm
hayranlar