ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık

ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık

Share

İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık A. Ş. www.iccakademi.com

Kurumlara ve bireylere fark yaratan eğitim, danışmanlık ve koçluk hizmetleri sunan bir merkeziz;
• Kurumsal ve bireysel gelişim alanlarında çözümler üretilmesine katkı sağlıyoruz
• Geçmişin birikimini, anın ihtiyacı ile buluşturup geleceğe taşıyoruz
• Pozitif psikolojinin yöntem ve tekniklerini kullanıyoruz
• Kendi bireysel yetkinliklerimizi sürekli öğrenme değeri ile büyütmeye önem veriyoruz
D

20/08/2026

Ya mesele karar değilse?

Karar verirken neden bu kadar zorlandığımızı eminim benim gibi siz de düşünmüşsünüzdür.

Acaba vereceğimiz kararın bizi nereye götüreceğini bilememeye mi dayanamıyoruz?

Bu yüzden mi netlik arıyoruz?

Doğru seçim hangisi?
Ya hata yaparsam?
Ya kaybedersem?
Ya pişman olursam?

Belirsizlik kaygıyı, kaygı da korkuyu büyütebiliyor.

Ama seçimlerimizi yalnızca korkularımız değil; değerlerimiz ve inançlarımız da şekillendiriyor.

Başarısızlığı “yetersizlik” olarak görüyorsam yanlış seçimden daha çok korkabilirim.

Güvenlik benim için vazgeçilmezse belirsizliği tehdit olarak okuyabilirim.

Başkalarının onayına ihtiyaç duyuyorsam, “Ben ne istiyorum?”dan önce “Ne düşünürler?” diye sorabilirim.

Belki de asıl soru “Doğru seçim hangisi?” değil:

“Bu seçimi korkularım mı yapıyor, değerlerim mi?”

Çünkü cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen değerlerimizin yönünde hareket edebilmektir.

Umut da her şeyin iyi sonuçlanacağına inanmak değil; sonuç ne olursa olsun yeniden bakabileceğimize, öğrenebileceğimize ve gerektiğinde yön değiştirebileceğimize güvenmektir.

O zaman netlik de başka bir anlam kazanır:

“Ne olacağını biliyorum” değil,
“Benim için neyin önemli olduğunu biliyorum.”

Bütün yolu görmemiz gerekmiyor. Zaten çoğu zaman bu mümkün de değil.

Belki değerlerimizin pusulasını kaybetmeden bir sonraki adımı görebilmek yeterlidir.

Çünkü bazen netlik, harekete geçmenin koşulu değil, yürüdükçe oluşan sonucudur.

17/08/2026

“Değişime dirençli çalışan!”

İş hayatında ne kadar kolay kullandığımız bir tanım.

Oysa araştırmalar, değişime verilen tepkinin yalnızca kişinin özelliği olmadığını gösteriyor.

İnsan değişimin kendisinden çok;

Kontrolünü kaybetmeye,
Kararın dışında bırakılmaya,
Statüsünün ya da uzmanlığının Değersizleşmesine,
Belirsizliğe,
Adaletsizlik algısına
Kendisine bir şey dayatıldığı hissine tepki veriyor olabilir.

Burada Psychological Reactance – Psikolojik Tepkisellik kavramı önemli.

İnsan seçim ve hareket özgürlüğünün tehdit edildiğini algıladığında, onu yeniden kazanmak için karşı koyabiliyor.

Bu nedenle dirençle karşılaştığımızda hemen “Nasıl ikna ederim?” sorusuna geçmek yerine şunları sormak daha işe yarayabilir:

Ne kaybetmekten korkuyor?
Neyi bilmiyor?
Nerede kontrolünü kaybettiğini düşünüyor?
Değişime mi, değişimin uygulanışına mı itiraz ediyor?

Ve en önemlisi

Bu direncin ne kadarını bizim liderlik biçimimiz üretiyor?

Bu, her kararı çalışanlarla birlikte almak anlamına gelmiyor.

Liderlikte kritik ayrımlardan biri bence şu:

Karar alanı ile katılım alanını birbirinden ayırabilmek.

Karar verilmiş olabilir ama insanın hâlâ duyulabileceği, katkıda bulunabileceği ve etki yaratabileceği bir alan yaratılabilir.

Somut bir örnek:
“Pazartesiden itibaren yeni sistemi kullanacaksınız.” yerine

“Yeni sisteme geçiş kararı alındı.
Bu değişmeyecek ancak geçişi nasıl yapacağımız konusunda sizin deneyiminize ihtiyacımız var.
Uygulamada en büyük riski nerede görüyorsunuz?”

Karar aynı
Yarattığı deneyim farklı😎

Belki de “dirençli çalışan” demeden önce sormamız gereken soru şudur:

Bu çalışan değişime mi direniyor, yoksa değiştirilme biçimine mi?

Kaynaklar:
Oreg & Sverdlik (2026), Annual Review of Organizational Psychology and Organizational Behavior
Nesterkin (2013), Journal of Organizational Change Management
Dent & Goldberg (1999), The Journal of Applied Behavioral Science

Photos from ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık's post 15/08/2026

Bir kurumdan geriye ne kalır?

10.000 Kadın Girişimciler Derneği ile SATPRODER Kadınlar Komitesi’nin buluşması vesilesiyle Beykoz Kundura’daydık.

Buluşma öncesinde alan müzesini gezerken mekân benim için başka bir anlam kazandı.

1970’lerde bir akrabam burada çalışıyordu; hatta grev sözcülerinden biriydi.

Yıllar sonra aile hafızamda duran bu yerin içinde yürürken eski makinelerden çok, duvarlardaki insanların sözleri etkiledi beni.

“Burada hem çalıştık, hem evlendik.”

Bir başkası fabrikaya ilk geldiği zamanı anlatırken şöyle diyordu:

“Artık her şey bizim ya…”

Fotoğraflarda işçiler, çocuklar, düğünler, spor takımları…

Çünkü burası yalnızca insanların gündüz gelip üretim yaptığı bir fabrika değilmiş. Kreşi, sineması, düğünleri, sosyal yaşamı, dayanışması ve hak mücadeleleriyle iş ile hayatın birbirinden bütünüyle kopmadığı bir yer olmuş.

Elbette geçmişi idealize etmiyorum. Grevlerin varlığı bile çalışma hayatının mücadelelerini anlatmaya yeter.

Ama tam da bu nedenle beni düşündürdü:

Bugün “çalışan deneyimi”, “wellbeing”, “aidiyet”, “kurum kültürü” dediğimiz kavramları çok daha profesyonel bir dille konuşuyoruz.

Peki insanın temel ihtiyacı gerçekten değişti mi?

Emeğinin değer görmesi.
Sözünün duyulması.
Adil koşullarda çalışması.
Bir topluluğun parçası olması.
Ve çalışırken hayatını da yaşayabilmesi.

Belki kurum kültürü duvarlara yazılan değerler değil, yıllar sonra insanların o kurumdan hangi cümlelerle söz ettiğidir.

Yıllar önce insanların birlikte ürettiği, yaşadığı ve hak aradığı bu yerde bugün 10.000 Kadın Girişimciler Derneği ile SATPRODER Kadınlar Komitesi’nden kadınlarla buluşmak da tarihin hoş bir karşılaşması gibiydi.

Beykoz Kundura’dan ayrılırken aklımda şu kaldı:

Bir kurumun gerçek mirası ürettikleri kadar, insanların hayatında bıraktığı izdir.


Photos from ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık's post 15/08/2026
Photos from ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık's post 14/08/2026

Bugün İstanbul Retreat’te Devani Dilek’in Aile Dizimi çalışmasına katıldım🙏

Kalabalık bir gruptuk.
Eski dostlarla karşılaşmak, yeniden temas etmek günün güzel taraflarından biriydi.

Ama günün sonunda benimle kalan, Aile Dizimi tekniğinden çok başka bir şey oldu

Bir insanın başka bir insanın hikâyesinin karşısında nasıl durduğunu inceledim

Devani Dilek Yıldız Işık ’i izlerken uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir kavramın canlı karşılığını gördüm

Tender Authority💯
Şefkatli Otorite🙏

İnsanla çalışan biri çok şey bilebilir

Yıllarca eğitim alabilir, yüzlerce hikâyeye tanıklık edebilir, güçlü bir sezgi ve deneyim geliştirebilir

Fakat zamanla anlıyorsunuz ki ustalık, bildiğiniz şeylerin çoğalması kadar, bildiklerinizden hangisini ne zaman kullanmayacağınızı öğrenmekle de ilgili

Çünkü bilgi insana müdahale etme gücü verir

Bilgelik ise o gücü her fırsatta kullanmamayı öğretir

Bugün beni en çok etkileyen buydu

İnsanı dikkatle gözlemlemek

Gruptaki görünmeyen ilişkisel dinamikleri fark etmek

Sözcüklerden önce bedeni dinlemek

Sessizliği hemen doldurmamak

Ortaya çıkan şeyi hızla anlamlandırmaya, açıklamaya ya da düzeltmeye çalışmamak

En önemlisi, kişinin kendi deneyiminin önüne geçmemek

İnsanla çalışanların belki de en zor sınavlarından biri burada başlıyor

Karşımızdakinin acısını gördüğümüzde onu hemen rahatlatmak, çözüm üretmek isteriz

Bildiğimizi söylemek, gördüğümüzü göstermek, onu bulunduğu yerden çıkarmak isteriz

Niyetimiz iyi olabilir

Ama bazen yardım etme arzumuz, farkında olmadan karşımızdakinin kendi yolculuğunu elinden alabilir

Çünkü eşlik etmekle kurtarmak aynı şey değildir

Alan tutmak da hiçbir şey yapmamak değildir

Tam tersine, çok şey yapabilecek durumda olup ne kadarının gerçekten gerekli olduğunu ayırt edebilmektir

Şefkat + sınır + deneyim + müdahale etmeden bekleyebilme

Belki olgunluk dediğimiz şey biraz da budur

Gücünüz varken güç kullanmak kolaydır

Asıl ustalık, gücünüz olduğu hâlde karşınızdakinin alanını işgal etmemektir

Bilginiz olduğu hâlde merakınızı korumaktır

Cevabınız olduğu hâlde sorunun içinde biraz daha kalabilmektir

Devami yorumlarda👇

11/08/2026
Photos from ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık's post 11/08/2026

Dün akşam üyesi olmaktan mutluluk duyduğum 10.000 Kadın Girişimciler Derneğinin üyelerinin İstanbul'da olanları ile Büyük Kulüp’te aynı sofranın etrafında buluştuk.

Derneğin varlık nedeni; kadın girişimcilerin bilgisinin, deneyiminin, bağlantılarının ve fırsatlarının paylaşıldığı; kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlenirken birbirlerinin gelişimine de alan açtığı bir ekosistem yaratmak...

Çünkü girişimcilik bireysel cesaretle başlasa da sürdürülebilir başarı çoğu zaman güçlü ilişkiler, doğru iş birlikleri ve birbirinden öğrenebilme kapasitesiyle büyüyor.

Dün akşam da farklı sektörlerden, farklı deneyimlerden kadınlarla sohbet ederken bunu bir kez daha düşündüm:

Güçlü bir network, kaç kişiyi tanıdığımızla değil; birbirimiz için neyi mümkün kıldığımızla ölçülüyor.

Bu güzel buluşma için 10.000 Kadın Girişimciler Derneği yönetimine, emeği geçenlere ve sofrayı sohbetleriyle zenginleştiren tüm yol arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Aynı masada birlikte oturmak önemli ama
asıl değer, o masadan birbirimizin dünyasını biraz daha genişleterek kalkabilmekte🙏

@10.000Kadıngirisimcilerdernegi

10/08/2026

İmtiyazlarımız sorgulandığında neden savunmaya geçiyoruz?

Başkasının imtiyazını görmek kolaydır.

Kendi hikâyemizin ise hem kahramanı hem anlatıcısıyız.
Ancak insan, kendini anlatırken tarafsız değildir.

Geçmişimize baktığımızda çalıştığımız geceleri, mücadelemizi, ödediğimiz bedelleri hatırlarız.

Ama önümüzde açılan kapıları aynı berraklıkla hatırlamayız.

Kimin bizi odaya davet ettiğini,
kimin hatamızı görmezden geldiğini,
kimin bize ikinci bir şans verdiğini,
biz konuşurken neden daha dikkatle dinlenildiğimizi…

Çünkü bunları görmek başarımızı elimizden almaz.

Ama başarı hikâyemizin saflığını bozar.

İşte savunma burada başlar:

“Ben bunu hak ettim.”
Muhtemelen ettin.

“Ben de çok zorlandım.”
Muhtemelen zorlandın.

“Kimse bana bir şey vermedi.”
Bundan emin misin?

Çünkü imtiyazın en görünmez biçimi, bize verilenler değil; bizden hiç istenmeyen bedellerdir.

Hiç kanıtlamak zorunda olmadıklarımız.
Bir hata yaptığımızda kaybetmediklerimiz.
Başkalarının mücadele ederek geçtiği eşiklerden, eşik olduğunu bile fark etmeden geçtiklerimiz…

İnsan gölgesini yalnızca karanlık arzularında taşımaz.

Kendi masumiyetine fazla inandığı yerde de taşır.

Emeğimiz gerçek olabilir.
Bedellerimiz de.
Başarılarımız da.

Ama bize açılan alanlar da gerçektir.

O halde asıl soru şu:

Bugün sahip olduğum hayatın ne kadarını inşa ettim, ne kadarı bana açıldı?

Ve daha rahatsız edici olanı:

Benim için açılan hangi kapı, bir başkasının yüzüne kapandı?

İmtiyazımızla yüzleşmek sahip olduklarımızdan utanmak değildir.

Onların bizi neye borçlu bıraktığını görebilmektir.

Çünkü insanın gölgesi, başkalarında yargıladıklarından çok, kendi hikâyesinde sorgulamadan beraat ettirdiklerinde saklıdır.

Photos from ICC İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık's post 09/08/2026

“Normallik, ölümdür.” — Theodor W. Adorno

Zengin Mutfağı üzerine yazarken şu soruda kalmıştım:

Ayrılmak mı daha zor, bu düzene hizmet etmek mi?

Adorno ise soruyu bir adım daha ileri taşıyor:

İnsan, içinde yaşadığı düzene uyum sağladıkça gerçekten sağlıklı ve özgür mü olur; yoksa düzenin bozukluğunu kendi normalliği zannetmeye mi başlar?

Çünkü insan yalnızca koşullara uyum sağlamaz.
Bir süre sonra o koşulları meşrulaştırmaya da başlar.

Selim’in yaşadığı tam da budur.

Başlangıçta düzenin sahibi değildir.
Ama düzen ona bir yer, bir kimlik, bir güvenlik alanı verir.

Sonra sahip olduğu şeyi kaybetme korkusu başlar.

Ve korku, insanı tuhaf biçimlerde dönüştürür.

Dün haksızlık dediğine bugün “mecburiyet”,
dün boyun eğmek dediğine “sadakat”,
dün korkaklık dediğine “tedbir” demeye başlayabilir.

Çünkü insanın zihni yalnızca gerçeği anlamaya çalışmaz; kendi seçimleriyle yaşamaya devam edebilmek için o gerçeği yeniden yorumlar.

İşte normallik burada tehlikeli hale gelir.

Bir düzen yeterince uzun sürdüğünde, adaletsizlik görünmezleşebilir.
İmtiyaz hak gibi hissedilebilir.
İtaat sadakat sanılabilir.
Konfor ise insanın ahlaki pusulasını sessizce yeniden ayarlayabilir.

Bu yüzden mesele yalnızca “Kime göre, neye göre normal?” değildir.

Asıl mesele:

Normal dediğimiz şeyin ne kadarını gerçekten seçtik, ne kadarına sadece alıştık?

Belki de insanı dönüştüren, içinde yaşadığı düzen değil;
o düzeni artık sorgulamıyor oluşudur.

Want your school to be the top-listed School/college in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Website

Address


Ataşehir Istanbul
Istanbul
34750

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00