Vatan Derneği Sultangazi

Vatan Derneği Sultangazi

Share

UNUTMAYIN Kİ, BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR. Biz; “BİRLİKTE VE DOĞRULAR İLE GÜÇLÜYÜZ.”

18/03/2024
19/03/2022

18/03/2022

BERAAT KANDİLİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, Efendimiz Muhammed’e âline pak olan ashabına ehlibeytine salat ve selam olsun.

Allâh-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere şunu bildirmektedir: Ayetin manası“Hayırlı amelleri işleyiniz ki kurtuluşa eresiniz.”El Hac suresi 77.ayet

Bu Âyet’te kurtuluşa erebilmemiz için bizlere hayırlı amelleri yapmamız emredilip teşvik ediliyor. Bu hayırlı amellerden bir tanesi de Beraat Kandili gibi geceleri hayırlarla geçirmektir.

Bütün İslâm aleminin Beraat kandilini tebrik eder,hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederiz.

Değerli Müslümanlar; tabiiki Beraat gecesi gibi geceleri gerektiği gibi ihya etmek gerekir. Maalesef dinimizi bozmak isteyen, tahrif etmeye çalışan, dinimizde olmayan hususları delilsiz ve mesnetsiz haberlerle yaymaya çalışan kişiler boş durmamaktadır.Beraat gecesiyle ilgili ortaya atılan ve yanlış olarak bilinen bir çok mesele bulunmaktadır. İnşeAllah bu yazımızda Beraat Gecesi hakkında Yanlış bilinen konular ve delilleriyle bilmemiz gereken Doğru bilgiler nelerdir?Bu hakikatleri sizlerle paylaşacağız.

NUZUL HADİSİ VE ŞABANIN 15.GECESİ İLE İLGİLİ HADİSLER NASIL ANLAŞILMASI GEREKİR?

Özellikle Beraat Gecesi’nde veya öncesinde anlatılan, İmâm Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği müteşâbih olan ‘Nuzûl Hadîsi’ bazı kimseler tarafından sahîh bir hadîs olmasına rağmen yanlış tefsir edilmekte ve şu şekilde açıklanmaktadır; “Rabbimiz her gece, gecenin üçte bir bölümü kalınca dünya semasına iner ve şöyle seslenir: Bana dua eden yok mu, duâsını kabul edeyim? Benden bir şey isteyen yok mu, istediğini vereyim. Benden mağfiret (bağışlanma) dileyen yok mu, kendisini bağışlayayım.”

Veya diyorlar ki “"Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz ki Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya semasına iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu? Onu affedeyim! Rızık isteyen yok mu? Rızık vereyim! Şifa dileyen yok mu? Şifa vereyim!”

Bu hadîsler için yapılan açıklamalar asla doğru değildir.

NUZUL HADİSİ VE ŞABANIN 15.GECESİ İLE İLGİLİ HADİSİN DOĞRUSU NEDİR?

Müteşabih olan bu Hadîslerin doğru manaları ise şöyledir; İmam Ahmed B. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Beri” adlı kitabında ve Hafız İbni Cevzi “Zad el-Mesir” adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nesa’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz meâlen şöyle buyurdu: “Gecenin üçte bir vakti geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini, seslenmesini emreder: İstiğfar eden yok mu, Allâh günahlarını bağışlasın? Dua eden yok mu, Allâh duasını kabul buyursun? Bir isteği olan yok mu? Allâh isteğini kabul etsin?”

Ancak müteşâbih olan bu hadisi asıl manasından saptırıp, zahirine göre yorumlayan bazı kişiler hadisin manasında tahrifat yaptılar. Hadiste geçen ” يَنْزِلُ رَبّنَا “ İbaresinin Allâh’ın hâşâ zatıyla hareket etmesi, zatıyla inmesi manasında nuzul etmesi olarak açıklamaktalar. Bütün temel islâm kâideleri ve Allâh’ın tenzihi konusunu hiçe saymaktadırlar.

Bunu söylemekle, Allâh’a, hareket, intikal, değişim, mekân gibi sadece yaratılmışlar için kullanılabilecek sıfatları nispet etmiş ve Allâh’ı cisimlere benzetmiş olurlar. Bu da Allâh hakkında acizlik olur ki, bunu söyleyen kimseler Allâh’ı aciz kılmış olduklarından Allah’ı doğru tanımamışlardır ve bundan dolayı İslam dininden ayrılmışlardır.

Doğru olan görüşe göre Ehli sünnet alimlerinden olan İmâm Kurtubi, nuzul hadisini şu şekilde açıklıyor:. Nuzul hadisine dair yapılan açıklamaların en uygunu İmam En-Nesâi’nin kitabında geçen şu rivayettir. “Şüphesiz aziz ve celil olan Allâh gecenin bir vaktinde bir münadiye(meleğe) emrederek şöyle buyurur: dua eden var mı? Duası kabul olunacak, bağışlanma dileyen var mı? Ona mağfiret olunacak. İstekte bulunan var mı? İstediği ona verilecek.”
Doğru olan görüşe göre Ehli sünnet alimlerinden olan Ebû Muhammed Abdulhak’ta İmam En-Nesâi’nin rivayet ettiği hadisin sahih olduğunu rivayet etmiştir.

İşte bu hadisteki ifadeler İmâm Buhâri’nin rivayet ettiği hadisi açıklamaktadır. Birinci hadisteki ifadeler muzafın hazfedilmesi kabilindedir. Yani “Rabbimizin yaratmış olduğu melek iner ve derki ;istiğfar eden yok mu, Allâh günahlarını bağışlasın? Dua eden yok mu, Allâh duasını kabul buyursun? Bir isteği olan yok mu? Allâh isteğini kabul etsin?”” anlamındadır. Yine Buhari’nin rivayetindeki يَنْزِلُ (iner) kelimesi, يُنْزِلُ ( indirilir) şeklinde de rivayet edilmiştir ki bu da sahih olan görüşlerin doğruluğunu ifade etmektir.
Bu Hadis-i Şerifte Allâh hakkında geçen “nüzul” hareket, inme ve intikal anlamındaki nuzul değildir.

Allâh ,hareket,inme,çıkma ve intikalden münezzehtir. Allâh yaratılmışların sıfatlarıyla vasıflandırılmaz ve yaratılmışlara benzemez.

Ayeti kerimede mealen”Sakın Allah’ı yaratılmışların misalleriyle misallendirmeyin.Allah’ı yaratılmışlara benzetmeyin”En Nahl suresi 74.ayet.Büyük alimlerden İmam Ahmed Bin Hanbelin’de buyurduğu gibi;”Her ne gelirse aklına, Allah asla benzemez ona”
Doğru olan görüşe göre Ehli sünnet alimlerinden olan Fahruddin er-Râzî şöyle buyurdu
Muteşabih hadisleri bazı Selef alimleri tevil etmeden, Allâh’ı noksan sıfatlardan tenzih ederek hakikatini Yüce Allah’ın muradı üzere inandık demişlerdir. Ancak ehlisünnet uleması, kelâm alimleri insanların yanlış anlamalarına mahal vermemek için tevil yolunu seçmişlerdir. Bu alimlerden Fahruddin er-Râzî (öl. 606/1209), nüzûl ile ilgili ayet ve hadisleri naklettikten sonra te'vil gerekçesini özet olarak şöyle anlatır:

Allah, gelip-gitmekten münezzehtir. Çünkü gelip-gitmek, ancak sonradan meydana gelmiş şeyler hakkında geçerlidir. Allah hakkında bunun varlığını kabul etmek, kadîm(ezeli) olduğunu reddetmek anlamına gelir.

Bir mekândan başka bir mekana intikal eden varlık, sınırlı bir varlıktır. Allah ise ebedidir, sınırsızdır.

Allâh, hakkında gelip gitmeyi kabul etmek kurana aykırıdır. Nitekim İbrahim aleyhisselam, yıldızların, ay ve güneşin ilâh olmadıklarını söylerken, لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ"lâ uhibbul-âfılîn"demişti. Uful'un anlamı, batmak, yok olmak, yok olup tekrar geri gelmektir (Râzî, Esasu't-Takdis fi ilmil-Kelâm,)demiştir. İmam Râzî, ayetlerde Allah hakkında kullanılan, caae"gelme" lafzının ise, yerine göre "Allah'ın azabının gelmesi", "emrinin gelmesi", "rahmetinin gelmesi" gibi anlamlarda olduğunu söyler.

NUZUL VE BERAAT GECESİ İLE İLGİ HADİS HAKKINDA DİĞER ALİMLERİN SÖZLERİ

Öyle ki, bir başka Hadîs-i Şerif’te de “Yunzilu Rabbuna ...”, yani “Rabbimiz indirir...” diye geçmektedir. Hadîs’te de zikredilen mana Allâh’ın rahmeti iner, Allâh’ın emriyle melekler iner manasındadır. (İmam el-İzz bin Abdusselâm, İmâm Dehlen, İmâm En-Nesâi ve başka hadîs âlimlerinin de rivayet ettikleri hadîsler bu duruma açıklık getirmektedir)

YÜCE ALLAH HİÇBİR ŞEYE BENZEMEZ!NOKSAN SIFATLARDAN ONU TENZİH EDERİZ.

Şurası kesin olarak bilinmelidir ki; yüce Rabb’imiz inmekten, çıkmaktan, hareketten, durgunluktan, intikalden, bir hâlden bir hâle geçmekten ve değişmekten münezzehtir. Çünkü bu saydığımız sıfatların tamamı yaratılmışların sıfatlarındandır. Allâh ise hiçbir şeye benzemez. Allâh gökte değildir, Arş’ın üzerinde de değildir. Allâh mekândan münezzehtir, mekânsız olarak vardır. İmam Alinin buyurduğu gibi; Mekanlar yok iken Allah vardı. O mekanları yarattıktan sonra yine mekansız olarak vardır.

MÜŞEBBİHE,MÜCESSİME VE YANLIŞ İNANÇTA OLAN İBNİ TEYMİYENİN BATIL GÖRÜŞLERİ

Maalesef günümüzde Selefi olduğunu iddia eden müşebbihe ve mücessime inancında ki topluluk; müteşabih ayetlerden olan Et-Taha suresi 5.ayetini “Rahman arşa istiva(hükmetti) etti”şeklinde değil de “Rahman arşa istiva(oturdu,yerleşti) etti”diye açıkladılar ve Allâh’a mekan nisbet ettiler.

Bununla birlikte müşebbiheler ve mücessimeler nüzul hadisini ve beraat gecesi ile ilgili hadisleri Kuran ve hadislere muhalif bir çok görüşü olan İbni Teymiye gibi “Allâh her gece gecenin son üçte bir vaktinde dünya semasına zatıyla iner ve seslenir……..”diye açıkladılar.

İbni teymiyenin batıl olan görüşüne göre, “Muvafakatu sarihi’l-ma’kul li sahihi’l-menkul” diye adlandırılan kitabının 2. cildinin 26. sayfasında şöyle demiştir:“...Çünkü Hayy ve Kayyum (yani Allâh), dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse (yükseklikten aşağıya doğru) iner ve (aşağıdan yukarıya doğru) yükselir ve dilerse kalkar ve oturur” demiştir.Bu görüş insanı iman dairesinden çıkartan bir inançtır.

Yine ibni teymiye, bir gün minberde kendine göre nüzul hadisini açıklarken minberden aşağıya inerek dedi ki; ey cemaat Allâh’ta, her gece gecenin üçte bir vaktinde oturduğu arştan dünya semasina aynen benim minberden indiğim gibi bizatihi iner ve insanlara seslenir. Onun görüşü asla kabul edilemez, Tevhid ve tenzih inancına aykırıdır. Yine kendisi “Fetaval Kübra” adlı kitabında; Allâh’ın kelam sıfatını yaratılmışlara benzeterek dedi ki; “Allâh harf ve ses ile kelam eder ve dilediği vakitte konuşup dilediği vakitte susar”.

Dinimize ve Allâh’ın sıfatlarına aykırı olan bu görüşleri küfürdür . İbni teymiyenin, Allah’ın kelam sıfatı ile ilgili söylediği bozuk inanca karşılık büyük alim İmam Ebu Hanife “El-Fıkhul Ekbar” adlı kitabında şöyle buyurmuştur: Allah’ın kelamının başlangıcı ve sonu yoktur “Allâh kelam eder ama bizim kelamımıza benzemez. Biz harflerle, sesle ve lügat(Türkçe,arapça,farsca) ile konuşuruz. Allâh’ın kelamı ise harf, ses ve lugatla değildir.”

MÜŞEBBİHE ,MÜCESSİME VE TEYMİYEYE GÖRE ALLAH HER GECE ARŞTAN DÜNYA SEMASINA İNİP ÇIKIYOR HAŞA!

Nuzul hadisini kendi yanlış inançlarına göre açıklayan Vehhabiler ve İbni Teymiye’ye göre; Allâh, her gece dünya semasına inip çıkmakta haşa!. Dünyadaki ülkelerin birbirleriyle saat farklarının olması, gecelerinin de farklı farklı vakitlere denk gelmesi, bir yerde gece olurken, başka bir yerde öğlen, başka bir yerde ikindi, başka bir yerde akşam olmasından dolayı hadiste belirtilen gecenin son üçte bir vakti, her an yeryüzünün başka bir tarafına isabet edebilmektedir.

Bu durumda, onların batıl inancına göre ise; Allah devamlı Arş ile dünya arasında inip çıkmaktadır. Bir ülkede gecenin son üçte biri olduğunda, haşa onların söylemine göre Allah o ülkeye yakın semaya iner; bir boşluk olduğunda tekrar Arşa çıkar; sonra hemen başka bir ülkenin semasına iner.

Hâlbuki hareket etmek demek, bir halden başka bir hale geçmek demektir. Bir halden başka bir hale intikal etmek demek ,olduğu halden başka bir hale geçmesi demektir. Çünkü hareket eden varlık, hareket etmeden önce başka bir haldedir. Hareketle birlikte bu hali değişmiş, yeni bir hal üzere olmuş olur. Sonradan olan hallerin, ezeli olan Allah’a hulûlü, Allah’ın da haşa yaratılmış olduğu düşüncesini oluşturmaktadır ki; bu Ezeli ve ebedi olan yaratılmışlara hiçbir yönden benzemeyen Allâh hakkında imkansızdır.

Yaratılmış olmanın en büyük alameti bir halden bir hale geçmektir. Bir halden bir hale geçen ,değişen acizdir. Aciz olan ise ilah olamaz. Yüce Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, zatı ve sıfatlarıyla asla değişmez, bir halden bir hale geçmez.

–Sonuç olarak; ibni teymiye, müşebbiheler ve mücessimeler Allah’ı yaratılmışlara benzeterek O’nun Arş ile dünya arasında inip çıkan bir varlık olduğunu iddia ediyorlar. Onlar bu inançlarıyla kesinlikle Allâh’a iman etmiyorlar! Halbuki Zatı bir halden bir hale değişen yaratılmıştır. Yaratılmış olan ise ilah olamaz.

ŞURA SURESİ 11.AYETE GÖRE ALLÂH HİÇBİR ŞEYE BENZEMEZ

Nitekim yüce Allâh Eş-Şûrâ Sûresi’nin 11. Ayet’inde Zatının ve sıfatlarının hiçbir şeye benzemediğini bildiriyor. Dolayısıyla bir kimse Allâh’ın zatıyla gökte olduğuna, Arşın üzerinde oturduğuna veya herhangi bir mekânda bulunduğuna, inip çıktığına, yaratılmışlar gibi bir halden bir hale değiştiğine inanıyorsa veya Allâh’ı yaratılmışlara benzetiyorsa o kimsenin Allâh hakkında ki inancı doğru değildir. Hemen o bozuk inancını terk edip İslâm’a girmek niyetiyle Kelime-i Şehâdet’i söylemesi gerekir. Allâh bizleri bu tür batıl inançlardan korusun

BERAAT GECESİNİ NASIL İHYA ETMELİYİZ?

Değerli Müslümanlar;bu gecede kendimiz ve Müslümanlar için çokça dua edelim. Hadiste geçtiği gibi “"Şaban ayının onbeşi (Beraat gecesi) gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz ki Allah’ın emriyle bir melek, o gece güneşin batmasıyla dünya semasına iner ve şöyle nida eder: Allâhtan af dileyen yok mu? Allâh onu affetsin! Rızık isteyen yok mu? Allah ona rızık versin! Şifa dileyen yok mu? Allâh ona Şifa versin!”
Efendimiz’in ﷺ “Beraat gecesini ihyâ ediniz” sözünün manası ise “bu geceyi hayırlarla geçiriniz” demektir. Yani kaza namazları olanlar kaza namazlarıyla, kaza namazı olmayanlar ise nafile namazlarla meşgul olsunlar. Nitekim Efendimiz ﷺ bir Hadîs-i Şerîf’te şöyle buyurdu: “Farzlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.” Aynı şekilde ister bu gecede ister başka gecelerde olsun, Allâh’ı zikretmek Mü’min kula çokça sevap kazandırıp fayda sağlar. Allâh’ı zikretmek kalpleri yumuşatır ve nefisleri temizler. Keza tövbe etmek de Müslüman’a fayda sağlar. Zira küçük olsun büyük olsun bütün günahlardan derhal tövbe etmek farzdır. Tövbe Allâh’ın rızasına ulaşmak için atılacak ilk adımdır.

Tövbe, günahların bağışlanmasına sebep olur. Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu: “Günahından tövbe eden kimse, günahı işlememiş gibidir.” (İmâm Beyhakî)

BU GECEDE NASIL DUA YAPILIR?

Bu gecelerde yapılan dua kabul edilebilir. Bizler yaptığımız duaların kabul edilip edilmeyeceğini bilmiyoruz lakin ayeti kerimelerde duanın öneminden bahsedilmiştir. Bizim dualarımız kabul edilmezse dahi yaptığımız o hayırlı duadan en azından sevab alırız. Kabul edilirse Allah’a şükrederiz. Bu gece çokça tövbe istiğfar etmeliyiz. Özellikle bu gibi gecelerinde bereketiyle yüce Allah’a günahlarımızdan dolayı bağışlanmak için niyazda bulunmalıyız.

Dua içten, tevazu ile ve yalvararak yapılmalıdır. Bir âyette şöyle buyrulmaktadır: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Çünkü o, haddi aşanları sevmez.” (A’râf, 7/55) Peki bizler Allâh’a nasıl dua etmeliyiz? Tabiiki onun razı olduğu şekilde dua etmemiz gerek. Kişi hayırlı olan, dine muvafık olan bütün duaları yapabilir. Mesela “Allah’ım, beni Cehennemden azabından koru, Cenneti nasip eyle, rızkımı arttır, günahlarımı affet, hastalıklarıma şifa ver, kazalardan, belalardan beni koru ” şeklindeki duaları yapabilir.

Ayrıca Bu geceyle ilgili bir hadiste Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor ;
إن الله يغفر لجميع خلقه ليلة النصف من شعبان إلا لمشرك أو مشاحن
Anlamı: Allah Teâlâ O gece(Şaban ayının 15. Gecesi) Müslüman kardeşine kin ve nefret besleyenleri ve kafirleri affetmeyecek. Bazı müslümanların bütün günahlarını bazı Müslümanların da bazı günahlarını bağışlar.
Bu hadisi şeriften anlaşıldığı üzre; bir müslüman başka bir müslümana kin ve nefret besliyorsa yada küskünlük yaşıyorsa üzerinde kul hakkı var ise bu hadiste geçen “günahlarının bağışlanması hususuna” ulaşamaz.

Öyleyse Şaban ayının 15. Gecesi gelmeden kişi kime haksızlık yaptıysa helallik alsın ya da kul hakkı hasıl olmuşsa hakkını helal etsin ki bu hadisin altına giren kullardan olup günahları bağışlananlardan olsun.Bundan dolayı bu şartları yerine getirip bu gecede bağışlanmak için çokça Allah’a dua etmeliyiz.

BU GECEDE YAPILAN ANCAK DOĞRU OLMAYAN DUALAR NELERDİR?

Dua edebilmek için de ilme ihtiyacımız vardır ki ettiğimiz dua Allâh’ın dinine muvafık olsun. Çünkü bazı insanlar kendilerince dua ederler ancak Allâh’ın dinine muhalif olurlar. Bazı insanların “Beraat gecesine özel dua” diye yaptıkları bazı dualarda dinimize aykırı olan ibarelere rastlamaktayız.

Onlar : “Allâh’ım! Şayet beni Levh-i Mahfuz’da şaki (kâfir) olan kimselerden yazmışsan yazını sil değiştir ve beni saidlerden (Müslümanlardan) yaz”, “Allâh’ım! Şayet beni rızkı az olup mahrum olanlardan yazdıysan sil ve rızkımı bollaştır.” şeklinde dualar ediyorlar. Bu ve bunun gibi batıl olan sözler, Ömer Efendimiz’den veya Mücâhid’den sahih bir senetle asla varit olmamıştır. Unutulmamalıdır ki Allâh’ın dilemesi, takdiri, kaderi dua eden bir kimsenin duası, sadaka veren bir kimsenin sadakası ya da başka hayırlı bir amel ile asla değişmez.


Zira Allâh Kurân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
﴾ مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ ﴿
Anlamı: “Allâh’ın takdiri değişmez.”
Allâh-u Teâlâ bir şeyin olmasını dilemişse o kesinlikle olur; bir şeyin olmasını dilememişse de o şey asla var olmaz.

Bizzat Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Rabbimden üç şey niyaz ettim. İkisini kabul etti birini ise kabul etmedi ve Allâh peygamber efendimize buyurdu ki: Ey Muhammed ben bir şeyi dilemişsem o dilediğim kesinlikle değişmez.” Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allâh dilemesini en sevdiği kulu Muhammed ﷺ için değiştirmediyse, nasıl olur da bizden birinin duası için değiştirir! Allâh’ın dilediği asla değişmez. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor ki: “Allâh’ın dilediği olur dilemediği ise asla olmaz.”Bundan dolayı “Allah’ım yazdığın yazıyı boz, değiştir diye dua edilmez. Çünki Allah vaad ettiği değişmeden olacaktır.

HZ.EBUBEKİR EFENDİMİZE NİSBET EDİLEN ANCAK KURANA AYKIRI OLAN DUA HANGİSİDİR?

Bazı kimselerin dilinde dolanıp İmâm Ebû Bekir efendimize nispet edilen ve dinimize muhalif olan söylemlerden Müslümanları sakındırıp uyarmak farzdır.

Bu batıl söylemlerden biri de Ebu Bekir efendimize çok şevkatli olduğunu anlatmak için nispet edilen şu sözdür.Diyorlar ki: “Allâh’ım! Bedenimi o kadar büyüt ki benden başka hiç kimse Cehenneme girmesin”. Bu sözün içeriğinde Yüce Allâh’ın takdirinin değişmesini talep etme vardır ki bu da Kur’ân’da bildirilen ve Efendimizin tebliğ ettiği İslâm inancına aykırıdır.

İmandan ayıran bu sözü Ebû Bekir Efendimize nisbet etmekten Allâh’ın rahmetine sığınırız. O Cennet’le müjdelenmiş sahâbi olarak, nasıl olur da Allâh-u Teâlâ’nın “Andolsun ki Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağım” manasındaki Âyetin’e zıt ve muhalif söz söyleyebilir? Allâh-u Teâlâ bu Âyet’te kâfirlerin kesinlikle Cehennem’e gireceklerini bildirmiştir.Allah bunu bildirdiği halde “cehenneme benden başka kimse girmesin”demek Allah’a karşı gelmektir.

Ayrıca Âyetler’de bazı günahkâr Müslümanlar’ın Cehennem azabını tadacağı zikredilmektedir. Aynı şekilde Efendimiz ﷺ bazı günahkâr Müslümanlar’ın Cehenneme gireceklerini bildirdi. Ayrıca bir Müslümanın asla cehennemi talep etmesi uygun değildir.Peygamber efendimiz bize cehennemden korunma ile ilgili dualar öğretmiştir.Bu delillerden sonra, nasıl olur da Allâh’tan takdirini değiştirmesi talep edilir?!

DUA KADERİ DEĞİŞTİRMEZ!ALLÂH LEVHİL MAHFUZDA YAZDIĞINI BOZMAZ!YAZISI DEĞİŞMEZ!

Ayetlere ve hadislere göre dua kaderi değiştirmez. Dua kaderi değiştiriyor olsaydı Allâh en sevidiği kul olan Muhammed aleyhisselam için değiştirirdi! Peygamberimiz’in “Rabbimden üç şey niyaz ettim. İkisini kabul etti birini ise kabul etmedi” diye bildirdi.

Rabbimiz de peygamber efendimize: Ey Muhammed ben bir şeyi dilemişsem o dilediğim şey kesinlikle değişmez”diye buyurmuştur. Dolayısıyla Rabbimizin levhil mahfuzda yazdığı kader asla değişmeyecektir. Çünki Yüce Allah geleceği bildiği için yaratmış olduğu kaleme emretti ve kalem kıyamete kadar bu dünyada hasıl olacak herşeyi levhil mahfuz adlı kitapta yazdı.

Allâh yaratılmışlara benzemez. Taktir ettiği, vaad ettiği muhakkak olur. Değişkenlik, dileğin değişmesi yaratılmışların alametindendir. Bizim dileğimiz değişebilir. Bugün karar verdiğimiz ve uygulayacağımız bir işi yarın değiştirip farklı bir karar alabiliriz. Ancak Yüce Allah ise zatı ve sıfatlarıyla ezeli ve ebedidir. Dilediği takdir ettiği muhakkak olur, değişmez. Dilemediği ve taktir etmediği ise asla olmaz. Bundan dolayı kader değişmesi imkansızdır.

Dua da Kaderdendir. Zaten Allâh kulunun dua edip etmeyeceğini ezelden bildiği için kaderini de ona göre tayin etmiştir. Dua edip etmeyeceği ve duasının da kabul edilmiş olup olmadığı da kaderde mevcuttur. Fakat kullar kaderde ne yazılı olduğunu bilmediğinden dolayı sebeplere sarılıp duayı kesmemelidir. Ki dua da ibadettir. Kişi dua ettiğinde duası kabul olmassa dahi sevabı olur. Nasıl ki kulun rızkı artmaz ve azalmaz iken kulun rızkı için çabalaması gerektiği söyleniyorsa, nasıl ki Peygamber aleyhisselam sahabeye “Bineğini önce bağla, sonra Allâh’a emanet et” diye buyurmuşsa duada da kul duasını yapıp Allâh’a tevekkül etmelidir.Allah’tan uygun olmayan taleplerde bulunmamalıdır.


Yine “Sadaka ömrü uzatır” sözü de dua meselesi gibidir. Allâh kulunun sadaka verip vermeyeceğini bildiği için kuluna ona göre bir ömür vermiştir. Fakat biz kullar bu verilen ömürden haberdar olmadığımız için bizler sadaka verir ve teslimiyet içinde Allâh’a tevekkül ederiz.

İşte bu mevzu kader-i muallak ile ilgilidir. Kader-i Muallakta esasında netice yazılıdır fakat Allâh bu yazılı neticeyi meleklerden gizlemiştir. Dolayısıyla Allah Teâlâ meleklere kadir gecesinden kadir gecesine bir yıl içinde dünyada hasıl olacak bazı şeyleri bildirir.Bütün geleceği, gaybi bilen sadece Allah Teâlâ’dır.

Ancak melekler Levhi Mahfuz’dan bilgileri aldıkları zaman “Falanca kişi dua edecekse kazadan korunacaktır, etmezse korunmayacaktır. Filanca kişi sadaka verecekse ömrü uzun olacaktır, vermeyecekse uzun olmayacaktır” Şeklinde bildirilen bilgiyi alırlar fakat bu kişilerin dua edip etmeyeceğini, sadaka verip vermeyeceğini ellerindeki sahifelerde sonuç yazılı olmasına rağmen vakti gelmeden bunları göremediklerinden dolayı ve sadece görebildikleri kadarını kendi kitaplarına yazabilirler. İşte bu duruma kader-i Muallak denir. Melekler de vakti zamanı gelmeden bilemezler kişinin durumunu. Ama kişinin dua ettiğini gördüklerinde anlarlar ki o kazadan korunur. Kişi sadaka verdiğinde anlarlar ki kişinin ömrü uzun olacak.

İşte bazı müteşabih hadislerin anlamıda budur:”sadaka ömrü uzatır,silahı rahim ömrü uzatır,dua belayı def eder”Kaderi muallak ile ilgili bu konular meleklerin sahifelerindeki yazıların vakti zamanı gelince görmeleridir.Yoksa haşa Kader değişmez.

PEKİ KISACA KADERDEN NEDİR?

Allâh’u Te’âlâ Ra’d Suresinin 16. ayetinde şöyle buyuruyor:
قُلِ اللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ
“Allâh, her şeyi yaratandır.”
Allâh’u Te’âlâ Saffêt Suresinin 96. ayetinde de şöyle buyuruyor:
واللهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
“Allâh sizi ve yaptıklarınızı yarattı.”
Ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere her şey bir kader ile yaratılmıştır. Dolayısıyla kader dışında hiçbir olay veya durum meydana gelemez. Her şey mahlûkatın kaderinde yazılıdır. Küfür olsun iman olsun, iyilikler olsun kötülükler olsun, ibadet olsun günahlar olsun, ecel olsun ömür olsun, hastalık olsun sağlık olsun her şey kaderde tayin edilmiştir. Bir karıncanın yürüyeceği yön ve adım sayısı dahi, bir yaprağın nerede ne zaman düşeceği dahi kader dâhilindedir. Bu Allâh’ın ilim sıfatıyla ilişkili bir durumdur. Yüce Allâh kullarını kendisi yarattığından dolayı ve her şeyi bilen olduğundan dolayı bu kullarının gelecekte neyi seçip neyden vazgeçeceklerini, neye yönelip neyden sakınacaklarını bildiğinden dolayı bunu takdir etmiş ve Levhil Mafuz’da Kalem’e yazdırmıştır.

Allâh ilmi ile bildiği şeyleri ezelde takdir etmiştir. Fakat bu durum kişinin aklına şu düşünceyi getirmemelidir: Kişi “O zaman neden dünyaya yollandık ki?” dememelidir. Her şeyde bir hikmet vardır. Allâh kullarını dünyaya yollamaksızın Cennet ve Cehennemine koydursaydı kâfirler “Ben bunları yapmadım ki Allâh’ım” derdi. Allâh kâfirlere bir bahane kalmasın diye dünyayı yarattı ve kullarını, içlerindeki küfür ya da imanı dışa vurmaları için ve kıyamette elleri, ayakları ve yeryüzü onların fiillerine şahitlik etsin de inkâr edemesinler diye gönderdi. Böylece kulun hiçbir bahanesi kalmadı. Hikmetlerden biri budur.

Ayrıca Allâh’ın her şeyi önceden yazmış olmasını kulun mecbur olduğu manasına yormamak gerekir. Yani Cebriye grubunun demiş olduğu “Kul havada asılı olan yaprak gibidir hangi tarafa rüzgâr eserse yaprak o tarafa gider, yani kul fiillerinde mecbur kılınmıştır” görüşüne kaymamak gerekir. Kul kendi iradesi ile kötüyü veya iyiyi seçmektedir.

Fakat Allâh ilmi ile bu kulun iradesi neticesinde neyi seçeceğini bilmektedir. Ayrıca Allâh’ın iradesi kulun iradesinden de yücedir. Ebu’l Kasım İshak b. Muhammed el-Kadı el-Hanefi es-Semerkandi (ö. h. 422) Cebriye ve Mutezileyi zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu iki grup küfre düşmüşlerdir. Çünkü Cebriyeler Allâh’a kulluğu isnat etmiştir ve Kaderiyeler kendilerine ilahlığı isnat etmişlerdir.” Ayrıca Mutezile’nin görüşü olan “Kul kendi fiillerini kendi yaratır” görüşünden de uzak durmak gerekir. Bu da kader inancına zıt bir inançtır.

Bu söylem ile kişi Kulların fiillerinin Allâh’ın iradesi ve takdiri dışında meydana geldiğini iddia etmektedir. Bu da Allâh’a kendi mülkünde tasarruf etmede acizlik nisbet etmektir. Çünkü O’nun mülkünde O’nun dilemediği, takdir etmediği fiillerin meydana geldiğini iddia etmiş olmaktadır. Bu da Allâh’a yakışmaz. Kulun hayır olsun şer olsun tüm fiillerini yaratan ve takdir eden Allâh’tır. Fakat kula kesb vardır. Allâh-u Teâlâ el-Bakara Sûresi’nin 286. ayetinde şöyle buyurmuştur:
لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَااكْتَسَبَتْ
“Kul nefsin kesb ettiği faydalı amellerden faydalanır; kesb ettiği kötü ameller ise onun aleyhine olup, ona zarar verir.”Kul kesb ettiği şetlerden dolayı kıyamet gününde hesaba çekilecektir.

Kulun kesbi, iradesini ve kastını bir fiili yapmaya yönelttiğinde, Allâh’ın bu fiili o an onda yaratmasıyla gerçekleşir. İmam Ebû Hafs Ömer en Nesefî, meşhur olan “Nesefî Akidesi” adlı eserinde mânâ olarak şunu bildirmiştir: “Bir insan bir taşı alıp cama atarsa, kulun ameli olan vuruşla cam kırılabilir de kırılmayabilir de. Camdaki kırılma, kulun taşı atması vesilesiyledir; camın kırılıp, parçalanıp, dağılması ve buna benzer şeyler Allâh’ın yaratmasıyladır; kulun yaratmasıyla değildir. Burada kulun, yapmış olduğu fiilden dolayı sadece kesbi vardır. Kulun kesbi ise, kendi iradesini ve kastını bir fiili yapmaya yönelttiğinde, Allâh’ın bunları o an onda yaratmasıdır. Allâh iyiliği sever, emreder; kötülüğü sevmez, kötülükten nehyeder. Fakat hepsini takdir edip yaratan ve dileyen O’dur.. Kader mevzusunda teslimiyet şarttır. Kaderde derinleşmek dinde yasak kılınmıştır. Çünkü aciz olarak yaratılmış kulun sınırlı bir beyin ve algı kapasitesi vardır. Dinin dur dediği sınırda durmak gereklidir. Aksi halde kullar filozofların düştüğü o derin çıkmaz çukura düşer.

Kaderde teslimiyete yardımcı olacak bir bilgi de bu âlemdeki her şeyin Allâh’ın mülkü olduğu inancıdır. O her şeyin maliki olması sebebiyle mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilir. Bunda kimse O’nu sorgulayamaz veya O’na itiraz edemez. Yüce Allâh da Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
لاَ يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ
“Allâh, yaptıklarından sorulmaz; ancak onlar sorulacaklardır”

O dileseydi tüm evreni yaratmayabilirdi ve dileseydi hayvanlar âlemine benzer şekilde insanları akılsız bir varlık olarak yaratabilirdi. Dolayısıyla O’nun kula vermiş olduğu bir nimet olan aklı küfürde ve yasaklanan yerde kullanmak uygun ve sağlıklı bir vaziyet değil aksine sefih ve alçak bir haldir.

KURANİ KERİM BERAAT GECESİNDE DEĞİL ,KADİR GECESİNDE İNDİRİLMİŞTİR

Ayrıca,Kur’ân-ı Kerîm’in indirilişinin Kadir Gecesi’nde olup Beraat gecesinde olmadığını da beyan etmemiz gerekir.
Çünkü Allâh-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de buyurdu ki:
﴾ اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ ﴿
Anlamı: “Biz Kurân’ı Kadir gecesinde indirdik.”

BERAAT GECESİ İLE İLGİLİ YANLIŞLIKLARDAN BİRİSİDE ŞUDUR!

Beraat gecesi ile alakalı yanlış anlatılan bir konuda diyorlar ki: Bu gecede (Beraat Gecesi) Allâh-u Teâlâ bazı meleklere bir yıl içerisinde dünyada hasıl olacak bazı şeyleri yani kim ölecek, kim doğacak, kim fakir olacak, kim Sıla-i Rahim yapacak, kim zengin olacak, kim fakir olacak, felaketler, afetler vb. şeyler bildirir. Burada beyan edilen bir yıl içersinde hasıl olacak olanların meleklere bildirilmesi olayı Kadir Gecesinde gerçekleşir. Beraat gecesinde değil!

Kur’ân-ı Kerîm’de, Duhân Suresin manasında şöyle bildirilmektedir: “Gerçekten biz onu, mübarek bir gecede (Kadir gecesinde) indirdik. Çünkü biz, (Kur’ân’ın hükümleri ile) hakikatten yüz çevirenleri uyarırız. Her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir. (Rızık, ecel, ölüm, hayat, iyi ve şerden ibaret bütün işler Kadir gecesinde bazı meleklere bildirilir yani melekler Levh-i Mahfuz’a bakıp öğrenirler).
Bu Âyet’i, Kur’ân’ın tercümanı lakabıyla meşhur olan sahâbi, ibn-i Abbâs radıyallâhu anhu, bu şekilde tefsir etmiştir: “Yani bir Kadir gecesinden sonraki Kadir gecesine kadar bir yıl içersinde dünyada hasıl olacak olan bazı şeyler bazı meleklere bildirilir’’diye buyurmuştur.

Faydalı olması temennisiyle bu risaleyi lütfen paylaşınız!

Velhamdulillahi Rabbil Alemin
07.04.2020 İstanbul

10/02/2022

Vefatının yıl dönümünde saygı ve özlemle yad ediyoruz. 10 Şubat 1918

Allah bizleri onunla Cennette buluştursun..

Want your school to be the top-listed School/college in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Telephone

Address


Uğurmumcu Mahallesi 2317 Sok No 17
Istanbul
34267

Opening Hours

Monday 09:00 - 23:00
Tuesday 09:00 - 23:00
Wednesday 09:00 - 20:00
Thursday 09:00 - 23:00
Friday 09:00 - 23:00
Saturday 09:00 - 23:00