06/01/2026
📚Mâtürîdîlikte Hadis Kültürü
✍🏻Hüseyin Kahraman
Hanefiyye’nin Semerkant kolu şeklinde tanımlanabilecek Mâtürîdiyye; Eş‘ariyye ile birlikte Ehl-i sünnet itikadını sistematize eden kelam ekolü olarak şöhret bulmuştur. Bununla birlikte Mâtürîdî ulema İslamî ilimlerin fıkıh, usûl-i fıkıh, tefsir gibi diğer alanlarında da eserler yazmış, görüşler ortaya koymuşlardır. Ve hadis, Mâtürîdîlerin fikir beyan ettikleri bu alanlarda atıf yaptıkları en önemli verilerden biri konumundadır. Bununla birlikte Mâtürîdiyye’nin hadis kullanımını sıkı bir denetime tabi tuttuğu görülür. Bu denetim kelam alanında “Âhâd haber itikadî konularda delil olmaz.” veya “İtikadî bir hüküm âhâd haber üzerine bina edilemez.” prensibiyle görünüme çıkar. Fikir beyan edilen diğer alanlarda ise temel hareket noktası “Âhâd haber aslî delillere arz edilmeden kullanılamaz.” kuralıdır.
Dolayısıyla sistem içinde hadis genellikle Kur’ân, akıl, uygulama (amelî tevatür), tarihî veriler, umumî belvâ gibi aslî delillerle zaten ulaşılmış olan sonucu teyit eden bir veri olarak atıf alır. Nitekim bu temel bilgi kaynaklarından bir veya birkaçına müracaatla ulaşılan hükmün yer aldığı metinden hadisler çekilip çıkartıldığında neticenin genellikle değişmediği, sonuca halel gelmediği görülür. O halde Mâtürîdîlerin hadislere bu kadar atıf yapmalarının sebebini, Kur’ân ve sünnete sıkı sıkıya bağlı olan ve büyük oranda ehl-i hadis tarafından temsil edilen muhafazakâr toplumun onayını alma veya en azından tepkisini çekmeme çabasına bağlamak mümkündür.
06/01/2026
📚Fezâilü’l-Kur’an İlmi; Mahiyeti, Literatürü, Meseleleri ve Tefsir Açısından Değeri
✍🏻 Mustafa Mehmetoğlu
Sözlerin en güzeli olan Kur’ân-ı Kerîm, lafız ve manalarıyla mükemmel, üslûbuyla kusursuz ve erişilmez, değerli, şanlı, eşsiz ve yüce bir kitaptır. Kur’ân-ı Kerîm’in fazilet ve üstünlüğü hem Kur’ân’da zikredilmiş hem de hadis-i şeriflerde açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Elinizdeki kitap, Hz. Peygamber’den (s.a.) sûrelerin faziletine dair aktarılan rivayetlerin mahiyetinin anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır. Bir ilim olarak fezâilü’l-Kur’ân ilminin çerçevesinin çizilmesi ve başta tefsir ve hadis kaynakları olmak üzere pek çok ilmî eserin müstağni kalamadığı fezâilü’l-Kur’ân rivayetlerinin, Kur’ân-ı Kerîm merkezli daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir. Fezâilü’l-Kur’ân ilminin mahiyeti, kapsamı İslâmî ilimlerle ilişkisi, literatürü, tartışmalı meseleleri, bu konudaki uydurma rivayetlerden korunma yolları ve tefsir ilmi açısından değeri çalışmamızda ele aldığımız ana konulardır. Kur’ân sûrelerinin faziletine dair makbul hadis rivayetlerinin, ilgili sûrelerin muhtevalarıyla ilişkisi incelenmiş, böylece sûrelerin fazileti ile içeriği arasındaki bağ tespit edilmeye çalışılmıştır.
02/01/2026
📚Kutlu Vakitler
✍🏻Prof.Dr. İsmail Lütfi Çakan
Kutlu Vakitler, müslüman zamanının özlemi içinde “vakti yitikler”e ya da “vaktin yitikleri”ne seslenir:
Uyan ey müslüman gafletten uyan
Vakti ziyan etmek en büyük hüsrân.
Ömür geçer gider, yakındır ecel
Dünya ve ahrette lazımdır amel
Kutlu vakitlerde dirilme çağrısıdır “manzumeler”.
Bu çağrının terennümüdür “bazı besteler”.
25/12/2025
Regaip Kandili’niz mübarek olsun.
22/12/2025
📣Tekrar Baskı
📚Kuran’da De ki Hitabı; Bir Üslub Özelliği Olarak
✍🏻Aydın Temizer
Kur’ân-ı Kerîm, kendine özgü ifade üslûbu ile bilinen diğer bütün sözlerden ayrılır. O’nun bu özgün üslûbunun yansımalarından biri, içerisinde 332 defa zikredilen “de ki” hitâbıdır. “De ki” emrinin öncelikli muhâtabı, Kur’ân’ı tebliğ eden Hz. Peygamber’dir. Şu bir gerçektir ki, hiçbir yazar kendi eserinde kendine emretmez. Bu açıdan bakıldığında, “Kur’ân Yüce Allah’ın sözüdür” hükmünün doğruluğu görülebileceği gibi; bazı oryantalistlere ait, “Kur’ân Hz. Muhammed’in (s.a.s.) sözüdür” yargısının yanlışlığı da anlaşılabilir. “De ki” emri, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu göstermenin yanında, bütün mü’minleri muhâtap almasıyla onun evrenselliğine ayrıca vurgu yapmaktadır.
“De ki” lâfızları, Kur’ân’ın söz konusu orijinal üslûbunun bir yansıması olmanın yanında, kendi bünyesinde bazı özelliklere de sahiptir. Bu özellikler; “De ki” lâfızlarının bir takım mecâzî/ikincil anlamları taşıması, aynı doğrultuda müteradiflerinin/anlamdaşlarının yerine tercihen kullanılmış olması, bütünüyle soru-cevap bağlamında yer alması ve bağlamı itibariyle ulûhiyet, nübüvvet ve vahiy gibi İslam dininin temel kavramlarına delâlet etmesi şeklinde özetlenebilir.
22/12/2025
📚Ebû Saîd el-Berdeî ve Hanefî Mezhebinin Kurumsallaşma Sürecindeki Rolü ;Fıkıh ve Fıkıh Usûlüne Dair Görüşleri
✍🏻Mustafa Bülent Dadaş
Bu çalışma Hicri III. yüzyılın önemli fakihlerinden biri olan Ebû Saîd el-Berdeî’nin fürû-ı fıkıh ve usûl-i fıkha ilişkin kitaplarda kaydedilen görüşlerinden yola çıkarak Hanefî mezhebinin kurumsallaşmasındaki rolünü incelemektedir. Berdeî’nin mezhebe yaptığı en önemli iki katkıdan ilki, fürû ve usûle ilişkin ilkelerinin tespitine yönelik ortaya koyduğu çabadır. Diğer katkısı Ebü’l-Hasen el-Kerhî ve Ebû Tâhir ed-Debbâs gibi Hanefî mezhebine damgasını vuran fakihleri yetiştirmiş olmasıdır. Bu ve benzeri fakihler sayesinde, usûl ve fürû cihetiyle mezhebin dayandığı ilkeler netleşmiş, böylelikle mezhebin imkânları dışına çıkılmadan yeni meseleler çözümlenebilmiştir. Mezhep imamı ve öğrencilerinin, sayısı on binleri bulan ferʻî/tekil meselelerde ortaya koydukları görüşlerin dayandığı ilkeler ve bu görüşlerin birbirleri ile olan irtibatı, bu fakihlerin yürüttüğü tahrîc faaliyetiyle vuzuha kavuşmuştur. Hanefî usûlü tahrîc yoluyla inşa edilmiştir ve bu alanda oluşturulan literatür de bu faaliyetin bir ürünüdür.
Çalışma, Berdeî’nin bir taraftan bu alandaki rolünü izah ederken diğer taraftan usûl-i fıkha ilişkin bazı görüşlerinden yola çıkarak hicri III ve IV. yüzyıllarda mezhep fakihlerinin Muʽtezile ve diğer fırkalarla irtibatına ilişkin tahliller yapmış, böylelikle fıkıh tarihinin önemli bir sürecinin aydınlatılmasına katkı sağlamıştır.
22/12/2025
📚İnsan Fiilleri Tartışmaları
✍🏼Adem Sünger
İnsan fiilleri yani insanın özgürlüğü ve ahlâkî sorumluluğunun nasıl tesis edileceği sorunu, İslâm düşüncesinin en eski ve köklü problemlerinden biridir. Problemin çözümüne dair sarf edilen çabalar neticesinde ilk dönemlerde Allah’ın zâtının ve sıfatlarının mutlaklığından hareket eden cebir, insanın ahlâkî sorumluluğunu merkeze alan kader/tefvîz ve bahse konu yaklaşımlar arasında orta bir yol tutmaya çalışan kesb olmak üzere üç farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır. Ancak süreç içerisinde sözü edilen yaklaşımlar etrafında yapılan farklı yorumlara ek olarak filozofların da tartışmalara dahil olmasıyla problem daha da genişlemiş ve derinleşmiştir. Bu durum bir taraftan insan fiilleri meselesini daha girift bir hâle getirirken, diğer taraftan bu konuda oldukça zengin bir birikimin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Modern dönemde insan fiilleri problemi üzerine yapılan çalışmaların kâhir ekseriyeti, söz konusu problemi belli bir kişi veya ekol ekseninde ele almaktadır. Elinizdeki bu çalışma ise insan fiilleri problemini Akâʾid-i Adudiyye üzerine gelişen literatürün tamamını dikkate alarak şârih ve muhaşşîlerin efʿâl-i ibâd meselesinde ortaya çıkan farklı çözüm önerilerine ilişkin görüş, değerlendirme ve katkılarını mukayeseli bir şekilde incelemektedir.
22/12/2025
📚Ebû Hanîfe ve Öğrencileri
✍🏻Çeviri: Adnan Hoyladı
Hanefî mezhebi, Irak’ta doğmuş, Ebû Hanîfe ve meşhur öğrencilerinin çalışmalarıyla teşekkül sürecine girmiştir. Mezhebin kurucu imamları arasında Züfer b. Hüzeyl, Ebû Yusuf Ya‘kûb b. İbrâhîm, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ve Hasan b. Ziyâd da gösterilmektedir.
Bu sürecin tamamlanmasında kurucu imamlar ile öğrencilerinin çalışmaları büyük rol oynamıştır. Bu sebeple özellikle Ebû Hanîfe ile mezhebin neşet ettiği Irak bölgesindeki öğrencilerini, onların çalışmalarını, ders halkalarını ve hoca-talebe silsilelerini tanımak, mezhebin teşekkül sürecinin anlaşılmasında çok önemlidir. Bu hususta Irak Hanefî ders halkalarında yetişen ve kendi döneminde Hanefîlerin riyasetini üstlenen Saymerî (ö. 436/1045) çok kıymetli bir çalışma yapmıştır. O, çevirisini yaptığımız bu eserinde her yönüyle Ebû Hanîfe ve öğrencilerini anlatmış, özellikle kendi dönemine kadar Irak bölgesi Hanefî ders halkaları ve hoca-talebe silsileleri hakkında bilgiler vermiştir. Onun bu çalışması, Ebû Hanîfe ve öğrencileri hakkında bilgi veren ilk kaynaklardan biri olmuştur. Bu durum kitabın kıymetini ortaya koymaktadır.
22/12/2025
📚Tasavvuf ve Şiîlik
✍🏼Emrah Baş
Haydar Âmülî (ö. 787/1385-86’dan sonra), tasavvufla İmâmiyye Şîası arasında kısmî etkileşimin olduğu 8./14. yüzyılda yaşayan bir düşünürdür. 719/1319-20 yılında Âmül’de dünyaya gelmiş, ilim tahsili için Esterâbâd, Horasan ve İsfahan gibi şehirlere gitmiş ve Bâvendîlerin son kolu olan Kînhâriyye’de çeşitli siyasî görevler üstlenmiştir. 749/1348-49 yılında yaşadığı mânevî kriz sonucu tasavvufa yönelmiş ve vezirlik görevini, sahip olduğu mal ve mülkü, aile ve dostlarını geride bırakarak Irak’ta Şiîlerce kutsal sayılan bölgelere gitmiştir. Bağdat, Hille ve Necef üçgeninde bir yandan Hille ekolüne mensup âlimlerin ders halkasına katılarak İmâmiyye Şîası’nın temel esaslarını öğrenmiş, diğer yandan Ekberî geleneğe mensup sûfîlere intisap ederek tasavvufun temel metinlerini şerhleriyle birlikte okumuştur. Böylece iki ekolün öğretilerine nüfuz etme imkânı bulmuş, tasavvuf ve Şiîliğin farklı açılardan aynı hakikati ifade ettiğini ileri sürmüş ve bu iddiasını temellendirmek için de pek çok eser kaleme almıştır. Bu savıyla İbn Ebî Cumhûr (ö. 904/1499 [?]), Molla Sadrâ (ö. 1050/1641), Feyz-i Kâşânî (ö. 1090/1679) gibi önde gelen Şiî düşünürleri etkilemiş, Şiî düşüncede irfânî geleneğin teşekkülüne kaynaklık teşkil etmiş ve Şiî dünyada tasavvufla ilgili yapılan tartışmaların daima merkezinde yer almıştır.
Elinizdeki bu çalışmada sûfî kimliğiyle ön plana çıkan önemli Şiî bilginlerden biri olan Âmülî’nin, tasavvufla Şiîliği nasıl bir araya getirdiği meselesi üzerinde durulacaktır. Böylece onun Şiî tasavvuf nazariyesi özelinde İmâmî düşüncede yaşanan Ekberî dönüşümün tespit edilmesi hedeflenmektedir.
22/12/2025
📚Bir Hükümdar ve Hâmî Olarak Eyyûbî Meliki el Meliku’l -Muazzam İsa
✍️Harun Yılmaz
İslam dünyasında medreselerin kurumsal bir eğitim merkezi olarak yükselişi Selçuklu döneminde belirginleşmiş; bu gelişme sonraki siyasi yapılarda da devam ederek özellikle Eyyûbîler devrinde Mısır ve Şam’da yoğun bir medrese inşa faaliyetini beraberinde getirmiştir. Bu eser, kaynakların “âlim bir hükümdar” olarak nitelendirdiği Eyyûbî Dımaşk meliklerinden el-Melikü’l-Muazzam’ın hayatı ve ilmî yönünü incelemekte; onun döneminde Dımaşk’ta kurulan medreseleri bânileri, müderris kadroları, vakıfları, eğitim-öğretim içerikleri ve okutulan temel eserler bağlamında ele almaktadır. Ayrıca el-Muazzam dönemine kadar uzanan Eyyûbî siyasi tarihinin ana hatları sunularak medreselerin ortaya çıktığı tarihsel bağlam bütüncül biçimde ortaya konmaktadır. Eyyûbî dönemi eğitim kurumlarını ve Dımaşk’ın ilmî yapısını genel hatlarıyla değerlendiren bu kitap özellikle Eyyûbî dönemi İslam eğitim tarihi araştırmalarına dikkat çekici bir katkı niteliğindedir.