Ancak bu önemin üzerinde büyük bir derece vardır ki o da insanın kendini anlamlandırma faaliyetidir. A. Çağrı Başkurt
Daima “önce insan” diyerek “kadın”, “erkek”, “karı-koca” ve “ebeveyn” ilişkileri konusunda danışmanlık veren Sirius, ruhunuzu keşfetmeniz ve hakikat çizgisinde yol alabilmeniz için daima yanı başınızdadır. The Sirius
“İnsanoğlunun kendini tanımaya başladığı unutulmuş zamanlardan bu yana herkes bilmektedir ki bütün yıldızların hayatlarına şahitlik eden gökyüzünün en ihtişamlı mücevheri, ışığın kend
isinin adıdır o, Sirius.”
Gökyüzünün en parlak yıldızı olan “Sirius”un adını taşıyan ve odaklandığı tek şey “İnsan” olan danışmanlık müessesemiz, cinsiyetler arasındaki ilişkilere ancak insan çatısının altında yaklaşmaktadır. Çünkü Sirius, insanın, insanoğlunun bir parçası olarak dünyaya gelmesinin, insanın kâinâtın bir parçası olarak varlık göstermesine yetmeyeceği kanaatine sahiptir. Bütün bunları göz önüne alarak insanı tüm etki alanlarının dışında bir yere konumlandırmanın doğru olacağına inandırmaktadır.
İnsanın hayatı boyunca kuracağı ve yansımalarının kendisinden sonra da başka hayatlarda uzun seneler boyunca devam edeceği ilişkiler ağı önemlidir. Dolayısıyla Sirius “ehemi, mühimme tercih etmek” yani “en önemliyi, önemliye tercih etmek” sözünden hareketle ilişkileri, “insanın özü” temelinde incelemektedir. Bu sebeple de Sirius’un felsefe, sosyoloji ve psikoloji bağlamında anlamlandırmaya çalıştığı, kültürel şekilleniş ve süreklilikle de çerçevesini çizdiği “insan varlığının özünün keşfi” verdiği hizmette daima ön plandadır. Sirius, insanoğlunun özünün keşfinin, dünya üzerinde akıp giden dört mevsimin, ruhlardaki keşfi gibi olduğunun farkındadır. Kimi ruhlar ilkbahar mevsiminde dünyaya geldiğinden gönül bahçesinin yemyeşil, terütaze, goncalar, güller ve yaseminlerle dolu olduğunun fark edilmesi uzun sürmez. Yaprakların çokluğundan dalları gizlenmiş, güllerin fazlalığından kırların ve köşklerin görünmez olduğu bir bahçe tasviri insanoğluna mutluluklar bahşeder. Bununla birlikte sonbaharda dünyaya gelen ruhlar, dökülen kızıl renkli yaprakların, sessizleşmeye başlayan tabiatın ve güneşin solgun ışıklarının aydınlığında tüm sadeliğiyle arz-ı endam ederken, hüzünlü esintileri de beraberinde getirir. Her ikisinde de değişmeyen şey mutlak şekillenişin devamlılığıdır. Sirius, bu şekillenişte ruhların tabiatının anlaşılması ve ilerledikleri yolların farkındalığına erişilmesi için bahçıvanlık işini üstlenmiştir. Ancak Sirius bu bahçıvanlığı ebedî bir sorumluluk gibi üstlenmeyerek, her ruhun kendi bahçıvanı olması için çaba sarf etmektedir. Böylelikle her ruhun hüküm sürdüğü her anda kendisini anlamlandırabilmesi ve bu anlamlandırmada doğru sorulara doğru cevaplar verebilmesi için hizmet vermektedir. Sirius, ruhların bineği olan vücutların aslında bir hiçlikten ibaret olduğu kadar her ruhun yeniden düzenleme ihtiyacı duyan bir melodi olduğuna; insanın kendine değer verip, anlam kazandıkça değerlerini olgunlaştırdığını, çünkü insanın, bedeniyle değil ruhuyla insan olduğu kadar görenin, duyanın yalnız ruh olduğunu ve geri kalan her şeyin mutlak sessiz ve sağır olduğuna; ve Mevlana’nın “Bil ki ruhlar okyanus, bedenler köpüklerdir” sözüyle, Tolstoy’un her şeyi özetleyen “İnsanı, bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek içinse uyandırmak gerekir” sözünün hakikatine inanmış, ruhları köpüklerinden arındırarak onları uyandırmak gayreti içine düşmüştür.