13/09/2017
Bu, metruk gönlümün yaşadığı on dördüncü bahar ve yedinci güz. Alacakaranlık bekleyişlerin ardından gelen dönüşlerin efsunlu hikâyesi. Ne kadar güzel ki kelimelerimi muteber bir perhize sokmaya çalışırken müsterih bir kalp ile Eylül sancısı çekiyorum. Ağzı süt kokan bu mevsim de anlıyorum ki: "Ben, camdan bakan arap kızı değilim; selvi boylu mavi yazmalı hazan şairiyim!"
Yazarken, yaşamın daha aydınlık olduğuna inanıyorum artık. Silsileler arasında gidiş gelişlerin farkına varıyorum. Kalbimdeki ritim bozukluğunu dahi açıklayabiliyorum, yüzü benekli bir çocuk gibi. Kalbimin derinliklerindeki hızlı ritimleri tıp bilminden sıradan bir enstantane ile açıklıyor doktor. Bazı insanların kalbi hızlı çarpar diyor. Oysa bu mevsimde kalbime nicelerinin ahkam kestiğini bilmiyor!
Size vaveylalar arasından bir sesten bahsedeyim mesela. Derde giriftar yapraklar gönlümde pandomim yapıyor. Bilir misiniz? Onların da benim gibi heyheyleri üstünde. Bir katre sükût içinde, umman kadar yol alıyorlar. Onlar anlatıyor çoğu kez ben dinliyorum. Aslında "anlatıyor" dememe bakmayın sadece izleyebiliyorum öyle sessiz, öyle sefil. Durup bir başka hüzne kement atmak istiyorum ama bir kardeşin diğerini kıskanması gibi masumca kıskanıyorlar. Bense sadakatin meşakkatini sualsiz kabul ediyorum, başka bir hüzün mahzeninden korkuyorum. Hicazdan bir eser dinler gibi geliyor tüm bu yaşananlar.
Cuma gecesi serinliğini yaşıyorum şimdi. Radyoda o çok sevdiğim türkü çalıyor. Tesadüf... Yavuz Bingöl söylüyor: "Gitme aklım sende kalır uyuyamam geceleri. Hiç ayrılmadık seninle, değil bir sene bir gün bile, gitme." Ebruli bir saz, alacalı bir gönül ile katmer katmer üşüyorum. Sonra mukaddes şehrimin dişi serçeleri, süzülüyor lacivert bulutlardan. Sokaklar sakin, ağaçlar sarımtrak halleriyle gece karanlığında daha bi güzel görünüyor. Palandöken de benim gibi izliyor olanları. Onun da başı dumanlı bu Eylül’de.
Gecenin bir elif miktarınca uzayan haline vaveyla derim ben. Bu vaveyla gece bitmeden susmalı, ulu ninemden kalma bir mushaf açıyorum. Asırlık harfler üzerinden inşirah diliyorum gönlüme. Ardından üç besmele çekip sağ elimi kalbimin üzerine koyuyorum. Muavvizeteyn okuyorum. Gönül, karanlığa karışmaya heveslenince, tekrar ediyorum bu seremoniyi. Artık bir nebze daha hazırım zemheriye. Hoş geldin demek için gün sayıyorum.
Burada mevsim ya kış, ya da kara kış! İşte bu yüzden ben, senin gelemeyeceğin, benimde hiç gitmediğim bir yerde yaşıyorum. Sana beyaz satırlar arasında, kakule aromalı kokumu gönderiyorum yeniden. Kırağıyı gelinlik bilen ağaçlar gibi bekliyorum.
"Ey ömrümün en vefâkar yanı, iki mihnet arasında yolunu gözlerim.
Neredesin?"
| Tuba Küçük
Eylül Sancıları 2