Kezer Akademi Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri

Kezer Akademi Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri Eğitimler - Seminerler - Danışmanlık Hizmetleri Eğitim tıpkı musluktan akan temiz bir su gibidir. Değişmek için arınmak ve öğrenmek, öğrenmek için değişmek. 21.

Yy dünyasına dahil olmak ve sürerlilik için herkesin bu sürece dahil olması gerekir. Kurumlar, Politikacılar, Girişimciler, Yasa koyucular, Aileler ve Bireyler… Herkesi bu sürece katabilirsek, değişim en güçlü kuvvet haline gelecektir. Herkesi ve herşeyi yaratıcı hale getirmek, çoğu zaman bildiklerimizi keşfetmektir. Başkaları için ve devlet için ‘’herkese söyleyeceğiz ve onlar yapacak’’ demek, işin kolay kısmıdir. Cesur liderler, girişimciler yetiştirmek gerekir… Eğitim sınırlandırmak değil duvarların ötesine geçebilmek, mevcut başarılar üzerine birşeyler inşa etmek ve bir sonraki aşamaya geçebilmektir. Bu iyi bir fikirdi haydi başka şeye geçelim demekten çok daha fazlası olacak bir şekilde nasıl ileri götüreceğiz fikrine sahip olabilmek… En iyi uygulamaları paylaşmak ve mükemmellik için biryerden beraberce başlamak. Dönüşümde en büyük güce sahip olan eğitimdir. Eğitim de birey ve kurumlarda. Bazen tek bir şeyi değiştirseniz, dünya değişir. Eğitim sadece dünya ile ilgili fikirler değil, kendinizle, kim olduğunuzla ve çevrenizdeki insanların kim olduğu ile ilgili fikirleri keşfetmekle ilgilidir. Bireyleri ve kurumları keşfetmeye yönelik, değişim için öğrenmek ve öğretmek için değişmek. Yarınları sizlere getirmek üzere…
KEZER AKADEMİ EĞİTİM VE DANIŞMANLIK

Platonun ünlü mağara alegorisi;Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş o...
29/05/2019

Platonun ünlü mağara alegorisi;

Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.

Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hap*s olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.

Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.

Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar..

Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar...

Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.

Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.

Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur. Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak cesaret ister...

EŞEKLİ PİYANGO 🙂KAYIPLARI KAZANCA DÖNÜŞTÜRMEK_________________________________________Girişimci genç bir adam bir köylüy...
31/01/2019

EŞEKLİ PİYANGO 🙂
KAYIPLARI KAZANCA DÖNÜŞTÜRMEK
_________________________________________

Girişimci genç bir adam bir köylüye ait yaşlı eşeğe talip olur. Köylüye bu eşek için 100$ ödemek istediğini bildirir. Köylü: "Bu eşek yaşlı ve güçsüz, işinize yaramaz, kaldı ki 100$'ın bu eşek için çok olduğunu, esasen satmak istemediğini" beyan eder. Genç adam ısrar eder. Nihayet, köylü satmayı kabul eder. Ancak, ertesi gün eşeği teslim edebileceğini de ekler. Genç adam memnun olur, ve 100$'ı köylüye hemen orada öder.Ertesi gün, köylüye giden genç ummadığı bir cevapla karşılaşır. Köylü: "Eşek sizlere ömür" der.. Genç adam üzülür: "O zaman paramı iade eder misiniz?" der.. Köylü: "Üzgünüm harcadım." der.. Genç adam: "Bana ölü de olsa eşeğimi teslim edin."Köylü merak eder: "Ne yapacaksınız ölü eşeği?" Genç: "Bir piyango düzenleyeceğim ve eşeği ödül olarak vereceğim" der.. Köylü, kahkaha atar ve ölü eşeği verir.. Aradan zaman geçer, meydanda genci gören köylü merakla yanaşır, gülerek sorar: "Ne yaptın genç, piyango noldu?" Genç gayet neşelidir: "Piyango düzenledim, tanesi 2$'dan 500 bilet satarak 1000$ elde ettim ve 898$ kar ettim der!'' Köylü hayretle sorar: "Kimse itiraz etmedi mi, sorun çıkmadı mı eşek ölü diye?"Genç adam : "Sadece ikramiyeyi kazanan itiraz etti ve sorun çıkardı. Ona da 2$ parasını verdim ve sorun kalmadı" der…

Yüreği Böyle Güzel Öğretmenlere Emanet Olsun Çocuklarımız..“Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. "Senin baban çöpçü, sen de ...
29/01/2019

Yüreği Böyle Güzel Öğretmenlere Emanet Olsun Çocuklarımız..

“Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. "Senin baban çöpçü, sen de p*s kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Kırmışlar yavrucağın kalbini. Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de.

“Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve. “Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu? Dediler öğretmenim çöplerden, p*slikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu p*slikten, kokudan, büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz. Başlıyor hemen temizliğe. Ben de pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.

Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlatıyor uzatmadan. Kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam. Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana. Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü.

Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.

Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”

Gülümseyerek cevap veriyorum, “İnsan olmayı öğretiyoruz.”

-C.Ceylan-

MUTLULUK NEREDE...?------------------------------------Temizlik görevlisinin birisi sürekli sokakları süpürmekten ve çöp...
09/01/2019

MUTLULUK NEREDE...?
------------------------------------

Temizlik görevlisinin birisi sürekli sokakları süpürmekten ve çöp toplamaktan bıkar. Artık yaşadığı hayata isyan etmeye başlar hale gelir. Bir gün ülkenin başbakanı oradan geçeceği için yollar kapatılır ve başbakan makam arabasıyla yoldan geçip gider. Bunu gören çöpçünün isyanı artık taşar ve:

“Ahh! Ne olurdu şu adamın yerinde olsam! Lüks arabasının içinde, makam-mevki sahibi, herkes ona hizmet için yarışıyor! Bir de benim yaşadığım şu hayata bak!”, Der demez, birden kendini başbakan olarak buluverir. Çünkü o sırada sadece başbakan değil dilek perisi de oradan geçiyor ve o anda kim bir dilek tutarsa onu kabul ediyor. Ve dileği kabul
olur. Şimdi çok zengin ve ünlüdür. Ama bir sorun var: Makamında, ülkenin bir sürü işi
çözülmek üzere onu bekliyor. Bunu gören adam son derece ümitsiz olur ve, “Ben bu işin, bu sorumluluğun altından nasıl
kalkarım? Koca bir ülkeyi nasıl idare ederim? Ahh!” der. Bu şekilde kara kara düşünürken aile
doktorunun kartı gözüne ilişir. Kendi kendine, “Şuna bak, ailenin özel doktoru. Sadece aileye bağlı, kırk yılda bir muayeneye gelir, dünyanın parasını kazanır. Evet, keşke bir doktor olsam. En azından sadece hastalarla ilgilenirim. Hem maaşı da çok iyidir”, Der demez, birden bir doktor olur ve bir hastanede buluverir kendini. Ağır yaralı bir hasta getirirler ve hemen ameliyata alınması gerekir. Doktor olarak hemen müdahale eder ama ameliyat çok uzun sürer. Akşam evine bile gidemez. Ertesi gün ise nöbeti vardır ve yine hastanede kalmak zorundadır. Sonra, her gün gelişen yeni tıp tekniklerini takip etmek ve kendin
geliştirmek zorundadır. Buna dayanamaz. Bu hayatın da güllük gülistanlık olmadığı ona
gösterilmiş olur böylece. Adam buna da isyan eder. Üzerimde kimsenin sorumluluğu olmamalı ve üstelik eğlenerek para kazanmalıyım der. Bu sıkıntıyla
odasındaki televizyonu açar. O sırada spor-magazin haberleri yayınlanmakta. Ünlü bir
futbolcunun özel hayatı, lüks evini ve güzel karısıyla yaşadığı anlara dair görüntüleri izleyince, “İşte
hayat bu! Keşke bir futbolcu, hatta bir kaleci olsam. Zaten fazla bir iş yapmıyorlar, top geldiği sürece oynuyorlar…” deyince adam birden büyük bir takımın kalecisi oluverir.
Ancak bu sefer de kendini çamurlu bir sahada koşarken buluverir. Hafta sonu çıkacakları maç için ağır antrenman temposunda şimdi ve bunun üzerine bir de kar yağışı eklenince futbolcuların canı çıkar adeta. Ertesi gün maçta seyirci ona söver. Spor yazarları hakkında eleştiriler yazar. Adam buna da
dayanamaz. Artık ne isteyeceğini bilemez bir halde çaresizce tesislere gelir. Akşam antrenmanı bittiğinde yarınki maçı düşünürken şöyle bir duraklar, uzaklara bakar ve o sırada bir ıslık sesi duymaya başlar. Bir de bakar ki orada ıslık çalarak yerleri süpüren ve üzerinde yerleri süpürmekten başka bir sorumluluğu olmayan tesislerin çöpçüsünü görür. Uzun uzun o adamın huzurunu gözlemler ve artık yorgunluktan hiçbir şey düşünemez bir halde gayrı ihtiyari şöyle der:
Keşke bir temizlik görevlisi olsaydım…

(Mutluluk aslında çok yakınımızda ve zaten sahip olduğumuz bir şeydir. Bütün mesele, onu
görebilme yeteneğine sahip olabilmektir.)

Dileriz ki herzaman sahip olduğumuz değerlerin farkında oluruz...

KAĞIT BARDAKEski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenir. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıkar ve k...
08/01/2019

KAĞIT BARDAK

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenir. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıkar ve konuşmaya başlar. Ama kafasının başka yerde olduğu anlaşılır. Daha bir iki cümle söylemişken durur, kahve bardağından bir yudum alır ve sonra bir süre bardağı kaldırıp bakar. Derin bir nefes alır ve:

“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? Bu konferansta geçen yıl, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı, o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişler ve özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."

Eski bakan derin bir nefes alır, seyircilere gülerek bir süre bakar ve devam eder:

"Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum. Dün buraya kendi ödediğim uçak biletim ile uçtum. Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım. Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum, bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum."

Salondakiler gülmeye başlar.

"Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu."

Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterir. Alkışlar bitince de şunları söyler:

"Size verebileceğim en iyi ders bu işte.
Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz,
rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir. Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. Çünkü aslında layık olduğunuz hep kağıt bardaktır..."

[Bu metin Simon Sinek'in "Leaders eat last"
(Liderler en son yer) kitabından alıntıdır]

24/12/2018

“Başarıya tapılan, başarıyla zehirlenmiş bir dünyada yaşıyoruz.”

17/12/2018
26/09/2018

Betûl Mardin (Doğum 1927 ) Istanbul Amerikan Koleji'nden 1946 yılında mezun olmuştur. Mardin meslek hayatına 1957 yılında gazeteci olarak başlamış, Türkiye R...

27/05/2018

• En güç şey nedir?
Kendini tanımak.

• En kolay şey nedir?
Başkasına öğüt vermek.

• Mutsuzluğa kolayca katlanmanın çaresi?
Daha mutsuz olanların hallerine bakmak.

• Erdemle yaşamanın çaresi?
Başkalarında görüp ayıpladığımız şeyleri yapmamak.

• Güzellik nereden gelir?
Yüzden değil, davranıştan.
(Thales)

Address

Şükrüpaşa Mh. Şehit Efkan Yıldırım Caddesi Akın Apt. 54/2
Edirne
22030

Opening Hours

Monday 10:00 - 17:00
Tuesday 10:00 - 17:00
Wednesday 10:00 - 17:00
Thursday 10:00 - 17:00
Friday 10:00 - 17:00

Telephone

02842122054

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kezer Akademi Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share