09/01/2019
MUTLULUK NEREDE...?
------------------------------------
Temizlik görevlisinin birisi sürekli sokakları süpürmekten ve çöp toplamaktan bıkar. Artık yaşadığı hayata isyan etmeye başlar hale gelir. Bir gün ülkenin başbakanı oradan geçeceği için yollar kapatılır ve başbakan makam arabasıyla yoldan geçip gider. Bunu gören çöpçünün isyanı artık taşar ve:
“Ahh! Ne olurdu şu adamın yerinde olsam! Lüks arabasının içinde, makam-mevki sahibi, herkes ona hizmet için yarışıyor! Bir de benim yaşadığım şu hayata bak!”, Der demez, birden kendini başbakan olarak buluverir. Çünkü o sırada sadece başbakan değil dilek perisi de oradan geçiyor ve o anda kim bir dilek tutarsa onu kabul ediyor. Ve dileği kabul
olur. Şimdi çok zengin ve ünlüdür. Ama bir sorun var: Makamında, ülkenin bir sürü işi
çözülmek üzere onu bekliyor. Bunu gören adam son derece ümitsiz olur ve, “Ben bu işin, bu sorumluluğun altından nasıl
kalkarım? Koca bir ülkeyi nasıl idare ederim? Ahh!” der. Bu şekilde kara kara düşünürken aile
doktorunun kartı gözüne ilişir. Kendi kendine, “Şuna bak, ailenin özel doktoru. Sadece aileye bağlı, kırk yılda bir muayeneye gelir, dünyanın parasını kazanır. Evet, keşke bir doktor olsam. En azından sadece hastalarla ilgilenirim. Hem maaşı da çok iyidir”, Der demez, birden bir doktor olur ve bir hastanede buluverir kendini. Ağır yaralı bir hasta getirirler ve hemen ameliyata alınması gerekir. Doktor olarak hemen müdahale eder ama ameliyat çok uzun sürer. Akşam evine bile gidemez. Ertesi gün ise nöbeti vardır ve yine hastanede kalmak zorundadır. Sonra, her gün gelişen yeni tıp tekniklerini takip etmek ve kendin
geliştirmek zorundadır. Buna dayanamaz. Bu hayatın da güllük gülistanlık olmadığı ona
gösterilmiş olur böylece. Adam buna da isyan eder. Üzerimde kimsenin sorumluluğu olmamalı ve üstelik eğlenerek para kazanmalıyım der. Bu sıkıntıyla
odasındaki televizyonu açar. O sırada spor-magazin haberleri yayınlanmakta. Ünlü bir
futbolcunun özel hayatı, lüks evini ve güzel karısıyla yaşadığı anlara dair görüntüleri izleyince, “İşte
hayat bu! Keşke bir futbolcu, hatta bir kaleci olsam. Zaten fazla bir iş yapmıyorlar, top geldiği sürece oynuyorlar…” deyince adam birden büyük bir takımın kalecisi oluverir.
Ancak bu sefer de kendini çamurlu bir sahada koşarken buluverir. Hafta sonu çıkacakları maç için ağır antrenman temposunda şimdi ve bunun üzerine bir de kar yağışı eklenince futbolcuların canı çıkar adeta. Ertesi gün maçta seyirci ona söver. Spor yazarları hakkında eleştiriler yazar. Adam buna da
dayanamaz. Artık ne isteyeceğini bilemez bir halde çaresizce tesislere gelir. Akşam antrenmanı bittiğinde yarınki maçı düşünürken şöyle bir duraklar, uzaklara bakar ve o sırada bir ıslık sesi duymaya başlar. Bir de bakar ki orada ıslık çalarak yerleri süpüren ve üzerinde yerleri süpürmekten başka bir sorumluluğu olmayan tesislerin çöpçüsünü görür. Uzun uzun o adamın huzurunu gözlemler ve artık yorgunluktan hiçbir şey düşünemez bir halde gayrı ihtiyari şöyle der:
Keşke bir temizlik görevlisi olsaydım…
(Mutluluk aslında çok yakınımızda ve zaten sahip olduğumuz bir şeydir. Bütün mesele, onu
görebilme yeteneğine sahip olabilmektir.)
Dileriz ki herzaman sahip olduğumuz değerlerin farkında oluruz...