Mehtap Taşkiran Ercan ATC Profesyonel Koç & Uzman Eğitmen

Mehtap Taşkiran Ercan ATC Profesyonel Koç & Uzman Eğitmen

Share

Hayal etmek güzeldir... Hayalleri gerçekleştirmek ise muhteşem.. Şimdi KOÇLUKLA tanışma zamanı..

Photos 31/05/2017

SİHİRLİ DEĞNEĞİMİZ “TAKDİR”


Yapılan araştırmalara göre işten çıkış nedenlerinin ilk sıralarında “Yöneticiler ile olan kötü İlişkiler” yer alıyor. Bu kötü ilişkiler genelde klasik yönetim anlayışını benimseyen yöneticiler ile yaşanıyor. Ve en sık duyulan şey ise: “Yöneticim yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyor, beni sürekli eleştiriyor.” oluyor.
Liderliğin ve klasik yönetici kavramının ne olduğu konusunda biraz düşünecek olursak, en basit ve gözle görülür farkın “YAKLAŞIM” olduğunu farketmemiz hiç zor değil.
Yönetici; “Yap” diyen, lider ise; yapması konusunda kişiyi istekli hale getiren kişi. İşte kilit nokta bu.
Nedir bu istekli hal?
Modern psikolojinin önemli isimlerinden biri olan William James’in de söylediği gibi; insan doğasının en derin özlemi takdir edilmektir.
Üstelik sadece iş ortamında değil, aile ve sosyal ortamda da bu ihtiyaç oldukça fazla.
Birçok insan; Takdir edersem “Şımarır, ve işini hafife alır.”, “Zaten görevini yapıyor”, “Takdir etmek zor geliyor”, “Ya samimi olmadığımı düşünürse?” gibi yargı ve inançlardan dolayı “TAKDİR EDEMEME” hastalığına yakalanmış durumda.
Kendimizi ve geçmişteki, hatta şimdiki yöneticimizi düşünelim. Yapılan hataları söyleme konusunda bonkör olan kişi, başarıları dile getirme konusunda bir o kadar cimri…
Mesela Siz? En son ne zaman birini içtenlikle takdir ettiniz?
Ya da en son ne zaman birini eleştirdiniz? Hangisi daha kolay geliyor?
“Araştırmalara göre insanların yüzde 60’ı takdir edilmekten en az para ödülü olmak kadar motive oluyor”
Handikap bu aslında; “Bizi motive eden şeyi bir başkasından esirgemek!”.

Takdir etmek liderliğin bir ayrıcalığı ve takdir etmek görmek istediğimiz davranışları güçlendiren sihirli bir değnek. Lider olduğunu düşünen ya da lider olmak yolunda kendini geliştirmek isteyen birinin bu sihirli değneği elinde sıkı sıkı tutması gerekiyor.
Çünkü; hepimiz kişiliğimiz ve yaptıklarımız sayesinde takdir edilmek isteriz. Bu durum bizim takdir edilen yönlerimizi daha fazla ön plana çıkarma isteğimizi arttırır.
Bir çalışan yöneticisinden “Harika iş çıkarttın”, “Çabanı görüyorum ve takdir ediyorum” ,”Bir daha ki sefere çok daha iyisini yapacağına inanıyorum” gibi cümleleri duyduğunda daha motive, daha istekli bir hale bürünür. Ve tabi potansiyelini en üst düzeyde kullanmaya başlar.
Takdir etmek için olağan üstü atılımlar, üstün başarılar bekleme eğiliminde olan bir yönetici iseniz, Size büyük başarıların her zaman olabilecek bir şey olmadığını hatırlatmak isterim.
Asıl yapabileceğiniz şey; küçük adımları, takdir edilecek anları görmek ve ekibinizi büyük başarılar elde etmeye hazırlamak olmalıdır.
Zamanında ve içten bir şekilde takdir ettiğinizde ışıldayan gözleri görmeniz hiç zor değil.

Sevgilerimle,
Mehtap TAŞKIRAN ERCAN
ATC Profesyonel Koç &Uzman Eğitmen

Photos 25/05/2016

Kendi yolunu bulabilir her insan.. Sorunlarda boğulmak yerine "Ne yapmalıyım ve bunu yapmak için neye ihtiyacım var?" sorularını sorarak ve bunu cevaplayacak cesaretle..

Photos 21/03/2016

Bazı düşünceler başa bela.. Atsan atamaz, satsan satamazsın misali.. Zorlar durur.. Adım attırmaz, engeller, mutsuz eder, kızdırır belki.. Nasıl gelmiştir ve yerleşmiştir oraya? Yaşadıklarımız, gördüklerımız, öğrendiklerimiz gün gelir inandıklarımıza dönüşür... Aynı düşünce kalıplarıyla yerimizde saymaya başlarız. Mevcut düşüncelerimizle mevcut sorunlarımızı çözemedikçe de bir kısır döngü içinde kalırız. O sorunları yaratan zaten düşünce yapımızdır değil midir?.. Durduğumuz ve baktığımız yeri değiştirerek sorunları yeniden değerlendirmeyi başardığımızda, aslında sorunu yaratan şeyin düşünce şeklimiz olduğunu anlayabiliriz.. Farketmek ve değişimi istemek..

01/02/2016

VAKİT NAKİTTEN DEĞERLİDİR..
Bir kafede baba ve 2 küçük oğlu yemek yiyordu. Aslında yemek yiyenler çocuklardı. Baba ise elinde telefonla sürekli bir şeyler yapıyordu. Belli ki baba çok yoğun çalışan biri ve biraz da olsa çocuklarına zaman ayırmak, onlarla vakit geçirmek için dışarı çıkarmıştı. Görev tamamdı, vicdan desen o da rahattı.Beden orda ama ruh ve kafa hala işteydi.Çocuklar değişen atmosferde ama aynı şartlarda oyalandılar.Hesap ödendi ve evlerine gittiler.
Çok çalışıyorum diyordu başka bir baba. Sizin için bu çabam diye de ekliyordu. Çocuk çok para kazanmanın neden bu kadar gerekli olduğunu anlayamıyordu. Onun önceliği anne-babasıyla birlikte zaman geçirmekti. Özel okulda okumak, bir sürü istemediği ama sırf arkadaşları gidiyor diye gitmek zorunda kaldığı aktivitelere katılmak gibi bir derdi yoktu.Çok çalışan baba eve her gün yorgun geliyordu.Enerjisi tükenmiş bir halde koltukta oturuyor ve günü bitiriyordu.
Bu çocuklar bir gün büyüdüler. Arkadaşları oldu, gittikçe uzaklaşıyorlardı aileden. Artık birlikte bir şeyler yapalım diyen gözlerle bakmıyorlardı anne babalarına. Dışarıda olmak, arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyorlardı. Bu sefer roller değişmişti.Anne-baba ise kendileriyle ilgilensin, zaman geçirebilsinler istiyorlardı.”Artık bizimle hiçbir şeyini paylaşmıyor.” diye yakınıyorlardı.”İletişimimiz koptu.” diye de ekliyorlardı.
Nerede hata yapmışlardı?
Bütün çabaları çocuklarının iyi birer hayat sürmesi içindi. Haklılardı. Tüm iyi niyetiyle böyle davranan anne-baba aslında bunu kendi babasından öğrenmişti. Bu rol model kuşaklar boyu devam edip gelmişti.Yanlış bir şey yoktu ortada.Olması gereken buydu.
Anne bir şekilde çocuğuna zaman ayırıyor. Çalışıyor olsa da doğumundan bu yana en çok vakit geçirdiği kişi olduğu için bu durum tolere edilebiliyor.Ancak, özellikle babaları ile verimli iletişim kuramamış, paylaşımları olmamış çocuklarda ileriki yaşlarda ciddi eksik kalmışlık duygusu yaşandığı görüyoruz.Baba yanlarında olsa bile içten içe bu özlemi çok yoğun yaşıyorlar.
Bazı çocuklar bu durumu öfke ile ortaya koymayı tercih ediyor.Bu da, baba ile çocuk arasında gergin ve aşılması zor yollar oluşturuyor.
Aslında burada çocuk babasını sevmediği için değil, tam tersi çok sevdiği ve bu sevgisinin karşılığını alamadığını düşündüğü için böyle davranıyor.Kendisini hep başka şeylere tercih edilmiş olarak gören çocuk yetişkinlik döneminde özgüveni düşük bir birey haline dönüşebiliyor.
Babalar, özellikle erkek çocuklar için bir model kaynağıdır.Babaya bakarak kendi modelini geliştirir.Baba ile bunu geliştirecek yeterince fırsatı olamamışsa ve etrafında ona rol model olabilecek birileri de yoksa kimlik gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayamaz.
Kız çocukları da baba ile kurabildikleri sağlıklı iletişim ile ileri de kuracakları karşı cins iletişiminin temellerini atarlar.
Çok çalışıyor olabilirsiniz.Geçim derdinden başka şeylere fırsat bulamıyor olabilirsiniz.Hatta bazıları bu durumu çocuklarının şımarıklığına veriyor olabilir.Ama zamanında sağlıklı ve verimli paylaşımlar gerçekleştiremezseniz bunu sonradan sağlamanız çok zor.O yüzden her istediklerini almaya çalışmayı bir kenara bırakın.Siz gerçekten çocuklarınıza kalpten tüm ruhunuzla teslim olduğunuz zamanlar ayırın…
Sonrasında akılda kalan onlara aldığınız pahalı oyuncaklar değil, birlikte geçirdiğiniz zamanlar olacak.. İstekler bitmiyor, ama yaşam her an tükeniyor..

Sevgilerimle…
Mehtap TAŞKIRAN
ACC Profesyonel Öğrenci ve Yaşam Koçu

16/11/2015

DÜNYA “BEN”İM…
Daha güzel olsaydın veya daha yakışıklı, ya da daha akıllı, belki de daha zengin, fazlaca becerikli mesela? Elinden her işin geldiği insanlardan yani…
O zaman farklı olur muydu? Daha mutlu mu olurdun?
İstediklerine daha kolay ulaşan, istemediğinden anında uzaklaşan, doyumdan bir haber, hep daha fazlasını isteyen biz insanla;r ne zaman asıl mutluluğun bunlar olmadığını anlayacağız?
İstemek sınırı olmayan bir dürtü. Daha çok kıyafet, bir tane daha ev, belki bir araba daha almak için zamanının ne kadarını para kazanmaya harcıyorsun?
Ya da aynı dürtüyle, çocuklarının isteklerine cevap verebilmek ve sırf bu yüzden daha fazla çalışmak zorunda kaldığın için onlardan ayrı geçirdiğin saatleri say desem…
Hırsların ve kendi yarattığın yarışta birilerini geçmenin anlık zaferini yaşarken kaç dostunu kaybettin fark etmeden?
İstediklerine ulaştığında aslında gerçekten istediğinin bunlar olmadığını anlamanın hüsranıyla yeni hedefler koymadın mı?
Sırf daha çok kazanmak veya daha büyük bir statü için ailesiyle vakit geçiremeyen o kızdığın insanlara, her gün biraz daha benzediğini fark ettiğin anlarda kendine de kızmadın mı hiç çaresizce?
Hepimizin ihtiyaçları var. Düzgün bir evde oturmak, düzgün bir arabaya binmek, düzgün standartlarda yaşamak ve ailemizin düzgün yaşamasını sağlamak gibi.
“Düzgün” kelimesine yüklediğimiz anlam ise arzularımızın sınırsızlığından gelir…
Ve ihtiyaç diye nitelendirdiğimiz isteklerimizle kendi dünyamızın kölesi oluveririz.
Oysa kim değişebilir sevdikleriyle geçirdiği zamanı, kazandığı milyon liralara?
Üstelik hayat bu kadar kısayken..

15/07/2015

KOCA YÜREKLİ İNSANLAR
Çok sabırlı deriz onlar için bazen..Bu kadarı da fazla diye yargılarız hatta..Oysa o kadar da çok değil bu insanlar.. Bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar azlar hayatımız da.. Başkasına sinirlenir öfkemizi onlardan çıkarırız, canımız sıkılır onlara söyleniriz.Normalde hayatımızda çok yeri olmayanlara gösterdiğimiz tahammülün yarısını gösteremeyiz an gelir..Üstelik dönüp dolaşıp onların yanında huzur bulduğumuzu da biliriz..Bu koca yürekli insanlar, bir müddet sessiz kalır ufak bir özrümüzle tebessüm ederler yine. .Hem de öyle sahtesinden değil..Çünkü büyüktür onların yürekleri..Üstelik içini kinle dolduramayacak kadar da güzel..
Peki sen? Sen sana verilen değerin kıymetini bilmiyorsan 2 cihanda sultan olsan da kalbin huzursuz olur.Sadece hırs ve ego üstüne kurulu dünyanda neden mutlu olamıyorum diye düşünür durursun.Hani derler ya yapmak zor yıkmak çok kolay diye..
Neden biliyor musun?Yapmak için sabır gerek, emek gerek, sevmek gerek..Yıkmak ise arkasına sığındığın sinsi bir öfke yumruğu ile çok kolay.Bazen de öfkeden yıkılmaz tabi..O koca yürekli insanlar fazla sabırdan, anlaşılamamaktan yorulur..Uğraşmaz artık emek vermez ve kendiliğinden tuzla buz olur inşa edilen ne varsa.Artık baktığında gözlerinde o ışığı göremezsin..Yavaş yavaş giderler..
Para da geçici mal da bu dünya da.. Yanına kar olan sevildiğin ve sevdiğin zamanlar. Aşkını, işini, dostunu ya da küçük bir köpeği sevmen gibi mesela… O yüzden koca yürekli insanları üzmeyin aldığınız değerin hayatınıza getirdiği güzelliğin farkında olun.Belki o zaman gerçekten sevmeyi başarabilirsiniz ömrünüz güllük gülistanlık olur.. İnanın böylesi daha güzel..Çünkü bir kere kaçtı mı o tren sadece el sallarsın ve nerde yanlış yaptığını düşünür durursun... En iyisi mi yanında huzur bulduğunuz kalpleri incitmeyin..Şimdi arayın onları “İyi ki hayatımdasın..” deyin.. Hadi!..

18/06/2015

“BİR ŞEY EKSİK” ÇIKMAZI

Birçok şeyin yolunda gittiği zamanlarda bile mutlu olmak yerine o içimizi saran anlamsız mutsuzluk hissi vardır ya hani. İçimizi kemiren tatminsizlik duygusu, bir garip his işte beynimizden gözlerimize oradan da kalbimize çöken görememezlik hali…
Saatler hatta günler süren “Bir şey eksik” dürtüsü…

Ne yapsan gitmez senden. Kendine bile düşman kesilir insan. ”Yapamıyorum, ben tam anlamıyla mutlu olamıyorum.” der durur… İşin kötüsü aradığının ne olduğunu kalpten bilmediği sürece de hiç bulamaz…

Neyi arıyoruz? Mutluluğu mu?

Her fırsatta kendimiz ve sevdiklerimiz için sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yaşam dilerken bunların ne anlama geldiğini düşündük mü hiç? Sahip olduklarımız bu resme uymuyor mu?

Önce kendimize dürüst olalım. Biz aslında sahip olamadıklarımızın peşinden giderken, bizimle orda, o an da olanları yok sayıyoruz… Tamamlanamamışlık düşüncesi ile mutsuzluğumuzu besleniyoruz... Tamamlanmayı dışarıda arıyoruz…

Mutluluk içimizde demişler bilirsiniz bu sözü. İçimizde olan bir duygunun dışarıdan gelmesini beklemek… İşte bütün sorun bu olsa gerek.

Mutluluk ve mutsuzluk birlikte yaşayan iki duygu… Biz eğer; mutsuzluğu besliyor, büyütüyor ve mutluluğu gözle görülmeyecek, kalple hissedilmeyecek kadar küçültüyorsak hep eksik kalırız..

Düşünme şeklimiz ise bizim hangi duyguyu büyüteceğimiz konusunda kilit nokta.. Beynimizin doğal bir eylemi olan düşünme özelliğini kontrol edebilirse insan, o zaman bir şey eksik diye değil bunlar da var diye bakabilir.

Kendi yaşamınızın resmini yaparken kullanacağınız renk düşüncenizde gizli… Renginizi; içinizdeki mutluluktan ya da mutsuzluktan seçmek sizin elinizde…

13/06/2015

YAŞAM SUNULMUŞ BİR ARMAĞAN İNSANA

Ömür; yaşasanız da bitiyor yaşamasanız da.. O zaman seçim bizim.. Yaşamak.. Gerçekten yaşamak.. Yolda yürürken bir kuşun kanat çırpışlarını fark ederek, sevdiğimiz şarkının en güzel yerinde gözlerimizi kapatıp gülümseyerek, yüzümüzü güldüren insanlara sıkı sıkı sarılarak, hissederek yaşamak.. Gitmek yerine kalarak, küsmek yerine varlığıyla mutlu olduğumuz kim varsa ona kucak açarak... Aldığımız her nefesin hakkını vererek... Şükrederek.. Ayrılıklar, yenilgiler, üzüntüler, kızgınlıklar oldu bugüne kadar ve olacak belki de.. Ya kavuşmalar, mutluluklar?
Üşüyorsun diye denize girmemek olur mu? Islanacaksın diye yağmurda hiç yürümemiş olmak? Seni üzdü diye o sevgiliyi sevmemek?
İçinde ki sevgiyi gör, güzele odaklan ve sunulan her güzelliği şükürle karşıla.. Yaşam bu, yaşasakta bitecek yaşamasakta...

Bugün başımızı kaldırıp gökyüzüne bakalım mesela.. Onca koşuşturmanın içinde durup bir kaç saniye nefes alalım. Mavilik sararken ruhumuzu sevgiyle gülümseyelim sahip olduğumuz her şeye..Yaşamımızı anlamlı kılan her şeyin farkında olabilmemiz dileğiyle..

10/06/2015

StresSİZSİNİZ!..

Siz de yaşadığınız olaylar karşısında ve içinde bulunduğunuz koşullar sebebiyle bazen veya sık sık kalp çarpıntısı, kaslarda gerilme, terleme, baş ağrısı, tansiyon değişiklikleri, endişe, kızgınlık, karamsarlık, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, zihni toplayamama gibi sorunlar yaşıyor musunuz?
Yukarda saydığım tepkiler stresin bizde yol açtığı durumlar olarak karşımıza çıkıyor…
Hayatımızın neredeyse bir koşuşturma içinde geçtiği gerçeği ile stres bizi çepeçevre sarmış durumda…Modern tıp stresi birçok hastalığın sebebi olarak görüyor…
Peki stresi tamamen yok etmek mi, yoksa kontrol etmek midir doğru olan?
Stresi negatif ve pozitif olarak ikiye ayırabiliriz.
Pozitif stres belli bir düzeye kadar bizi güdüleyen, motive eden, harekete geçiren bir rol üstleniyor. Böylece; hem zihinsel hem de fiziksel bir verimlilik artışını kolaylaştırıyor.
Negatif stres ise; fiziksel ve zihinsel olarak bize zarar veren bir role sahip. Hareketleri engelliyor ve performansı düşürüyor.
Pozitif stresi korumak, negatifi fark etmek ve önlemek stresi kontrol edebilme becerisi ile sağlanır.
Diyelim ki büyük bir şehirde yaşıyorsunuz ve her gün araba kullanmak zorundasınız. Her sabah arabaya binerken “Umarım bu sabah trafik yoktur.” veya “Umarım sinirimi bozan durumlarla karşılaşmam” diyerek yola çıkıyorsunuz. Daha önce defalarca yaşadığınız durumu bilmenize rağmen bunun olmaması ümidiyle zihninizi ve bedeninizi yoruyorsunuz. Algınızı negatif olaylara ve insanlara odaklıyor muhtemelen trafikte en sıkıntılı şoförlere siz denk geliyorsunuz..
Sizin gergin ve stresli olmanız trafiği açmayacağı gibi, karşınıza çıkan olumsuz durumları da değiştirmeyecektir. Bu durumda kabullenmek, durumu olabildiği gibi karşılamak sizin stres düzeyinizi düşürecek ve “o zaman dilimini” daha sakin geçirmenizi kolaylaştıracaktır.

Algınızı neye yoğunlaştırırsanız o büyür!..

Yani burada da değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz durumlara karşı sergilediğimiz bakışın önemi ortaya çıkıyor. Aynı durum karşısında farklı tepkiler veren insanların nedeni de bu bakış açısından kaynaklanıyor.
Stres düşüncelerde başlıyor ve bedene yayılıyor..
Stres anında düşüncenizi fark edip “Daha farklı nasıl düşünebilirim?” sorusunu kendinize sorun... Değişim farkındalık ile başlar... Sonra da değişim için kendinize özel baş etme yöntemleri geliştirebilirsiniz..

Stresle başa çıkabilme yolları kişiden kişiye göre değişiklik gösteriyor. Hepimizin stresi fark etme eşiği ve kontrol aracı farklı olabilir. Kendi farkındalığımızı kazanmak, bizi neyin sakinleştirdiğini bilmek; yaşadığımız stresli durumlarda hayatı kendimize zindan etmemizin önüne geçecektir.

Bu yöntemlerden bazılarını sayarsak; derin nefes almak, olumlu düşünmek, baktığımızda bizi rahatlatan bir resim veya bir objeyi çevremizde bulundurmak,bizi sakinleştiren insanlarla konuşmak, birkaç dakika gözlerimizi kapatıp düşünceleri kontrol etmek gibi..

Sizin için hangisi?

09/06/2015

ÇOCUKLAR BOYAMA KİTABI DEĞİLDİR..

Her anne baba elindeki imkanlar doğrultusunda çocuklarını iyi birer birey olarak yetiştirme çabasındadır. Gerçekleştirmeyi arzu ettikleri hayallerini çocuklarında yaşamak isterler. Doktor, mühendis vs. olmayı çok istemiş ama bir sebepten olamamış bir anne - babanın, çocuğuna doktor ol, mühendis ol demesi bazen de bu yüzdendir.

Ne giyeceklerinden, hangi okula gideceklerine kadar bebeklikten bu yana ebeveynler çocuklarını tüm iyi niyetleri ile yönlendirirler..

Çocuk anne, babasının "Doğru bildiği" yönlendirmeler ışığında büyür.Eğer hiç karşı çıkmamış, denilenler ışığında yol almışsa mutsuzluk işte bu noktan sonra başlar..

Her şeye sahip ama mutlu olamayan insanlar..

Eğitim sistemimiz bizi, GERÇEKTEN ne istediğimizi sorgulamaktan maalesef alı koyuyor. Üzerine bir de anne babanın çocuklarına farkında olmadan yaptıkları dayatmalar ile, "Aslında olmak istemediğimiz" bireylere dönüşüyoruz..

Peki nasıl davranmalıyız?

Çocuklarla arkadaş gibi olma fikri çocuğun anne-baba modelini doğru yaşayamamasına sebep olur. Anne-baba çocuğu dinlemeli, anladığını ona hissettirmeli, onun da bir birey olduğunun farkında olduklarını göstermelidir. Çocuğun gerektiğinde otoriteyi hissedebilmesi için bu dengeyi çok iyi kurmak gerekiyor.

Kendi hedeflerini netleştirmiş çocukların, daha çalışkan, daha başarılı, daha pozitif ve iletişimlerinin daha kuvvetli olduğunu görüyoruz.

"Gerçekten ne istiyorsun?" sorusunu düşünmelerini sağlayacak en önemli kişiler anne-babalardır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka konu da çocuğa her istediğini yapmasının doğru olup olmadığını nasıl göstereceğiz kısmıdır.

İşte burada çocuğa farkındalık kazandırmak için; düşünmeyi, başka yerlerden bakmayı ve kendini tanımayı öğretmeliyiz..

Kendini tanıyan, bakış açısı gelişmiş çocuklar emin olun doğru ve yanlışı ayırabilirler..

Anne-babaların istekleri çocuklar için her zaman "en iyisi" olmayabilir..

Want your school to be the top-listed School/college in Bursa?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Telephone

Address


Bursa