07/01/2016
Öğrenme Güçlüğü ve Okul Sorunları
Bazı çocuklar farklı bir zihin yapısına sahiptirler. Bu farklılık mevcut eğitim sistemi içinde onların karşılarına büyük bir sorun olarak çıkmaktadır. Evet bahssettiğimiz çocuklar öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar. Bu çocuklar farklı şekilde öğrenir ve alışılagelmişin çok dışında bir algılamaya sahiptirler. Ebeveynler ise okumada zorlanan, okuduğunu anlayamayan okunaklı yazamayan ya da çarpım tablosunu ve basit işlemleri bile yapmakta zorlanan bu çocuklar yüzünden akılları oldukça karışıktır. Ailelerinin beklentilerine uyacak şekilde karşılık veremeyen bu çocuklar, gün geçtikçe kendilerini kötü hissetmeye başlar ve baş edemedikleri bu sorunlarla daha da çaresizliğe düşerler.
Aslında bu çocuklar için mevcut eğitim sistemi ile öğrenemeyen çocuklar desek de hata etmiş olmayız. Bu çocuklar eğitim hayatları boyunca bu sistem içerisinde kendilerine uygun alternatif bir müfredatın olmaması nedeniyle okulda hep bir bocalama halindedirler Bu çocuklar bir süre sonra ise artık yılmış, bezmiş, bitkin, canı okula gitmek istemeyen davranışlar sergilemeye başlarlar. Akademik başarı beklentileri bir noktada bu çocukları bu hale getiriyor da diyebiliriz. Ancak yaygın olarak gördüğümüz şu ki akademik başarı sorunları yönetilebilir sorunlardır. Düşük benlik kavramı, zayıf sosyal ilişkiler, motivasyon eksikliği ve genel olarak okula karşı oluşan olumsuz tutum ve tepkiler daha büyük sorunlardır. Örneğin daha önce paylaştığım bir yazıda kümülatif eksikliğin öğrenme güçlüğü ile ilişkisini anlatmıştım. Okuma ya da okuma-anlama becerisindeki kümülatif eksikliğin sınıf ilerledikçe çocukta oluşturacağı olumsuz etkiyi düşünün. İlkokul döneminde disleksili olan bir çocuğun, okuma ve okuma anlama becerilerindeki yeteneği ile sınıfındaki diğer öğrencilerin okuma yeteneği arasındaki farkı çok ayırt edemeyebilir. Ancak okul ilerledikçe ve çocuğun da farkındalığı arttıkça bu farklılıkları çok daha iyi ayırt edecektir. Bu sorun ergenlik ile birlikte daha hızlı büyüyecek ve kendisi de bu durumdan utanmaya başlayacaktır. Sınıf içersinde bilemediği bir soru ile karşılaştığında soruya yanlış cevap verme endişesinden dolayı öğretmene alaycı cevap vermek ya da uygunsuz bir şaka yaparak tepki vermek hem daha az utanç verici hem de daha kolay bir tepki olacaktır. Anlama güçlüğünü gizleyerek öğretmeninin dikkatini başka bir yöne çekme girişimleri sonucunda ise farklı sorunlar ve riskler ortaya çıkabilmektedir.
Öğrenme güçlüğünde yaşla birlikte sahip olunan güçlük çocuğu içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Yıllarca devam eden akademik başarısızlık 5.- 6. sınıf düzeyinde artık akademik bir durgunluğa sebep olur. Öğrenme güçlüğünün ilk baştaki sebepleri olan dikkate dayalı problemler, organize olma becerileri, dili kullanma problemleri bu sınıf düzeylerinde artık önemsiz gibi görülebilir. Ancak problemler ilerleyerek devam etmektedir. Asıl tehlike olan düşük motivasyon ve benlik, ilgisizlik, yavaş gelişen sosyal beceriler ve algılamaları, sosyal kabul görme ihtimalini azaltmaktadır. Bu durum sınıf içersinde çok bariz olarak gözlemlenebilir. Örneğin öğretmen öğrenme güçlüğü çeken öğrenciye ya da öğrencilere yönelik başarılı ve olumlu bir sınıf durumu oluştursa bile derse katılım konusunda çoğu zaman beklentilerine karşılık bulamaz. Bu durum daha çok denetim odağı olarak ifade edilen kişinin kontrol algısı ile ilgili bir durumdur. Yani daha açık bir şekilde ifade etmek istersek öğrenme güçlüğü olan çocuk ya da ergen kendi dışında oluşan nedenlerin kendi kaderlerini kontrol ettiğine inanır. alacağı notun kendi çabaları ile asla mümkün olamayacağını düşünür. Bu yüzden de çaba sarf etmeye gerek yoktur.Öğrenme güçlüğü olan birey evde ders çalışmak için vakitte ayırsa, çaba da sarf etse sınıfta isteksizmiş gibi görünebilir. Öğrenci çaba sarf etmesinin aldığı not üzerinde bir etkisinin olmayacağını da düşünür. Aslında öğrenme güçlüğü olan bireyin daha etkili ve verimli çalışma yollarının da üstbilişsel strateji olarak verilmesi de gerekmektedir.
Genelde yaygın bir kanı da genç bireylerin destek eğitimi bile reddettiğidir. Bu nedenle özellikle 12 ya da 13 yaşından sonrası için çocuk ve ergen psikiyatristleri bireyin daha önceden öğrenme güçlüğüne dair var olan tanısı üzerine bireyin bu sıkıntısını reddettiğini ve destek eğitim bile almak istemediğini düşünerek rapor vermeme eğilimindedirler. Ancak eğitimin devamlılığı esastır. Yarım bırakılan ya da verilmeyen eğitim desteğinin bir şekilde bireye kazandırılması gereklidir. Bu konuda öğrenme güçlüğü alanında çalışan öğretmenlere oldukça fazla görev düşer. Destek eğitimin ne kadar gerekli olduğu bireyin kendisine ve ailesine çok iyi anlatılmalıdır. Eğitimin niteliği ve sunulacak yöntemler bireyi tatmin etmeli ve bir takım kolaylıklar sağlamalıdır. Okul tekrarı şeklinde yapılacak bir eğitim bireye çok fazla bir şey katmaz. Zira destek eğitimi ve uygulanacak bireyselleştirilmiş eğitim programları ile birey kendi seviyesinde ölçülür ve kendi seviyesine göre eğitim alır bu da ilerlemesini mümkün kılar. Eğitimin bu şekilde ilerliyeceği genç bireylere anlatılmalı. Henüz daha genç olmamışken akademik eğitim en iyi verim alacak şekilde devam edilmelidir.