Beyşehir Bilim Akademi

Beyşehir Bilim Akademi Bölgenin Eğitime dair açılan yeni yüzü.Tüm beklentileriniz için Bekleriz.

16/01/2018

Küçük piyanistimiz.Eller çok hızlı masallah

11/01/2018

Miniklerimiz görsel sanatlar dersinde 💟🤗

06/01/2018

Resim Kursumuzdan minik eller...

Resim kursumuzdan..Bu şehirde sizin için iyi şeyler yapan bir "BİLİM" var...
14/12/2017

Resim kursumuzdan..
Bu şehirde sizin için iyi şeyler yapan bir "BİLİM" var...

11/12/2017
🇬🇧🇬🇧🇬🇧İyi bir gelecek için iyi bir yatırım.7-17 yaş Ve meslek İngilizcesi için erken kayıt avantajlarından yararlanın...
19/11/2017

🇬🇧🇬🇧🇬🇧
İyi bir gelecek için iyi bir yatırım.
7-17 yaş Ve meslek İngilizcesi için erken kayıt avantajlarından yararlanın...

🎹🎼📍Çoçuğunuzun geleceğine farklı bir nota ...
12/11/2017

🎹🎼📍
Çoçuğunuzun geleceğine farklı bir nota ...

08/11/2017

AKADEMİK BAŞARI VE SANAT İLİŞKİSİ
Yaratıcı düşünmeyi, eleştirel düşünmeyi, problem çözmeyi ve akıl yürütmeyi ölçen çalışmalarda eğitime sanat eğitimi de dâhil edildiğinde bu işlevlerin arttığı ve geliştiği görülmüştür. Bir sınavda dansçılar hatırlama ve hareket sıralamasında dans etmeyenlerden daha başarılı olmuşlar ve müzisyenler işitsel-görsel ayırt etme ve tanıma bakımından müzik ile uğraşmayanlara göre daha başarılı olmuşlardır. Bir diğer çalışmada da öğrencilerin görsel sanatlar dersleriyle uzun süreli odaklanma, hayal gücü, yakın gözlem ve karar alma süreçlerini ifade etme gibi zihin alışkanlıklarını geliştirdiği görülmüştür.
Benzer diğer çalışmalar da sanat ve eğitim arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu göstermektedir:
• Daha güçlü öz düzenleme yeteneği sağlayan olumlu duygusal gelişim
• Öğrenime derinlemesine katılım
• Anlamak için öğrenme motivasyonu
• Okuldaki disiplin sorunlarında azalma
• Kendinin farkında olma, kendini algılama ve kendini ifade etme
• Öz yeterlik ve özgüven
Sanat eğitimine katılan öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırma bu öğrencilerin etkili iletişim kurmayı, yapıcı eleştiriler yapmayı ve daha iyi dinlemeyi öğrendiklerini göstermektedir. Geniş kapsamlı bir çalışmada, sanat programlarının gençleri becerilerini doğrudan iş olanaklarına uygulamaya hazırlamaya yardımcı olduğunu göstermiştir. Bir diğer çalışma ise, gençken sanat eğitimi alan öğrencilerin yetişkin olduklarında ekonomik ve kentsel gelişime katkıda bulunduklarını göstermiştir.
AKADEMİK BAŞARI
Okuryazarlık ve dil gelişimi
Müzik, drama, medya sanatları ve sözlü performans alanlarındaki sanat öğrenimi okuma ve yazmadaki yüksek başarı ve yüksek sözlü SAT puanlarıyla ilişkilidir. Müzik eğitimi ikinci bir dili ifade akıcılığı ve yeterliliğinde gelişme göstererek öğrenmede daha güçlü performansla ilişkilidir.
Matematik başarısı
Çalışmalar müzikle yüksek matematik SAT puanları arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Dans ve medya sanatları ile lisedeki matematik öğrenimi de ilişkilidir.
Genel akademik başarı
Araştırmalar sanat çalışmaları ile lise öğrencilerinin standart sınavlarla ve öğrenci notlarıyla ölçülen genel akademik başarısı arasında önemli bir pozitif ilişki olduğunu ileri sürmektedir.
Araştırmalara göre, sanatla bütünleştirilmiş bir program takip eden öğrenciler riskte olan öğrenci sayısının yüksek olduğu okullarda bile ülkedeki veya bölgedeki standart sınav ortalamalarını yakalamakta veya aşmaktadırlar. Bunun yanı sıra, önemli bir çalışmaya göre sanatla bütünleştirilmiş programlar sınav puanlarını düşürmemektedir ve sanatla entegre müfredatların temel derslerdeki akademik başarı üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

03/11/2017

İnsan Kendini Neden Kandırır? : Cognitive Dissonance

Toplumca bitmeyen yas sürecindeyiz sanki uzun zamandır. Eski yaralarımızı saramadan yeni acılar ekleniyor ve biz bu durumda nasıl yaşamaya devam edeceğimizi sorguluyoruz. Öncelikle hepimize geçmiş olsun.

Herkes kendi dünyasında, farklı bir şekilde yas tuttuğu için, size ne yapmanız gerektiğini veya nasıl hissetmeniz gerektiğini maalesef söyleyemem. Özellikle son 2 patlamadan kıl payı kurtulan biri olarak bunları yazabilmek, düşüncelerimi ve zihnimi toparlayabilmek benim için de çok kolay olmadı inanın.

Ama en azından kaybın yarattığı acıyı ortadan kaldıramasam da, çok ihtiyacımız olan teselliyi ve desteği birbirimize vermemiz gerektiğini düşünüyorum ve yazarak paylaşıyorum, elimden ancak bu geliyor.

İnsanların bizi kandırmasına alıştık zaten ama kendimizi neden ve nasıl kandırıyoruz merak ettiniz mi?

Ne dersiniz, bugün biraz da hayatımızdaki bazı farklı alanlarda da “insanın kendini kandırmasına” biraz da bilimsel olarak yaklaşalım mı?

Hadi başlayalım.

Çözümsüz kaldığımızda, olayları kontrol edemediğimizde kendi kendimizi avutmaktan, kandırmaktan başka çaremiz yok mu?

Var.

Aslına bakarsak çoğumuz kendimize yalanlar söyleyerek, kendimizi kandırarak hayata devam ediyoruz. Etmek de zorundayız. Ama bazen neden bunları yaptığınızı düşünüyorsanız, doğru yerdesiniz. Sorunları unutmak istiyoruz çünkü. Unutup devam etmek.

Çok sevdiğim bir söz var diyor ki:

Temel inançlarımız, değerlerimiz ve ideallerimizle çelişen durumlarla karşılaşırlarsak, rahatsızlık ve zihinsel stres yaşarız.

Tutumlarımız ve davranışlarımız arasında fark varsa, bundan rahatsızlık duyarız. Mutsuz oluruz ve bu mutsuzluğu gidermek üzere hareket ederiz. Yani, kendi kendimizi kandırırız ve bu bizi rahatlatır.

Bilimsel olarak buna Cognitive Dissonance yani Bilişsel Çelişki deniyor. 1957 yılında Leo Festinger tarafından bilişsel psikoloji ile sosyal psikolojinin geliştirdiği bir teorem. Bu teoreme göre, insanların çelişen davranışları ve tutumları varsa bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için gerekçeye ihtiyaçları da vardır. Dışsal gerekçenin yokluğundan, kişi içsel gerekçe yaratır.

Aslında dolara yatırım yapmış birinin doların yükselmesi ve ülkenin durumu arasında yaşadıkları da bir nevi cognitive dissonance. Yöneticisinin iyi bir insan fakat kötü bir yönetici olduğunu bilen kişi de bunu yaşıyor. Ya da hem burada yaşamaktan korkup yurtdışına çıkmak isteyen ama aynı zamanda burada kalmak zorunda olanlar da aynı şeyi yaşıyor.

Oysa ki o güzel beynimiz denge ister. Davranışlarımız ve tutumlarımızın uyumlu olmasını ister. Eğer bir tutarsızlık varsa, onu sağlayan etmenleri yok etmek için, daha mutlu olmak için kendi kendimizi kandırırız ve bu bizi rahatlatır. Yani kendi zihnimizi manipüle ederiz.

Kendimize bahaneler yaratarak yalanlar söyleriz. Çünkü beynimiz çelişkileri bertaraf etmek ister.

Bazen kendinize şunu soruyor olabilirsiniz:

Ben böyle hissetmeme rağmen neden tam aksini söyledim? Neden öyle davrandım? Neden öyle dedim? Neden saçmalıyorum?

Festinger ve Carlsmith’in Stanford Üniversitesinde öğrencilerle 1959 yılında yaptığı sosyal psikoloji deneyi şöyle:

Deneyde katılımcılara beklentilerin bir deneyimi nasıl etkilediğini ölçmeye yönelik olduğu söyleniyor. Fakat, deneğe o kadar sıkıcı bir aktivite veriliyor ki (duvardaki yüzlerce vidayı tek tek vidalamak, tahta bloklardaki çivileri sökmek, kutunun yanındaki makarayı çevirmek) gibi.

Açıkçası bu durumla uğraşmak yerine hiç bir şey yapmayıp etrafınıza baksanız belki daha ilgi çekici gelebilir. Deney bir saat kadar sürüyor ve deney bitiminde ekipten biri gelerek katılımcıya teşekkür ediyor ve bir çok kişinin bu deneyimi "çok enteresan" bulduğunu söylüyor.

Tabi katılımcı buna inanamıyor çünkü hayatında gördüğü en sıkıcı şeyi, geçen 1 saat içinde fazlasıyla deneyimlemiştir. Katılımcımız deneyin bittiğini sanar oysa ki deney daha yeni başlamıştır.

Derken deney ekibinden bir kişi katılımcıya tekrar yaklaşıyor ve biraz mahçup şekilde ona yardımcı olacak asistanın o gün gelmediğini, mümkünse diğer deneği içeri almasını ve deney öncesi performansını ölçebilmek için deneydeki aktivitenin "çok enteresan" olduğunu söylemesini istiyor. Hatta ileride bu tip deney işlerinde beraber çalışabileceklerini söylüyor.

Bunun için de deneklerin bazılarına $1, bazılarına da $20 veriliyor. (Bakmayın o zamana göre öğrenci için $1 bile kıymetli)

Katılımcı, bir sonraki deneğe "Çok keyifli, çok eğlenceli bir deneydi" diye bir yalan söyler ve onu çağırır. Ve kapıdan çıkarken de ona deneyden ne kadar zevk aldığına dair gerçekten bir anket yaparlar.

Sonuç nedir sizce? Hangisi daha çok zevk aldığını söylemiştir?

$1 alan mı daha yüksek puanlamıştır yoksa $20 alan mı?

Daha yüksek para alan diye tahmin ettiyseniz maalesef yanlış cevap.

Eğer $1 alan denekseniz, önce deneyin çok sıkıcı olduğunu düşündünüz, daha sonra deneyin ilginç olduğunu söylemeniz için size para teklif edildi. Fakat siz her gün çok rahatlıkla yalan söyleyebilen birisi değilsiniz. Bu durumda dürüst bir insan olarak tanımladığınız benliğinizle, bir sonraki katılımcıya yalan söyleme davranışınız arasındaki gerilimi nasıl çözebilirsiniz?

Burada para önemli bir etken oluyor. Para alıyorsunuz ama o kadar da çok değil. Bu durumun içinden, deneyin gerçekte ilginç olduğu kanısına vararak çıkıyorsunuz.

Oysa $20 alan denek böyle bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor. Deney sıkıcıydı ve hala da sıkıcı.

Aklınız karıştı mı?

Akıl bu karışır.

Bu deneyleri anlamak, derindeki dürtülerimizin, bilinçaltımızın karanlık yönlerini aydınlatmak için mükemmel araçlar.

İlişkilerimizde de yapıyoruz bunu. Fazla emek verdiğimiz ya da elde etmek için acılar çektiğimiz, beraber olmak için çok uğraştığımız kişiyi idealleştirerek negatif özelliklerini görmüyoruz.

Örneğin, bir kadın aşık olduğu adamı uzaktan tanıyor, çok da yakından tanımıyor. Kadına göre adam mükemmel. Tam aradığı gibi özelliklere sahip. Gerçekten de uzaktan bakıldığında insanların ilgiyle bahsettiği, iyi bir kişi.

Ancak sonradan bu adamın, aslında yalancı, aldatan ve sahtekar biri olduğunu öğreniyor.

Bu durum, kadının algısında yıkıcı bir sonuç doğurur. Normal şartlarda “yalancı ve aldatan” bir kişi “kötü” kabul edilir. Öyle değil mi? Mantıken öyle. Zaten bu duyulduğu an, başkaları da o adamı kötü olarak bilecektir.

Fakat işin ilginç tarafı burada başlıyor. Kadın, yalancı ve aldatan biriyle birlikte olmak ve onu hala seviyor olmak arasında bir bilişsel çelişkiye düşüyor. Adama olan tutkusu bir şekilde devam etmekte, fakat adamın davranışları da onu çelişkiye düşürmektedir.

“Böyle bir adamı nasıl sevebildim?” der. "Ben nasıl böyle bir şeye katlanabilirim?"

Peki kadın ne yapar? Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için onunla ilişkiyi kesmek yerine adamın eskisinden daha iyi olduğunu düşünür. (!)

Adama olan tutkusu ve inancı, onun kötü yönlerini sansürler. Farkında olmadan yapar bunu çünkü ne demiştik, beyin denge ister.

Yanlış anlamayın lütfen, burada sorun kadının neden hala aşık olduğu değil, adamı neden “iyi” olarak gördüğüdür. Bunu sorgulamak gerekli. Zaten Festinger de buna odaklanmış. Kötü bir kişi hala sevilebilir ancak kötü olduğu bilinen bir kişi, hala iyi kabul edilebilir mi?

Eminim sizin başınıza da gelmiştir, ya da tanıdığınız, zeki olduğunu düşündüğünüz kişilerin bu tip duruma düşmesini anlayamazsınız. Ama artık anlıyorsunuz:)

"Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece ön yargılarını yeniden düzenlemektir." William James

Bu durumla herkesin başa çıkma metodu farklı. Bazılarımız ne kadar güç olsa da davranış değişikliğine gider. Terapiye gider, destek alır, danışmanlık alır, kendi değiştirir, okur, anlar ve aksiyon alır. Bazı insanlar da kendilerini ikna etmek için de etrafında onlara sürekli evet diyen insanları tutar. Ve kendini kandırmaya devam eder.

Bazen melankolik şarkılarda yaşıyor gibiyizdir. Artık melankolik şarkılar dinlemeyeceğim deriz, oysa ki aslında melankolik şarkılar bizi üzmez, derinlerde bir yerde anlaşıldığımızı hissederek tuhaf bir haz alırız.

Umarım bu yazım da biraz öyle bir etki bırakmıştır. Fuzuli'nin söylediği gibi. Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil.

"Bilim, bilgi ve cehaletin sınırında ilerler. Biz bilmediklerimizi itiraf etmekten korkmuyoruz; bunda utanılacak bir şey yok. Utanılacak tek şey, tüm cevapları biliyormuş gibi davranmamızdır." Andy Weir

Hadi birlikte, beynimizi yalanlarla yıkayan kişilere inat, doğru, sağlıklı, bilimsel araştırmalarla, videolarla, kitaplarla, insanlarla dolduralım mı hayatımızı?

Yapabiliriz, ne kadar zor olsa da, en azından deneyelim mi?

02/11/2017

ODAKLI ÇALIŞMAK BAŞARIYI GETİRİYOR.
Aynı anda birden fazla iş yapmak mı istiyorsunuz? Size kötü bir haberimiz var. Bunu yapmaya çalışmak verimliliği inanılmaz düşürüyor. Her seferinde tek bir göreve odaklanmak ise başarıyı beraberinde getiriyor. Odaklanmak dikkat ve disiplin yeteneğimizi de geliştiriyor. İşte her seferinde tek bir işe odaklanabilmek için yapmamız gerekenler...

Hayatta verimliliğin anahtarı: Birden fazla hedef yerine tek bir göreve odaklanmak

Birkaç hamlede, birden fazla işi mi tamamlamak istiyorsunuz? İnanın bu konuda yalnız değilsiniz. Ancak eğer şimdiye kadar duymadıysanız, işte size çok önemli bir bilgi; aynı anda birden fazla görevi yerine getirmeye çalışmak işe yaramıyor. Hatta verimliliğinizi yüzde 40 oranında düşürüyor. Bununla birlikte IQ seviyenizi de geriletirken beynin zihinsel ve duygusal kontrolden sorumlu bölgesinin yoğunluğunu azaltıyor. Dünyanın en saygın üniversitelerinden araştırmacılar, bu gerçeği şimdiye kadar birçok kez kanıtladı.

Peki bu durumu tersine çevirmek için ne yapmak lazım? Yanıt oldukça basit; her seferinde tek bir göreve odaklanmak. Bu şekilde daha verimli olmak ve yaşadığınız andan daha fazla keyif almak mümkün. Tek bir göreve odaklanmak, zaman içinde öğrenilebilen bir yetenek. Üstelik bu yetenek sayesinde özel yaşamınız, kariyeriniz ve ilişkilerinizde başarıyı ve tutarlılığı sağlamak mümkün.

Size hayatta her seferinde tek bir göreve odaklanma yeteneği kazandıracak adımları sıraladık:

1. Aynı anda birden fazla görevi yerine getirme diye bir şeyin olmadığını düşünün

Beyniniz, birden fazla görevden gelen farklı bilgi dalgalarını kendiliğinden işleme yeteneğine sahip değil. MIT’den Dr. Earl Miller, bunun sebebinin farklı görevler arasındaki çıkar çatışmasından kaynaklandığını söylüyor. Yani bir bakıma aynı anda birden fazla görevi yerine getirmeye çalışmak bir efsaneden ibaret. Aslında sizin yaptığınız, görevler arasında geçiş yapma, başarısız ve hızlı bir şekilde bir görevden diğerine zıplama.

2. Beyninizi disipline sokun

Karşılaştığınız birinin ismini ne sıklıkla unutuyorsunuz? Eğer bu sık sık başınıza geliyorsa, aklınız dağılmış ve meşgul demektir. Bir isme veya devam eden bir konuşmaya odaklanamamak, beyninizin dağınık olduğunu gösteriyor. Tek bir göreve odaklanmak ise sizi sadece başarıya götürmekle kalmaz, dikkat ve disiplin yeteneğinizi de geliştirir.

3. Serbest bölgeler oluşturun

Çevrenizi kontrol etmek sizin elinizde. Ailenizi veya teknolojiyi suçlamak yerine, zamanınızın ve görevlerinizin kontrolünü ele alın. Örneğin sevdiğiniz biriyle bir telefon görüşmesi yapmadan önce bulunduğunuz odanın kapısını kapatın ve etrafta ses çıkarabilecek tüm aletleri susturun.

4. İkincil düşüncelerinizi park edebileceğiniz bir yer bulun

Tek bir göreve odaklanmak, dikkat dağıtan düşünceleri bertaraf etmek anlamına gelmez. Ancak bunun yerine, zihninizi yeniden yönlendirene kadar bu tür düşünceleri geride tutabileceğiniz basit çözümler sunar. Bunlardan biri de bu düşünceleri, belli bir yere “park etmek” olabilir. Bu tür düşünceleri bir kenara not edin, görevinizi tamamladığınızda geri dönüp üzerinde yoğunlaşabilirsiniz.

5. Benzer görevleri kendi içlerinde gruplandırın

Sosyal medya mesajlarını ve e-mailleri okuyup yanıtlamak sizi daha önemli projelerinizden alı mı koyuyor? Eğer öyleyse görevleri gruplandırma yöntemini uygulayın. Örneğin ofise gittiğinizde e-maillerinizle ilgilenmek için üç zaman dilimi belirleyin ve bu süre içinde sadece e-maillerinizi okuyup yanıtlayın. Geri kalan zamanda ise projelere odaklanın.

6. Düzenli olarak sessiz kalma zamanları oluşturun

24 saat boyunca hiç susmayan bir dünyanın üzerinizde yarattığı bombardımanla hiçbir zaman sakince düşünen ve kendini eğiten bir beyne kavuşamazsınız. İnternette fazlaca vakit geçirdiğiniz zaman kendinize dönüp bir düşünün ve her gün kendinizi bir süre düşüncelerinizle yalnız bırakmaya çalışın.

Address

Antalya Caddesi 107/A
Beysehir
42700

Telephone

+905325532000

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Beyşehir Bilim Akademi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category