19/04/2026
Muhammed GÜLNAR / Medine Vesikası medine vesikası
Meşale Uluslararası Öğrenci Derneği; yönetim kurulu, üyeleri, gönüllüleri ve destekçileriyle bir araya gelerek Mayıs 2012 tarihinde kuruluşunu gerçekleştirdi.
"مشاعل الدولية" تهتم بأن ينجز الطالب مرحلة دراسته الجامعية بشكل سلس ومرن, وأن تسهل له إتمام هذه الدراسة بأقل فترة زمنية ممكنة وبأقل تكاليف مادية.
وأن توفر له الأجواء المناسبة التي تمكنه من إبراز إبداعاته وتفوقه في مجال دراسته أو أي مجالات أخرى.
و تعتمد " مشاعل الدولية " في ذلك على إنجاز شراكات مع الجهات الحكومية و المؤسسات التعليمية والجامعات ومؤسسات المجتمع المدني ومستشارين تعليميين ورجال الأعمال المهتمين بإيجاد جيل يساهم بجدية في مجالات التنمية في بلدانهم ورفعة أممهم .
19/04/2026
Muhammed GÜLNAR / Medine Vesikası medine vesikası
19/04/2026
05/04/2026
BEDİR’DEN HÜRMÜZ’E: KİBRİN ONTOLOJİK TASFİYESİ
MUHAMMED GÜLNAR
İLE KÜRESEL İSTİKBARIN "MODERN BEDİR" İMTİHANI ÜZERİNE
5.04.2026 21:37:00
"Kibir ne kadar arşa değerse, sukut o kadar dehşetli olur. Ebu Cehil’in şarap kadehleri Bedir’in kumlarında nasıl kırıldıysa, bugünün 'yenilmez' denilen çelik kaleleri de aynı sarsılmaz iman karşısında öylece smâ bulacaktır. "
BEDİR’DEN HÜRMÜZ’E: KİBRİN ONTOLOJİK TASFİYESİ Muhammed Gülnar ile Küresel İstikbarın
Bir Varoluş Manifestosu Olarak Bedir
Haber Duruş: Sayın Gülnar, bugün İslam coğrafyası topyekûn bir kuşatma altında. Bedir Gazvesi’ni sadece tarihsel bir kronoloji değil, bugünkü emperyalist tahakküme ışık tutan bir "varoluş manifestosu" olarak nasıl okumalıyız? Bedir’in asırlar ötesinden bugüne fısıldadığı o sarsıcı hakikat nedir?
Muhammed Gülnar: Bedir’i idrak etmek; aslında Amerikan hegemonyasının ve Siyonist doktrinin neden ontolojik bir çöküşe mahkûm olduğunu kavramaktır. Bedir, sıradan bir askeri karşılaşma değil; bir medeniyetin şafağı, Hakk’ın batıla karşı mutlak zaferinin mühürlendiği, imanın maddeye galebe çaldığı o eşsiz kırılma anıdır.
Orada çarpışan iki ordu değil, iki ayrı dünya tasavvuruydu. Bir yanda; batılın statükosuna yaslanan, zırhına ve servetine güvenen Mekke aristokrasisinin şımarık kibri; diğer yanda ise varlığını Allah’a adamış, kalbi vahyin nuruyla mutmain olmuş bir avuç muvahhidin oluşturduğu aşılmaz iman kalesi... Bedir bize tarih boyunca değişmeyen o ilahi yasayı haykırır: Zulüm ve kibir ne kadar yükselirse, zevali o kadar yakın ve sert olur. Şeyh Ahmed Yasin’in 2027 vizyonunda işaret ettiği hakikat, bugün saldırganlığını artıranların aslında kendi sonlarını hızlandırdığı gerçeğiyle tecelli etmektedir.
Kibrin Anatomisi: Ebu Cehil’den Pentagon’a
Haber Duruş: Mekke müşrik aristokrasisinin Bedir’e yürüyüşü ile günümüz tiranlarının stratejileri arasında çarpıcı bir benzerlik kuruyorsunuz. Bu "kibir anatomisini" biraz açar mısınız?
Muhammed Gülnar: Karakterler ve dekor değişse de ruh aynıdır. Ebu Cehil, kervan kurtulmuş olmasına rağmen neden geri dönmedi? Çünkü derdi ticaret değil, hegemonyasını ve sahte karizmasını tescillemekti. "Gideceğiz, develer keseceğiz, şaraplar içeceğiz ve tüm Arap yarımadası bizim yenilmezliğimizi konuşacak" diyordu. Müslümanları bir avuç "marjinal kitle" addediyor, onları tek bir hamlede tarihten sileceğini vehmediyordu.
İşte bu, bugünkü küresel güç merkezlerinin ruh halidir. Amerikan emperyalizmi ve Siyonist rejim, aynı küstahlıkla hareket ediyor. Diplomasi masalarında "uzlaşı" maskesi takıp arka planda kalleşçe vurarak, tarihteki selefleri olan İsrailoğulları gibi hiçbir ahde vefa göstermediler. "Gazze’yi haritadan sileriz, bölgeyi bir haftada râm ederiz" diyerek halkları korkuyla köleleştireceklerini zannettiler. Ancak hesap edemedikleri bir hakikat vardı: Bedir ruhu, küllerinden yeniden doğmuştur. Bugün Hürmüz sularında tecelli eden irade, bu küresel kibrin mezarını kazmaktadır.
Modern Bir "Bedir Bozgunu" ve Stratejik Yalnızlık
Haber Duruş: Bugün ABD’nin bölgede yalnızlaştığını, sözde müttefiklerinin dahi operasyonel destekten çekildiğini görüyoruz. Bu stratejik kırılmayı nasıl yorumluyorsunuz?
Muhammed Gülnar: Bu, tam manasıyla modern bir *"Bedir Bozgunu"*dur. ABD, o devasa kibriyle emir verdiğinde tüm aktörlerin diz çökeceğini sandı. Fakat bölge halkları, Washington’ın gerçek niyetinin müttefiklerini korumak değil, onları birer ileri karakol ve sömürü üssü olarak kullanmak olduğunu bizzat tecrübe etti.
"Köle" zannettikleri halkların uyanışı, o sahte karizmanın aslında bir "kâğıttan kaplan" olduğunu ifşa etti. Hürmüz Boğazı, tıpkı Bedir kuyuları gibi modern kibrin yutulduğu bir vadiye dönüşmektedir. İran direnişinin tahkim edilmiş iradesini gördüklerinde, "bir haftada bitiririz" diyen küstah ağızlar mühürlenmiştir. Sayın Pezeşkiyan’ın da veciz bir şekilde ifade ettiği üzere; yıkılan köprüler elbet onarılır ancak yerle bir olan o emperyal itibar bir daha asla inşa edilemez. O sahte heybet, bugün Hürmüz’ün derinliklerine gömülmüştür.
İstikbalin Gür Sadası
Haber Duruş: Sayın Gülnar, bugünkü direniş hattı ile Medine İslam ordusunun maneviyatı arasındaki o ruhanî bağı son olarak nasıl mühürleyelim?
Muhammed Gülnar: Mekke ordusu Bedir’e şarapla, eğlenceyle ve kibirle yürümüştü; netice hüsran oldu. Bugünün küfür cephesi de uçak gemileriyle, ekonomik ambargolarla ve diplomatik tehditlerle geliyor. Lakin bilinmelidir ki; güç, demir yığınlarında değil, adanmışlıktadır.
Bugün Gazze’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar direniş coğrafyasında çarpan her yürek, Bedir’deki o kutlu ashâbın ruhanî bir yansımasıdır. Bedir bize şunu öğretti: İman varsa, imkân her daim vardır. Modern Ebu Cehillerin uçak gemileri varsa, mazlumların da sarsılmaz bir Rabbi ve kaya gibi inançları vardır. Güneş, İslam’ın lehine doğmaya devam etmektedir. İstikbalde en yüksek ve en gür sada, şüphesiz İslam’ın olacaktır.
Haber Duruş: Kıymetli vaktinizi ayırdığınız ve bu ufuk açıcı değerlendirmeleriniz için teşekkür ederiz.
Muhammed Gülnar: Ben teşekkür ederim. Rabbim, bizleri küfre karşı ümmet bilinci ve kardeşlik hukuku içerisinde tek vücut eylesin. Selam, hidayete tâbi olanların üzerine olsun.
BEDİR’DEN HÜRMÜZ’E: KİBRİN ONTOLOJİK TASFİYESİ Muhammed Gülnar ile Küresel İstikbarın Modern Bedir İmtihanı Üzerine Kibir ne kadar arşa değerse, sukut o kadar dehşetli olur. Ebu Cehil’in şarap kadehleri Bedir’in kumlarında nasıl kırıldıysa, bugünün 'yenilmez' denilen çelik kaleleri de aynı sarsılmaz iman karşısında öylece smâ bulacaktır.
12/03/2026
Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde toplanan Mekkeli kabile liderleri ve şehrin ileri gelenleri aralarında ahitleşerek tarihe “Hilfü’l-fudûl” olarak geçecek şu sözü verdiler: “Denizde bir yün parçasını ıslatacak kadar su kaldığı sürece zalime karşı mazlumun yanında olacağız.”
Artık Mekke’de yerli veya yabancı birine zulüm yapıldığında, -zalim kim olursa olsun- mazluma hakkı geri alınıncaya kadar yardım edilecekti.
O toplantıya henüz yirmili yaşlarında olan Peygamber Efendimiz (sav) de katılmıştı. Rivayetlere göre Hz. Peygamber yıllar sonra bu ittifakı överek şöyle demiştir: “Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla öyle bir anlaşmaya katıldım ki, benim gözümde kızıl tüylü bir deve sürüsünden daha sevimlidir. O anlaşmaya şimdi de çağrılsam yine icabet ederim.”
7 Ekim’den beri Gazze’de yaşanan soykırım, Venezuela’da liderin kaçırılması, İran’a açılan savaş, çağın zalimlerine karşı; milletler ve dinler üstü bir ittifak arayışının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Küresel siyasetin, tıpkı Mekke örneğinde olduğu gibi iki hattın çekişmesine sahne olması kaçınılmaz.
İran savaşı, dünyayı henüz kesin çizgilerle ikiye ayırmasa da işgal karşıtı bir zemin de oluşuyor. Güç zehirlenmesi ve büyük kibirle hareket eden İsrail ile Amerika’ya eklemlenen irili ufaklı devletlerin karşısında; “Zalime karşı mazlumun yanında olacağız” diyen cesur liderler ve halklar yer alıyor.
Bu noktada İspanya ve Türkiye’nin tavrı, tıpkı Abdullah bin Cüd’ân’ın evindekiler gibi, güçlünün tehdidine karşı mazlumun hakkını savunma iradesini gösteriyor. İki ülke de farklı coğrafyalarda ve farklı ittifak yapılarında yer almalarına rağmen, üstelik uyum bozma pahasına “emperyalizm karşısında” buluştu.
Hz. Peygamber’in genç yaşında katıldığı toplantı bizlere zaten şunu gösteriyor: Zulme karşı durmak için aynı kabileden, aynı milletten, aynı inanç veya mezhepten olmak gerekmez.
Bu sebeple, sosyal medyada köpürtülen mezhep temelli gerilim ve Şii-Sünni sosyolojisiüzerinden yükseltilen “geçmişle hesaplaşma” polemikleri, kurulması elzem olan bu yeni ‘Erdemliler İttifakı’na büyük zarar verecektir.
Çünkü tarih bize şu acı gerçekleri de öğretmiştir: Zulmün en büyük gücü silahlar kadar, mazlumların dağınıklığıdır.
15/02/2026
https://www.haberdurus.com/haber/hicret_-2_habesistan_hicreti_adaletin_cografyasi-77210.html HİCRET -2… HABEŞİSTAN HİCRETİ: ADALETİN COĞRAFYASI
Araştırmacı yazar Muhammed Gülnar, Hz. Muhammed(s)’in Mekke’den Medine’ye olan hicretinin, adalet diyarı sayılan Habeşistan’da vukubulan gerçekten hareketle geçmiş ile birlikte bugün ne anlam ifade ettiğini dile getiriyor.
HİCRET -2… HABEŞİSTAN HİCRETİ: ADALETİN COĞRAFYASI Araştırmacı yazar Muhammed Gülnar, Hz. Muhammed(s)’in Mekke’den Medine’ye olan hicretinin, adalet diyarı sayılan Habeşistan’da vukubulan gerçekten hareketle geçmiş ile birlikte bugün ne anlam ifade ettiğini dile getiriyor.
.ŞU BİZİM KAVMİMİZ, ALLAH´TAN BAŞKA İLAHLAR EDİNDİLER.
KEHF SURESİ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۜ ﴿١٥﴾
15- Şu bizim kavmimiz, Allah´tan başka ilahlar edindiler. Onların ilah olduğuna dair apaçık bir delil gösterseler ya. Allah´a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir.
Bakın Rabbimizin bize örnek olarak sunduğu yiğit gençler diyorlar ki; şu bizim kavmimiz var ya, tutmuşlar Allah’tan başka ilahlar edinmişler. Allah’tan başka yetkililer bulmuşlar, onların dediklerini yerine getirmeye, onların arzularını gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Bu insanlar Allah berisinde ilahlar bulmaya çalıştıklarında, onlar da dinlenmeli, onlar da hayatımızda söz sahibi olmalı, onlara da egemenlik hakları vermeliyiz dedikleri varlıkların yetkileri konusunda apaçık bir belge, bir delil bulmalı değiller miydi? Var mı böyle bir delilleri? Onların da Allah’ın ortakları olduğuna dair bir belgeleri var mı? Kitaptan bir hüccetleri var mı?
Rabbimiz yeryüzünde koyduğu bu yasa gereği insana demiş ki: Haydi seni yeryüzünde halîfe yaptım. Seni yeryüzündeki tüm varlıkların efendisi olacak biçimde yarattım. Bana kulluk yapmaya da bana isyan etmeye de imkân tanıyarak sana irade verdim. Yeryüzünde ilahlık taslayarak bana kafa tutmaya cüret etsen de sonucuna kendin katlanman kayd-u şartıyla sana bu iradeyi verdim demişti Allah. İşte insanlar yeryüzünde Allah’ın koyduğu bu yasa gereği ona kulluk yapmaya da ondan başkalarına kulluk yapmaya da izinlidirler.
BASAİRUL KUR’AN
İşte bir inanca bağlanmanın, onu benimsemenin yolu budur. Buna göre insanın dayandığı güçlü bir delili olmalıdır; elinde, ruhları, akılları etkileyecek ve onları ikna edecek bir belge bulunmalıdır. Aksi taktirde ileri sürülen görüş iğrenç bir yalan olur, çünkü bu durumda Allah’a iftira edilmiş olur. “Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”
Buraya kadar gençlerin tutumları; son derece açık, net ve kesin şekilde ortaya çıkıyor. Tutumlarında bir gevşeklik, bir belirsizlik bir çekimserlik sözkonusu değildir. Gençtirler, bedenleri güçlü ve dinçtir. İmanları da güçlü ve sağlamdır. Aynı şekilde soydaşlarının inanç sistemini de son derece sert bir tavırla reddediyorlar ve yeriyorlar.
Kuşkusuz her iki yol da ortaya çıkmıştır. İki hareket metodu, birbirinden ayrılmıştır. Artık bir noktada buluşmanın, birarada barış içinde ortak bir hayat sürdürmenin imkânı yoktur. Şu halde inancı koruma amacı ile kaçıp bir yerlere sığınma zorunlu hale gelmiştir. Bu gençler, soydaşlarına gönderilmiş peygamberler olmadıkları için, soydaşlarının karşısına doğru bir inanç sistemi ile çıkamıyorlar, onları bu inanç sistemine çağıramıyorlar ve peygamberlerin karşı karşıya kaldıkları türden tepkilerle karşılaşmıyorlar. Bunlar sadece, zalim ve kâfir bir ortamda doğru yolu bulmuş birkaç gençtirler. Bu ortamda, inançlarını duyuracak olurlarsa, bu inanca bağlılıklarını açığa vururlarsa kendilerine hayat hakkı tanınmayacaktır. Ayrıca onlar, soydaşlarının arasına girip onlarla içiçe de yaşayamıyorlar. İnançlarını açığa vuramayacak onların ibadet ettikleri şeylere ibadet edip Allah’a yönelik ibadetlerini de gizleyemiyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, bu gençlerin durumu ortaya çıkmış, bu yüzden dinlerini korumak amacı ile Allah’a sığınmaktan ve mağarayı dünya hayatının gözalıcı süslerine tercih etmekten başka seçenekleri kalmamıştır. Nitekim bu amaçla biraraya gelmiş ve bu şekilde durum değerlendirmesi yapmışlardı:
FİZİLALİL KUR’AN
16/11/2025
Babasının sürekli "şikayetleri" nedeniyle babasının evinde yaşamaktan hoşlanmayan bir evlattım. Bana her zaman şunu söylerdi:
“Kullanmıyorsanız fanı kapatın”
“Kimsenin olmadığı odada televizyon açık. Kapat şunu!”
"Kapıyı kapatın"
“Bu kadar suyu israf etmeyin”
Babamın beni bu küçük şeylerle rahatsız etmesi hoşuma gitmiyordu.
Bir gün bir iş görüşmesi için davet aldım. Şöyle düşündüm: “İşi alır almaz bu kasabayı terk edeceğim. Bir daha babamın şikâyetini asla dinlemeyeceğim.”
Röportaj için ayrılırken babam bana bazı tavsiyelerde bulundu: “Size sorulan sorulara çekinmeden cevap verin. Cevabını bilmiyorsanız bile güvenle konuşun."
Bana yolculuk için ihtiyacım olandan daha fazla para verdi.
Görüşme yerine geldiğimde kapıda koruma olmadığını fark ettim.
Kapı dışarıya açıktı, muhtemelen geçen ya da girenleri rahatsız ediyordu.
Babamın sözlerini hatırlayarak kapıyı kapattım ve ofise girdim.
Yolun her iki tarafında da güzel çiçekler görebiliyordum ama bahçıvan kapıyı açık bırakmıştı ve hortumdaki su akmaya devam ederek su yola taştı. Daha sonra tüpü kaldırdım ve ihtiyacı olan diğer bitkilerin yakınına yerleştirdim.
Resepsiyon alanında kimse yoktu ama görüşmenin birinci katta yapılacağını belirten bir tabela vardı.
Yavaş yavaş merdivenleri çıktım, saat sabahın 10'u olmasına rağmen ışıklar hâlâ yanıyordu, muhtemelen önceki geceden kalmaydı.
Sonra babamın sözleri aklıma geldi:
“Neden ışığı kapatmadan odadan çıkıyorsun?” Artık benim de duyabileceğimi düşündüm. Bu düşünceden rahatsız olsam da anahtara uzanıp ışığı kapattım.
Yukarıda büyük bir odada sıralarını bekleyen bazı insanlar gördüm. Oradaki insan sayısına bakınca o işi alma şansım olup olmadığını merak ettim.
Biraz tedirgin bir şekilde koridora girip kapının yanında yer alan “Hoşgeldiniz” yazan paspasın üzerine bastığımda ters olduğunu fark ettim. Sonra biraz sinirlenerek düzelttim.
Alışkanlıkları unutmak zordur.
Ön sıralarda çok sayıda insanın toplanıp beklediğini, arka sıraların ise boş olduğunu ve bu koltuklarda birkaç taraftarın birlikte çalıştığını gördüm.
Babamın sesini tekrar duydum: “Kimsenin olmadığı alanda taraftarlar neden birbirine bağlı?”
Ben de gereksiz vantilatörleri kapattım ve boş sandalyelerden birine oturdum. Birçok erkeğin görüşme odasına girdiğini ve hemen başka bir kapıdan çıktığını gördüm.
Dolayısıyla röportaj sırasında ne sorabileceklerini tahmin etmenin bir yolu yoktu.
Sıra bana geldiğinde, görüşmecinin karşısına biraz endişeyle çıktım. Evraklarını aldı ve bakmadan bana sordu: “Ne zaman çalışmaya başlayabilirsin?”
Şöyle düşündüm: "Bu röportajda sorulan yanıltıcı bir soru mu yoksa işi bana teklif ettikleri doğru mu?"
- “Ne düşünüyorsun?” ,- patron bana sordu.
- Burada kimseye soru sormuyoruz çünkü onlar aracılığıyla birinin yeteneklerini değerlendiremeyeceğimize inanıyoruz. Yani bizim testimiz kişinin tutumunu değerlendirmektir.
Adayların davranışlarına göre bazı testler yaptık ve hepsini kameralarımız aracılığıyla gözlemledik. Bugün buraya gelen hiç kimse kapıyı, boruyu, karşılama minderini tamir etmek, vantilatörleri kapatmak veya işe yaramaz bir şekilde çalışan ışıkları kapatmak için bir şey yapmadı. Bunu yapabilecek tek kişi sendin, bu yüzden bu iş için seni seçmeye karar verdik, dedi bana.
Babamın disiplinli öğretilerinden her zaman rahatsız olmuştum ama o andan sonra anladım ki ilk işime ancak bunun sayesinde kavuşmuşum.
Babama olan kızgınlığım ve kırgınlığım tamamen kaybolmuştu, sonra babamı da işe götürüp eve mutlu dönmeye karar verdim.
Anne ve babamızın bize söylediği her şey sadece bizim iyiliğimiz içindir, bize parlak bir gelecek diliyoruz!
Değerli bir insan olabilmek için kötü alışkanlık ve davranışları ortadan kaldıran azarlamayı, ıslahı ve hidayet etmeyi kabul etmeliyiz. Babalarımızın bizi eğitirken yaptıkları da budur.
Beş yaşındayken babamız öğretmenimizdir; Yirmili yaşlarımızda “kötü adam”, hayatımız boyunca yol göstericimiz.
Anne babanızı hayattayken üzmenin, gidince üzülmenin bir anlamı yok.
Onlara her zaman iyi davranın.
Mundo Extraordinário'dan alıntı Jano Çavuşoglu
BU KUR'AN "ALLAH ÇOCUK EDİNDİ" DİYENLERİ UYARIP-KORKUTMAKTADIR.
KEHF SURESİ
وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ ﴿٤﴾
4- (Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp korkutmaktadır.
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا ﴿٥﴾
5- Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.
Bir de Allah evlât edindi diyenleri de Allah’a karşı cüret ettikleri bu ağır iftiralarının sonucuyla uyarmak için indirdik diyor. Allah’a kulluktan çıkan, Allah’a iftira eden, Allah’a Allah’ın kendisini tanıttığı gibi inanmayarak Allah’a zulmeden, onu kendilerince şekillendirmeye ve şartlandırmaya çalışan, Allah’a akıl vermeye ve yol göstermeye çalışan Yahûdîleri, Hıristiyanları ve müşrikleri uyarmak için gönderdik diyor. Kıyâmete kadar şirkin her çeşidinin içine düşmüş insanları uyarmak için.
Rabbimiz ne kadar da merhametli değil mi? Kendisine kendisinde olmayan şeylerle iftiralarda bulunanları bile uyarmak için gönderdim bu kitabı diyor. Rabbimiz azaptan yana değildir. Zulümden yana değildir. Yıllar yılı kendisine küfredenleri bile cehenneminden kurtarmadan ve cennetine ulaştırmadan yana. Îsâ Allah’ın oğludur diyen Hıristiyanlar, Üzeyr Allah’ın oğludur diyen Yahûdîler ve melekler Allah’ın kızlarıdır diyen müşrikler ve kıyâmete kadar vahdet teorisi diye bilinen varlıkların Allah’la birleşmesi teorisine inanarak yerdekilerden kimilerinin Allah’a daha yakın olduğuna, Allah’ın bunlarla farklı ilgilendiğine inanan insanlar kendilerini bu sapıklıklardan kurtarmak üzere, bu halleriyle kendilerini cehenneme yuvarlanmaktan kurtarmak üzere rahmeti gereği kendilerine böyle bir kitap gönderen Rablerine ne kadar hamd etseler azdır.
Evet ilim vahiydir. Rabbimizin Cebrail veya bir başka yolla peygamber efendimize indirdikleri ilimdir. Kur’an’ın ortaya koyduğu Allah bilgisinin dışındakilerin tamamı ümniyeden, zandan ibarettir. Vahiy kaynaklı olmayan bilgilere ilim denmez.
BASAİRUL KUR’AN
“Allah’ın evlat edindiği konusunda ne onların ve ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur.”
Böyle bir sözü, hiçbir bilgiye dayanmadan hem de saçmalayarak söylemek ne adi ve ne korkunç bir durumdur.
“Rastgele ağızlarından çıkan bu söz ne ağır bir iftiradır. Söyledikleri yalandan başka bir şey değildir.”
Müşriklerin rastgele söyledikleri bu sözün korkunçluğunu vurgulama açısından, ifadedeki kelimelerin dizilişi ile bu kelimelerin telaffuzu esnasında ortaya çıkan müzikal vurgusu bir ahenk oluşturuyorlar. Ayet “(Keburet)- büyük, ağır” kelimesi ile başlıyor. Dinleyici meselenin önemini ve korkunçluğunu algılasın ve atmosfere bu anlamlar egemen olsun diye. Bu amaçla “El-Kelimet’ul Kebire” “Keburet Kelimetun” cümlesindeki zamirini belirginleştirici, ayırıcı bir işlev görüyor. Bununla da dinleyicilerin dikkatlerinin olaya iyice ‘yöneltilmesi hedefleniyor, böylece bu sözün onların ağızlarından rastgele ve düşünmeden çıktığını “Ağızlarından çıkan bu söz ne ağır bir iftiradır’ şeklinde ifade ediliyor.
FİZİLALİL KUR’AN
11/11/2025
Dünyaca ünlü ama anlatılamayan (!)
Müslüman Bilim Adamları.
1. Akşemseddin: Pasteur ’dan 400 sene önce mikrobu buldu.
2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazdı.
3. Ebul-Vefa: Trigonometri’de tanjant, cotanjant, sekant, kosekantı bulan büyük alim.
4.Birûni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etti.
5. Ebu Kâmil Şü’ca: Avrupa'ya matematiği öğretti.
6. Ebu Ma’şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o buldu.
7. Battâni: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifi.
8. Câbir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim.
9. Cezerî: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babası.
10. Demirî: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazdı.
11. Farabî: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır. Sesin fiziki izahını ilk defa o yaptı.
12. Gıyâsüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o buldu.
13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıkladı.
14. İbn Hatip: Vebânın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıkladı.
15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.
16. İbn Karaka: 900 sene önce harika bir torna tezgahı yaptı.
17. İbni Türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir.
18. İdrisî: Yedi asır önce bugünküne çok benzeyen dünya haritası çizdi.
19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutuldu. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA’dır.
20. Kadızâde Rûmi: Yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarladı.
21. Kambur Vesim: Verem mikrobunu R.Koch’tan 150 sene önce keşfetti.
22. İbnün Nefis: Avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetti.
23. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizdi.
HAMD, KİTABI KULU ÜZERİNE İNDİREN VE ONDA HİÇ BİR ÇARPIKLIK KILMAYAN ALLAH'A AİTTİR.
KEHF SURESİ
اَعُوذُ بِا للّٰهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ '
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًاۜ ﴿١﴾
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1 Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.
Tutarlı ve kesin ifadeli bir başlangıç… Bu başlangıçta “Peygamber insanları Allah’dan gelecek ağır bir azap konusunda uyarsın” diye çarpık bir yeri bulunmayan, her anlama yorulabilecek, eğri ve ne anlama geldiği belirsiz yuvarlak ifadelere yer vermeyen bu tutarlı kitabı, yani Kur’anı “Kulu Muhammed’e” indirdiği için yüce Allah’a hamd edilmektedir.
Daha ilk ayetten itibaren temel ilkeler açıkça ortaya konuyor. İnanç sisteminde bir karışıklığa, bir kapalılığa meydan verilmiyor. Buna göre kitab’ı indiren yüce Allah’dır. Bu kitab’ı indirdiği için O’na hamdolsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed’de -salât ve selâm üzerine olsun- O’nun kuludur. Allah’ın çocuğu ve ortağı yoktur.
Çarpık bir yeri bulunmayan, bu kitap “tutarlı” bir kitaptır. Bu anlam bir keresinde çarpıklığın olmadığını vurgulamak suretiyle bir keresinde de tutarlılığı vurgulamak suretiyle tekrarlanmaktadır. Amaç bu anlamı pekiştirmek ve güçlendirmektir.
FİZİLALİL KUR’AN
Kuluna kitabı indiren Allah’a hamd olsun. Rabbimiz övülmeye en lâyık olandır. Ne kadar mükemmel, ne kadar hamda lâyık bir Allah ki O kuluna, kullarının kurtuluşu ve kullarının hayatlarını düzenlemek üzere bir kitap indirmiştir.
Bu kitapta her hangi bir çelişki, bir uyumsuzluk yoktur. Onda insanların anlayamayacağı, şaşkınlığa düşerek bocalayacakları bir karışıklık, bir tutarsızlık yoktur. Bu kitap her sınıf ve her dönem insanlığının anlayabileceği doğrulukta, netlikte ve berraklıkta bir kitaptır. Sadece belli sayıda ve belli sınıf insanların anlayabilecekleri, diğerlerinin anlayamayarak bocalayacakları, sapıtacakları bir kitap değildir. Tüm diğer kitaplardan üstün, arınmış, insan eli değmemiş bir kitaptır bu.
İşte bu özelliklere sahip bir kitap, ancak yeryüzünde kulluk kitabı olabilir. İşte böyle bir Allah’tan gelen böyle bir kitap ancak yeryüzünde hayat programı olarak uygulamaya lâyık olabilir. Ve işte ancak böyle bir kitabı gönderen Allah, Rab olmaya İlah olmaya lâyık olan, hamd edilmeye lâyık olan Allah’tır. Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar olsun ki kullarından birini seçerek onun vasıtasıyla bize böyle bir kitap ulaştırmıştır. Zîra kitap nîmeti, vahiy nîmeti nîmetlerin en büyüğüdür. Rabbimizin öteki tüm nîmetleri işte bu kitap nîmetiyle tamamlanmaktadır.
İman ve hidâyet olmadan öteki nîmetlerin hiç birisine ulaşmak mümkün değildir. Hidâyet nîmeti de bize bu kitapla ulaşmaktadır. İşte kitâbı ve peygamberi vasıtasıyla bize imanı, bize hidâyeti ulaştıran Allah yegâne hamde lâyık olandır.
Eğer hamde lâyık olan Rabbimiz bu kitabını bize göndermeseydi, biz kullarını muhâtap kabul ederek kendi bilgisiyle bizi bilgilendirmeseydi, bu cahil, bu bilgisiz halimizle biz ne yapardık? Bizi yoktan var eden Rabbimizi, ve bu Rabbin bizden nasıl bir hayat istediğini nereden bilebilirdik? Bu dünyanın mânâsını, hayatın mânâsını, nereden geldiğimizi, bizi kimin var ettiğini, niçin dünyaya geldiğimizi ve nereye gittiğimizi, ölümün ne olduğunu, ölümden sonra nasıl bir hayatın bizi beklediğini nereden bilebilirdik.
BASAİRUL KUR’AN
VE DEKİ: "ÖVGÜ (HAMD), ÇOCUK EDİNMEYEN, MÜLKTE ORTAĞI OLMAYAN VE DÜŞKÜNLÜKTEN DOLAYI YARDIMCIYA DA (İHTİYACI) BULUNMAYAN ALLAH'ADIR."
İSRA SURESİ
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْب۪يرًا ﴿١١١﴾
111- Ve deki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.
Allah teala bundan Önceki âyette, en güzel isimlerin kendisine ait olduğunu beyan ettikten sonra bu âyet-i Kerimede de, yaratanla yaratılanları birbirine karıştırmamak ve kendisini noksan sıfatlardan tenzih etmek için buyuruyor ki: "Tam övgü ancak Allah´a mahsustur. O, asla çocuk edinmemiştir. O, tektir, her şey ona muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Doğurmamıştır, doğurulmamiştır. Onun hiçbir benzeri de yoktur. Onun, mülkte herhangi bir ortağı da yoktur. Zira böyle bir ortağı olan kimse âcizdir. Âciz olan ise Allah olamaz. Onun, acizlikten dolayı yardımcı edinmeye ihtiyacı yoktur. Zira o, her şeye yardım edendir, hiçbir şeyin yardımına muhtaç değildir. O halde ey Muhammed, sen, sözünde ve amelinde rabbini yücelt".
Katade diyor ki: "Resulullah (s.a.v.)ın, ailesinden olan küçük büyük herkese bu âyeti öğrettiği rivayet edilmektedir".
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i Kerimeyi okuyarak: "Bu âyet, izzet (Allah tealanın şerefini zikreden) âyetidir" buyurmuştur.
TABERİ TEFSİRİ
Ayet, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hitaben, bütün övgü ve şükrün (Hamd) yalnızca Allah'a ait olduğunu ilan etmesini emreder.
Bu emir, sure boyunca anlatılan bütün olayların, mucizelerin ve ilahi hükümlerin nihai sonucudur: Allah tekdir ve bütün kemal sıfatlarına sahiptir.
Ayet, Allah'ı üç temel eksiklikten arındırarak (tenzih ederek) mutlak kudretini ortaya koyar:
a) Çocuk Edinmemiştir (\bm{لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا}):
Hristiyanların İsa'yı, Yahudilerin Üzeyir'i ve müşriklerin melekleri "Allah'ın oğlu/kızları" olarak görme inancını kesin bir dille reddeder.
Allah'ın, varlığını sürdürmek veya yardım almak için bir nesle/çocuğa ihtiyacı olmadığını vurgular.
b) Otoritesinde Ortağı Yoktur (\bm{وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ}):
Yaratma, yönetme, hükmetme ve rızık verme gibi mülkünde (evrenin yönetiminde) hiçbir kimsenin ve gücün O'na ortak olmadığını belirtir.
Bu, sadece putperestliği değil, aynı zamanda hiçbir varlığın O'nun iradesine müdahale edemeyeceği gerçeğini de ifade eder.
c) Düşkünlük Sebebiyle Dosta (Veliye) İhtiyacı Yoktur (\bm{وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ}):
Buradaki \bm{الذُّلِّ} (züll) kelimesi "acizlik, düşkünlük, zayıflık" anlamına gelir.
Allah'ın mutlak güç sahibi olduğu için, acizliğe düşüp de bu acizliği giderecek, O'nu koruyacak veya O'na yardım edecek bir destekçiye (veli/dost) ihtiyacı olmadığını kesin bir şekilde ifade eder. Gelenekteki veli anlayışını da bu bağlamda ele alır.
Ayetin sonundaki \bm{وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا} (O'nu gerektiği gibi yücelt!) emri, bu üç mutlak üstünlüğün idrak edilmesinden sonra gelmektedir.
Bu, "Allahuekber" (Allah en büyüktür) ifadesinin sadece sözle değil, O'nun bu eşsiz ve benzersiz özelliklerine inanarak, O'na teslim olarak ve emirlerini yerine getirerek fiilen yüceltilmesi gerektiğini ifade eder.
Bu ayet, özetle, Allah'ın mutlak tekliğini, üstünlüğünü ve her türlü noksanlıktan uzak olduğunu ilan eden, Kur'an'ın en güçlü tevhid ifadelerinden biri olarak kabul edilir.
MEHMET OKUYAN TEFSİRİ
İSRA SURESİ'NİN SONU
Bu sûre ile alâkalı da bu kadar söz yeter. Rabbim istediği gibi iman edip gereğiyle amel eden kullarından eylesin. Ve âhiru dâ’vana enilhamdü lillahi Rabbil’ âlemîn.
DE Kİ: "HAK GELDİ BÂTIL YOK OLDU. ŞÜPHESİZ Kİ BÂTIL YOK OLMAYA MAHKÛMDUR.
İSRA SURESİ
وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا ﴿٨١﴾
81- De ki: "Hak geldi bâtıl yok oldu. Şüphesiz ki bâtıl yok olmaya mahkûmdur.
Kıyâmete kadar Allah’ın yeryüzünde koyduğu değişmeyen vaadi ve yasası işte budur. Hak gelince, hak ortaya konunca bâtıllar yok olacaktır. Çünkü hak karşısında bâtıllar yok olmaya mahkumdur. Bazen geçici bir şekilde Rabbimiz bâtıllara imkân verir. Tıpkı suyun yüzündeki köpük gibi, ya da madenin yüzündeki cüruf gibi bâtılların açığa çıktığını görürsünüz ve sanki galipmiş gibi bir havaya büründüğüne şahit olursunuz. Bu geçici ve aldatıcı bir durumdur. Bâtılın bu yalancı durumu hakkın ortaya çıkışına kadar sürer. Hak geldi mi bâtılın işi biter. Ama eğer şu anda yeryüzünde bâtıllar hâlâ varlığını sürdürebiliyorlarsa bu hakkın gücünü, varlığını ortaya koyamamasındadır.
Bu ilânın yapıldığı sırada müminler çektikleri işkencenin en doruk noktasında idiler. Müminlerin büyük bir kısmı Habeşistan'a hicret etmişti, geride kalanlar ise Mekke'de ve çevre bölgelerde söylenemiyecek işkence ve zorluklar çekiyorlardı. O denli ki, Hz. Peygamber'in (s.a) hayatı bile her an tehlike içindeydi. Bu nedenle zahirdeki alâmetler bâtılın yayıldığını gösteriyorsa da ve hakkın bâtıla üstün geldiğini gösteren hiç bir delil yoktu. İşte bu yüzden bu ayet nazil olduğunda kafirler bununla alay ettiler. Fakat bu zafer müjdesi, dokuz yıl sonra, Hz. Peygamber (s.a) Mekke'ye bir fatih olarak girdiğinde ve Kabe'ye girip üçyüz altmış putu kırarak aynı ilânı yaptığında gerçekleşti. Abdullah İbn Mesud'dan rivayet edilen bir hadise göre: "Hz. Peygamber (s.a) Mekke'nin fetih gününde putları kırarken şöyle diyordu: Hak geldi bâtıl gitti, zaten bâtıl yok olmaya mahkumdur.
TEFHİMUL KURAN
Allah’dan aldığın bu güç ile, bütün kuvveti, doğruluğu ve sağlamlığı ile Hakkın gelişinin, batılın yokoluşunun, devrilişinin ve dağılıp gidişinin ilanıdır. Yaşamak ve süreklilik doğruluğun yapısı gereğidir. Geri çekilmek ve yokolup gitmek ise batılın özelliğidir.
“Zaten batıl yokolmaya mahkûmdur.”
Bu pekiştirici ifadeden anlıyoruz ki batılın yok olacağı, Allah katında kesin bir gerçektir. İlk bakışta batılın bir sağlamlığı ve gücü olduğu tahmin edilse de, aslında batıl şişer, kabarır, sonra da patlayıp sönüverir. Çünkü batıl asılsızdır, bir gerçeğe dayanmaz. Bu nedenle göz boyamaya çalışır, kendisini ulu, büyük, kocaman ve sağlam olarak gösterir. Çok cansız ve zayıftır. Hemencecik kırılır, bozulur yokolur. Kupkuru ot alevi gibidir. Birden göklere yükselir. Sonra hemen sönüverir. Kül olur gider. Halbuki alevin kor haline geleni ısıtır, fayda verir ve kalıcıdır. Batıl, suyun üzerindeki köpük gibidir. Yokolur gider. Su ise kalıcıdır.
“Zaten batıl yokolmaya mahkûmdur.”
Çünkü kendi içinde kalıcılığın unsurlarını taşımaz. Sınırlı olan hayatını dış etkenlerden ve doğal olmayan desteklerden alır. Bu etkenler sarsıldığında, bu destekler de çekildiğinde yıkılır, yokolur gider. Hakka gerçeğe gelince, varlığının unsurları kendi içinden kaynaklanır. Bazan Hak, insanın gayri meşru arzu ve isteklerine, şartlara ve iktidara karşı koyar… Yalnız O’nun sağlamlığı ve güveni sonuçta onu zafere götürür. Onu kalıcı kılar. Çünkü Hak, Allah katındandır. Allah “Hakkı” kendisinin isimlerinden biri kılmıştır. Allah ise diri ve kalıcıdır.
FİZİLALİL KUR’AN
| Monday | 09:00 - 17:00 |
| Tuesday | 09:00 - 17:00 |
| Wednesday | 09:00 - 17:00 |
| Thursday | 09:00 - 17:00 |