Ne yalan söyleyeyim. Benzer olguların ülkemiz siyasetçileri ve bürokratlaının çoğu için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde bu kadar boka batmak mümkün olmazdı.....!
ABD’li medya patronu Rick Wiles, politikacıların küçük kız çocuklarına tecavüz ettiğini ve MOSSAD’ın elindeki bu görüntülerle ABD’ye şantaj yaptığını söyledi:
"Liderlerimiz, Yahudilerin Amerika'yı elde tutması için küçük kızlara tecavüz eden aşağılık p*sliklerdir. Bu ülkede olan budur.
FBI'ımız yozlaşmış, Yüksek Mahkeme yozlaşmış, Adalet Bakanlığı yozlaşmış, medya yozlaşmış, tüm ülke yozlaşmış. Çünkü biz her şeye kadir Tanrı'dan uzaklaştık ve Kabala uygulayan Yahudilerin ulusu kirletmesine izin verdik.
Cesaretle açıklıyorum, bu gerçeğin Amerikan halkına ulaşmasını istiyorum.
ABD'li politikacılar küçük çocuklara tecavüz ediyor. İsrail de bunu yararına kullanıyor. İsrail MOSSAD tarafından videoya çekiliyor böylece İsrail, Amerikan politikacılarına şantaj yapıyor.
Ali Galip Baltaoğlu
Yazar
Ülkenin fiilen ekonomik olarak battığını düşünüyorum. Bugün ülke dışarıdan faize para yatırmaya gelen parasını sonra da parasını alıp giden yüzlerce yatırımcıyla dolu. Bir batı bankasından kredi, çekip bu parayı Türkiyede bir iki yıl döndürüpm ciddi para kazanıp ülkenize döneblirisniz. Bu süre adı açıklanmamış bir iflas durumudur ve her geçen gün kötüye gitmektedir. Bunu da TUİK'in hakikate muhalif rakamlarından anlayabiliriz!
Batan devletler yüksek faizle borç alırlar ve halklarına insafsız vergiler yüklerle. Tarjıi komiktir ki devletiş yönetenler harcamalarını hiç kısmazlar!
İbn-i Haldun'un (27 Mayıs 1332, Tunus - 19 Mart 1406) yaşadığı çağda yaptığı ekonomik ve sosyolojik tespitleri bilmeyenler tarafından yönetiliyoruz. İbn Haldun üniversitesini açanlara İbn Haldundan bir nasip olmaması yaman bir çelişkidir. İbni haldunun devletlerin çöküşünde halklarına ağır vergiler yükleyerek devletlerini yok ettiklerini anlatır. Çok uzun değil. Meraklıları okusun lütfen:
Vergilerin az veya çok oluşunun sebepleri İbn-i Haldun'un
Mukaddimesinin 38. Fasılında “Vergiler, vergilerin az veya çok oluşunun sebeplerine dair” başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir.
Bil ki, devletin başlangıcında halka yüklenen vergiler az, ancak toplanan vergiden elde edilen yekûn çoktur. Bunun sebebi şudur: Eğer başlangıçta devlet dinin emirlerine göre hareket ediyorsa, halka sadece zekât, haraç ve cizye gibi şer’i vergiler yükler. Ki bunlar da hafif vergilerdir. Çünkü bilindiği gibi maldan alınan zekâtın miktarı çok azdır. Aynı şekilde tarım ürünlerinden, hayvanlardan alınan zekâtın, haracın, cizyenin ve diğer bütün şer’i vergilerin miktarı da azdır. Bunlardan her birinin aşılamayacak sınırları vardır.
Eğer devlet galip gelme ve asabiyet esaslarına göre hareket ediyorsa, o halde – daha önce de söylediğimiz gibi – devletin başlangıcında mutlaka bedevilik hali söz konusudur. Bedevilik ise kolaylığı, iyiliği, insanları korumayı ve insanların mallarından uzak durmayı (mallarını haksızlıkla ellerinden almamayı) gerektiriyor. Bu yüzden halkın toplam mallarından alınan vergi miktarı çok azdır. Miktar az olunca insanlar şevkle çalışır, ülke mamur hale gelip kalkınır, üretim artar ve müreffeh bir yaşama kavuşurlar. Ülke mamur hale gelip kalkınınca da vergi alınacak malların sayısı artar ve böylece elde edilen toplam vergi çoğalır.
Devletin yoluna devam etmesi, hükümdarların birbirini takip etmesi ve yönetimde akılcılığın hakim olmasıyla, sadelik ve insanların mallarından uzak durma gibi bedevilik özellikleri kaybolur. Bunun yerine akılcılığı esas alan koyu bir saltanat gelir. Bu dönemde devletin başındakiler bilgiçlik özelliklerine bürünürler, nimetlere ve lükse dalarlar, pahalı alışkanlıkları ve ihtiyaçları çoğalır.
Sonuçta çiftçilerin ve diğer kesimlerin üzerindeki vergi yükünü artırma yoluna giderler. Daha çok vergi geliri elde etmek için, her kalemdeki vergileri büyük miktarlarda artırırlar. Aşağıda değineceğimiz gibi, her alışverişe vergi koyarlar.
Sonra devleti idare edenlerin lükslerinin ve ihtiyaçlarının artışına bağlı olarak, vergiler de sürekli olarak kademe kademe artar. Ancak halk üzerindeki vergiler o kadar ağır olmasına rağmen, bu vergilere katlanırlar ve sanki alışılmış bir yükümlülük haline gelir. Çünkü artışlar çok az miktarlarda kademe kademe yapıldığı için, halk bu artışların kim tarafından yapıldığının veya bu vergilerin kim tarafından konulduğunun farkına bile varmaz. Sadece, bütün vergilerin, halkın alışılagelen bir yükümlülüğü olduğu bilinir.
Ancak, sürekli olarak artan vergiler, zamanla itidal ve kabul edilebilirlik sınırlarını aşar. Sonuçta halkın çalışma ve üretim şevki kaybolur. Çünkü ödedikleri vergiler ile kendi ellerinde kalan gelirleri karşılaştırdıklarında, (çalışmalarının karşılığı olarak) çok az bir menfaat elde ettikleri görülür. Bu durum onların kazanç elde etme emellerini yok eder ve böylece çok sayıda kişi çalışmaktan ve üretimden tamamen el çeker. Sonuçta tek tek fertlerden toplanan vergilerin azalmasıyla toplam vergi gelirleri de azalır. Ancak idareciler vergi miktarını daha da artırırlar ve bununla azalan vergi gelirlerinin düzeleceğini sanırlar. Ve nihayet vergi miktarları ulaşabileceği en üst sınıra dayanır. Çünkü artık üretim masrafları ve vergilerin her şeyi alıp g**ürdüğü ve geriye hiçbir menfaatin kalmadığı bir aşamaya gelinir.
Toplam vergi gelirlerinin iyileştirileceği zannıyla, vergi oranlarındaki artış ve vergi gelirlerindeki düşüş, -üretimden elde edilecek bütün menfaat beklentilerinin yok olmasına bağlı olarak- toplumun (ve ülke ekonomisinin) zayıflayıp gerilemesine kadar devam eder. Ancak sonuç itibariyle bu durumun vebali ve zararları devlete döner. Çünkü toplumun iyi durumu, kalkınmışlığı ve üretici durumda bulunmasının faydası da devletin yararınadır. Eğer bütün bunları anladıysan, üretim ve kalkınmada en güçlü etkinin, üreticilere yüklenecek vergi oranlarının mümkün olduğu ölçüde az olması gerektiğini bilirsin. Çünkü bu durumda insanlar kâr ve menfaat elde edeceklerini bildikleri için üretime yönelirler. Bütün eksikliklerden uzak olan yüce Allah her işin idaresini elinde tutar. “Her şeyin mülkü (ve idaresi) onun elindedir.”
Kur'an'ı incelediğinizde çok ilgi çekici bilgi ve ayrıntıları keşfediyorsunuz. Kuranla kime öğüt verilir? Allah bize bir tiyo veriyor ve YARARLI OLACAKSA öğüt ver, diyor. Peki kim öğüt alır? Onu da söylüyor. SAYGI DUYANLAR öğüt alır. Kim almaz ve saygı duymaz. MUTSUZ İNSANLAR saygı duyamaz, öğüt almaz ve YAN ÇİZER. Sonuçta ATEŞE GİRER. Bu öyle bir ateştir ki o, orada NE ÖLÜRLER NE YAŞARLAR.
Dünyada dahi böyledir! Bakın çevrenizdeki mutsuz insanlara, ne ölebiliyorlar, ne yaşıyorlar! Sonra da “Allah'ın gücüne gider mi bilmem, verdiği bu candan ben bıktım usta” veya “Feleğin cilvesine hayatın sillesine, dertlerin cümlesine itirazım var” gibi şarkı sözleri yazıp bunları dinleyerek mutsuzluklarını katlıyorlar. “
Yaşamak bu değil, yaşamıyorum” diye şarkı sözleriyle teselli arayacağınıza YAŞAMIN ANLAMINI ÇÖZMEYE BAKIN. Önce dünyada mutlu olun ki, öte alemde de mutluluğu yakalayasınız. Dünyada mutlu olmak maddi zenginlik ve sıkıntı çekmemek değildir. Sıkıntılar içinde yaşayan o kadar çok mutlu insan var ki hayal bile edemezsiniz…
İyilik bir anahtar. Mutluluğun anahtarı. Hem bu dünyada, hem de sonsuzluk aleminde
IŞIĞA KOŞ
Girme bile isteye batma karanlığa
Çıkma günahdan yana dellallığa
Işık al ışık ver ışığa koş olsun şifa
Gör önünü ardını yürü aydınlığa
Temmuz 2024/İstanbul
ABD ve İsrail'in şahsında tüm Katil Devletlere ve onların destekçisi firavunlara... Kimsenin yaptığı yanına kalmayacak.
DÖNDÜRÜLMEK...
Samiri yoldaşları ne bilsin,
İneklerden öte yol yok sanıyor.
Döndürülmek güzel şey kesat var.
İnsan kasapları için hesap var.
12 Ekim 2024
Ali Galip Baltaoğlu
Gündem okulların p*sliği! Yine aynı plak dönmeye başladı. 30.000 müstahdem alacağız. Peki mesele halledilecek mi? Devletin iktidarın insanımızın savurganlığı, yolsuzuğu gereksiz harcamaları ayrı bir konu. Bunlar çok önemli konular elbette çözülmesi gerekiyor.
Fakat 30000 müstahdem ne demek? Bunu konuşalım. Meseleyi çözecek mi? Kesinlikle çözmeyecek. Çünkü bu bir gayya kuyusu ne atarsan yutar. İhtiyaç bitmez.
Ayrıca 30.000 müstahdem alacağız demek zaten 30.000 taraftarımızı alacağız anlamına geliyor. İktidarlar ve belediyeler tecrübesi bize bunu gösteriyor. Halkbuki hepimiz biliyoruz ki hazine tükendi. Harvurup harman sac-vuracak dırumda da değiliz.
Şahsen bu tür istihdam vaatlerini genel anlamda gereksiz buluyorum. Zaten ülkede müstahdemlik yapacak adam da kalmadı!!!
Öncelikle eğitim sistemi değişmeli. Çocuklarımızı oturdukları ve yaşadıkları mekanların ve dolayısyla dershanelerin temizliğinden sorumlu tutmak ve kendi p*sliklerini kendilerine temizletmek gerekiyor.
Dünya kupasında statta arkasında çöp bırakmayan temizlik yapıp ayrılan Japonları hatırlayın. Antalya'da sahil boylarında (şahsen de gördüm) ellerinde çöp torbaları temizlik yapan Rus ve Ukraynalı (çoğu vatandaş) haberlerini hatırlayın. Bu işler insanın eğitimiyle ilgilidir.
Bence çocuklarımıza temiz sınıflar teslim edilmeli araç ve gereçleri sağlanarak son saatin son 15 dakikası sınıf temizliğine ayrılmalı ve çocuklar yaşadıkları mekanı kendileri temizlemelidir. Son saatin öğretmeni de bu sürece refakat etmelidir. Okul tarafından tedarik edilecek profesyonel bir temizlikçi de (çok büyük okullar dışında bir elaman yeter) koridorların merdivenlerin ve tuvaletlerin temizliğinden sorumlu tutulmalıdır. Mış gibi yapılmadan! Her ders arasında tuvaletlere muhakkak girilmeli kontrol edilmeli, koridorlar her dersin başlangıcında hemen paspas edilmelidir. Organize ve ekip olarak yapıldığında bunlar beş on dakikalalık işlerdir.
Ben 70'li yılların başında İstanbul Altıntepe/Küçükyalı da bulunan Fevzi Çakmak İlköçğtretim okulundan mezun oldum. Parmakla gösterilen bir okuldu. Bütün işleri bir hademe yapardı. Okul bahçesi toprak ve kumdu. Her ders arasında koridorlar paspas edilirdi. Bu koridorlarda koştururken toz yuttuğumu hatırlamıyorum. Okulumuz pırıl pırıldı. Maalesef sağlıksız ve p*s okullarda toplumca intihar ediyoruz.!
,Bu arada belediyenin katkısını redederek okulları p*sliğe mahkum eden iktidarın tutumunu son derece yakışıksız buluyor acizlik olarak niteliyorum. O okullarda hepimizin çocukları torunları okuyor. Üç kuruşluk siyaset için çocuklarınızın sağlığıyla oynamayın. Bu alanda bunca ihmalden sonra yeniden düzen kurulması ayları, yılları alır. Bırakın yapabilen yapsın. Belediye ise belediye! Karayolları ise karayolları! Kanaryaseverler Derneği ise, Kanarya Severler Derneği. Kim yaparsa müteşekkir oluruz. Çocuklar okulllardan hasta geliyorlar. Hijyen berbat. Bir soğuk algınlığının veya solunum yolları enfeksiyonunun devlete maliyetini bilmiyor olamazsınız!
Sonuç olarak çocuklarınıza kıymayın efendiler!
Traji komik sahnelere gerek yok vesselam....
Kıç kadar ufacık bir devlet İsrail. Eli kanlı İsrail’in İran’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı, Beyrut’u, hatta 1800 km ötedeki Husileri, Yemen’i bombalıyor. Kendisiyle mücadele eden askeri yapıları Haması, Hizbullahı sivilleri gözetmeden, kadın çoluk çocuk yaşlı genç demeden tüm mazlum toprakları katlediyor, tarumar ediyor. Bu kadar başarı nasıl oluyor? İsrail’in bu başarısının (!) bir sebebi olmalı! Sebebi aslında çok basit. Adı İslam olan tüm dünyanın melun hastalığı başarının tam kaynağı!
Ülkemiz üzerinden tek bir sembol olayla izah edeyim. Haniye hunharca İsrail tarafından şehit edildiğinde (inşallah şehittir) ülke olarak kınadık ya! Hatta ülke olarak yas ilan ettik ya! Hasan Nasrallah şehit edildiğinde (inşallah şehittir) hiçbir tepki vermedik, kınamadık hatta başsağlığı bile dilemedik ya! İşte İsrail’in başarısı burada yatıyor. İsrail’in karşısındaki devletler ve güçler mezhep savaşları yapmaktan, İsrail ile mücadeleye etmeye ordu, para siyaset ve zaman bulamıyorlar! Devletimiz derin bir sessizlik içindeyken sosyal medyada Nasrallah için ABD ajanıydı, İrancıydı, geberdi, gibi sözleri yazanlar var. Sorarlaa dana! Gebermesi gerekiyorsa sen gebertseydin o zaman, neden İsrail gebertti? Ülken için zararlı olduğunu düşündüğün bir odağa sen gereğini yapamıyorsun da İsrail mi yapıyor?
Yahu sevmeseniz bile geleceğe ve barışa yönelik bir yatırım olsun, Ortadoğu halkları ölmesin acı çekmesin diye, diplomatik bir jest yapar da başsağlığı dilersiniz. Hizbullah’ın yanlışlarını yeri ve zamanı gelince diplomatik dille yine söylersiniz de! Bu kin ve g**z dili nedir? Kahrolsun İsrail demekle İsrail kahrolmuyor. İsrail cümlemizi pekala kahrediyor!
Şayet bölgede İrandan sonra sıra Türkiye tezini söylüyorsanız, ki bende böyle düşünenlerdenim, gereğini yapacaksınız. İran’a yakın askeri bir örgüt lideri katledildiğinde sevinç duymayacak, böyle bir duyguyu yaymayacaksınız. Barışa yönelik işler yapacak, bölgede İsrailler mücadele eden güçleri birleştirmeye yönelik diplomasi yapacaksınız.
İlk defa Teknolojiyle karşılaşan bir Afrika kabilesinin tepkilerini mizah konusu yapan Tanrılar Çıldırmış Olmalı bir film vardı. Bu adı İslam kendisi müşrik ve mezhepçi olan dünya çıldırmış olmalı! Ama bu bir komedi filmi değil. Hakikatte gerçekleşen ağır dram. Çok kanlı bir çemberin içinde kanı durdurmak için ne yapması gerekiyorsa tam tersini yapan mezhepçi ilkellerin hikayesini yaşatarak anlatıyor.
"
"Bir dine bağlanmamayı hiç bir zaman suç saymayacağım. Kötülük inssanların yalşan söylemelerinde, dindarmış gibi görünmelerindedir."
"Tanrı bizi seviyormuş gibi görünmeye çalışmaktan korusun, kinden de kötüdür böylesi..."
LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY
22 yıllik iktidarın en büyük hizmeti, Diyanete olan güveni %6.47'ye, tarikatlara ve vakıflara olan güveni ise % 2 seviyesine indirilmesini sağlamış olmasıdır. Bu büyük ve tarihi bir hizmettir. İmam hatiplerde bol miktarda deist ve ateist yetişmesi de bu tür bir hezi-
metin hizmetidir. Ülkeyi onyıllarca yıl geriye g**ü- ren hizmet hareketi de sonucu faydaya dönüşen bir hizmet-i hezimet olmuştur! Hezimetlerin sağladığı faydayı kimse küçümsemesin.İroni yapmıyorum. Bu gerçeği tarih yazacak. Bu olgu din-iman problem- lerinde ruhbanların tekelini kırdı. Bu konular reel bir düzlemde tartışılmaya başlandı bile! Bu süreç gelişerek devam edecek ve bundan böyle halk her gördüğü sakallıyı dedesi zannetmeyecek. Bu kadar büyük hizmeti isteseler de yapamazladı. Bir kaç asırda katedilecek mesafenin 10-20 yılda katedilmiş olması büyük bir kazanım ve nimettir.
12/09/2024
ÖLÜMÜ ÖNEMSEYEN HESAP GÜNÜNE İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEYEN HERKES UZUNCA GÖRÜNEN BU YAZIYI OKUSUN
KURAN'A BEŞER/İNSAN SÖZÜDÜR DİYEN İNANÇSIZLARI VE HADİSLERE İNANMIYORSUNUZ PEKİ KURANIN MUHAMMED'İN SÖZÜ OLDUĞUNA NASIL İNANIYORSUNUZ DİYEREK HADİS KİTAPLARINI DİN EDİNEN MEZHEPÇİLERİ ALLAH İŞTE BÖYLE ÇARPIYOR.
İlahıyat profesörü Mustafa Öztürk, "Peygamber gelecek nesillere yazılı Kuran metni bırakmayı planlamamıştı" diyor.
Öztürk rivayet denizinde boğulmuş sünniliğin içinden çıkmış zavallı değil, BİLGİLİ OLDUĞU İÇİN bilinçli bir kurbandır! Tüm itirazları sünniliğin kaynakları üzerindendir ve bir sünni Kuran'dan ne kadar habersizse o da o kadar habersiz görünmektedir. Rivayet bataklığına nefsi de karışınca battıkça batmıştır! İnancına şirk karıştırmış sünniden farklı bir kulvarda, iyi ihtimalle deizm, kötü ihtilmale ateizm veya agnostizm denizinde ve tarihselcilik ayağında rekora koşmaktadır.
Sayın Öztürk bu inancıyla Kuranın imanından çok uzaklarda. Resul geleceğe Kuran bırakmayı planlamamıştı diyen adam örtük olarak Kuran'ın Resulün sözü olduğunu söylüyor.
Halbuki ALLAH kitabında Resulü şöyle konusturuyor: De ki: "İlk resul ben değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım" (Ahkaf 9)
De ki: “Ben de sizin gibi bir beşerim. Bana vahyolunuyor ki, sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Öyleyse doğrudan O'na yönelin ve yalnızca O'ndan bağışlanma dileyin. Müşriklerin vay haline!” (Fussilet 6)
Mustafa Öztürk gibi Kuranı Muhammed tasarladı ve planladı gibi kanaate sahip sözde bilgili(!) ilahıyatçıların, Müddesir Suresinde mealen, ölçtü biçti, kahrolası nasıl ölçtü bitti. Yine kahrolası nasıl ölçtü biçti, büyüklendi ve bu ancak bir sihirdir. Bu bir beser sözüdür dedi, ayetlerinin muhatabı ve hedefi olduğu açıktır. Bu sürede üzerinde 19 olan bir levhadan göstergeden bahsedilir. Meraklılar araştırsın.
Sonuç olarak dinde kaynak olarak Kuran'ın yeterli olduğunu söyleyenler olarak Kuran'ın tasarımcısının Allah olduğunu ve onu koruyacak olanın da Allah olduğunu, Kuran'ın insan/beşer sözü olmadığını biliriz ve buna inanırız.
Bugünün insanı Kuranın Allah kelamı olduğuna dair hakikate kolaylıkla ulaşabilirler. Kuran'da ve kavramlarında üst bir tasarım olduğu ilk bakışta anlaşılan muhteşem bir sayısal harmoni var. 19 üzerinden kilitleme ve koruma sistemi var.
Bir örnek vereyim.
Fatiha, 1. süre, 7 ayet, 29 kelime..
Bu sayıları yanyana getirin 1729
Bakara 2.Sure, 286 ayet, 6116 kelime
Ali İmran 3.Sure 200 ayet 3481
Nas....114. Sure 6 ayet 20 kelime
Şimdi bu sayıları yanyana dizelim
17292286611632003481...................114620
Sonuçta burada 798 basamaklı mevcut dünya ölçütlerinde kullanılmayan kullanmaya ihtiyaç olmayan bir sayı ortaya çıkacak. Bu sayı 19 sayısına kalansız olarak tam bölünecek.
Bitmedi!
Basamak sayısı olarak 798 sayısı da 19 un katı olacak ve tam bölünecek. 798:19=42
Ve Kuranı koruyacak...!
Mesela Fatiha suresini 2. Bakara'yı 1. sıraya alsanız, bu ikili koruma sisteminde ortaya çıkan devasa sayı bozulacak ve 19'un katı olmayacaktır. Kuran'dan bir kelime çıkarsanız veya ekleseniz bu devasa sayı size hooop diyor! Yapma, oynama, oynatmam, oynatamazsın diyor!
Kuran'ın üzerinde 798 basamaklı sayıyı eksiltecek veya fazlalaştıracak bir operasyon yaptığınızda sistem yine bozulacak ve sizi uyaracaktır.
Mesala Fatiha Suresini 7 ayet yerine 10 ayet diye yazın 1729 değil, 11029 sayısı ortaya çıkar ve basamak sayısı toplamda 799 olur, sayı 19 katı olmaktan çıkar ve sistem eror verir ve ekleme/çıkarma var der!
Gerçekte 798÷19=42 olması gereken sayı
799÷19=42.05 olacaktır.
Dolayısıyla Kuran calışmalarında mesafe katetmiş inananlar için Mustafa Öztürk gibiler ve her türlü Deist, Ateist Agnostik fikirler Faso fiso değerinde olup bu fikir sahipleri geleceğin iman sahipleri adaylarıdır. İnananlar Kuranın Allah tasarımı olduğunu, Allah'ı görüyormuş gibi biliyorlar.
Zira Kuran'da Allah'ı görüyorlar!
Merak edenler için aşağıya bir link bırakıyorum.
Çok yeni keşfedilmiş 19 mucizesi-11 Kur’an’ın bilimsel mucizeleri; ders 79 798 basamaklı sayının Kur'an'ın sure dizilişini, sure sayısını, suredeki ayet sayısını, suredeki kelime sayısını koruması. Asla yapılamaz bir tasarım.Çok yen...
KESME IŞIĞIMI GÜZEL
Vazgeçmez zannetme, güvenme güzelliğine
Sanma vaktim var ve sonsuzum, yanılma aklına, giderim.
Giderim de gelmem dişi sahillerine vermem değer,
Sevda kasırgalarının hırçın deniziyim, bilirsen eğer.
Gönül ülkesinin en deli fırtınasını ben çıkardım, uçtum uçurdum.
Hatırla ne yarlardan geçtim, sıklet çekmedi terazimde diye,
Sadakati meçhullerden olmaz kimseye hediye
Bilmek akıl, görmek yürek harcı işte tam buradan sür tarlamı,
Koymam sevdiğimi yolda, bende aşk düşünün en sağlamı,
Gözlerin konuşsun ben ah edeyim, sende gönlümün anlamı.
Kesme ışığımı güzel, karartma patikamı sahici aşk dolayım,
Yürüyeyim dönülmez yolda, varsın sende kaybolayım.
Mahvoldu desinler bilmeyenler, aldırma mahvolayım,
Dönersem sevdamdan, kahverengi gözlerinde kahrolayım.
Kaybolayım mahvolayım kahrolayım zararı yok,
Öyle bir yürek var ki bende, çoktan da çok.
Ali Galip BALTAOĞLU
Temmuz 2024 /İnegöl
31/08/2024
Dünda iken tapuları paylaşamayanlar burada beyler.. Bence dünya tapularını kafanıza pek takmayın...
Bak burası çok önemli :)
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Category
Contact the school
Website
Address
Antalya