16/09/2016
Geçmiş Konularla İlgili Sorular
Mest nedir? İslâm şeriatında mestler üzerine meshetmeye izin verilmesindeki* hikmet ve bununla ilgili delil nedir?
Hangi durumda ayakları yıkama yerine mestler üzerine meshedilebilir?
Bu hususta kadın ve erkek eşit midir? Mestin deriden olması şart mıdır? Mestfer üzerine meshetmenin caiz olmasının şartları nelerdir?
Mestler üzerine ne kadar müddetle meshedilebilir? Meshin müddeti ne zamany başlar?
Ayağına mest giyen kimsenin durumunda bir değişiklik meydana geldiğinde,; yani mukîm iken seferi, seferî iken mukîm olduğunda ne yapılmalıdır?
Mestlerin ne kadarına meshetmek farz, ne kadarına sünnettir?
Meshi bozan şeyler nelerdir? Abdestliyken mest (ayaktan) çıkarsa ne yapılması gerekir?
Üzerine meshetmek caiz olmayan şeyler nelerdir?
Sarık, fes veya takke üzerine meshetmek caiz midir?
Sargı nedir? Sargı üzerine meshetmenin caiz olduğuna delil nedir?
Sargı üzerine meshetmek, mest üzerine mesh gibi belli bir müddetle sınırdır? Sargının temizken (cünüp ve lohusa değilken veya abdestliyken) bağlanması şartmıdır? Ayaklardan biri yıkanırken diğerinin sargısına meshedilir mi?
(Yara) iyileşmeden (üstündeki) sargının düşmesi halinde verilecek hükür| nedir? Üzerine meshedilen önceki sargı bir diğeriyle değiştirildiğinde, ikincisinin üzerine* yeniden meshetmeli midir?
Mestler üzerine veya sargı üzerine mesh için niyet etmek gerekli midir?
[1][1] Teyemmüm, Arapçada (yönelmek) ve niyet etmek demektir. Fıkıh uleması nezdinde ise yüz ve elleri temiz toprakla meshetmektir ki bu, İslâm dinine has bir davranış olup daha Önceki dinlerde böyle birşey emredilmemîştir. Teyemmümün meşruluğuna Allah Teâlâ'nın, "... su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin" (Nisa, 43) mealindeki âyet-i eelilesi delildir. Bu da İslâm'ın kolaylık dini olduğunun açık bir delilidir. Daha önceki dinlerde, ancak halis niyetle kendini ibâdete verenlerin tahammül edeceği, yerine getirilmesi zor olan bir hayli emir ve teklifler vardı. İslâmiyet, insanın halkla ve dünyayla ilişkisini koparmadığı gibi onu başı boş, dizginsiz ve Rabbiyle bağlantısız olarak da bırakmaz. Allah Teâlâ Kitab-ı Kerîm'inde: "Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar" (Bakara, 286) ve yine: "Ey Rabbimiz, bizden öncekihre yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme; ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme" (Bakara, 286) buyurmaktadır.
[2][2] Abdeste niyet ile teyemmüme niyet arasındaki fark şudur: Abdestîn doğru olabilmesi için niyet şarttır. Abdest (gusül de öyle) su ile alındığı, su tabiatı icabı temizleyici olduğu için abdest alan yahut gusleden kimse, suyu kullandığı zaman abdest ve gusülle hedeflediği temizliğe kavuşmuş olur. Teyemmüm ise toprakla yapılır. Toprak, tabiatı icabı kirlidir. Hak Teâlâ, zaruret için onu temiz addetmiştir. Bizler yüzümüzü toprakla meshettiğimizde, bunu temizlik için mi, yoksa kirletmek için mi yaptığımız anlaşılmaz; meğer ki niyet etmiş olalım. Yüz ve ellerin toprakla meshedilmesinin temizlikten sayılabilmesi için mutlaka niyet edilmelidir.
[3][3] Lügat itibariyle mil; gözün görebildiği en son noktadır. Şer'an ise mil, üçte bir fersah olup bu da dört bin zirâ'dır.
[4][4] Meselâ eğer çevrede, kuyudaki sudan başka su yoksa, bu suyu çıkarmak için kova ve ip gibi bir âlet bulunmuyor ve kuyuya inip çıkmak da mümkün olmuyorsa, bu durumda kuyu evin içinde de olsa, su yok kabul edilir.
[5][5] Meselâ cenaze veya bayram namazında iken abdesti bozulan birinin tekrar abdest aKmaya zaman ayır)ması halinde namazı kaçırma endişesinden ötürü teyemmüm ederek kıldığı namaza devam edebilir.
[6][6] Bunun sebebi şudur: Cenaze namazı kaçırıldığı zaman onun yerine geçecek bir başka namaz yoktur. Cuma namazı kaçırıldığında yerine öğle namazı kılmabilir. Aynı şekilde bir vaktin farzı, ancak bir abdeste yetecek zaman kalıncaya kadar tehir edilmiş olsa, namazı kaçırmamak için teyemmüm edilemez. Çünkü bu durumda namaz kaçırılsa bile kaza edilebilir. Ama namazların bu derece tehiri günahtır.
[7][7] Kasdedilen şudur: Eğer azaların çoğu yaralı ise yahut yarısı yaralı, yarısı sağlıklı ise teyemmüm edilir.
Alimler abdest yönünden azaların çokluğunu iki şekilde değerlendiriyorlar: Bazıları: "Çokluk, azaların sayısına göredir, abdest alınırken bu uzuvları yıkamalıdır. Dört abdest azasından ikisi yaralıysa azaların yarısı yaralı, bunlardan üçü yaralı olduğu takdirde ise uzuvların çoğu yaralı kabul edilir; şayet bir tek aza yaralıysa uzuvların azı yaralı kabul edilir" diyorlar. Bir kısmı da diyor ki: "Çokluk, her azaya göre ayrı ayrı değerlendirilir. Meselâ bir elde yara varsa bakılır: Eğer abdest alırken yıkanması farz olan mahallin çoğu yaralıysa bu uzvun çoğu yaralı kabul edilir."
Ama gusülde uzuv sayısı değil, vücudun tamamı göz önünde bulundurulur.
[8][8] Mest, ayakkabı gibi ayağa giyilen şeydir. Bu da (abdestle) mükellef olanlara gösterilen bir kolaylıktır. Mükellef, mestleri ya rahatlık için yahut soğuk ülkelerde yaşayanlar gibi bir mazeretten dolayı giyebilir.
Bir grup âlim mestin, hicretin dokuzuncu yılında meşru kılındığını söylemişlerdir. Bu konuda birçok haber ve rivayet mevcut olup bunlardan birisi İbn Huzeyme ve İbn Hibbânın rivayetleridir. Bunlar, Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam)'in, yolcuların üç gün üç gece, mukîm olanların da bir gün bir gece abdest alıp) temizlendikten sonra giydikleri mestin üzerine meshetmelerine izin verdiğini söylemişlerdir.
Öte yandan Hasan Basrî ise, "Bana, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve-sellemy in mestler üzerine meshettiğini sahabeden yetmiş kişi söylemiştir" diye rivayette bulunmuştur.
İki Ömer'in (Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in diğer sahabeye) üstünlüğünü kabul etmek, Hasan ve Hüseyin'i sevmek ve bir de mestler üzerine meshetmeyi uygun görmek bir zamanlar Ehl-i Sünnet'in ayırıcı bir özelliği (şiarı) idi. Hatta bir grup âlim; (mestler üzerine meshİ) inkâr edenin küfre düşmesinden korkulur, demişlerdir.
[9][9] Rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam), abdest alan birinin, mestini yıkadığını görünce, ona eliyle dokundu ve: "Biz meshetmekle şöyle emrolunduk" dedi ve adama mestlerin uç kısmından arası açık (el) parmaklarıyla bir kerede mestlerin koncuna kadar meshedileceğmi gösterdi. Binaenaleyh mest üzerine konçlar tarafından başlayarak yahut uzununa değil de enine doğru meshedilebilir, fakat sünnete aykırı olur.
[10][10] Son üç husus, mestin çıkması, ayağın çoğu kısmının ıslanması ve meshetme müddetinin sona ermesidir. Burada kasdediîen şudur: Abdest almış ve mestler üzerine meshetmiş biri, bu üç husustan biriyle karşılaştığında sadece ayakları yıkar; ellerini ve yüzünü yıkaması ve başına meshetmesi gerekmez.
[11][11] Abdestte, başa mesh yerine sarık üzerine meshetmek uygun olmaz. Ancak sarığın, yeterli miktardaki suyun başa sirayetini önlemesi halinde bu böyledir.
Peygamber (Aleyhissalâtü vesselâmjin, sarığı üzerine meshettiği bazı hadislerde naklolunmuş ise de bu hâdise, sarığın, Rasûlullah (Sattcdlaku aleyhi vesellem)'\n mübarek başına ıslaklığı geçirmesiyle irtibatlandırılmaktadır.
[12][12] Sargı ve benzerleriyle kâsdedilen şey, kırık uzuvlar üzerine, kırık tahtasıyla, sargı kâğıdı, pamuklu k*maş ve şâir maddelerden yapılan sargılardır.
Uhud harbinde müşrikler tarafından yaralanan Rasûlullah (Sattallahu aleyhi ve sellem), yarasının üzerine meshederdi. Aynı şekilde, Hayber günü Ali b. Ebu Tâlib (Radıyallahu anh)'in bileği kırıldığında, Rasûlullah (Aleyhisselâm) ona, sargısının üzerine meshetmesini emretmiştir.
[13][13] Çoğu kez sargı, yarayı muhafaza için, yaranın çevresine taşabilir. Yaranın; dışına taşan bu kısmı çözmek yaraya ya zarar verir ya da vermez. Şayet zarar vermezse, bu takdirde bizzat yaranın üstündeki sargının çözülmesi; halinde iki durumla karşı karşıya kalınabilir: Yaranın üstündeki sargi: çözüldüğünde yaraya ya zarar verir ya da vermez. (Netice olarak) üç hal ile.; karşı karşıya kalınmış olur: Eğer yaranın çevresine taşan kısmın çözülmesi! yaraya zarar verirse, altını yıkamak için bu kısmı çözmek gerekmez. Taşan1 kısmı çözmek yaraya zarar vermezse, sadece kaldırıldığı zaman yaraya; zarar vermeyen sargı altlarını yıkayıp tekrar bağlamalı ve yara üstündeki; sargının üzerine ise meshetmelidir. Üçüncü durumda ise sargı çözülür, alti: yıkanır ve yara tekrar sarılır. '
[14][14] Sargı, yara iyileşmeden evvel kendiliğinden düşerse mesh bozulmaz. Çünkü, özürlülük hali devam etmektedir, [ancak mest böyle değildir. Mest ayaktan; çıkınca mesh bozulur]. Sargı, yara iyileşmeden ister namaz esnasında düşsün ister namaz dışında düşsün farketmez.
Yara iyileştiği halde sargı düşmezse, üzerine yapılan mesh bozulmuş olur mu?
(Bazılarınca bu soru) "evet" diye cevaplandırıldı. en-Nehr müellifi ise iyileşen yaranın üzerinden sargının düşmesi yaraya zarar veriyorsa meshi: bozulacağı, aksi halde bozulmayacağı görüşündedir.
[15][15] Sargı ve başa mesh için niyetin şart olmadığı hususunda (âlimler) müttefiktir. Mestler üzerine meshe gelince, bazı âlimler niyetin şart olduğunu söylemişlerse de tercihe şâyân olan görüş niyetin şart olmadığıdır.