07/08/2026
Yeniçağ ve Yakınçağ Bağlamında
TARİHİN TEORİSİ
Ne Olacak Bu Amerikan Binyılcılarının Hali?
Ve Fransa (Binyılcıları) Nereye Koşuyor?
Ahmet YOZGAT
1790 ve 1869 yılları arasında yaşamış olan Fransız yazar ve siyasetçisi Alphonse de Lamartine diyor ki… “Hayatı boyunca siyaset adamından çok asker gibi davranan Napoleon, Rusya seferi öncesinde doğanın kendisine müttefik olarak sunduğu iki milleti küçümsedi. Bu milletler Lehler ve Türklerdi. Ne Lehistan’a bağımsızlık ne de Osmanlı İmparatorluğu’na güven sağladı. Hiçbir sağlam temele dayanmadan Moskova üzerine yürüdü. Böylece, Bükreş Anlaşması ile serbest kalan Kutuzov’un Ukrayna ovalarında kışın perişan ettiği Fransız ordusunun işini bitirmesine göz yummuş oldu. Oysa Sultan Mahmud’la yapılacak bir ittifak ve yardımcı bir ordu, Rusya seferinden önce Dalmaçya’dan hareket ederek Tuna boylarında üç yüz bin Rus’u meşgul eder ve Berezina’daki feci hezimeti önlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka doğal müttefiki bulunmadığı bir sırada, Fransa’dan gelen bu devleti paylaşma önerileri, Rusya’nın bir ırmağı üzerinde cezasını buluyordu. Politikada insan hatasını çok geç fark eder, ama bunu ne zaman ve nerede yaptığını bir türlü anlayamaz. Kader sözcüğü kişinin ileri görüşten yoksunluğuna bahaneden başka bir şey değildir. Çünkü insan yazgısı bir ölçüde kendi elindedir. 1812’de Napoleon’un kaderi, Lehistan’ı Avusturya’nın emellerine ve Osmanlı İmparatorluğu’nu Rus Çarının, saldırılarına satmakla belirlenmişti.”
**
Siyaseti ve tarihi doğru okuyan Fransızlardan; Kanuni’ye mektup yazan Kral Fransuva’nın annesi ve yazar Pierre Loti gibi bir diğer Fransız aydın olarak Lamartine, öngörüsünü hakikat bağlamında yapmış görünüyor. Biz de bu parselde devam ettirelim okumamızı. Ve diyelim ki 1453 ve 1500 yılları arasında temelleri atılan siyasi zemin, günümüze kadar süregelen yekpare bir tarihsel bağlam oluşturmuş görünüyor. Bu çerçevede Osmanlı İmparatorluğu, özellikle Sultan Süleyman (Kanuni) döneminden itibaren Avrupa dendiğinde ilk olarak Fransa’yı gelmeye başlamıştı. Osmanlı terminolojisinde Avrupa, “Frenkler” ya da “Frengistan” olarak adlandırılıyordu ve diğer Avrupa ülkeleri neredeyse yok sayılıyordu.
Bu süreçte Papalık, (Osmanlı’nın desteğiyle ve tehlikeli bir şekilde) Fransa’nın yükselişine bir alternatif yaratmak amacıyla yeni bir Avrupa tasavvur etmeye girişti. Bu bağlamda ilk deneme İspanya ile yapıldı. İspanya, özellikle 1500’lü yıllarda Papalık eliyle desteklenerek, Avrupa’nın önde gelen gücü halini aldı. Ancak bu yükseliş, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Akdeniz hâkimiyeti karşısında sona erdi. İspanya, beceriksizliğin faturasını kendine kesti ve Akdeniz’den çekilerek, okyanuslara yöneldi. Böylece Coğrafi Keşifler başlamış oldu. Bu itibarla Amerika’nın keşfiyle birlikte, Yeni Dünya’da büyüme kaydeden İspanya, Avrupa’ya, şanlı bir geri dönüş sağlayamadı. Çünkü (kripto Sefaradların formatladığını zannettiğimiz) Merkantilist sistem, bu Hispanik büyümenin, Avrupa’ya yansıtmasına olanak tanımadı/tanımıyordu.
Bunun üzerine Papalık, İspanya’nın ardından; Avusturya ve Cermen dünyasına odaklandı. Amaç, Avrupa’nın yeni lider gücü olarak Cermenleri yükseltmekti. Ancak Osmanlı’nın doğudan gelen baskısı karşısında Cermenler de uzun vadede dayanamayınca Papalık, Slavlara yöneldi. Slavların sosyal ve siyasi yapısının Avrupa standartlarına erişmesinin uzun yıllar alacağını gören Papalık Aklı, nihayetinde İspanya gibi Cermenleri de gözden çıkararak, Anglosakson dünyasına yöneldi. Böylece İngiltere’nin yükselişi için temeller atılmış oluyordu.
Bu süreçte, tarih sahnesine kuzeyli İbraniler (Aşkenazlar) ve onların inisiye ettiği Hazarya Türkleri duhul etti ya da ettirildi. Çünkü Aşkenazlar, köklerinde Yusuf Peygamber’in Mısır’dan getirdiği bilgiyi taşıyan bir halk olarak dikkat çekiyordu. Bu bilgi, bundan sonranın 10 Medeniyetinin temellerini atabilecek nitelikteydi. Güneyli İbraniler (Sefaradlar) ise bu bilginin daha az bir kısmını ellerinde bulunduruyordu. Söz konusu kadim bilgi sıralamasında öncelik Aşkenazlardaydı. Bu itibarla kuzeyli İbrani Türkler, İngiltere ile 300 yıllık bir anlaşmaya imza atarak İngiliz-Yahudi (yani İngojudik) bir koalisyonun temelini attılar. Bu koalisyon, Batılı Kapitalist Medeniyetin ve Güneş İmparatorluğu’nun yükselişine zemin hazırladı.
Dünya siyaseti, bu dönemde iki ana güç ekseninde şekilleniyordu. Bir yanda Papalığa bağlı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu ve kendilerine ruhsat verilen Avrupa Hanedanları (yani Batılı Yüzyılcı Hanedanlar)… Diğer yanda ise Osmanlı İmparatorluğu liderliğindeki Doğulu güçler yer alıyordu. Ancak bu iki güç ekseninin ötesinde, dünya genelinde Ezoterik bir organizasyon daha vardı: Sızıntıcı Binyılcılar.
Binyılcılar kim miydi? Onlar, kendilerini gizli tutarak hem Doğulu hem de Batılı güçlerin beyinlerine sızmış; tarihi, kendi planları doğrultusunda şekillendiren bir gruptu. Temel amaçları, dünya çapında bir imparatorluk kurmak ve 13. Bilgiye ulaşmaktı. Bu Bilgi, dünya tarihinin son ve nihai imparatorluğunu kurabilecek tek anahtardı. Bu anahtarın, sadece kendilerine yar olmasını planlayan Binyılcılar hem Doğulu hem Batılı güçleri birbirine düşürerek, tarihsel süreci hızlandırmayı hedefliyordu. Bu amaç doğrultusunda, millî unsurların ortadan kaldırılması ve büyük imparatorlukların parçalanması için her iki eksende de manipülasyon yapıyorlardı.
Bu gizli manipülasyon sebebiyle… 1525-2025 Aralığındaki tarihin şekillenmesi sürecinde Papalık, Osmanlı, İngiltere, Aşkenazlar ve diğer güçler arasındaki dinamikler sürekli değişti. Dendiği gibi Yeni Çağ’ın başında Avrupa'daki büyük Hanedanlar, Osmanlı’nın yükselişi ve Coğrafi Keşifler, bu aralıktaki tarihi belirleyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. 1700’lerden itibaren İngiltere’nin yükselişi, kapitalist ekonominin temellerini atarken; Fransız Devrimi ve Napolyon’un seferleri de Avrupa’nın iç dengelerini değiştirdi. 19. Yüzyılda Sanayi Devrimi ve ardından Sömürgecilik yarışında, batı Avrupa monarşilerine İngilizler öncülük etti. Zira İngilizler, İspanyolların Merkantilizmine karşı kendi Kapitalist ekonomi anlayışını ikame ettiler. Daha doğrusu Aşkenazi aklıyla birlikte tasarladılar bu yeni sistemi ve üste oturdular.
Kapitalist sistemin 1700’lü yıllar zarfında, küçük bir adadan çıkan İngiliz Windsor monarşisini, bir dünya imparatorluğuna dönüştürmesi karşısında ilk harekete geçen Fransa oldu. Daha doğrusu Fransa’ya sızıp Capet Hanedanının, Avrupa ile yetinen bu devletini, İngiliz emperyalizminin karşısına yeni bir emperyalist olarak diken güç Binyılcı Akıldı. Daha doğrusu yer altındaki Molay Tapınakçıları diyelim biz bunlara… Molay gücünün hazırlayıp hayata geçirdiği 1789 Fransız İhtilâli hem ilk Tapınakçıları yok eden Capet Hanedanını devirdi hem de yeni bir Emperyal Fransa oluşturdu.
Yeni Fransa’nın, İhtilalle şekillenen siyaseti; devletleri ve kavimleri temelden sarsacak fikirleri de beraberinde getirdi. Böylece Fransız Binyılcılarının misyonerlik dönemi başlamış oluyordu. Hedefte öncelikle Osmanlı vardı. Akabinde ise Romanoflu ve Habsburglu imparatorluklar sıradaydı. Fransız Binyılcılığının, yeni fikirleri; dünyadaki klasik imparatorlukları bitirip ulus devletler dönemine geçerken, her etnisiteye bir devlet organizasyonu vaat ediyordu.
İşte, bu vaat ve öneri, imparatorluk tebaalarını yerinden oynatmaya yetti. Başta Osmanlı tebaasını... Zaten Osmanlı ve Fransa’nın, Kanuni-Fransuva ittifakıyla kurulan dostluğu çöktü. Ve Paris, Osmanlı’nın celladı olmaya hazırlanıp sahaya çıktı. Bu çalkantı içerisinde gelindi 20. Yüzyıla... 20. Yüzyıl sonunda ulaşılacak zaman dilimi, ‘sur’un son deliği idi yani 3. Binyıl... Yukarıda dedik ya Binyılcıların büyük hedefi, 3. Binyılda dünyanın tamamına hâkim olmak üzerine planlanmıştı. Bu nedenle 20. Yüzyıl; 1.Dünya ve 2. Dünya Savaşları, Soğuk Savaş ve Küreselleşme süreçleri ile dünya tarihini, 3. Binyılı hazırlamak anlamında şekillendi. Lakin burada tuhaf olansa bu şekillenmeyi, Fransa kökenli Avrupa Binyılcıları değil; onların Tapınakçı kardeşleri olan İskoç kökenli Amerikan Binyılcıları yapacaktı. (Buraya şu notu da düşelim: işte bu sebeple söz konusu, iki Binyılcı güruh; birbirine küs, rakip hatta düşman olarak geldiler 2024 yılı Paris Olimpiyatları’na kadar. Olimpiyatlar, kısa bir barış dönemi oluşturdu. Lakin 5 Kasım Amerikan seçimlerinde, Demokrat Binyılcıların yenilmesi, sulh dönemini bitirmiş görünüyor. O nedenle 2025 yılı Fransa için hiç de uğur getiremeyecek olsa gerek…)
Dönelim… 20. Yüzyıldaki rollerin dağılımı, Newyork aklı bağlamında şöyle oldu… Papalık Devletine verilen rol; iki binyıldan beri zaten, Avrupa'nın dini ve siyasi düzeni üzerineydi. 3. Binyıla doğru Papalığın, aşkla kurduğu dinsel ve siyasal düzenin; 3. Binyıla hazır hale getirilmesi noktasında, kontrol dışı bir Hıristiyanlık dini daha ortaya atıldı ve Papa’dan, bu yeni dininin yani Evanjelizm’in başarılı olması hususunda gerekeni yapması istendi.
Aşkenazların rolü ise: 300 yıldan beri Ezoterik Bilgi ile İngiltere üzerinden, kapitalist düzenin kurucusu olmak şeklinde tarif edilebilir. Bu bağlamda, süreç içerisinde bir Anglosakson Medeniyeti kurmak vardı. O Medeniyet kuruldu. Söz konusu Medeniyetin görevi de Amerika parselinde bir Masonik yani Binyılcılar Dünya Jandarması oluşturmaktı. O da oluştu. Ezoterik Bilginin son bölümü manasında, Sefaradlara da düşen bir rol vardı. Onlar da kendi uhdelerindeki son iki bilginin, temelini oluşturacağı 3. Binyıl Medeniyetinin alt hazırlığını yapacaklardı. Bu sebeple 2. Dünya Savaşının son yılında, Almanların elinden alınıp Amerika’ya kaçırıldılar. Ve 13. Bilginin ilk ikisini yani 11. ve 12. Bilgiyi ortaya çıkarmaya yönlendirildiler.
Osmanlıya gelince... O, eski gücünden hızla izale edilmeye yürütüldü. Bu yürüyüş, Osmanlı için kısa sürdü. 600 yıllık imparatorluk, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde dağıldı. Böylece Doğu'nun direnişini temsil eden başat bir güç olarak Osmanlı, yok edildi. İmparatorluğun temel unsuru olan Türkler ise Anadolu’ya sıkıştırılarak, edilgen bir içe dönük bir devlete dönüştürüldü. Tüm tarihi rol ve hedeflerinden soyundurulan Türkler, dünyanın merkezinde ancak hiçbir ideali olmayan ‘muz kavmi’ne evrilsin isteniyordu. 20. Yüzyıl, bu evrilmenin İnisiyasyonu olarak Türklerin hayatına sokuldu.
Binyılcılarınki rol değildi. Zira rolü, başlangıçtan beri onlar dağıtıyordu. Bu sebeple Binyılcılar, tüm bu güçlerin ötesinde daha doğrusu içinde ve en derininde, manipülatif bir organizasyon olarak tarihsel süreci yönlendirmek pratiğindeydiler. Bu bağlamda, Binyılcıların tarihsel atraksiyonlarını şöyle özetleyebiliriz: Mevzu bahis Binyılcılar, tarih boyunca büyük devrimleri, savaşları ve ittifakları perde arkasından yönlendirmiş görünüyorlar. Mesela: Yeniçağ ve Yakınçağ aralığındaki belirleyici unsur olarak, Fransız Devrimi’nin kıvılcımlarını ateşleyerek, Avrupa Hanedanlarını zayıflatmak bir Tapınak Binyılcılığı eylemiydi. Osmanlı’nın çöküş sürecinde, Milliyetçilik hareketlerini desteklemek, ilk yaptıkları siyasal ameliyatlar olarak son derece başarılı bir atak olarak tarihe geçti. Bir Katastrof asrı olan 20. Yüzyılda, dünya savaşlarını ve soğuk savaşı provoke ederek, yeni güç dengeleri oluşturmak da bu güruhun başarılı eylemlerinden oldu. Günümüzde ise teknolojik ve dijital devrimleri kontrol altına alarak, küresel bir otorite oluşturma amacı da aynı tezgâhta üretildi diyebiliriz. Hülasa… Bu yapı, sürekli olarak bilgi akışını kontrol etmiş ve Medeniyetlerin temel paradigmalarını kendi amaçlarına göre yönlendirmiş Görünüyor.
Halen içerisinde bulunduğumuz son Katastrofik süreçte, 13. Bilgiye ulaşma hedefi doğrultusunda, dünya düzeninin merkezinde yer alan çatışmalar ve dönüşümler de onların planının birer parçasıdır denilebilir.
Ancak son söz olarak şunu da söylememiz gerekiyor… Neredeyse tarihinin başından beri, her Binyılı planlaya gelen Milenyumistler (yani Binyılcılar) büyük planlarını, 3. Binyıla göre ayarlamış olsalar gerek. Daha doğrusu her binyılı, 3. Binyıl şartlarına çıkartmak ve o manada, nihai planı hayata geçirmek niyetinde olageldiler. Velakin geride bıraktığımız Binyıllarda insanlığı; günümüzdeki bilgi, bilim ve teknoloji seviyesine ulaştıramadılar.
Peki önümüzdeki 3. Binyılda; nihayet dünyayı, Kıyametin kapısına kader taşıdılar diyebilir miyiz? Hayır. Çok yaklaştılar fakat hayır. Geçmiş Binyılların formatının kat be kat üstünde bir parseldeler lakin hâlâ ‘kader noktası’nda değiller. Çünkü 13. Bilgiyi ele geçiremediler. Geçirme ihtimallerinin de sıfır mesabesinde olduğunu söyleyebiliriz. Zaten, bunu bildikleri için ellerindeki bilginin sınırında da olsa ‘son amac’a zorluyorlar dünyayı; ya tutarsa diye... Ama dünya o amaca evrilmiyor, evrilemiyor, eviremiyorlar.
O halde soralım: Ne olacak bu Binyılcıların hali? Cevap: kusura bakmasınlar, buraya kadardı; bundan sonrası, taştan duvar. Burada ancak patinaj yapıp kazına kazına, hem kendilerine hem de insanlığa zarar vermekten başka bir işe yaramayacakları belli oldu.
O hâlde vaz mı geçsinler? Evet! Lakin patronları, buna müsaade etmiyor derken; Kör Satandan söz ediyoruz. O halde yapacakları tek şey var, patron değiştirmek… Bu değişim, o kadar kolay ki… tek cümleyle oluyor bitiyor. O tek cümle de hepimizin bildiği Kelimeyi Tevhit ya da Şahadet… Yani “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed, Onun kulu ve elçisidir.”
Son sorumuz da bu yazının gereği olarak şu olmalı: ne olacak bu Fransa’nın hali? Cevap… Fransa için Kanuni-Fransuva İttifakı’na dönmekten önce bir yol daha var: Capet Hanedanını, 1789’da iktidarı bıraktığı yerden tekrar işe başlatmak. Ki o da olacak!
Bu makaleyi yazdığımız gün whatsapp hesabımıza, şöyle bir haber ve sevgili kardeşimiz Mustafa Mert’in şu mesajı düştü: “Şam alındı. Ve Fransa'nın hakimiyeti sona erdi. Dün, Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un ziyaret ederek, adeta onu esir aldı.” Sevgili Mustafa'nın bu mesajına, yerinde bir tespit demeliyiz. Yukarıda süzün ettiğimiz Paris Olimpiyatlarında Binyılcılaşan yani Trump öncesi Amerika'nın güdümüne girmeye hazırlanan Fransa’nın o kararı, yeni Amerikan yönetimi tarafından yerinde reddedildi. Zaten Fransa da bu reddiyeyle karışmış durumda. O cihetten gelen haberlere göre, Başbakan istifa etti. Muhalefet, Macron'un da düşmesini istiyor.
Ve biz fakir, her zaman olduğu gibi siz büyüklere, bir Pinokyo masalı daha anlattık. Lakin işin hakikatini Aliym olan Yüce Allah biliyor Azze ve Celle…
***