Akra Akademi

Akra Akademi Kişisel Gelişim Dönüşüm Bilgelik Okulu

Kendine yolculuğu süren, en derin, en renkli, en mucizevi olanın kendine yolculuk olduğunu bilen ve bu yolculuğa çıkmak isteyen herkese yol arkadaşlığı yapmak üzere adanmışlıkla hazır bekleyen yolcular olarak açtık Akra Akademi’yi…
Bu yolculuk; başka başka canların, kendine yolculuğuna yaptığımız tanıklıktır…”
Bir mucizeyi yazmak istiyoruz ama mucizeler kelimelerin içine sığabilir mi bilmiyoruz… V

e biz bunun, bizim için de derin bir deneyim olacağını, her gün kendimize bir kez daha itiraf ediyoruz. Müruruzaman ’a teslim tüm bildiklerimiz… Nafile olanı anlatmak adına tüm söylediklerimiz… Oysa seni bilmiyoruz biz; ama senin kendini ne denli iyi bildiğini bilerek oturuyoruz yanında, gücüne inanarak, tamlığına, sahip olduğun tüm değerlere koşulsuz güvenerek ve elinle koymuş gibi bulduğunu izliyoruz kendi derinliğini… Öyle bir alan açılıyor ki o an – orada - senin için; tüm evren, tüm bilgisini paylaşıyor sanki sen duymaya hazır, görmeye hazır, bilmeye hazır olduğunda… Mucizelere ne kadar teğet yaşıyoruz aslında… Yaşamda yanımız sıra duran, hep orada olan, başka bir eşzamanlı boyuta, küçücük, istekli bir adım attığımızda, bizi orada bekleyen kendi mucizemiz ile kucaklaşıyoruz…
Bir Dünya’nın içinde, milyarlarca başka Dünya da yaşıyoruz… Biliyoruz, ama görmezden gelebiliyoruz… İlk keşfetmeyi istediğimiz kendi sınırsızlığımız olduğunda, gözlerimizin önüne açılacak sahnedeki filmin biletlerini, kendi ceplerimizde bulmaya istekli olduğumuzda, suyun akışını yönetme gücü, o filmin en büyük hediyesi oluyor… O zaman uyanıyoruz; hep bir eksikliği tamamlamaya çalışmaktı tüm gayretimiz ve belki de tamamlanacak bir eksiklik yok. Bilinecek, fark edilecek, görülecek ve duyulacak bir sınırsız Ben var yalnızca…
Ve tüm sır, o delikten geçip gidebilmekle mümkün, kendi derinlerine, kendi kaynağına, kendi bilinen, tanıdık topraklarına… Nefsinden soyunduğunda insan “arınmak” kapıda bekleyen… Unuttukça, soyundukça, bıraktıkça yaklaşan… Sebeplerden dışarı ne sırlar var ve yaşam herkesin kendi renginde… —Görmek yaşamın vekâleti, bilmek yaşamın kefareti kendi sınırsızlığını…
İnsan cevaplarını bilmediği soruları soramıyormuş kendine… Cevaplarını, soruların saklıyormuş… Cevapların zaten hep yanı başında duruyormuş…
Uçabilmeyi özgürlük sanan insanoğlu, bilse ki özgürlük varoluşu perdesi kalkmış gözlerle görebilmekte…
Var olan henüz var olmamış olanın tavında dövülür sürekli… Ve görmek ile işitmek tamamlamaktır dünyayı… Olmaktan sonra başlıyor hayatın tüm sözleri…
Derin deneyimlerin, eşsiz bilgilerin, “Ben” alanınızın gıdası olacak farkındalıkların birleştirildiği eğitimler, kurslar ve benzersiz çalışmalarla değişmek, dönüşmek, zenginleşmek için bekliyoruz sizleri…
Neruda’nın eşsiz dizelerinde söylendiği gibi; kendi Öz Kimliğinize, Sınırsız Potansiyelinize, Mucizevi Yaratıcılığınıza en çok da kendi kulaklarınıza fısıldayın;
“Bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer benimle yeniden tanış…” Neruda
Biz hiçbir şafakta aynı biz değiliz…
En derin içtenliğimizle her birinizi “Kendinizle” yeniden tanışmaya bekleriz…

02/11/2017

10/02/2017

Bir şey istediğimizde genelde istediğimiz şeyi engelleyebilecek şeylere odaklanırız.. Ve böylece eski ile savaşır dururuz.. Bu öyle derinlere işlemiş bir alışkanlık ki sevgide, özgürlükte neredeyse herşeyde istediğimiz şeylere odaklanmaktansa istemediğimiz şeylere odaklanır ve bunun adına mücadele deriz.
Barış olmak yerine savaş karşıtı oluruz. Özgür olmak yerine özgürlük talep eden oluruz.. Sevgi olmak yerine sevgi ararız. Ötekiyle mücadeleye tutuşur bizi engelleyenlerle savaşırız kendimizce''..
"Değişimin sırrı; eski ile savaşmak değil, tüm enerjini yeniyi inşa etmeye odaklamaktır."

Sokrates

19/09/2016

Eğer bir bardak suya, bir avuç dolusu tuz atarsanız, o su içilmez olur. Ama bir avuç tuzu bir nehre atarsanız, insanlar hala o sudan içip, yemek pişirebilirler. Nehir kocamandır, kabullenme ve dönüştürme yetisi vardır. Kalbimiz küçükse, anlayışımız ve merhametimiz limitlidir, ve acı çekeriz. Diğer insanları ve hatalarını kabullenemeyiz ve değişmelerini bekleriz. Ancak kalbimiz büyüdüğünde, böyle şeyler bize acı çektirmez. Çok fazla anlayış gösterebiliriz ve diğer insanları kabulleniriz. Onları oldukları gibi kabullendiğimizde, değişim şansları da olur.

Bu durumda, asıl soru kendi kalbimizi nasıl büyütebileceğimiz. Bunun yolu da kendimizi anlamak, kendi acılarımızı fark edip kendimize şefkat göstermeye başlamaktan geçiyor. Kendimizi mutlu etmeyi öğrendiğimizde, sevme yeteneğimizi de geliştirmiş oluruz.

Sevgi öğrenilen dinamik bir etkileşim olduğu için, çoğumuz anlayış (ve yanlış anlayış) sistemimizi küçük yaşta başkalarından kopyalayarak öğreniriz. Nhat Hanh diyor ki: Eğer ebeveynlerimiz birbirini sevmediyse, sevginin neye benzediğini nerden bilebiliriz ki? Ebeveynlerin çocuklarını bırakabilecekleri en değerli miras para, ev, arsa değil kendi mutluluklarıdır. Eğer mutlu ebeveynlere sahipsek, en büyük zenginliğe sahibizdir.

06/08/2016

Hayat çok hızlı ilerler; durağan değil, dinamiktir. Kıpırtısız bir göl değildir, devamlı akan bir nehre benzer. Art arda geçen iki dakikada hiçbir şey aynı kalmaz. Bu yüzden bir şey şu an için doğru olabilir, ama bir sonraki dakikada bu değişebilir. O zaman ne yapılmalı? Yapılabilecek tek şey insanların farkında olmalarını sağlamaktır, böylece değişken bir yaşama karşı nasıl tavır alabileceklerine karar verebilirler.

Eski bir Zen hikayesi vardır: Birbirlerine rakip iki tapınak vardı. Her iki üstat -aslında üstat değil papaz olmalıymışlar- birbirlerine öylesine düşmanlık duyuyorlardı ki yandaşlarına asla diğer tapınağa bakmamalarını söylediler.

Her bir papazın yanında kendisine hizmet edecek, getir götür işlerini yapacak bir çocuk vardı. İlk tapınağın papazı çocuk uşağına dedi ki, “Asla diğer çocukla konuşma. O insanlar tehlikeli.”

Ama çocuk ne de olsa çocuktur. Bir gün ikisi yolda karşılaştı ve birinci tapınaktan gelen çocuk diğerine sordu, “Nereye gidiyorsun?” ,
Diğeri, “Rüzgarın sürüklediği yere, ” dedi. Böyle dediğine göre tapınakta büyük Zen söylemleri dinliyor olmalıydı. “Rüzgarın sürüklediği yere” büyük bir lakırdıydı, tam bir Tao cümlesi.
Ama ilk çocuk çok utandı, alındı ve ona nasıl cevap vereceğini bilemedi. Sıkıntı, öfke kadar suçluluk da duyuyordu, çünkü “Üstadım bana bu insanlarla konuşma demişti. Bu insanlar gerçekten tehlikeli. Şimdi, bu ne biçim bir cevap böyle? Bu beni küçük düşürdü,” diye düşünüyordu.

Üstadına gidip olan biteni anlattı. “Onunla konuştuğum için özür dilerim. Siz haklıydınız, o insanlar tuhaf. Bu ne biçim bir cevap? Ona ‘Nereye gidiyorsun’ diye sordum -basit ve kibar bir soru- ve pazara gittiğini biliyordum, tıpkı benim de pazara gitmekte olduğum gibi. Ama o bana, ‘Rüzgarın sürüklediği yere,’ dedi.”
Üstad, “Seni uyardım, ama dinlemedin. Bak şimdi, yarın git aynı yerde dur. O geldiğinde ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sor ve o da ‘Rüzgarın sürüklediği yere,’ diyecek. O zaman sen de olaya daha filozofça yaklaş. De ki, ‘O zaman bacakların yok, demek? Çünkü ruhun bedeni yoktur ve rüzgar ruhu hiçbir yere götüremez!’ Buna ne dersin?” dedi.
Tam bir hazırlık çabası içindeki çocuk bütün gece bunu tekrarlayıp durdu. Ertesi sabah erkenden oraya gitti, aynı noktada durdu ve tam zamanında ikinci çocuk çıkageldi. Birinci çocuk çok mutluydu, şimdi ona gerçek felsefenin nasıl yapıldığını gösterecekti. Böylece “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ve bekledi…
Ama ikinci çocuk, Pazardan biraz zerzevat alacağım,,” diye cevap verdi.
Şimdi, o çocuk öğrendiği felsefeyi ne yapsın?

Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, onun için hazır olamazsın. Güzelliği mucizesi de budur, seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz. Gözlerin varsa her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiçbir cevabın işe yaramayacağını görürsün.

Osho

08/06/2016

Eckhart Tolle, Farkindalik, bilinc, uyanis

04/06/2016
Günaydin 🤗
03/06/2016

Günaydin 🤗

29/05/2016
23/05/2016

Doğal nefes...

ANTHONY ROBBINS "SINIRSIZ GÜÇ"
Beş duyu uzuvlarının her birinin ayrı işlevi olduğu gibi burun'' nefes almak ''içindir. Ağızdan alınan ve verilen nefes yanlış olup evrensel enerji kanallarının giriş noktası olduğu hatırlanarak meditasyon ve egzersizler haricinde de nefes burundan alınmalı ve verilmelidir...
Vücudumuzun yaşamsal ihtiyacı olan prana (Ki,chi,evrensel enerji) ETERİK Bedene ait bir organ sistemi olan Sanskritçe Nadi adı verilen kanallar vasıtası ile tüm vücutta devinir. Nadilerin ana kanalı olan Sushumna nadi omurga omurilik boyunca kuyruk sokumuna dek uzanır.Sol burun deliğinden başlayan kanal(İda nadi) soğuk ay enerjisini taşırken,sağ kanal olan Pingala nadi yada surya nadi sıcak güneş enerjisi olarak adlandırılan eril enerjiyi taşır. Bu iki enerjinin nadiler vasıtası ile döngülerini temin ettiği enerji girdaplarının dengede olması vücudun sağlığı ile birebir ilişkidedir. Enerji girdapları Chakra adı verilen 7 ana açılımda dönerler. Her bir girdap bir salgı bezini harekete geçirir ve dengede olmaları bu bezlere bağlı olan organların da dengede çalışmasını sağlar. Aşırı dönen herhangi bir girdap aşırı salgıya ve o organa bağlı hücrenin dejenerasyonuna sebep verir ki sonuç olarak bu dengesizliği haber veren hastalık ortaya çıkar. Girdapları dengede tutmak ; doğru nefes almak ve Tibet Beşli Ayin çalışması ile mümkündür.
Nefes çalışması
Evrensel enerjinin bedenimizde sağlıklı ve kesintisiz akabilmesi için ;
- Dik ve düz bir omurga duruşuna ihtiyaç vardır.
- Ayrıca gevşek omuz ve boyun kaslarına da ihtiyaç vardır ki bu kaslar stres ve toksin birikiminden dolayı daima kasılmış durumda olduğundan vücutta oksijenle taşınan prana beyne yeterince ulaşamaz bu da farkındalık düzeyini düşürür.
-Burun deliklerini kullanmanın yanı sıra tüm kapasite tümü kullanılan ve temiz olan akciğerlere ihtiyaç da ilk şarttır.
Bebek nefesi
Üç kısımdan oluşan akciğerlerimizin en alt bölümü yeterince ve doğru nefes almadığımızdan toksin biriktirir ve kapasitesi düşük prana devindirir.
Boşaltılmış ciğerlere ;
-Üst karın şişirilerek alt ciğerin ilk alınan nefesle doldurulması
-Ve sırası ile orta ciğerin kaburgaları yanlara iterek doldurulması
-Ve en son üst ciğer bölümünün omuzları yukarı iter şekilde doldurulması 4 sayısına denk düşecek şekilde alınması ile başlar.
-Verişte üst karın içeri çekilerek ilk alınan nefes salınır,
- Kaburgalar geriye çekilerek ikinci bölüm salındıktan sonra omuzların serbest bırakılıp gevşemesi ile son bulur.
Bu nefese diafram nefesi de denir.

Address

Ankara
06700

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Akra Akademi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category