Öğretmen Kubilay İ.Ö.O

Öğretmen Kubilay İ.Ö.O

Share

Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Öğretmen Kubilay İ.Ö.O, School, Sapanca Sok. Nu:1 Y. Mahalle/Ankara, Ankara.

javascript:fs.select_all();
==================

Okulumuz Facebook Sayfasında okulumuz hakkındaki tüm haberlere,bilgilere ve son durumlara ulaşmanız mümkündür =)

21/04/2020

Çocuklar bu karantina döneminde neler yapıyorsunuz anlatın bakalım ☺️ kitaplar okunuyor mu?

18/01/2019

2018-2019 Eğitim Öğretim Sezonu'nun 1. Dönemini geride bıraktık.
Bütün öğrencilerimize iyi tatiller dileriz. Bol bol kitap okuyup, dinlenmeniz dileğiyle... ☺️

28/09/2015

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI TÜM ÖĞRETMENLERİMİZE VE TÜM ÖĞRENCİLERİMİZE HAYIRLI OLSUN. YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA TÜM ÖĞRENCİ ARKADAŞLARIMA BAŞARILAR DİLERİM.

Mobile uploads 30/08/2015

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Mobile uploads 01/08/2015

Okulumuzun müdür yardımcısı ve müdürüne sonsuz teşekkürler.

20/12/2014

Okul nasıl gidiyor herhangi bir sıkıntı var mı arkadaşlar ????

23/11/2014

Bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar ellerinden öperim :)

12/02/2014

Evet arkadaşlar okulumuz hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi, şikayet veya görüşlerinizi yorum atın bakalım :))

07/06/2013

Yarın Sınava Girecek Olan Bütün Öğrencilerimize Başarılar Dileriz.
Tüm Öğrencilerimizin İstedikleri Lisede Ok*maları Dileğiyle...

Photos 05/05/2013

Öğretmen Kubilay Ortaokulu öğrencileri 2012-2013 eğitim-öğretim yılında özellikle şiir ve kompozisyon yarışmalarında büyük başarılara imza attı. Öğrencilerimizin bu başarısı, eğitime ve başarıya değer veren Haber Türk gazetesinin 03.05.2013 tarihli baskısında "Şiir ve Kompozisyonun 1 Numarası" başlığıyla yerini aldı. Okulumuzun ve başarılarımızın tüm Türkiye'ye duyurulmasında katkı sağlayan Haber Türk gazetesine ve buna vesile olan herkese teşekkür eder, öğrencilerimizin daha nice başarılara imza atmasını dileriz.

05/03/2013

Balıkesir Gönen Belediyesince geleneksel olarak her yıl düzenlenen Türkiye geneli 24. Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması'nda okulumuz 8/C sınıfı öğrencilerinden Sıla MUTLU yazdığı "Işığa Dair" başlıklı hikâyesiyle 1444 eser arasından Türkiye ikincisi olmuştur.Öğrencimiz ödülü olan 1.500 TL'yi 09 Mart 2013 Cumartesi günü Balıkesir'in Gönen ilçesinde yapılacak törenle alacak. Öğrencimizi Türkiye genelinde okulumuzun ismini duyurduğu için tebrik eder, daha nice başarılara imza atmasını temenni ederiz. Teşekkürler Sıla..

Hikayemizi isterseniz okuyabilirsiniz :)

IŞIĞA DAİR

Bahçede yürümeye devam etti. Buraya neden geldiğinin bir önemi yoktu. Bir pırıltıyı takip etmişti. Var olduğunu ve bir gün gelip onu bulacağını biliyordu. Sadece saklanmıştı. Fakat bir beden ya da gölgeden ibaret değildi takip ettiği şey. Gittikçe uzaklaşıyordu pırıltı. Koşmaya başladı, ona yetişemedi. Uzaklarda bir yerde yitip gitti takip ettiği şey. Bağırdı, etrafı dolaştı. Yeniden dönüp gelmesini çok istiyordu, o tek ışık taneciği, hayatında olmasını istediği tek varlıktı.

Uyandı, yine bir rüya mıydı bu gördüğü? Çok gerçekçiydi. Rüzgârı bile hissetmişti bu defa. Odanın kapısına dayandı:

-Gördüm, ben bu defa yaşadım! Lütfen çıkarın, onu bulmalıyım, uzaklaşmadan bulmalıyım onu! Belki ulaşabilirim, lütfen sadece bir defa dışarı çıkarın beni!

-Bu defa ne gördün, dedi koridordan geçen bir doktor.

-Aynı şeydi, aynısıydı ama çok yakındı.

-Seni dışarı çıkaramayız, şizofrensin ve bunun ne demek olduğunu da biliyorsun.

-Beni dışarı çıkarmanızı…

-İstiyor musun? Hayır, istemen bir şey fark etmez!

-Beni dışarı çıkarmanızı emrediyorum!

-Sen bana emrediyorsun ha? Hemşire! Hastayı üç numaralı odaya götürün.

Koridorda ne kadar hemşire varsa, ona doğru yöneldi. Ne kadar kurtulmaya çalışsa da kollarından çekiştiriyor, yerlerde süründürüyorlardı.

Sonunda çelik bir kapının önünde durdular. Hemşirelerden biri, önlüğünün cebinden bir anahtar çıkardı. Anahtarı deliğine soktuktan sonra çevirdi ve kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Sokakta kalmış bir hayvana eziyet edercesine itip kakarak içeri soktular onu. Bir müddet devam ettiler eziyetlerine. Sonra yoruldular. Belki de vicdanları sızladı. Kaçarcasına çıktılar odadan.

Oda karanlıktı, korkutucuydu. Bu odaya hakkını savunduğunda gelebiliyordun. Dışardakiler, korkaklardı.

Elleriyle odayı yokladı. Yerler ıslaktı. Bulunduğu yere çivilendi. Ağlamamalıydı, eğer ağlarsa dışardakilerden bir farkı kalmazdı. Dizlerini yukarı çekti ve başını dizlerinin üstüne koydu. Sadece bekleyecekti. Ne kadar bekleyeceğine kapının anahtarının sahibi karar verecekti. Arkasından yaklaşan bir şeyin olduğunu hissetti. İrkildi:

-Orada kim var?

-Senin gibilerden birisi, dedi bir ses.

-Seni neden buraya kapattılar?

-Ben bir yazarım. Bir kitabımda, iki kahramanı yan yana getirmiştim. Birisi karanlıktan, diğeri ise ışıktan kaçıyordu. Yarattığım kahramanların çok fazla etkisinde kaldığım söyleniyor, ama hayır! Onlar yaşıyorlardı, her gün kalemimi ziyaret ediyorlardı, bunu kimse anlamadı. Tek yaptıkları deli damgası vurmak oldu. Buraya geldiğim günden beri, kahramanlarım yanıma geliyorlar. Ama onları hissedemiyorum. Çünkü ışıktan kaçan, gece renginde ve o geceleri gelir. Onu hiç göremem. Karanlıktan kaçan kahraman ise ışık kadar beyazdır ve ışığın doğduğu vakitte, gündüzde gelir, onu da göremem. Ama buradan çıkabilirsem, beni yeniden hayal dünyamla, kalemimle buluştururlarsa, onlara kavuşabilirim, onları yaşatabilirim. Benim kendi kendi ışığımla buluşmam gerekiyor. İç dünyam ne karanlık, ne de aydınlık... İki kahramanımı da rahatça görebiliyorum. Işığın rengi değil, gece siyahı da değil. Şafak rengine benziyor.

-Peki sen, kendini o iki kahramanından hangisiyle daha çok özdeşleştirebiliyorsun?

-Işıktan kaçan ile! O görkemli ve gizemli, o simsiyah! Ya sen, neden buraya kapatıldın?

-Işığı arıyordum, aslında karanlıktan kaçıyordum da denilebilir.

-Nasıl yani?

-Yıllar önce kaçırıldım. Ve beni kaçıran çete, yalnızca zevkleri için çocuklara işkence ediyorlardı. Beni karanlık bir odaya kapattılar, soğuktu… Aylarca kaldım orada, aylarca hiçbir şey görmeden, sadece seslerini duyduğum dostlarım vardı. Kendi yarattığım dostlarım… Sonrası kocaman bir boşluk, hatırlayamıyorum. Gözlerimi açtığımda buradaydım. Burada ışık vardı, güneş vardı ama burası da bir hapisti! Ben dışarıdaki ışığı istiyorum!

-En azından burada yalnız değilsin.

-Hayır ! Yalnızım! Burada yoksun, hayalimdeki dostlarımdan birisin! Şizofrenmişim ben, olmayan şeyleri görebilirmişim.

-Ben burada gerçekten varım, yanındayım, buna inanabilirsin.

-Buradaki varlığına inanabilmek isterdim. Ama sana inanmam, bu karanlık odada, güneşin gözlerimi yaktığını söylemek gibi bir şey olur.

Bir süre ikisi de konuşmadı. Koridorda her zaman olduğu gibi “Ben deli değilim!” çığlıkları vardı.

-Dışarıdakiler şanslılar. En azından şu an için şanslılar. En azından bulundukları yerde, etraflarını görmelerine yarayan ışık var. Burada olmak, bana o karanlık odada yaşadıklarımı hatırlatıyor. Aylar boyunca sadece kapının altından gönderilen bir tabak yemek ve bir şişe su ile yaşadım.

-Burada da ışığa kavuşabileceğinin farkında bile olmamışsın! Hatta o hapsedildiğin karanlık odada da kavuşabilirdin! Burası karanlık, eğer gözlerini kapatıp hayal kurabilirsen istediğine kavuşabilirsin. Işığa mesela, o küçük bir pırıltı.

Rüyasında gördüğü bahçedeydi. Işık ve rüzgârdan doğma bahçe… Sadece koşuyordu, ulaşması gereken bir şey olmamasına rağmen koşuyordu.

-Bu şey, hayal kurmak.

Ve ikisinin de beyninde, bir görüntü vardı şimdi: Deniz kenarı veya bir orman, ya da bir şöminenin önünde ısınmaya çalışan iki kadın. Burada insanları karanlık odalara hapsetmiyorlardı, burada insanları ışıktan maruz bırakmakla korkutamıyorlardı. İşkence yoktu.

Hayallerinde hiç konuşmuyorlardı, sadece gözleri kapalı, havayı soluyan iki kadın vardı gözlerinin önünde. Ve, güneşin gözlerini kamaştırmasına izin veren iki kadın vardı.

Kitap sayfalarının arasında gül yaprakları kurutabiliyor ve dışarda kar yağarken pencerenin önünde dizlerindeki battaniyeye sarılıp kar taneciklerini izleyebiliyorlardı.

Mekân veya zaman kavramı yoktu, ne yaşamak istiyorlarsa yaşıyorlardı. Şimdi de denizin karşısında bir evdeydiler. Dolunay denizin üstüne düşmüştü ve dalgalar onu dans ettiriyordu. Rıhtıma doğru yürüdüler. Yıldızları saymaya başladılar, bu bir anlamda da sonsuzluğa giden ilk adımdı.

Deniz kabuklarını ceplerine doldurdular. Deniz yıldızlarını, topladılar. Birbirlerine k*m bile attılar.

Sonra, karanlıktan kaçan gözlerini açtı.

-Sen düşmanımsın! Sen, karanlıktan doğansın!

-Karanlık olmasaydı eğer, ışıktan yarattığım kahraman gelip bize yaşamak istediklerimizi yaşatmazdı. Işık ve karanlık bir bütündür. Biri olmazsa diğerinden söz edilemez.

-Karanlıktan kaçtım ve ışığa sığındım. Işığa ise karanlıkta kavuştum.

-Geri dönmek zorundayız. Buraya onların kurallarının dışında bir şey yaptığımızda gelebiliriz ancak.

-Sus lütfen, ben biraz daha nefes almak istiyorum!

Gözlerini tekrar kapattığında hayal dünyası kaldığı yerden devam ediyordu. Hayal arkadaşı ile birlikte şimdi de yaprakları dökülmüş bir ağacın altındaydılar. Uzakta bir nehir akıyordu, su sesinin geldiği yöne doğru yürüdüler. Ama ses, gittikçe uzaklaşıyordu. Ve ağaçlar, güneş de öyle… Koştular, yetişmeleri gerekiyordu onlara. Yoksa bomboş, amaçsız dünyalarına geri döneceklerdi.

Etraf karardı, gökyüzüne bembeyaz bir şey yükseldi. O şey, onları buraya getiren ışıktan yaratılmış yaratıktı. Şimdi, olduğundan çok daha büyük gözüküyordu. Gökyüzü ikiye bölündü, bir kısmı beyaz, diğeri ise simsiyahtı.

Siyah yaratık, beyaz olan yerdeydi. Ellerini havaya kaldırdılar ve birleştirdiler. Şimdi ne siyah vardı gökyüzünde ne de beyaz. İşte bu renk, hayal kurmanın rengiydi. Sen hayatında olmasını istemediğin şeylerden kaçarsın ama aslında olmasını istediklerine de kaçtıkların sayesinde kavuşursun.

İkisi de farklı kahramanlardan yanaydı. Evet, iki kahramanı da sadece bir kadın yaratmıştı. Ama insan, yarattıklarından da uzak durabilir. Etrafımızdaki insanlara dost veya düşman kavramlarını takan da bizleriz. Dostlarımızı ve düşmanlarımızı bir anlamda biz seçiyoruz, iç dünyamızda onları biz yaratıyoruz.

Birisi gökyüzünün beyaz kısmına koştu, çünkü o karanlıktan kaçan kahramandı. Diğeri ise, karanlığa yürüdü, o da ışıktan kaçıyordu.

İkisi birden gökyüzüne yükseldiler. Her iki kahraman da, kendi taraflarındaki kadına yaklaştı. Bedenleri birleşti. Gökyüzünde şimşekler çaktı. İkiye yarılmış gökyüzü, yavaş yavaş birleşmeye başladı. Giderek birbirlerine daha da yakınlaşıyorlardı. Artık her iki kadın da simgeledikleri kahramanların ta kendisi olmuştu. Gökyüzü yeniden birleşmek üzereydi ki ışıktan doğan kahraman, kollarını havaya kaldırdı, büyük ve beyaz bir ışık kütlesini gökyüzünün siyah kısmına yöneltti. Bunun üzerine, karanlıktan doğan kahraman, gökyüzünün beyaz bölümüne çok daha büyük ve siyah bir ışık kütlesini yolladı. Beyaz kahraman gitgide küçülüyordu ve en sonunda gökyüzünde yitip gitti. Şimdi gökyüzüne tek bir renk hâkimdi: siyah.

Gökyüzünden aşağıya düştüğünde yine o karanlıktan kaçan kadındı. İçindeki görkemli kahramanı, ışığı kaybetmişti. Çığlıklar duyuyordu, ışığı arayanların çığlıklarını. Kafasını kaldırdığında kendisine bakan bir çift göz gördü. Ama olamazdı! Bu kendisiydi! Her tarafta aynı gözlerin sahibi vardı. Kaçmaya başladı, farkında değildi ama karanlığa doğru koşuyordu. Her adımında kulağındaki çığlıklar artıyordu. Arkasına baktı, küçük bir kız çocuğu duruyordu orada.



-Ben karanlıktan korkarım ve sen ışığı öldürdün, demişti küçük kız.

Bir sürü insan vardı etrafında şimdi.

- Işığı geri getir, bize ışığı bağışla!

Gökyüzünden aşağıya siyah bir varlık indi. Kollarını yukarı kaldırdı ve şimşeklerin çakmasına sebep oldu. Çakan her bir şimşek sonucu yeryüzündeki ışığı arayan insanların bir bölümü ortadan kayboluyordu. Sonunda bütün insanlar kayboldu. Siyah varlık ona doğru yürüdü, yürüdü…

-Sanırım uyandı!

-Pekala, şimdi bize ne gördüğünü söyle.

-Ben ışığı öldürdüm dedi. Oysa onu yıllar sonra tekrar görmek ve hissetmek istemiştim. Karanlıktan ışık doğduğunu anladım, hayallerimde ışığın simgesi oldum. Ama onu koruyamadım, öldürdüm, kaybettim!

Bunları söyledikten sonra yerinden kalktı, koşarak hastanenin koridoruna çıktı.

-Hayal kurun, hepiniz! Herkes ne istiyorsa onun hayalini kursun, vazgeçmeyin, lütfen gözlerinizi kapatın, nerede olmak istiyorsanız oradasınız işte, kiminle olmak istiyorsanız, yobaz insanların düşüncelerini geçiremeyecekleri tek yer sizin hayal dünyanız ve onu kullanmalısınız! Şimdi buradan çıktığınızı düşünün, evinize döndüğünüzü ya da deniz kenarında özgürlüğünüzü hissettiğinizi, iyileştiğinizi…

Doktorlar onu tekrar odasına götürürken, hastanedeki herkes gözlerini kapatmıştı bile. Ne istiyorlarsa onu yaşıyorlardı şimdi.

Koridorda, doktorun kolunda ilerlerken, az önce kapatıldığı karanlık odanın kapısının önüne attı kendisini.

-Onu da çıkarmanızı istiyorum, o olmasaydı, şimdi öldürdüğüm ışığa hiç kavuşamayacaktım. Belki düşmanımdı, belki o bunca yıldır kaçtığım karanlıktı ama çıkarın, onu da kurtarın.

Doktor, hemşirelerden birisine gidip içerdeki kadını çıkarmasını söyledi. Birkaç dakika sonra, o gelmişti. Hiçbir şey söylemediler. Birbirlerinin ellerinden tuttular ve gözlerini kapattılar.

Küçük bir parıltıyı takip ederken düşledi kendisini. Attığı her adımda daha da uzaklaşıyordu kendisinden parıltı. Gökyüzüne baktı, karanlıktan doğan kahraman oradaydı. Kollarını kaldırdı ve havaya yükseldi. Karanlık ışığı içerisine aldı. Geriye sadece küçük bir parıltı kalmıştı. Süzülerek aşağıya indi küçük parıltı. Bahçenin içerisinden geçti, o sadece bir şizofrenin rüyasındaki ışık olabilirdi şimdi.

Karanlıkta hayali kurulan, ufacık bir ışık tanesi.

Sıla MUTLU, Öğretmen Kubilay Ortaokulu Öğrencisi, Yenimahalle /Ankara

Photos 03/03/2013

2013 Yılı MEB Ankara Okullara arası satranç şampiyonasının 26/02/2012 tarihinde yapılan turnuvasında okulumuzu Yıldızlar kategorüsünde temsil eden 7/A sınıfı öğrencişerinden Yağmur GÜÇLÜ Ceceli Ortaokulu ile yaptığı maçı, okulumuzu küçükler kategorüsünde temsil eden 2/C sınıfı öğrencilerinden Mustafa GÜNAY ise Aydınlıkevler İlkokulu ile yaptığı maçı kazanarak ikinci tura çıkmışlardır. Başta öğrencilerimizi çalıştıran öğretmenimiz Dursun ERMİŞ ve öğrencilerimizin ailelerini tebrik eder başarılarının devamını temenni ederiz.

Want your school to be the top-listed School/college in Ankara?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Category

Telephone

Address


Sapanca Sok. Nu:1 Y. Mahalle/Ankara
Ankara
06170