30/11/2018
Merhaba anneciğim,
Benim, yavrun.
‘Kim olduğunu zaten biliyorum’ deme. Çünkü bence henüz yakından tanışmadık seninle. Beni tanımak için yeterince çaba sarf etmedin bence.
Eğer tanışmış olsaydık ağladığımda, inatlaştığımda, korktuğumda, tepki gösterip öfke duyduğumda sana bir şeyler anlatmaya çalıştığımı fark ederdin. Hareketlerime değil, onların altındaki asıl sebebe odaklanırdın. ‘Beni üzmek için yapıyor’, ‘Sırf benimle inatlaşmak için uğraşıyor’ diye düşünmezdin o zaman… Her davranışımın altında masum bir ihtiyaç olduğunu hissederdin.
İşte artık seninle tanışalım diye, bu kitabı bırakıyorum ellerine…
Beni tanıdıkça daha da çok seveceğini, gelişimime destek vereceğini, elimden tutup hayat yolumda birlikte yürüyeceğini biliyorum.
Ve yaptığın ya da eksik kaldığın her bir yönünle birlikte, seni çok ama çok seviyorum.
30/11/2018
Gerçek yalnızlık insanın, Rabbinden gafil olma halidir. “Beni koruyan, gözeten, kalbimin en gizli köşelerindeki isteklerimi bilen biri var,” diyemeyen herkes aslında gerçek anlamda yalnızdır.
06/11/2018
Eğlenceli bir okul gezisine gitmeyi kim istemez?
Eğer on tane canavarla yaşamak zorunda değilsen ve proje arkadaşın sevimsiz biri değilse gayet güzel bir fikir. Ama Aras hem on tane canavarla yaşıyor hem de proje ödevini Yağmur Çokbilmiş’le yapmak zorunda. Her gezide olduğu gibi bu gezide de pek çok şey öğreniyor, bir sürü kitap okuyor, yeni arkadaşlar ediniyor. Ama işler bir anda değişiyor. Dr. Abse ve yardımcısı Sarsak gezi alanına geliyor ve her şeyi altüst ediyor. Bununla kalmayıp Elflerle Perileri birbirine düşürüyor. Aras ve Canavarlar’ın işi bu sefer gerçekten çok zor. Bir altın para yüzünden çıkan, Verdunya ormanındaki bu macerayı sakın kaçırma ! Sen de onlara yardım etmek istiyorsan kitabın kapağını kaldır, maceraya katıl!
Desteklenen öğrenim alanları:
Sosyal ve duygusal alan
Bilişsel alan
Birey ve toplum
Kazanımlar:
Problem çözme
Empati kurma
Zamanı iyi değerlendirme
Arkadaşlık
Fedakârlık
Grup çalışması yapabilme
Sebep-sonuç ilişkisi kurabilme
Problem çözebilme
11/11/2017
Yerli Yersiz Cümleler
Nazan Bekiroğlu
Bu kitap önce “Yersiz Cümleler” adıyla tasarlandı. Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.
Fakat cümle bu. Bir kez kapısından girince gazete ve dergilerde kalmış yazıları da taradım. Derken hızımı alamadım, bütün kitaplarımı okudum yayımlandıklarından sonra ilk kez, “Yerli Cümleler”e de el attım.
Sonra? Bütün cümleler yerli-yersiz birbirine karıştı.
Böylece binlerce cümleyle baş başa kaldım. Hepsini mümkün mertebe temalara ayırarak bir senaryo dâhilince sıralamaya çalıştım.
İçlerinde nerede, ne zaman, nasıl yazdığımı bugün gibi hatırladıklarım vardı, avucumun içine mıh gibi çakılmış olanlar. Ve hiç de hatırlamadıklarım. Bana öyle karanlık geldiler ki. Bunları ben mi yazmışım, sahi, ne zaman? Neden yazdığımı unutmuşum çünkü, hiç unutmayacağım sandığım şeyi.
Üstelik tahmin etmediğim bir şey daha oldu ve yerinden edilen, bağlamından kopan cümleler yeni manalarla yüklendi, bambaşka tasniflere girdi. Yerinde doğaya ilişkin bir cümle aşk bahsine uygun düştü örneğin, yazıya ait olan insanlığa.
Yeni bir okuma, dahası yeni bir yazma.
O zaman anladım içimde bütün yazdıklarıma süzülen bambaşka bir metin olduğunu.
Bir de neden sonra Nun Masalları’ndan bu yana 20 yıl geçtiğini fark ettim.
Yerli Yersiz Cümleler’in hikâyesi bu.
22/09/2017
Bize düşen, düştüğümüz yerde beklemek oldu hep.
Bekleyecektik ve beklenenler asla gelmeyecekti. Gelecek dedikleri şey, olmayanlar, gelmeyenler ve kaybedilenler üzerine inşa edilecekti.
Soğuk, karanlık, yalnız ve tedirgin koridorların çatlak duvarlarına asılmış
birer gölgeydik bu hayatta.
Bir fotoğraf kadrajının dışında bırakılmış sevimsiz bir detay,
devam zorunluluğu olmayan sıkıcı bir derstik.
Öğrenemediler.
Onlar bizden vazgeçtiler.
Vazgeçtiler ve kazandılar.
Biz kaybettik. Yine de vazgeçmedik.
Her seferinde daha güzel kaybettik.
En güzel biz kaybettik...
22/09/2017
Aşkta özgürce uçabilmesi için sedeften kanatlar taktım ona. Ama o, benim verdiğim kanatlarla benden gitti. Düşünüyorum da… Kanat takmak yerine gitmesin diye bir ağaç gibi kökleriyle bağlasa mıydım kendime? Ama ne fayda… Gitmeyecek olan kanadı olsa da kalır. Gidecek olana zincir vursan da kanatlanır.
O şimdi ne mi yapıyor? Benden sakladığı ellerini başkalarına uzatıyor. Benimse ellerim buz tutarken kalbim cayır cayır yanıyor. Peki sonunda ne mi oldu?… Ben onun için zaman kaybı, o benim için aşk ayıbı.
Hayat bana neleri öğretti biliyor musun? Sen onu insan yerine koyarken o seni aptal yerine koyuyorsa yapacağın tek şey onu hayatından def etmektir. Eğer bunu yapamamışsan o haklı demektir. Sizi sevmeyenleri ve size değer vermeyenleri geçmişte bırakın. Asla geriye dönüp bakmayın. İnanın gelecek günler daha aydınlıktır. Ve geçmişe takılı kalmak bir geleceği harcamaktır. Hayat ayakta kazıklanmak değil, yediğin kazıklara rağmen ayakta kalabilmektir. Gerçek mücadele ise seçtiklerinle aynı yolda yürümekten çok, seçmediklerinin yolunuza taş koymasına karşı durabilmektir.
Kimi insan aradığı kişinin yanlış kişi olduğunu onu bulur bulmaz anlar. Kimi insansa bulduğu kişinin doğru kişi olduğunu onu kaybettiğinde anlar. Bu yüzden bazı insanlar reddettiği için değil, tercih ettiği için yalnızdır. Hayat istediğimiz her şeyi vermez kolay kolay. Kalbinin kapısını beklediğin kişi için açık tutarsın ama içerisi beklemediklerinle dolar.
Bir insanı asıl üzen ellerinin bomboş kalması değil, başka bir eli tutabilecekken artık tutamamasıdır. Sonradan üzülmek istemiyorsanız aman dikkat edin. Zihniniz dağılmasın. Bugün yüzünüzü güldüren yarın yüreğinizi ağlatmasın. Aklında olsun… Eğer hayatına giren kişi sana geçmişini unutturuyorsa, o artık senin geleceğindir. Ve şunu da unutma! Hayatınıza çok sevdiğiniz biri girdiğinde yola onunla devam etmek uğruna sizi siz yapan değerleri harcamayın. Çünkü o değerler en çok yola onsuz devam etmek zorunda kaldığınız zamanlarda size lazım olacak. Bu yüzden sakın bir başkası için kendinizi terk etmeyin. Siz en çok onsuzken size lazımsınız.
28/08/2017
Aşk sabır, aşk vefa, aşk hoşgörü ve sadakat… Aşk mutluluğu bekleyen gönüllerin özlem bestesini yapan kutsal bir dua… Aşk gurur ve kalpten silinmeyen duygularla ebediyete yazılan teslimiyet mektubu… Şayet aşkın vuslat varsa hayatın en anlamlı süsü olur. Ayrılık varsa susan gönüllerin sır kasasında toprağa düşen kaderi olur…
Bir taşra hikâyesi bu…
Yıllara yayılan, gelecek kuşaklara dokunan hazin bir aşk…
Kan davasının yıktığı yuvalar, ayırdığı gönüller…
Gerçek huzurun, barışın ve aşkın peşinde, arayış içindeki kalpler…
Bugüne kadar 50’yi aşkın eseriyle, Türk edebiyatının dikkat çekici yazarlarından biri haline gelen Ahmed Günbay Yıldız’dan okuru alıp sürükleyecek, aşka ve hayata dair sorularla dolu, çarpıcı bir roman: Kalbime Sensizliği Anlatamadım…
25/05/2017
Osmanlı padişahlarından belki de en çok tartışılanıdır Sultan II. Abdülhamid. Kimileri “Kızıl Sultan” diyor, kimileri “Ulu Hakan”… Siyasi hayatı ve tercihleri sürekli tartışılıyor. Ve bu tartışmalar, daha ziyade sancılı saltanat yıllarındaki siyasi olaylar, anlaşmalar, yürütülen “denge politikası” üzerinden yapılıyor.
Peki şimdi, kişisel hayatı ve bıraktığı eserler üzerinden "insan Abdülhamid"e doğru bir yolculuğa ne dersiniz? Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid’in kişisel tarihindeki detaylar üzerinden İmparatorluğun son günlerini anlatıyor.
- Sultan II. Abdülhamid hangi tarikata mensuptu?
- Annesizliğini kimin şefkatli kucağında avuttu?
- Çok erken vefat eden kardeşlerinin hatıralarını nasıl yaşattı?
- Şehzdazeliğinde, saltanat yıllarına nasıl hazırlandı?
- Hamidiye Şişli Etfal Hastanesi’nin arkasındaki acılı hikâye neydi?
- Kudüs’teki Yafa Kapısı’nı neden yıktırdı?
- Louis Pasteur’e Mecidî Nişanı’nı neden verdi?
- Bir selam-ı şahâne ile emperyal İngiliz siyasetini nasıl engelledi?
- Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanede sanatkâr elleriyle neler üretti?
- Tartışılan II. Abdülhamid- Mehmet Âkif ilişkisinin iç yüzü neydi?
- Ziya Paşa ve Namık Kemal, Abdülhamid’in çağrısı üzerine vatanlarına dönerken Prens Sabahaddin ve Mahmud Celaleddin Paşa anlaşmamakta neden ısrar etti?
Talha Uğurluel, Sultan II. Abdülhamid Han’ın gayri resmi tarihini gün yüzüne çıkarıyor, “Bir Dehanın İzleri”ni sürüyor.
02/05/2017
Kur’an’ı Kerim’i hayatınızın süsü yapıp duvara mı astınız? Allah’ın yarattığı, farklı fıtratlarla boyadığı ve emanetçiliğinize bıraktığı evlatlarınızın fıtrat programını, yine o fıtratı yazan Kudretin kaleminden okumaktan geri mi duruyorsunuz? 1400 yıl öncesinden parlayan sünnetin düsturlarından haberdar değil misiniz? Modern pedagogların çoğu zaman birbiriyle çelişen sözlerini, hakikatten uzak âdetleri kanun saymayı maharet bilirken, “asıl kanunu” yok saydığınızın farkında mısınız? Öyleyse, satırdan ve sadırdan okuyarak başlayacağınız ebeveynlik yolunun her bir durağında Rabbimizin yardımını dilemenin, Kur’an ayetlerinin yorumlarını ve asrısaadete doğru açılan kapıdan günümüze süzülen menkıbelerle hadisi şerifleri okumanın tam zamanıdır! Nasr ‘yardım’ demektir… Allah’ın kuluna ettiği yardım… Bu kitabın her bir satırı çocuk eğitimine ayet penceresinden bakmaya çalışırken, aynı zamanda bu yolda durmaya çalışan anne-babaların ‘yardım çağrısı’ hükmünde kaleme alındı. Zira Müslüman’ın görevi bilmek ve ifa etmektir ama hem bilmek hem ifa edebilecek iradeyi gösterebilmek ancak yüceler yücesi Allah’ın yardımıyla mümkün olabilir.
02/05/2017
“Mekke insanlığın kalbiydi, Medine ruhu... Kudüs ise tertemiz aklıydı insanlığın…”