05/06/2026
Gerçek özgüven, dışarıdan verilen bir ödül değil, içeride ödenen bir bedelin sonucudur.
Çocuğumuza sürekli "Sana güveniyorum, sen yaparsın" demek, bazen ona destek olmak yerine omuzlarına taşınması güç bir yük bindirir. Çocuk "Eğer yapamazsam annemin/babamın inancını boşa çıkaracağım" kaygısıyla felç olabilir.
Çünkü özgüven, bir başkasının bizim hakkımızdaki cümlesi değildir. Özgüven; çocuğun düştüğünde kendi dizindeki çamuru silkeleyip, "Zor oldu ama kendi başıma kalkabildim" diyebilmesidir. Yani yeterlilik hissidir.
Bizim görevimiz onlara hazır kanatlar takmak değil, kendi kanatlarını çırpacakları güvenli alanlar açmaktır. Bırakın hata yapsınlar, bırakan zorlansınlar.
Kendi başarılarını kendi gözleriyle görmedikçe, bizim övgülerimiz havada asılı kalacaktır.
💬 Sizce çocuğunuz en son neyi "kendi başına" başardığında gözlerindeki o gerçek parıltıyı gördünüz?
03/06/2026
Nörobilimci Michel Desmurget’nin "Faites-les lire!" (Dijital Ahmaklığa Son Vermek İçin Okutun!) kitabını incelerken şu çarpıcı gerçekle yüzleştim: Okumak bir hobi değil, bilişsel bir hayatta kalma meselesidir.
Ebeveynler olarak çoğunlukla "Çocuğum okumayı öğrendi, artık kendi yolunu bulur" yanılgısına düşüyoruz. Oysa harflerin kodunu çözmek, o metni derinlemesine anlamaya yetmez. Ekranların sunduğu parçalanmış ve hızlandırılmış dünya, çocuklarımızın derin düşünme becerisini kelimenin tam anlamıyla eritiyor. Bu becerinin eksikliğini sınavlara hazırlık döneminde belirgin şekilde görüyoruz.
Peki ne yapabiliriz?
1️⃣ Erken emekli olmayın: Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, onunla etkileşimli okumaya, kitaptaki karakterler üzerine sorular sormaya ve tartışmaya devam edin.
2️⃣ Ekranı adil bir rakip sanmayın: Çocuğun iradesini suçlamayı bırakın. Ekran sınırlandırabilmek için okumaya odaklanan bir ortam inşa edin. Yoksa, kitap kendine yer bulamaz.
3️⃣ Kurgunun gücüne güvenin: Romanlar ve hikayeler sadece vakit geçirmek için değildir; çocuğunuzun hayata ve insan ilişkilerine dair pratik yaptığı birer "sosyal simülatör"dür.
Unutmayın, okul çocuğunuza harfleri öğretir ama okuma kültürünü sadece evdeki iklim inşa eder.
✨ Sizin çocuğunuzla okuma rutininiz nedir? Paylaşın hep birlikte faydalanalım.
02/06/2026
Bambu ağacının hikayesini bilirsiniz. Tohum toprağa ekilir; sulanır, gübrelenir. İlk yıl bir hareket yoktur. İkinci, üçüncü, dördüncü yıl toprağın üzerinde tek bir filiz bile görünmez. Dışarıdan bakan biri için süreç "başarısızlık" veya "zaman kaybı" gibidir.
Fakat beşinci yıla gelindiğinde, bambu birden toprağın üzerine çıkar ve sadece altı hafta içinde 27 metre boya ulaşır.
Peki, bambu ağacı o 27 metreyi altı haftada mı büyümüştür, yoksa toprağın altında sabırla kök saldığı beş yılda mı?
LGS’nin Görünmeyen Kısmı
Bugün LGS’ye hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı tam olarak budur. Çoğu ebeveyn, LGS başarısını sadece 8. sınıfın eylül ayında başlayan bir maraton zanneder.
Oysa LGS, sadece son bir yılda ezberlenen formülleri ya da çözülen soru sayılarını ölçmez.
Bu sınav; bir çocuğun toprağın altında, yani geçmiş yıllarda biriktirdiği köklerin gücünü ölçer.
Okuduğunu anlama becerisi, ilkokul sıralarından beri okunan her satırla ilmek ilmek işlenir.
Zorluklardan yılmama direnci, geçmişte düşüp her ayağa kalktığında birikir.
Yanlışlarından ders çıkarma olgunluğu, yıllar içinde yapılan hatalarla yüzleşe yüzleşe kazanılır.
Yazarak işlem yapma pratiği, zihnin sabrı ve dikkati yönetme kasıdır; bir günde oluşmaz.
Kök Yoksa, Gövde de Yoktur
.
LGS, aceleci beklentilerin değil, köklü birikimlerin sınavıdır. Unutmayın, toprağın altı sağlam değilse, fırtınalı bir sınav gününde gövdeyi ayakta tutamazsınız.
Şimdi kendimize şu soruyu soralım:
Çocuğumuzun, gelecekte o hayal edilen gelişimi göstermesi için bugün kök salmasına müsade ediyor muyuz?
01/06/2026
"Çocuğunuz aslında ne söylüyor?" 👇
Bir ergenin ağzından dökülen "Düşük puan alırsam, alt seviyedeki çocuklarla okurum" cümlesi sıradan bir sınav sitemi değildir. Bu, çocuğun kendi varoluşunu, değerini ve akranlarını nasıl konumlandırdığına dair ciddi bir alarm durumudur.
Eğitimi bir yarış, arkadaşlarını birer düşman olarak gören çocuk, kazansa bile hayat boyu bitmeyecek bir "en arkada kalma" korkusuyla yaşar.
Unutmayalım: Hayata hazırlanmak, sınava hazırlanmaktan önce gelir. Eksik olan netler elbet tamamlanır, ancak çocuk yaşta zedelenen özsaygıyı ve insan ilişkilerini onarmak yıllar alır.
Siz çocuğunuzdan benzer cümleler duyuyor musunuz? Yorumlarda buluşalım. 💬
30/05/2026
Zamanı kaydedin ve katılmasını istediğiniz kişiye gönderin.
Cevaplanmasını istediğiniz sorularınızı yorumlara yazabilirsiniz.
29/05/2026
Zihniniz dağınık bir masa gibidir.
Aynı anda masanın üzerinde bir sürü kitap açık olduğunda ne nereye koyulacağını şaşırır, değil mi?
Zihnimiz de tam olarak böyle çalışır. Önümüzdeki her iş, her soru, her ders aynı anda "acil" ve "önemli" sinyali verdiğinde netlik kaybolur. Masayı toparlamadan çalışmaya çalışmak sadece yorar.
Peki, o dağınık masayı ve zihni nasıl toparlayacağız?
İşte odaklanmayı kalıcı kılacak birkaç pratik ipucu:
1️⃣Kalemi Elinizden Düşürmeyin (Yazarak Çözün): Kafanızda bir sürü düşünce ve kaygı varken sadece ekrana veya kitaba bakmak dikkati dağıtır. Çözümü yazarak, formülü dökerek, şekil çizerek ilerletin. Yazmak, zihindeki kalabalığı kağıda aktararak beyni hafifletir.
2️⃣Tek Masa, Tek Kitap: Masanın üzerinde o an çalışmadığınız hiçbir kaynağı bulundurmayın. Fiziksel sadelik, zihinsel sadeliği de beraberinde getirir.
3️⃣Görünmez Kaygıları Görünür Kılın: Akıl kurcalayan "Ya yapamazsam?" veya "Bu yetişecek mi?" gibi düşünceleri ders başlamadan önce bir kenara not edin. Onları yok saymak yerine "Şu an sizi görüyorum ama randevumuz ders sonrasında" deyin ve masadan uzaklaştırın.
Zihni toparlamak bir yetenek değil, bir kas hafızasıdır. Soruyu yazarak çözmek, o kasa yön vermenin en kolay yoludur. Böylece daha uzun süre ve zahmetsizce odakta kalabilirsiniz.