𝑺̧𝒆𝒓𝒊𝒂𝒕-ı 𝑮𝒂𝒓𝒓𝒂̂-𝒊 𝑴𝒖𝒉𝒂𝒎𝒎𝒆𝒅𝒊𝒚𝒚𝒆

  • Home
  • Turkey
  • Üsküdar
  • 𝑺̧𝒆𝒓𝒊𝒂𝒕-ı 𝑮𝒂𝒓𝒓𝒂̂-𝒊 𝑴𝒖𝒉𝒂𝒎𝒎𝒆𝒅𝒊𝒚𝒚𝒆

𝑺̧𝒆𝒓𝒊𝒂𝒕-ı 𝑮𝒂𝒓𝒓𝒂̂-𝒊 𝑴𝒖𝒉𝒂𝒎𝒎𝒆𝒅𝒊𝒚𝒚𝒆 Sonra seni de bu emirden bir ŞERİAT üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma. Casiye Suresi 18. Ayet

Şeriat : Allah Celle Celalühü kanunu

19/05/2024

Ey âdemoğlu!

Ey altın ve gümüşün kulu kölesi olan insan!
Ben o ikisini sizin için kendileriyle rızkımı yiyesiniz, yarattığım giysileri giyesiniz, beni teşbih ve takdis edesiniz diye yarattım.
Siz ise buna karşılık kitabıma sırtınızı dönüp onunla ameli terk ediyor, altın ve gümüşe sarılıp onları baş tacı ediniyorsunuz.
Evlerinizi yükseltiyor ama benim evlerimi (mescidlerimi) alçaltıyorsunuz.
Bu halinizle siz ne hayırlı ne de hürsünüz; ancak dünyanın kulu ve kölesisiniz.
Bu durumda haliniz, dışı kireçle sıvanmış kabirlere benzemektedir. Dışı göze hoş gözükür, lâkin içi çirkindir.
Yine sizler, insanlar için halinizi güzelleştiriyor, tatlı sözlerle ve hoşa giden davranışlarınızla onlara sevimli görünmeye çalışıyor, fakat katı kalpleriniz ve çirkin hallerinizle aslında onlardan uzak bulunuyorsunuz.
Ey âdemoğlu! Amelini ihlâslı yap ve benden ne istersen iste! Ben sana istek sahiplerinin istediklerinden daha fazlasını veririm.

Kudsi Hadisler 7

13/05/2023

AKIL SAHİBİ OLMAK AKLETMEK İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR !!!

Allah cc Kuranı Kerim’de aklı kullanmaktan men etmemiş, bilakis doğru kullanımasını emretmiştir.
Defalarca aklımıza hitap etmiş, bedihi (zaruratı akliye ile sabit, delile ihtiyaç duymaksızın, en edna aklı olanın bile anlayabileceği) hakikatleri , akıllı birinin red etmesinin mantıksız olduğu, gerçekleri , insanoğlunun niçin görmeyip, çarpıttığından şikayet etmiştir. Bu çarpıtmanın sebeplerini sarahaten beyan etmiştir. Sırf canı istemediği için, duyguları ile akıllarının perdelenmesi sebebiyle bile bile hakikati örttüklerini açıkça vurgulamıştır. Zaten küfr arapça örtmek demektir. Hakikati bile bile örtmesi sebebiyle inkarcılara kafir denilmiştir. Aklı olup da (nefsani gailelerle) gerçekliği örtenleri tenkit etmiş, halis akıl (doğruyu örtmeye sebep, bencillikten, şehevata meyilden, alışkanlık ve taassuptan) kurtulmuş aklın , apaçık ayetleri zaten göreceğini vurgulamıştır.
Burhanlarla (kesin ve kati delillerle) münazaraya davet etmiş, evrensel gerçeklikleri, subjektif (nefsani yorumlar ve kendi merkezli) nazarlarla örtemeyeceklerini açıkça ifade etmiştir. Katiyet karşısında, zan ve teorinin hükümsüz olduğunu bildirmiş, delilsiz davaların hükümsüz ve itibardan sakıt olduğunu vurgulamıştır. İçerisinde yaşadığımız ekosistemin harikuladeliğine , eşsiz bir sanatçının eseri olduğuna dikkat çekmiş, bunun inkarının akılcılık olmadığını, bilakis, bizleri hayvanlardan ayıracak aklı kullanmayarak, hayvanlar menzilesinde davrandığımızı, hatta hayvanda akıl olmaması sebebiyle, onların biyolojik meyillerini kuralsızca , içgüdüsel olarak kullanmalarının doğal, fakat aklı olanın sadece bir hayvanmışcasına, hevasınca hareket etmesinin, onu şeytanlaştırdığını, hayvandan daha aşağı bir yaratığa dönüştürdüğünü tekitle haber vermiştir. Salt hayvanlık arzularını tatmin için fikir yürüten bir akıl şeytanlaşmaya mahkumdur.
Şimdi tek tek her birini beyan ettiği ayetleri ele alalım.

Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkardı. Ve size (haber alacak) kulaklar,(gözlem yapacak) gözler ve (bu iki öncül bilgi aletiyle gelecek bilgilerden istidlal yapacağınız ) kalpler (akıllar) verdi. Umulur ki şükredersiniz. (Nahl Suresi 78)

De ki: "Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar basiret üzere (körü körüne değil, burhan ve delillere dayanarak ) insanları Allah'a davet ederiz. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim."
(Yusuf Suresi 108)

O halde Allah'dan korkun, ey akıl sahibleri!... Ey iman edenler; işte Allah, size bir öğüt (Kur'an) indirdi.
(Talak 10)

Ey akıl sahipleri! Düşünün de bundan ibret alın! (Haşr Suresi 2)

(Ey Habîbim!) Bil'akis (sen, onların bu kadar delillere rağmen inkâr etmelerine) hayret ettin, hâlbuki (onlar senin onlara getirdiğin hakikatlerle) alay ediyorlar. (Saffat Suresi 12)

Ve eğer Allah Teâlâ onlarda bir hayır bilse idi elbette onlara (hakkı) işittirirdi. Ve eğer (hayırsız oldukları halde) işittirecek olsaydı elbette onlar yine (gerçeği bildikleri halde inadına) dönerler, (iman etmekten) yüz çevirirlerdi. (Enfal Suresi 23)

De ki: «Hamd Allah'adır, selâm da seçip ihtiyar buyurmuş olduğu kullarınadır.» Allah mı hayırlıdır, yoksa O'na ortak koşar oldukları (aciz mahluklar) mı?
«(O , kendi varlıklarına sahip çıkamadıkları hadis nesneler mi,) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökden sizin için su indiren mi»? (Öyle, bir su ki) biz onunla sizin (bir) ağacını (bile) bitiremeyeceğiniz nice güzel bağçelerin nebatını bitirmişizdir. Allah ile beraber bir ilah mı ? Hayır, hayır, onlar sapıklıkda devam eden bir güruhdur.
(Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir ilah mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar.
Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilah mı? Pek kıt düşünüyorsunuz.

Onlar mı hayırlı yoksa karanın ve denizin kat kat karanlıkları içinde (yıldızları rehber edip) size yol gösteren ve rahmetinin (yağmurlarının) öncesinde rüzgârları (bir meteorolojik delil, bir) müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilâh daha olur mu hiç? Allah, onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir! Onlar mı hayırlı yoksa bütün varlıkları baştan yaratan, sonra o yaratmayı aralıksız tekrar edip yenileyen, öldükten sonra tekrar diriltecek olan ve sizi hem gökten hem de yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı ?! Eğer doğru söylüyorsanız, haydi burhanınızı (kati delilinizi ) getirin!
(Neml 59-62)

Kâinatın mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti elinde bulunan Allah yüceler yücesi, bütün iyilik ve bereketlerin kaynağıdır. O’nun her şeye gücü yeter.
O ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. Kudreti dâimâ üstün gelen ve günahları çok bağışlayan yalnız O’dur.
Yedi kat göğü birbiriyle uyum içinde tabaka tabaka yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü de bak, bir kusur, bir çatlaklık görebilecek misin?
Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak. (Teleskoplarınla, mikroskoplarınla dilediğin her argümanla tahkikle tedkikle bak) Gözün, aradığı kusuru bulamamanın ezikliği ve bitkinliği içinde sana geri dönecektir. (Mülk Suresi 1-4)

Bu, onların dünya hayatını âhirete tercih etmelerindendir.Allah kâfirler topluluğuna hidayet vermez.
Bunlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini (duyguları ile) mühürlediği kimselerdir; (akılları bu nefsani şehevatla) gaflette olanlar da işte bunlardır.
(Nahl Suresi 108)

İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir. (İnkarları bilgiye değil, hevalarınca yaşama isteğinden doğduğu haysiyetle delille çürütülemez) asla iman etmezler.Allah (şehvetleri sebebiyle gerçekleri örtmelerinden dolayı) onların kalplerini (akıllarını) ve kulaklarını mühürlemiştir,gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.
(Bakara 6-7)

Göklerin ve Yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün ard arda gelişinde elbette (vicdanları kirli duygulardan temiz ) halis akıllılar için şüphesiz âyetler vardır
(Ali İmran Suresi 190)

Onların çoğu,hiçbir dayanağı olmayan zandan başka bir şeye uymazlar. Zan ise, gerçeklikten bir şey izale edemez .Hiç şüphesiz Allah,onlar ne yapıyorsa hepsini hakkiyle bilmektedir.(Yunus Suresi 36)

Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na (O’nun koyduğu kanunlara) boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden (kendilerine indirilen kanunlardan) başkasını mı arıyorlar? (Ali İmran Suresi 83)

Kesin olarak inananlar için küre-i arzda (mikro ve makro alemde) ve kendi nefislerinizde (anatomik yapınızda,hücrelerinizden, tüm sistemlerinize,dna kodlarınızdan,hormonal dengelerinize kadar) birçok alametler vardır.Hâlâ görmeyecek misiniz ?
(Zariyat Suresi 20)

Göklerde ve yerde (Allahın varlığını,birliğini ve kemâl-i kudretini isbat eden) nice âyetler (nişaneler) vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirici olarak,üzerinden (tefekkür etmeksizin, gafletle) geçer giderler. (Yusuf Suresi 105)

Andolsun biz,cinler ve insanlardan, kalpleri (akılları) olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla (aklederek) görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için (takdir edip) yarattık.İşte bunlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da aşağıdadırlar.İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
(Araf Suresi 179)

Onlardan bir kısmı ümmîdir;kitabı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeyler, bir takım kuruntulardır.Onlar sadece yanlış fikirlere kapılmışlardır.(Asıl ) yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı kendi elleriyle yazarlar, sonra da,onunla az bir paha karşılığında
“Bu Allah katındandır” derler. Yazıklar olsun elleriyle yazdıkları yüzünden onlara…Yazıklar olsun kazandıklarına da !
(Bakara Suresi 78-79)

Bilakis biz gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!
(Enbiya Suresi 18)

Hülasa , doğru akledebilmek için , akıl sahibi olmak yeterli değildir. Gönlünü, sahtekarlıklardan, şehevani yasak arzulardan, kendine ve topluma zarar verecek kuralsızca yaşama isteğinden, kibir , bencillik, riya ve benzeri kötü ahlaklardan temizlemedikçe, dürüst ve samimi bir yüreğe sahip olmadıkça, o akıl, bu duygularla perdelenmeye mahkumdur. Ama az , ama çok. İyilik ancak evrensel olursa, kendine dönecek her hangi bir menfaatten beri olunca iyilik olur. Yani karşılıksız olursa. Bu da ancak Allah cc için olursa ele geçer. Zira Allah cc Rahmandır cc. (hak edilsin edilmesin) Rahmet O’nun şanından olduğu için rahmet edendir. O’nun adına yapılan da öyledir. Aksi taktirde, ya nefsani, ya nefse dönücü bir taassupla , belli bir kesime münhasır kalır, diğerini öteler. Suriyeli mülteciye çelme takarken, ukraynalıyı bağrına basar. Hümanizm değil ırkçılık olur. Savaşı durdurmaz, anarşiye yol açar. Selamet Allah’a cc teslimiyette, huzur, güç sahiplerinin Allah’tan cc korkmasındadır. Demokraside değil. İnsanların çoğu bilmez buyuruyor Allah cc. Mutlak hürriyet, sorumsuzluk doğurur ve gücün kontrolünü kaybetmesine yol açacaktır. Güçlünün de korkacağı daima galip , her şeye kadir olana teslim olacağı bir sistem anarşiyi yok eder. Kontrolsüzce yaşamak değil. Çoğunluk kuralsızlığı istedikçe kontrol kaybedilir. Taki sapkınlıklar bile hak olarak dayatılır ve kanunlaştırılır. Ferde ve topluma zararı gözetilmeden, akılsızca savunulur.
Bütün hamdler, bizi buna (islama) hidayet eden Allah’a cc mahsustur. (Bu koca nefislerimizle birlikte) tek başımıza , Allah’ın cc (davetçileri olmadan) hidayet bulacak değildik. Allah’ın cc resulleri muhakkak hakkı getirmiştir. Onun elçilerine selam olsun.

04/04/2023

“Dört mezhep imamının İSTİVA hakkındaki görüşleri”

Özetle bu dört imam: “Allah / Rahman arşa istiva etti.” mealindeki Kur’an’ın zahir ifadesine iman ettikleri, ancak Allah’ın gökte veya yerde olduğunu söylemenin -ona bir cihet ve bir mekân isnat edildiği için- küfür olduğunu belirtmişlerdir.
- Bu konuda ayetlerin zahirini tevil etmeden olduğu gibi kabul eden ve en azından ifadeleriyle bir nevi teşbih ve tecsimi çağrıştıran bazı sözler sarf etmekten çekinmeyen Suud alimlerine itibar edilmez.
- İnsanlar, aynı ifadeyi kendi düşüncelerine göre farklı yorumlayabilirler.
Örneğin, İmam-ı Azam: “Kim Allah’ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmem, dese kâfir olur.” şeklindeki sözünü Vehhabi zihniyetli olanlar: “Yani Allah arşa istva etmiş, arş da göklerdedir, bunu bilmeyen kafir olur.” şeklinde yorumlamışlardır. Kaldı ki İmam-ı Azam’ın bu sözünü rivayet eden Muti el-Belhî’nin yalancının biri olduğu bildirilmiştir.
Buna mukabil, İz b. Abdusselam gibi Ehl-i sünnet alimlerine göre, İmam-ı Azam bu ifadesiyle “Böyle diyen kimsenin Allah’a (gök veya yer gibi) bir cihet ve mekân isnat ettiği için kâfir olur.” demek istemiştir.(bk. Aliyyu’l-Kari, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, 197-198)
- İmam Malik’in, Arşa istivayı soran bir kimseye hitaben: “İstiva (manası itibariyle) bellidir, keyfiyeti ise meçhuldür. Bu tür soruları sormak bidattır. Anlaşılan sen kötü bir adamsın. Dışarı atın bunu.” manasına gelen sözleri meşhurdur. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari,13/407)
- İmam-ı Şafi’nin, İSTİVA sorusuna verdiği cevabı şöyledir:

“Ben buna teşbihe girmeden iman ettim. Temsile girmeden tasdik ettim. Nefsimi bunu gerçek manada anlamamakla itham ettim. Bu konuyu fazla kurcalamaktan da kendimi uzak ettim...” (bk. el-Burhanu’l-müeyyed, s.24)

İmam Şafi’nin tevhitle ilgili şu kapsamlı sözleri de pek harikadır:

“Kim müdebbirini /Yaratıcısını tanımak adına fikrinin ulaştığı bir varlığa ulaşırsa o müşebbihtir. Kim adem-i sırfa (mutlak yokluk) ile tatmin olursa o muattıldır. Kim mevcut olan bir varlık (vacibu’l-vücud) ile tatmin olup da onu idrak etmekten aciz olduğunu itiraf ederse o muvahhiddir.” (Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s. 152)

- Aynı soruya cevap veren İmam Ahmed b. Hanbel ise şunları söylemiştir:

“İstiva / istivanın hakikati, insanların tasavvuru gibi değil, Allah’ın haber verdiği gibidir / onun murat ettiği şekildedir.” (el-Burhanu’l-müeyyed, 24)

Keza İmam Ahmed’in itikadına göre, Allah cihetten, cisim olmaktan, tagayyürden, sınırlandırılmaktan, bir yere dayanmaktan münezzehtir. O arşı yaratmadan önce de onu yarattıktan sonra da bu tenzihi sıfatlara sahiptir.(bk. et-Temimi, İtikadu’l-İmami Ahmed, s.38-39)

Kur’anı Kerîm ayetleri,
“Muhkem ve Müteşabih” olarak iki kısma ayırır.

“Sana bu kitabı indiren O’dur. Kitabın bir kısım âyetleri muhkem olup bunlar onun esasını teşkil ederler. Diğer kısımlar ise müteşabihtirler. Kalplerinde eğrilik olan kimseler onun sadece müteşabihleri ile meşgul olurlar. Bundan maksatları, sırf fitne çıkarmak ve kendi anlayışlarına göre yorumlamaktır. Halbuki onların gerçek mânâlarını yalnız Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise, onların mânâlarını anlamaya çalışmakla beraber, asıl maksat ve mânâlarını Allah Tealâ’ya havale edip; ‘Allah’ın maksadı ne ise biz ona inandık. Gerek muhkemi, gerek müteşabihi hepsi Rabbimiz tarafından gönderilmiştir...’ derler. Bunu ancak kamil ve öz akıl sahipleri düşünebilirler... Ve onlar sözlerini şu duayla bitirirler: ‘Ey bizim yüce Rabbimiz! Doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi yanlışa saptırma, yüce katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sonsuz lütuf sahibi olan ancak Sensin.’” (Âl-i İmran, 3/7)

06/03/2023

𝗦̧𝗔’𝗕𝗔̂𝗡-𝗜 𝗦̧𝗘𝗥𝗜̇𝗙’𝗜̇𝗡 𝟭𝟱. 𝗚𝗘𝗖𝗘𝗦𝗜̇𝗡𝗜̇𝗡 (𝗕𝗘𝗥𝗔𝗔𝗧 𝗚𝗘𝗖𝗘𝗦𝗜̇𝗡𝗜̇𝗡) 𝗙𝗔𝗭𝗜̇𝗟𝗘𝗧𝗜̇

Beraat gecesinin fazileti hakkında birçok hadis-i şerif varid olmuştur. Biz de burada bunlardan bir kısmını zikredelim. Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur: “Şa’bânın yarı (on beşinci) gecesi olunca, gecesini (ibadette) kıyamla geçirin, gününü de oruç tutun.

Şüphesiz Allâh-u Tebârake ve Te’âlâ o gece güneş batımında en yakın semaya (inmekten, çıkmaktan, hareket ve intikalden münezzeh olarak, Zat’ına yakışan bir inişle) iner de, fecrin doğuşuna (imsak oluncaya) kadar:

‘Bağışlanmak isteyen var mı onu mağfiret edeyim, rızık isteyen var mı ki onu rızıklandırayım, belaya tutulan var mı ona afiyet vereyim, yok mu şöyle isteyen, yok mu böyle isteyen?!’ diye nida eder.

Artık kim ne isterse mutlaka ona muradı verilir.” [İbni Mâce, İkâmetü’s-salât, no:1388, 1/444; Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, no:3542, 3555, 5/354-362]

Bazıları her gece hakkında böyle hadis-i şerifler bulunduğunu söyleyerek Beraat gecesinin faziletini inkara yeltenmişlerse de, bunlar hadis-i şerifler arasındaki farkı farketmekten aciz kimselerdir.

Zira o hadislerde gecenin son üçte birinden bahsedilmekte, bunda ise güneş batar batmaz bu tecellinin başladığı bildirilmektedir.

Ne yapalım?! Allâh-u Te’âlâ’nın nur vermediği kimse için hiçbir nur yoktur.

Âişe (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatmıştır: “Şa’bânın yarısının gecesi olduğunda Rasûlullâh ﷺ benim şalımın içinden sıyrılıp çıktı.

Ben: ‘Hanımlarından birine gitmiştir’ diye endişelenip kalktım. Onu evde aramaya başladım. Ayağım secde halindeyken onun mübarek ayaklarına değdi. Secdede o kadar uzun kaldı ki Allâh-u Te’âlâ onun ruhunu secdede kabzetti sandım. Ayaklarına dokunduğumda hareket edince, yaşadığını anlayarak çok sevindim.

Secdede söylediği dualardan, şunlar aklımda kaldı: ‘Karartım da, hayalim de Sana secde etti, gönlüm Sana iman etti, işte elim ve onunla kendi aleyhime işlediklerim!

Ey her büyük şey için kendisine umut bağlanan büyük Allâh! Ey büyük! Büyük günahları affet! Yüzüm kendisini yaratan, kulağını ve gözünü yar(ıp yarat)ana secde etti. Nimetlerini Sana karşı ikrar ediyorum.

Büyük günahlarımı itiraf ediyorum. Ben nefsime zulmettim, öyleyse beni bağışla. Zira günahları Senden başkası affedemez. Azabından affına sığınıyorum.

Hışmından rahmetine sığınıyorum. Gazabından rızana sığınıyorum. Senden Sana sığınıyorum. Zat’ın pek yüce olmakta daim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem. Sen kendini övdüğün gibisin.’

Sonra mübarek başını kaldırıp şöyle dua etti: ‘Ey Allâh! Bana şerden arınmış bulunan, takva sahibi olan, kafir ve bedbaht olmayan bir kalp bağışla.’

Daha sonra tekrar dönüp secde yaptı ve şöyle duada bulundu: ‘Ya Rabbi! Sana kardeşim Dâvûd (Aleyhisselâm)ın dediği gibi diyorum. Seyyidim için yüzümü toprağa sürüyorum. Efendimin cemali için tüm yüzler toprağa sürülmeye değer.’

Daha sonra başını kaldırdığında, ben kıskançlıkla onun peşine düştüğümden utanarak: ‘Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallâh! Sen bir vadidesin, ben ise başka bir vadideyim (sen neler düşünüyorsun, ben ne düşünüyorum?)’ dedim.

O zaman bana: ‘Ey Humeyra! Bilmez misin ki bu gece şa’bânın yarı gecesidir. Bu gecede Kelb kabilesinin koyunlarının kılları kadar Allâh’ın (cehennemden) azatlıları vardır’ buyurdu.

Ben de kendisine: ‘Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin durumu nedir (ki ondan bahsettiniz)?’ diye sorunca: ‘Araplar içinde onlardan fazla sürüye sahip olan bir kabile yoktur. Ancak ben (affolunacaklar arasında) altı kişiden bahsetmiyorum ki bunlar; içki içmeye devam eden, ana babasına isyan eden, zinaya ısrar eden, sıla-ı rahimi kesen, heykel tasvir eden ve söz gezdirendir’ buyurdu.

O zaman ben: ‘Ya Rasûlallâh! Sizin bu gece secdenizde bir duada bulunduğunuzu işittim ki, bu zamana kadar bu duayı yaptığınızı hiç işitmemiştim. Secdede diyordunuz ki: ‘Azabından affına sığınıyorum, gazabından rızana sığınıyorum, Senden Sana sığınıyorum. Zat’ın yüce olmakta daim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem, Sen kendini övdüğün gibisin’ deyince: ‘Sen bunu belledin mi?’ diye sordular. Ben: ‘Evet’ deyince:

‘Bunları iyi öğren ve öğret. Çünkü Cibrîl (Aleyhisselâm) bana bunları secdede tekrar tekrar söylememi emretti’ buyurdular.

İşte Rasûlullâh ﷺ böylece sabah vaktine kadar ayakta ve oturarak namaza devam etti. Sabah olduğunda iki ayağı da iyice şişmişti.

Ben onları oğuştururken: ‘Anam babam sana feda olsun! Kendinize çok zahmet verdiniz, Allâh-u Te’âlâ sizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı bağışlamamış mıydı?! Şöyle yapmamış mıydı?! Böyle yapmamış mıydı?!’ diye sayınca:

‘Ey Âişe! (Madem ki O bana bu kadar lütuflarda bulundu) şimdi ben çok şükreden bir kul olmalı değil miyim?! Bu gecede neler olduğunu bilir misin?!’ buyurdu. Ben: ‘Ey Allâh’ın Rasulü! Bu gecede neler var?” dediğimde: ‘Adem oğullarından bu sene doğacakların tamamı bu gece yazılır. Adem oğullarından bu sene öleceklerin tümü bu gece kaydedilir, amelleri bu gece yükseltilir, rızıkları da bu gece indirilir’ buyurdu.

Bu sefer ben: ‘Ya Rasûlallâh! Allâh’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez mi?’ dediğimde: ‘Allâh’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez’ buyurdu.

Tekrar ben: ‘Siz de mi ya Rasûlallâh!?’ deyince, mübarek elini başının üstüne koyarak üç kere: ‘Allâh rahmeti ile beni kuşatmazsa ben de giremem’ buyurdular.” [Beyhakî, Fadâilü’l-evkât, no:26-29, sh:126-132; Şu’abü’l-îmân, no:3556-3557, 5/362-365; Münzirî, et-Terğîb, no:1546, 2/124; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/257-260]

Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur: “Dört gece vardır ki geceleri günleri gibi, günleri de geceleri gibi (faziletli)dir. Allâh-u Te’âlâ bunlarda yapılan yeminleri doğru çıkarır (ism-i şerifi adına and verilerek yapılan duaları kabul eder), canları (cehennemden) azad eder ve bol mükafatlar ihsan eder.

(Bunlar da) kadir gecesi ve sabahı, şa’bânın yarı (on beşinci) gecesi ve sabahı, arefe gecesi ve sabahı, cuma gecesi ve sabahıdır.” [Hâfız Ebû Nu’aym, Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa’bân, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:191; Şihâbüddîn Ahmed el-Kalyôbî, Nebzetün Azbetü’l-menhel fî zikri leyleti nısfi şa’bâne’l-mufaddal, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:221]

Mu’âz ibni Cebel (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur: “Beş geceyi (ibadetle geçirerek) ihya edene cennet vacip olur. (Bunlar da) terviye (zülhıccenin sekizinci) gecesi, arefe (zülhıccenin dokuzuncu) gecesi, nahr (zülhıccenin onuncu) gecesi, fıtr (ramazân bayramı) gecesi, şa’bânın yarısının (Beraat) gecesidir.” [Isfahânî, et-Terğîb, no:367, 1/182; İbni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa’bân, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:190; Şihâbüddîn Ahmed el-Kalyôbî, Nebzetün Azbetü’l-menhel fî zikri leyleti nısfi şa’bâne’l-mufaddal, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:220-221; İsmâ’îl Hakkî, Rûhu’l-beyan, 8/403]

Ebû Ümâme el-Bâhilî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur: “Beş gece vardır ki, onlarda (şartlarına uygun olarak yapılan) dua reddolunmaz, bunlar da recebin ilk gecesi, şa’bânın yarı gecesi, cuma gecesi, ramazân bayramı gecesi ve kurban bayramı gecesidir.” [İbni Asâkir, Târîhu Dimeşk, 10/408; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, no:2975 2/196; Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, no:3440, 5/288; Abdürrezzâk, el-Musannef, no:7927, 4/317]

İmâm-ı Münâvî (Rahimehullâh) bu hadis-i şerifin izahında şöyle buyurmuştur: “Bu geceleri ibadetle geçirmek, kendilerinde dua ve yalvarışı çok yapmak sünnettir. Selef-i salihin (geçmiş büyükler) kesinlikle bu gecelerde ibadete devam etmişlerdir.” [Feyzu’l-Kadîr, no:3952, 3/454]

‘Amr ibni Osman ibni Kesîr ibni Dînar (Radıyallâhu Anhüm)dan rivayete göre Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurmuştur: “Her kim şa’bânın yarı (on beşinci) gecesi ile iki bayram gecelerini (ibadette) kıyamla geçirirse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” [Ebu’l-Ferac ibnü’l-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:62; Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa’bân, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:190-191, Şihâbüddîn Ahmed el-Kalyôbî, Nebzetün Azbetü’l-menhel fî zikri leyleti nısfi şa’bâne’l-mufaddal, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:220; Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/143; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-ummâl, no:24107, 8/548]

Beraat gecesinin fazileti ile ilgili rivayetlere devam edecek olursak, Âişe (Radıyallâhu Anhâ): “Rasûlullâh ﷺ’in şöyle buyurduğunu işittim” demiştir: “Allâh-u Te’âlâ bütün hayırları dört gecede, (sabah) ezan(ının vakti oluncay)a kadar (kullarının üzerine) boşaltırcasına açar ki bunlar, Edha (kurban bayramı) gecesi, fıtr (ramazân bayramı) gecesi, şa’bânın yarısının (Beraat) gecesi ki onda ecelleri ve rızıkları (Levh-i Mahfuz’dan) nüsha (kopya)la(yıp, görevlilerine teslim ede)r. (O sene) hacca gidecekleri de o gece yazar. Arefe (zülhiccenin dokuzuncu) gecesidir.”

İbrâhîm ibni Ebî Nüceyh (Radıyallâhu Anh) bu dörde ilaveten cuma gecesini de zikrederek bu sayıyı beşe çıkarmıştır. [el-Hatîb, Ruvâtü Mâlik, Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/255; Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/347; İbni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:48; Ebu’l-Ferac ibnü’l-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:62]

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh) Rasûlullâh ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şa’bânın yarısının gecesi Cibrîl (Aleyhisselâm) bana gelerek: ‘Ya Muhammed! Başını semaya doğru kaldır’ buyurdu.

Ben: ‘Bu ne gecedir?’ dediğimde: ‘Bu, Allâh-u Sübhânehû’nun üç yüz rahmet kapısı açtığı bir gecedir ki onda, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan (Müslüman)ların tümünü bağışlar, ancak büyücü, kahin (gayptan haber veren), içki içmeye devam eden yahut faiz ve zinayı bırakmayanları, tevbe etmedikleri sürece affetmez’ buyurdu.

Gecenin dörtte biri geçince Cibrîl (Aleyhisselâm) tekrar inerek: ‘Ya Muhammed! Başını kaldır’ buyurdu.

Başını kaldırdığında bir de ne görsün? Cennetin tüm kapıları (ardına kadar) açılmış, dünya semasından Arş’a kadar tüm melekler secdede Muhammed ﷺ’in ümmeti için istiğfarda bulunuyorlar ve her sema kapısında bir melek bulunuyor.

Birinci kapıdaki melek: ‘Bu gece rüku edenlere müjdeler olsun!’ diye nida ediyor.

İkinci kapıdaki melek: ‘Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!’ diye nida ediyor.

Üçüncü kapıdaki melek: ‘Bu gece dua edenlere müjdeler olsun!’ diye nida ediyor.

Dördüncü kapıdaki melek: ‘Bu gece zikredenlere müjdeler olsun!’ diye nida ediyor.

Beşinci kapıdaki melek: ‘Bu gece Allâh korkusundan ağlayanlara müjdeler olsun!’

Diğer bir rivayette: ‘Bu gece hayır yapanlara müjdeler olsun!’ diye nida ediyor.

Altıncı kapıda müvekkel (görevli) melek: ‘Bu gece tüm Müslümanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

Yedinci kapıda bulunan melek ise: ‘Bu gece bir şey talep eden (isteyen) var mı ki, muradı kendisine verilsin?’

Diğer bir rivayette: ‘Bu gece Kur’ân okuyanlara müjdeler olsun!’ diye çağırıyor.

Sekizinci kapıda duran melek de: ‘İstiğfar eden var mı ki kendisi için (günahları) mağfiret olunsun?’ diye bağırıyor.

Bunun üzerine: ‘Ey Cibrîl! Bu kapılar ne zamana kadar açık olacak?’ diye sorduğumda: ‘Gecenin başından fecrin tulu’una (imsak vakti girenceye) kadar’ buyurduktan sonra:

‘Bu gece Kelb kabilesinin koyun sürülerinin tüyleri kadar (çok) sayıda Allâh-u Te’âla’nın ateşten azatlıları vardır!’ buyurdu.” [Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/347; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/142]

Âişe (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatmıştır: “Şa’bânın yarısının gecesi (Beraat gecesi) Nebî ﷺ’i secdede dua ederken gördüm.

Derken Cibrîl inerek: ‘Şüphesiz ki Allâh-u Te’âlâ bu gece senin şefaatinle ümmetinin üçte birini cehennemden azad etti’ buyurdu.

Bunun üzerine Rasûlullâh ﷺ duayı artırınca Cibrîl (Aleyhisselâm) tekrar nüzül ederek: ‘Muhakkak Allâh-u Te’âlâ sana selam söylüyor ve: ‘Ümmetinin yarısını gerçekten ateşten azad ettim’ buyuruyor’ dedi.

Rasûlullâh ﷺ duayı ziyadeleştirince Cibrîl (Aleyhisselâm) üçüncü defa gelerek: ‘Şu bir gerçek ki Allâh-u Te’âlâ senin şefaatinle ümmetinin tamamını cehennemden azad etmiştir.

Ancak hasmı olanlar, düşmanlarını razı edinceye kadar onları azad etmemiştir” buyurdu.

Rasûlullâh ﷺ (bu müjdelerle yetinmeyip, tüm ümmetini kurtarmak için) duayı artırınca, sabaha doğru Cibrîl (Aleyhisselâm) son bir kez inerek:

‘Şüphesiz ki Allâh-u Te’âlâ fazl-u rahmetiyle ümmetinin hasımlarını razı edeceğine (ve böylece hepsini bağışlayacağına) dair güvence verdi’ buyurdu da ancak o zaman Nebî ﷺ razı oldu.” [İsmâ’îl Hakkî Bursevî, Ruhu’l-beyan, 8/404)

Tabi’inin ulularından Hâlid ibni Ma’dân (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Senede beş gece vardır ki sevaplarını umarak ve müjdelerine inanarak onlar(da ibadet ve taat)a devam eden kişiyi Allâh-u Te’âlâ cennete girdirir.

Recebin ilk gecesi ki onu (ibadette) kıyam, gününü sıyam (oruç)la geçirir.

Şa’bânın ilk gecesi ki onu (ibadette) kıyam, gününü sıyam (oruç)la geçirir.

Ramazân bayramı gecesi ki onu (ibadette) kıyamla geçirir, gününü ise oruçsuz geçirir.

Kurban bayramı gecesi ki onu (ibadette) kıyam, gününü ise oruçsuz geçirir. Aşûrâ gecesi ki onu (ibadette) kıyam, gününü sıyam (oruç)la geçirir.” [Ebû Muhammed el-Hallâl, Fedâilü şehri receb, no:17, sh:75; Abdulkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/327; İbni Receb el-Hanbelî, Letâifü’l-me’arif, sh:263]

Rivayete göre raşid halife Ömer ibni Abdilazîz (Radıyallâhu Anh) Basra valisi olan Haccâc ibni Ardât (Radıyallâhu Anh)a yazdığı mektubunda şöyle demiştir: “Senede dört geceye dikkat et! Çünkü Allâh-u Te’âlâ bunlarda rahmetini tam manasıyla boşaltır.

Bunlar da recebin ilk gecesi, şa’bânın yarı gecesi, recebin yirmi yedinci gecesi ve fıtr (ramazân bayramı) gecesidir.” [Abdulkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/327; Hatîb-i Bağdâdî, Ğunyetü’l-mültemis, Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, no:3952, 3/454]

Ali ibni Ebî Tâlib (Radıyallâhu Anh) senenin dört gecesi (hiç uyumayıp) kendini ibadete ayırırdı ki bunlar recebin ilk gecesi, ramazân ve kurban bayramı geceleriyle, şa’bânın yarı gecesiydi. [Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/328]

“er-Ravza” isimli eserde Beraat gecesi duanın kabul edildiği gecelerden sayılmıştır.

Nitekim büyük müctehid İmâm-ı Şâfi’î (Radiyallâhu Anh) şöyle demiştir:

“Bize ulaşan habere göre dualar beş gecede kabul edilir. (Bunlar da) cuma gecesi, iki bayram geceleri, recebin ilk gecesi ve şa’bânın yarı gecesi(dir).

İşte bu geceler hakkında nakledilen faziletli amellerin tümü müstehaptır.” [İbni Receb el-Hanbelî, Letâifü’l -me’arif, sh:264; Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, no:3438, 5/287; İmâm-ı Şâfi’î, el-Ümm, 1/164]

Kâ’b (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allâh-u Te’âlâ şa’bânın yarı gecesinde Cibrîl (Aleyhisselâm)ı cennete göndererek süslenmesini emreder ve ona:

‘Muhakkak ki Allâh-u Te’âlâ senin bu gecende, gökteki yıldızlar adedince, dünyanın günleri ve geceleri sayısınca, ağaçların yaprakları adedince, dağların ağırlığınca ve kumlar kadar (günahkar kulunu) gerçekten (cehennemden) azad etmiştir’ buyurur.” [İbni Receb el-Hanbelî, Letâifü’l-me’arif, sh:264; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/144; Ebu’l-Ferac ibnü’I-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:64-65]

Hakîm ibni Keysân (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Allâh-u Te’âlâ şa’bânın yarısının gecesinde kullarına tecelli’de bulunur. Her kimi o gecede temize çıkarırsa, bir daha seneye kadar o kulunu tezkiye (tertemiz muhafaza) eder.” [Abdülkâdir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/347; Ebu’l-Ferac ibnü’I-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:62]

Bu gecenin fazileti hakkında hiçbir rivayet olmasaydı bile bu söz yeterli olurdu.

Zira hiçbir gecenin fazileti hakkında: “Bu geceyi ibadetle geçirirseniz, günahlarınızdan tertemiz olursunuz ve bir daha seneye kadar günah kirlerine bulaşmazsınız” diye bir söz varid olmamıştır.

‘Atâ ibni Yesâr (Radıyallâhu Anh):

“Kadir gecesinden sonra Beraat gecesinden daha faziletli hiçbir gece yoktur” sözü ile bu konuda son sözü söylemiştir. [İbni Receb, Letâifü’l-me’arif, sh:264]

Ebu’l-Ferac (Rahimehullâh) “en-Nûr” isimli eserinde bu bapta şunları söylemiştir:

“Ey Allâh’ın kulları! Şüphesiz bu gecenizin faziletleri zahir ve batın olmuştur.

Şüphesiz ki bu gece, kıymeti çok yüce ve diğer gecelere karşı pek üstün bir gecedir. Hasta fikirliler bu gecenin faziletine ulaşamaz. İslam’dan büyük bir payı olmayanlar bunu ibadetle ihya edemez.

Bu gece eceller ve rızıklar taksim edilir. Lütuflar ve keremler ikram edilir. Birçok cehennemliklerin rikabı (boyunları) da cehennemden azad edilir.

Rasûlullâh ﷺ’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kişinin sene içerisinde dört geceyi sırf ibadetle geçirmesi benim çok hoşuma gider.

Bunlar da fıtr (ramazân bayramı) gecesi, edha (kurban bayramı) gecesi, receb ayının ilk gecesi ve şa’bânın yarısının (Beraat) gecesidir.” [Ebu’l-Ferac ibnü’I-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:83]

Address

Üsküdar

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 𝑺̧𝒆𝒓𝒊𝒂𝒕-ı 𝑮𝒂𝒓𝒓𝒂̂-𝒊 𝑴𝒖𝒉𝒂𝒎𝒎𝒆𝒅𝒊𝒚𝒚𝒆 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to 𝑺̧𝒆𝒓𝒊𝒂𝒕-ı 𝑮𝒂𝒓𝒓𝒂̂-𝒊 𝑴𝒖𝒉𝒂𝒎𝒎𝒆𝒅𝒊𝒚𝒚𝒆:

Shortcuts

Share