25/08/2024
DOĞRUYU ARAMAK
İnsanoğlu kendi bilinç alanında düşünsel halde iken, kendi yaşamında olanları hep anlam verme ve sınıflandırma yapar.
Bu süreçte genel olarak akıl dediğimiz özelliğimizin garip işleyişi ile farklı şeyler oluşur. İlk kez oluşturulan bir anlam, sonrasında kendini içimizde büyütür. Giderek kendini gerçek algısına yaklaştırır.
“ Gecen gün bir dostum diyor ki; Ceketime melekler tüy bırakmış” Melek kavramını algısal biçimlediğimizde, bundan sonra ona göre geniş akıl yürütme yaşıyoruz. “Melekler uçar ve kanatları vardır.” “ Ve kanatlar tüyden oluşur.” “ Ve ceketteki tüy meleklerin bıraktığı bir tüydür.”
Kendisine “meleklerin gerçek bir kanatları yok ve bu nedenle tüy de bırakmaları imkansız” dediğimde, “ben inanıyorum” dedi. İnanç öyle garip bir durum ki, bilinç düzeyindeki her süreçte bir şekilde, bir sabitleme yapmamızda büyük bir rol alıyor. Bir mihenk taşı gibi oluşan değer, sonraki her bir değer algısında biçimleme yapıyor. Artık o bilgiyi, o konudaki yargılamayı, sorgulamayı bırakıyorsun.
Aslında bir değer oluşturuyorsun ve artı o değer etrafında diğer değerleri anlamlandırıyorsun.
Bu nasıl olur?
Beyinde bu, ne nedenle olur?
Bu çok ilginç. Bilinç düzeyinde belirsiz seyreden bir takım düşünce kırıntıları kendince bir sabitleme, bir çıkarsamada biçim değiştiriyor ve onu gerçeklik olarak sabitliyor olmalı.
En sonu ısrar eden arkadaşıma “Peki sen öyle mutlu olacaksan öyle olsun dedim” Bu sözle farkına vardım ki bilinç düzeyindeki etkileşimli düşünce oluşum dalgaları bir girişim yapıp, bilinç içindeki aktiviteyi azaltmak için biçim değişimi yapıyor olmalı ki, insan sonrasında mutlu olsun...
Gerecekten de bilinç düzeyinde düşünce çatışması olmadığında sakinlik ve mutluluk oluşuyordu.
Nasıl yani ?
Düşünce oluşumu sırasında Bilinç’te çatışma mı vardı?
Huzursuzluk mu oluşuyordu da sonra birden bir denge ve mutluluk mu oluşuyordu?
Bilinç denen şey nasıl bir işlevdi?
Bilinç burada Bilinç dışının kendisine verdiği veriyi, dış algı ile değerlendiriyor ve içinden çıkamadığı durumlarda sıkıntılı ve huzursuz oluyor. Eğer bir çözümleme bulursa da kendiliğinden mutluluğa varıyordu. Bu mutluluk Bilinçaltı süreçlerinin beklentisine göre bir analiz oluştuğunda, çatışma bitiyordu. Bilinç boşalıyordu. Bilincin boşalması, kendi aktivitesini bırakıp, Bilinçaltı’na ortamı bırakmasıdır. Bu durumda mutluluk ve organizmanın işlevi mükemmellik boyutuna geçiş yapıyordu.
Evet bilinç çatışma alanı olarak bakarsak neden böyle bir durum yaşanır ?
Muhakeme ve mantıksal süreçleri neden Bilinç alanında yaparız?
Ve mutluluk için ceketindeki tüyü meleklerin bıraktığına inanmak istemi ve bununla mutluluk oluşumu nasıl oluyor?
Bilinçaltı buna neden gereksinim duyuyor ?
Mutluluk, Bilinçaltı’nda denge durumu ve dış etkilerin huzursuzluğunun, tehlike oluşturmama durumu olması gerekiyor.
Bu durumda, kendi iç mekanizmayı olduğu gibi ve olması gerektiği gibi işletmeye devam ediyor ve insan için sağlık olarak yansıyor.
Bilince bu görev neden veriliyor?
Organizma neden böyle bir şey yapıyor ve bu merkez “Bilinç neden oluştu? ” dersek, sanırım bilinç altı kendi çözümleyemediği durumları bir kenara itme biçimi ile biriken algılar depo edildikçe oluşan alanda kendi kendine oradaki titreşimsel süreç devam ettikçe orada böyle bir alan oluşmuş olmalı...
Gelelim bu olayın diğer boyutuna Akıl ve düşünsel süreçlerde oluşan yanlış algı ve değerlendirmelerin bunu bir sarmal gibi ve veri işleme de kendince değerlendirme köşe taşı olarak kullanması durumuna….
Bu durumda her yeni değerlendirme eski bu değere uygunluğu ile değerlidir. Ve bilinç içinde oluşan yeni sistematik biçimlenme düşünsel, artık bu yeni değerler çerçevesinde oluşur.
İnanç, İdoloji, Siyaset gibi çıktılar bu tür oluşumların kendi içindeki süreçlerine bağlı, dışa vurulan ve hayatı işleme biçimimizdir.
Mesut Kahveci