16/02/2026
Kenya’ya gitme fikri aklımıza geldiğinde bir çok kaygı da belirdi. Güvenlik, hijyen, aşı, sinek, yiyecek, su ve buna benzer şeyler. Yola çıkmadan önce bir çok ilaç, takviye vitamin ve yiyecek hazırladık. İnanılır gibi değildi. Yıllardır seyahat ederiz ilk defa bu kadar hazırlık. Ama vazgeçmek yok bir kere aldık kararı.
Kenya ve gezi hakkında yazmadan hemen şunu belirtelim ki abartmışız ve okuduğumuz, izlediğimiz şeyler de çok gerçekçi değilmiş. Evet çok hijyenik değil, güvenlik açısından bu bölgelerde dikkatli olmak faydalı ama tehlikeli değil. Fakirliğin ve Afrika’nın getirdiği kültürel yapı ve yaşam biçimi ile görüntü bazen dramatik olabiliyor. Ucuz bir ülke ve geneli fakir olduğu için bahşiş ya da hediye olarak insanlara verdiğiniz küçük paralar mutluluk sebebi olabiliyor. Hele çocuklara verdiğiniz yiyeceklerle onların gözlerindeki mutluluk anlatılmaz.
Biz Mombasa’dan başladık gezimize. Kısa bir şehir keşfi, yerel halkın yaşadığı köy ziyareti ve beyaz kumların hakim olduğu Hint Okyanusu kıyısında gel-gitlerin bize sunduğu o güzellikleri deniz keyfiyle çıkartıp safari için yola revan olduk.
Safari için ilk Tsavo East National Parka doğru yola çıktık. Yerel halkın yaşadığı köylerin içinden bazen iyi bazen de ciğerlerimize kadar dolan kırmızı topraklı yollardan ilerledik. Yolumuzu bazen zürafalar keserek bize neden burada olduğumuzu hatırlatıp zor olan yolculuğumuzu keyifli hale getirdiler. Safari jipi ile girdiğimiz alanda bir elimizde dürbün bir elimizde telefonlarımız hiç bir ayrıntıyı kaçırmama telaşı. Tabi bir süre sonra artık duruma alışıp yavaş yavaş daha kontrollü olmaya başlıyorsunuz. Sabah çok erken çıktığımız yolun ilk mola yeri bir gece konaklayacağımız Voi Safari Lodge oldu. Mükemmel bir tesis, odamınız penceresinden ve lodgenin bahçesinden yaban hayvanlarını doyasıya izledik. Ama asla odanın penceresini açmadık. Neden mi maymunların ve yılanın istilasına karşın. Özellikle maymunlar çok arsız ve hırsız. Camın önünden ayrılmıyorlar. Bu tesise çocuklarla bile rahatlıkla gelinebilir ve hatta bir çok çocuklu aile de vardı. Biz de ileri de Karan’ı getirmeyi hayal ettik.
07/02/2026
KENYA
Yolculuğumuz Afrika kıtasına. Dünyanın güney yarım küresinde bulunan Doğu Afrika’nın en eski yerleşim yeri hatta dünyanın başlangıcına kadar giden yaşam kalıntılarının olduğu coğrafyaya KENYA’ya gidiyoruz. Biraz farklı, macera dolu bir keşif olacak. Hint Okyanusu kıyısında bol mercanlı bembeyaz kumların gülümsediği ve sıcaklığın 30 derecenin üstünde olduğu Mombasa'da kısa bir deniz molası verip yerel ve vahşi yaşamın olduğu iç bölgelere safari yapmaya gideceğiz. 4 gün safari süresince 2 farklı noktada lodge konaklaması yapacağız. Çok konforlu olmayacağının ve ilginç olacağının farkındayız. Ama madem dünyanın her yeri bizim için yeni bir keşif o zaman bekle bizi KENYA…
23/01/2026
PETRA
Ürdün keşfimizin en önemli durağı Petra'dayız. Anlatmaya çalışacağız ama anlatmakla olmayacak görülüp yaşanacak bir antik kent. Dünyanın yedi harikasından biri. Biz tam bir gün ve bir gece ziyareti yaptık. Tabi bunun için Petra civarında konaklamak gerekiyor ki bir çok alternatif bulunuyor.
Ürdün’ün güneyinde bulunan tarihi ve antik şehir kayaya oyulmuş mimarisi ve su kanalları ile, kayanın yapısı ve rengi ile size görsel bir şölen sunuyor. Kayanın renginden dolayı “gül şehri” de denilmektedir. Dünyanın yedi harikasından biri olmanın yansıra UNESCO Dünya Mirası listesinde de bulunuyor..
M.Ö. 7000 li yıllardan bu yana yerleşim yeri olan Petra, Nebati Krallığının başkenti ve önemli bir ticari merkeziydi. Şehrin yapısından dolayı çok korunaklı ve güvenli bir yerleşim yeri haline gelmiştir.
Bir çok insan Petra denildiğinde El-Hazne yapısını bilmektedir ki bu yapı sadece küçücük bir parçasıdır ama en ünlü ve önemli olanıdır. Kral IV. Aretas’ın anıt mezarıdır. Yukarıdan oyularak inşa edilmiş mükemmel bir yapı. Burası kadar önemli bir yapı olan Manastır da bu şekilde yapılmıştır. Petra’ya geldiyseniz 45 dakika sürecek merdiven tırmanma potansiyeliniz varsa mutlaka Manastırı da görmelisiniz. Şayet yürümem diyorsanız eşek ve katırla da çıkabilirsiniz. Tavsiyemiz o yol yürünmeli ve yol boyunca oluşmuş tarih içinize işlemeli. Antik kentin içinde diğer yapılar ve anfi tiyatro da görülecek yerlerden.
Bir de Petra Antik kenti gece ziyaret etmelisiniz. El-Hazne önünde kentin tüm tarihinin görsel bir şölen ile anlatıldığı video ve ışık gösterisi de görülmeli. Tabi ki gündüz ve gece o muhteşem renk ve yapı önünde kendinizi ve anılarınızı ölümsüzleştirecek ve sosyal medyadan paylaşacağınız muhteşem fotolarınızı da çekeceksiniz.
Antik Kentin girişinde müze bulunuyor ve ücretsizdir. Müze gezmeyi sevenler çok hoşlanacaktır. Sade, düzenli ve küçük.
Dünyayı keşfetme, kültürler ve coğrafyamızı tanıma hevesimizin bir basamağını daha tamamladık. Çok ama çok keyif aldık. Hazinemize kattığımız yeni bilgiler, anılar ve deneyimlerle ayrılıyoruz Ürdün’den.
Bir daha ki keşfimize kadar buranın tadını yaşayacağız.
21/01/2026
ÜRDÜN (JORDAN)
Yolumuz bu sefer Orta Doğu’ya hem de aslında çevresi karmakarışık olan bir bölgeye Ürdün’e düştü. Filistin, İsrail, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan komşuları. Bu kadar karışık bölgenin ortasında sakin bir ülke Ürdün.
Ürdün’ü görmek istememizin nedenlerinden biri de dünyanın yedi harikasından biri olan Petra. Tabi bunun yanında Hz. Musa'nın Mısır’dan kutsal topraklara yaptığı yolculuğun son noktası Nebo ya da Nebi Dağı, Lut kavminin yok olduğu bölge Ölü Deniz (Lut Gölü) de merak ettiğimiz yerlerdi.
12 milyon nüfusa sahip ülkeyi kuzeyden güneye kadar dolaşmak için 5 günlük bir program ile yola çıktık. İlk durak başkent Amman. Amman’a gelmişken Jerash Antik Kenti ve Ajloun Kalesini görmemek olmazdı. Öğle yemeğimizi de Ürdünlü bir ailenin misafiri olarak yöresel lezzetleri tattık.
İkinci gün Madaba şehrine yolculuk başladı. Kutsal Topraklar’ın bilinen en eski haritası Mozaik Haritası burada. Bir kilisenin tabanında bulunan harita MS 6.yüzyılda yapılmış. Buradan kutsal olarak kabul edilen Nebo Dağına çıktık. Hz Musa’nın asasını vurup suyu çıkardığı ve yolculuğunun son noktası olan yeri gördükten sonra rotamızı Lut Gölü’ne diğer adı ile Ölü Deniz’e çevirdik. Tuz oranı normalin on katı olan suda batmazsınız. Yüzmek için uğraşmaya gerek yok bir de ağzınıza, gözünüze ve burnunuza aman su kaçırmayın. Yanarsınız. Gölün kenarında şifalı çamuruda vücudumuza boca edip bir güzel arındık. Keyifli bir dinlenme ve deneyimle molasından sonra Akabe’ye doğru yola çıktık.
Akabe Ürdün’ün en güneyinde liman kenti. Akabe bizim için unutulmayacak bir anıya ev sahipliği yaptı. İlk defa tüple Kızıldeniz’e daldık. Hava buz gibi ve rüzgar giyinikken bile içinize işlerken biz dalış yaptık. Nasıl bir motivasyon inanılır gibi değil. Evet çok üşüdük ama unutulmayacak bir deneyim yaşadık.
Deniz maceramızdan sonra aynı gün başka bir maceraya yöneldik. Kendimizi çöllere vurduk. Çöle çıkmadan önce Osmanlı döneminde yapılan Hicaz Tren yolunu da gördük. Tabi halen kullanılmasa da temsili olarak duruyor.Wadi Rum’da safari yapıp bir gece konaklayıp çölün dinginliğini yaşadık. Biraz enerji toplayıp kendimizi yarına dünyanın yedi harikasından biri olan Petra’ya hazırladık.
03/01/2026
Malta; 2025 yılının son 2026 yılının ilk destinasyonu bizim için. Akdeniz’in ortasında Afrika ve Avrupa kıtalarının arasında tarih boyunca ticari ve stratejik öneme sahip olmuş bir ada ülkesi. İşin gerçeği çok fazla bir beklenti olmadan geldiğimiz ülkede keyifli zaman geçirdik.
Malta adını daha çok dil okulları reklamları ile duyuyoruz. Gerçekten de ülkenin ekonomisine önemli katkı sunuyor turizmle birlikte.
Ülke 3 adadan oluşuyor. Malta, Gozo ve Comino. Avrupa Birliği üyesi ama uzun yıllar Birleşik Krallık içinde yer almış. İkinci Dünya Savaşında en çok yıkıma uğrayan bir coğrafya.
Ülkeyi baştan sona diğer adaları da keşfederek gezmek için 3 bilemedin 4 gün yeterli. Ucuz değil pahalı hiç değil. Özellikle uygulamaları kullanırsanız taksi çok ama çok ekonomik. Adalara gitmek için feribotları kullanmalısınız. Ama önce merkezi görmelisiniz. Valetta bölgesi ve 3 şehir önceliğiniz olmalı. Merkezi bitirdikten sonra Malta’da gelince mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi olan Popeye Village rotanız olmalı. Biz Temel Reis olarak biliyoruz. Robin Williams 1980 yılında burada kurulan köyde çevirmiş filmi. O günden sonrada ziyaret için organize edilmiş film seti. Keyifli zaman geçirirsiniz burada. Biz buraya kadar gelmişken adaları da aradan çıkaralım diye düşündük. Feribot iskelesinden önce Comino adası oradan da Gozo adasına gittik. Comino adasına deniz mevsiminde gelinmeli. Özellikle Blue Lagoon bölgesine. Denizi muhteşem... Gozo adası şirin bir deniz kasabası havasında . Bir kaç saat içinde tamamen keşfedebilirsiniz.
Biz madem ülke küçük altını üstüne getirelim o zaman diye düşünerek Mdina ve Rabat’ı da görelim istedik. Büyüleyici ortaçağ şehri olan bu bölge aynı zamanda sakin ve huzur veren bir yerler.
Ve asıl görülmesi gereken yeri en sona bıraktık. Hani assolist gibi tadı damağımızda kalsın diye.
Şirin mi şirin bir balıkçı köyü Marsaxlokk... Nasıl hoş ve keyifli anlatılmaz yaşanır sadece. Hele birde deniz ürünlerini seviyorsanız bir çok balık restoranlarından birinde kendinize ziyafet çekebilirsiniz. Karnınız tıka basa doyar ama ne gözünüz ne de damağınız doymaz. Tavsiye değil mutlaka görülmesi gereken bir yer.
14/12/2025
Baştan Sona Fas ( Maracco)
Türklerin son dönemde fazlasıyla ilgi gösterdiği Fas'ı neredeyse baştan sona kat ettik. Şehir yaşantısından, kırsalına oradan çöle uzanan yolculuk. Çok ilginç olacak ama Atlas Dağlarının zirvesinde kartopu bile oynadık.
Fas aslında üçüncü dünya ülkesi olmasına rağmen sürekli gelişen bir ülke. Monarşi ile yönetiliyor. Gördüğümüz ve öğrendiğimiz kadarıyla ülkeyi yöneten VI. Muhammed öngörüleri ve yönetim anlayışı ile gelişim önünü açan en önemli faktör. Tabi bunun yanında gelişen ve bakir olan ülkeye başka ülkelerinde ilgisini göz ardı etmemek lazım.
Turizm emekleme aşamasında. Dünyanın bir çok yerinden turistleri görmek mümkün.
Film sektörü de ülke için önemli bir gelir kaynağı. Tabi ki Hollywood gibi olmasa da Atlas film stüdyoları ve ülkenin bir çok yeri film setlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Buraya gelindiğinde çöle çıkılıp bir gece kalınmalı. Bizim şansımızdan hava çok güzeldi ve gece neredeyse tüm evrenin yıldızları bize eşlik ettiler. Çölde günü batırıp ve doğuşunu izlemekte keyifli. Tabi çölde kumların üzerinde ATV sürmeyi de unutmamak gerekir. Hiçbir yapının gözükmediği çölün o büyülü renklerinin dansı ve kumların güç gösterisi ile Atv üzerinde başka bir evrene ışınlanmışsınız hissi yaşıyorsunuz.
Yemek konusunda biraz dikkat etmek gerekir. Hijen neredeyse yok gibi. Tabi bu her yer için geçerli değil. Çok nezih işletmelerde var.
Bir taraftan dinin etkisini hissederken bir taraftan da günün koşullarını yakalamaya çalışan Fas’ta gece hayatı ve eğlence de önemli bir sektör. Hatta iddialı bir çok gece kulübüne sadece eğlence için gelen turistler az değil.
Bir yandan geleneksel bir yandan gelişen, kabuğundan çıkıp dünya ülkesi olma yolunda ilerleyen Fas... Herhalde beş yıl sonra bambaşka bir ülkeye dönüşecek.
Biz keyf aldık. Hazinemize bir ülkeyi bir kültürü daha kattık. Bakalım bir sonraki keşif nereye olacak...
24/09/2025
Los Angeles
Amerika'nın New York’dan sonra en büyük ikinci şehri Los Angeles'a (Melekler Şehri) sabah uçağı ile Las Vegas’tan geldik. Şehrin merkezi Down Town bölgesindeki otelimize yerleştik. İlk güne öyle bir hızlı başladık ki akşam günü düşündüğümüzde biz bile inanamadık kendimize. En az iki günde yapılabilecek şeyleri bir günde hem de içimize sine sine yapmışız.
Öncelikle ulaşım için metro hattını kullandık, hem ekonomik hem de hızlı. İlk durağımız okyanus kenarında tatilcilerin akın ettiği Santa Monica ve Venice Plajı bölgesine gittik. Görülmesi gereken bir bölge. Sahilinde ve sokaklarında keyifli zaman geçirip kahvenizi yudumlayıp hatta alış veriş bile yapabileceğiniz bir çok alternatif var. Okyanusun serin sularına kendinizi bırakmakta işin bonusu. Programınız müsaitse ve imkan varsa merkezde konaklamak yerine bu bölgeyi tercih edebilirsiniz. Burası merkeze metro ile yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Burayı keşfettikten sonra merkeze dönüp Little Tokyo bölgesine gittik. Bildiğiniz küçük Japonya. Kendi kültürlerinde restoranları, kafeleri, marketleri olan tamamen Japon kültürünü yansıtan bir bölge. Bu arada Los Angeles’ta farklı etnik kültürlerin kendine özgü bölgeleri çok. Madem Japonları gördük bir de Çinlileri de görelim dedik ve China Town’a gittik. Japon bölgesi kadar kalabalık ve çeşitlilik yok hatta gördüğümüz en cansızı. Eeeee akşam oldu yemeği nerede yemeliyiz. Tabi ki Down Town bölgesindeki Grand Pazar’a yöneldik. Dünya mutfağının ve sokak lezzetlerinin olduğu bir çok alternatif var. Sıkıntı hangisini seçeceğiniz. Her biri birbirinden lezzetli. Nasıl yoğun bir gün geçirmişiz yazarken yorulduk.
Los Angeles demek bir anlamda Hollywood demek. Tüm dünyanın bildiği sinemanın merkezi. Buraya gelmişken görmemek olmazdı. Sinema ünlülerinin isimlerinin yazıldığı meşhur caddeyi baştan aşağı yürüdük. Tüm isimler yerde bir yıldızın içine yazılmışken tek bir istisna isim duvardaydı. Kim mi ? Muhammed Ali. Dini hassasiyet gereği.Yoğun bir kalabalık var. Burada Oscar ödüllerinin dağıtıldığı Dolby Tiyatro, ünlü Hollywood yazısı ve ünlülerin evlerinin bulunduğu bölge ziyaret edilecek yerler.
23/09/2025
LAS VEGAS
Bir çok insanın görmese bile adını duyduğu, sinemadan magazinden aşina olduğu Nevada Eyaletinde çölün ortasında yaratılan Las Vegas kısaca Vegas’dayız. Tarihi olmayan sadece otellerin, kumarhanelerin, eğlence merkezlerinin olduğu şehir, gece ışıl ışıl neon ışıklarının etkisiyle rüya bir yer havası yaratıyor. Gün ağarınca tüm gizemi kayboluyor.
Las Vegas, ABD'nin kurulduğu dönemlerde bir demiryolu geçiş istasyonu olması sebebiyle mafya ve organize çetelerin bulunduğu, denetimden yoksun bir kent iken 1931 yılında kumarhanelerin ABD'de legal statü kazanmasının ardından, eski bir gangaster olan Bugsy Siegel burayı bir kumarhane merkezi şeklinde tasarlamış ve bunu hayata geçirmiş. 1940'lardan sonra artan ilgi ile birlikte şehrin nüfusu ve ekonomisi bugüne dek katlanarak artmış.
Çölün ortasına kurulmuş, sınırları olmayan, isterseniz bir gecede milyonlarca Dolar ezebileceğiniz; renkler, ışıklar, görsel şovlarla süslü bir Günah Şehri Las Vegas! Farklı bir dünya.
Hollywood filmlerinden mi, bu kadar reklam çalışmasının işe yaramış olmasından mı bilmem ama Vegas aslında inanılmaz güzel bir yer değil, sadece farklı. Yapay bir dünya ve tüm hayat sizi para harcamaya itiyor. Farklı bir amacınız yoksa bu şehirde 2 gece kaldıktan sonra yapacak bir aktiviteniz olmayacak. Biz de öyle yaptık. İlk gün akşam gelip şehirde merakımızı giderdik. İkinci gün sabah asıl istediğimiz Arizona Eyaletindeki Grand Kanyon’a gitmek için araç kiralayıp yola revan olduk. 2 saatten biraz fazla sürüyor Kanyona varmak. Yolda mola verdiğimiz petrolde ne gördük dersiniz, tabi ki kumar oyun makinaları. Gerçi havaalanına indiğimizde bile havaalanın her köşesinde makinalar ve başında insanları görüyorsunuz. Bir de Las Vegas’ta uyuşturucunun serbest olmasından dolayı sokaklarda ma*****na kokusu almamanız imkansız. Vegas’ta eğlence adına seçenek bol olduğu için boşuna dememişler Vegas’ta Olan Vegas’ta Kalır!
Neyse birazda kanyondan bahsedelim. Müthiş bir kanyon. Biz sadece kelimenin tam anlamıyla ucundan gördük. West Kanyon’a gittik. Kanyonun tamamı için haftalık ya da bir kaç günlük yürüyüş ve kamp seçenekleri de var. Uzun yürüyüşler yapmadık ama kısa bir tırmanış yaptık.
21/09/2025
SAN FRANCİSCO
Çocukluğumuzun ünlü polisiye dizisi San Francisco Sokakları ile zihnimize kazınmış, Hollywood sinemasının da “romantik şehir yaşamı”nı tasvir ettiği ikonik yerdeyiz. Ne çok sever ve kahramanlarını oyunlarımızda taklit ederdik. Yokuşlarda hızlı giden Amerikan arabalarının uçuşları hala gözümüzün önünde. Dik yokuşları ile ünlü San Francisco, ABD'nin Kaliforniya eyaletinin kuzeyinde, San Francisco Körfezi Bölgesi'nde Büyük Okyanus kenarındadır. Dünyanın en çok ziyaret edilen 100 şehri arasında 35. sırada yer almaktadır. Amerika'nın en büyük 13. şehri, Kaliforniya eyaletinin 4. büyük şehridir. Kocaman metropol şehir o kadar düzenli planlanmış ki bir kaç gün içinde genel hatları ile kafanızda şekilleniyor haritası. Tabi ki bizim bu şehirdeki sevgili yeğenimiz Berfin sayesinde keşfimiz daha da kolay oldu. Kelimenin tam anlamı ile altını üstüne getirdik.
Şehirde ilk şaşırdığımız şoförsüz taksiler oldu. Öyle bir kaç tane değil bir sürü varlar. Kendi kendine insansız, program ile müşteri taşıyorlar. İkinci çok şaşırdığımız şey Kaliforniya Eyaletinde 950 dolar ve altındaki hırsızlığın suç değil kabahat olduğu ve güvenlik güçlerinin bu tür suçlarla ilgilenmediği. Hatta çalınan şeyin değerinin çalan sayısına bölünmesi de söz konusu. Yani 3 kişi 2850 dolar değerinde bir şey çalarsa suç değil. 2021 yılından beri uygulanan bu yasa yüzünden suçlarda büyük artış olmuş. Deniyor ki yıllık maliyeti 81 bin dolar olan suçlunun maliyetini düşürmek. Çok ama çok ilginç.
Yakınlarındaki Slikon Vadisi de şehre ayrı bir önem katıyor. Şehrin ekonomisinin gelişmiş olması beraberinde pahalı bir şehir olmasını da tetikliyor. Gerçekten pahalı bir yaşam maliyeti var.
Şehir yılda ortalama 25-30 milyon ziyaretçiyi ağırlayarak turistik cazibesini de ortaya koyuyor. Modern gökdelenlerinin yanı sıra Viktorya tarzı evlerin de mesken tuttuğu şehirde Golden Gate Köprüsü, Fisherman’s Wharf, Alcatraz Adası, Chinatown ve gibi ünlü turistik mekanların yansıra dünyanın en kıvrımlı caddesi” olarak bilinen Lombard Street, sekiz keskin virajıyla dikkat çeker.
Şehrin en büyük yeşil alanlarından biri olan Golden Gate Park, botanik bahçeleri, Japon Bahçesi ve
01/09/2025
SAO PAULO (Brezilya)
Lima’dan sabah erkenden 5 saatlik uçuş ile geldik yolculuğumuzun son noktasına. Kısa da olsa Brezilya'nın başkentini şöyle bir tanıyacağız. Güney Amerika’daki en büyük kentlerinden biri, yaklaşık 20 milyon nüfusa sahip. Yerli halkın dışında uzun zamandır yerleşik olan Avrupalı, Orta doğulu, Afrikalı ve Amerika Kıtası’ndaki diğer milletlerden bir çok insan yaşıyor. Hatta deniyor ki Japonya’da yaşayan Japondan daha çok Japon bu ülkede var. Türk, Arap ve orta doğudan gelenlere Turko deniyor. Bunun sebebi de 1800 yıllarda Osmanlı İmparatorluğu egemenliğinde yaşarken buraya göç etmeleri. 1800 yıllarda dünyada ekonominin bozulması sonucunda insanlar yeni arayışlara girmeye başlamış. Özellikle Avrupa, Asya ve Afrika’dan bir çok insan buraya gelmiş. İlk gelenler klasik göçmen düşüncesiyle daha sonra yakınlarını da getirmişler. Bu yeni insan gücü ile bakir alanlarda kahve üretimi artmış ve önemli bir ekonomik girdi sağlanmış. Ancak farklı milletlerden göçler sosyal yapı ile birlikte hayatın akışını da değiştirmiş. Suçlu ve suça yatkın insanların sayısı artmış. Hatta şehirde biz görmedik ama kendi kurallarının olduğu polisin bile girmekte zorlandığı mahalleler oluşmuş.
Sao Paulo’ya girdiğimizden itibaren daha kontrollü davranmak zorunda kaldık. Daha önce duyduğumuz ve oradayken gördüklerimiz buna etken oldu. Güvensiz hissedip çantalarımızı ve telefonlarımızı daha özenli koruduk. Zaten olabildiğince güvenli alanlarda bulunduk.
Merkezi caddeler, Japon/Çin pazarı,Katedral, Paten do Collegio, özgürlük anıtı ve Ibirapuera Parkı ziyaret ettiğimiz yerlerden bazıları. Ibirapuera Parkı bir gölün etrafında oluşturulmuş ve şehre nefes veren bir alan. Görünce neden bizde de yok diye düşünüp gıpta etmedik dersek yalan olur. Brezilya’ya gelip de samba izlemeden olmazdı. Gerçi sambacıların sadece çalışmalarına şahit olduk ama bu da fena değildi. Resmen müziği ve ritmi zihinlerde ve bedenlerinde hissediyorlar. Müzik ve dans olmazsa olmazları.
Yemeğimizi merkezde bulunan Bovinu’s Fast Grill de yedik. Birimiz meşhur etlerinin tadını doyasıya çıkartırken diğerimiz yöresel salatalar ve mezelerin lezzetini test etti.