02/10/2025
Bkmz ( Berlin Kültür Müzik Zentrumu )
UZUN VE KISA SAP BAĞLAMA GİTAR MEY. NEY. PIYANO. KEMAN, KABAK KEMANE, KEMENÇE DERSLERİ
NOTA. SOLFEJ. KORO, SOLO ÇALIŞMALARI
TAVIR. DÜZEN. EĞİTİMİ VERİLİR
OKULMUZ BERLIN DE KONSERVATUAR SISTEMIYLE CALISAN TÜRK HALK MÜZIGI ENSTRÜMANTLARI YANIN DA BATI ENSTRÜMANT DERSLERININDE VERILDIGI
TAMAMI AKADEMISYENLERDEN OLUSAN 12 KISILIK ÖGRETMEN KADROMUZLA EGITIM VERMEKTEDIR. OKULUMUZ BERLIN NIN KREUZBERG SEMTINDE CALISMALARINI SÜRDÜRMEKTEDIR.
02/10/2025
15/08/2025
LEVENT KIRCA ANLATIYOR...
- Babam, İsviçre’de akademide bir Profesördü. Heykeltraş ve Ressam. Hiçbir zaman bir baba-oğul ilişkimiz olmadı. 35 sene sonra kapımıza geldiğinde, annem Cüneyt Gökçer geldi zannetmiş. Geldi, beni uyandırdı ve “Cüneyt Hocan geldi” dedi. Gördüğün gibi annem de yabancılaşmış! Annem olayın farkına sonra vardı. Bizi tanıştırdı, “Oğlum, bu senin baban” dedi. Tokalaştık. Babam da “Sarılmayacak mısın?” dedi. Dedim ki, “Valla hiç içimden gelmiyor. Çünkü siz benim için herhangi bir adamsınız şu anda!” Sanatçı genlerim babamdan. Makyaj yapmalarım, heykele merakım filan hep ondan gelmiş.
BİR AYAKTA DURABİLSEM...
Kırca sözlerine şöyle devam ediyor:
“Bir ayakta durabilsem, çıkıp oyun da oynarım ama ayakta duramıyorum. Yürüyemiyorum. Şu koltuğa gidip orada oturuyorum, sonra yatıyorum. Genelde de yatıyorum. Ama bunlar normal. Birileri ölecek, birileri yaşayacak. Ölmek zorundasın ki, başkaları doğsun. Hayatın diyalektiği bu. Ben yapacağımı yapmışım. Yaşadığım sürece de mücadele ederim. Yaşarsam, bir-iki oyun daha koyarım. Ama tiyatromu güzel yaptım, onu görmeni istiyorum. Hemen alt katta. Oraya bir okul da yaptık. Ücretsiz bir okul. 250 öğrencimiz var. Gençlerle bildiklerimi paylaşmak istiyordum. Öğrencilerimi filmde de oynattım. Ama filmi dağıtmıyor kimse. Elimizde donumuz, torbamız dolaşıyoruz kapı kapı. Tiyatrom benden sonra da devam etsin istiyorum. Bülent Demir’e devrediyorum, çok sağlam çocuktur Bülent. Başından itibaren beni hiç yalnız bırakmayan kişidir.
“Jübile yapar mısın?” diye soruyorlar. Yapmam, prensip olarak bana aykırı. Zenginlerden bilet karşılığı para toplamak istemem ama tiyatromuza bağış yapmak isteyen olursa da başımızın üstünde yeri var. İsteyen istediği katkıda bulunabilir. Mesela bir işadamı dostum, biraz maddi yardımda bulundu, buradan teşekkür ediyorum kendisine. İsmini verirsem vurur beni, keşke verebilsem. Onun ve Aslı’nın sayesinde ustaların paralarını filan ödeyebildim. O iş adamı arkadaşım aradığında da, bir güzel ağladım. İnsanlar size iyilik yapınca ağlıyorsunuz."
"Zeki Alasya o kadar telaşla öldü ki, dört günde içinde öldü çocuk. Şu benim yaşadığım şeyleri yaşayamadı, gözlemleyemedi. Bunları ancak ölüm döşeğinden gözlemlersin. Bu bile Allah’ın bir lütfu. Etrafına bakabiliyorsun, sevgiyi görüyorsun" diyen Kırca sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi. Hastaneye ziyaretine gittim. Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı, “Neden ben?” diye. Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım. “Neden ben?” demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor. 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması? Yok. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde, herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikayet etmem, “Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!” diye tutturmam ayıp değil mi? Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim. Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu? Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil. Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana...”
ÜZERİNE YILDIZLAR YAĞSIN LEVENT USTA !...ÖZLEDİK SENİ...
15/08/2025
1921 yılının bir Ağustos gecesi ...
Saat gecenin ikisiydi.
Napoli'nin tatil beldesi Sorrenta'da tek başına bir otel odasındaydı.
Ağır hastaydı.
Acı çekiyordu.
Acıdan kurtulmak için ilaç alıyordu.
Ama artık ilaçlar da fayda etmiyordu.
Yasak olmasına rağmen bir kadeh şarap koydu.
Bir sigara yaktı.
Terasa oturdu.
Denize bakıyordu.
Akdeniz parlıyordu.
Yüzüne ılık rüzgar vuruyordu.
Rüzgar Akdeniz kokuyordu.
Şarabından bir yudum aldı.
Sigarasından bir nefes.
Sanki bu son gecesiydi.
Sanki öleceğini anlamıştı.
Şarabın son yudumuna kadar hayatını düşündü.
Çocukluğunu, gençliğini ve bugünlere gelişini.
Çok çalışmıştı.
Mesleğinde zirve yapmıştı.
Dünya ünlüsü olmuştu.
Monte Carlo Operası'na çıkmıştı..
Bir zamanlar New York Metropolitan'ın başyıldızıydı.
Grammy Yaşam Boyu Başarı Ödülü almıştı.
Çok da para kazanmıştı.
Büyük aşklar da yaşamıştı.
Ama ya sağlık?
Ya mutluluk?
İşte onlarda başarısızdı.
Şarabını bitirdi, sigarasını söndürdü.
Üstüne uzun kollu bir giysi aldı.
Yavaş adımlarda otelden çıkıp, kendisini sahile attı.
Gecenin zifiri karanlığıydı.
Balıkçı tekneleri ava hazırlanıyordu.
Sahilin en ucunda bir kayanın üzerine oturdu.
İyotlu havayı ciğerlerine doldurdu.
Yüzünü Akdeniz'in suyuyla yıkadı.
Sonra bir anda o çok güçlü sesiyle şarkı söylemeye başladı.
Söyledikleri Napoli'nin aşk şarkılarıydı.
Sevda şarkılarıydı.
Sesi gecenin sessizliğini yırtıyordu.
Rüzgarla şarkılar tüm sahile yayılıyordu.
Önce bir kaç balıkçı sardı etrafını.
Sonra balıkçıların tümü.
Ve çevreden sesi duyup gelenler.
Sorrento sahili opera olmuştu sanki.
Sanki martılar bile susmuştu.
O söyledikçe dalgalar dans ediyordu.
Söylediği şarkılar milyonların sevdiğiydi.
O Sole Mio, La donna, Romanze.
Bu şarkılar sayesinde milyon dolarlar kazanmıştı.
Sabaha kadar söyledi.
Şarkı söylerken, karnındaki acıyı hissetmiyordu.
Sesi kesilene kadar söyledi.
Ama hayat böyleydi işte.
Herşeyin bir sonu vardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte oteline döndü.
Yatağına uzandı.
Gözlerini yumdu.
Bir daha hiç açmadı.
Son konserini martılara ve balıkçılara verip, bir otel odasında tek başına ölmüştü.
1921 yılının bir Ağustos gecesi Napoli'nin Sorrento beldesinde bir otel odasında tek başına ölen o adam Enrico Caruso'ydu.
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tenoruydu.
Pavarotti, Bergonzi, Wunderlich, Corelli ve diğerleri onun yanında çömez kalırdı.
48 yıllık yaşamında yüzlerce şarkı söylemiş, ünü İtalya'dan dünyaya yayılmıştı.
Milano, Buenos Aires, Londra, Monte Carlo ve New York'ta sahne almıştı.
Ama bunca üne, bunca zenginliğe rağmen Akdeniz kıyısında bir gece yarısı martılara ve balıkçılara şarkı söyleye söyleye son nefesini vermişti...
Klicken Sie hier, um Ihren Gesponserten Eintrag zu erhalten.
Lage
Kategorie
Telefon
Webseite
Adresse
MİTTENWALDER STR
Berlin
10961
Öffnungszeiten
| Dienstag | 13:00 - 19:00 |
| Mittwoch | 13:00 - 19:00 |
| Donnerstag | 13:00 - 19:00 |
| Freitag | 13:00 - 19:00 |
| Samstag | 11:00 - 19:00 |
| Sonntag | 11:00 - 19:00 |
02/10/2025
15/08/2025
15/08/2025