Tacan Reynar +

Tacan Reynar + 🛜 İletişim: +90 (533) 869 70 83
✉️ [email protected]
🌐 www.reynarlaw.com Hukukçu, Eski Yargıç.

06/08/2026

Kimleri koruyorsunuz?

Mahkemeler karar veriyor.
Yargıçlar delilleri değerlendiriyor, tanıkları dinliyor ve hükmünü kuruyor.

Peki sonra ne oluyor?

Atanmış bürokratlar, bağımsız mahkemelerin verdiği cezaların fiilen ne kadar uygulanacağına karar veriyor.

Biz buna itiraz ediyoruz.

Çünkü mahkeme kararları idari takdire bırakılamaz.
Yargıcın hükmü, bürokratın inisiyatifiyle değiştirilemez.

Soruyoruz:

• Bu düzenleme kimler için yapıldı?
• Kimler bu uygulamadan yararlanıyor?
• Kararlar neden şeffaf değil?
• Risk değerlendirmeleri nerede?
• Mağdurun sesi neden yok sayılıyor?

Adalet; kişiye göre değişmez.
Hukuk; kapalı kapılar ardında şekillenmez.

Bu ülkenin ihtiyacı cezasızlık değil, güçlü ve bağımsız bir hukuk devletidir.

Çünkü bu topluma keyfîlik değil, hukuk iyi gelecek.
Bu ülkeye cezasızlık değil, adalet iyi gelecek.

04/08/2026

BU ŞİDDETE ALIŞMAYACAĞIZ ❗️

Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, yalnızca tetiği çeken, bıçağı tutan veya şiddeti uygulayan failin şahsına indirgenemez.

Şiddet tehdidi altındaki kadınların başvurularını ciddiye almayanlar, koruma kararlarını etkili biçimde uygulamayanlar, soruşturmaları sürüncemede bırakanlar, caydırıcı ve önleyici mekanizmaları kurmayanlar da ortaya çıkan bu karanlık tablonun sorumluluğundan kaçamaz.

Lefkoşa’nın en yoğun noktalarından birinde, insanların gözü önünde yaşanan bu dehşet, kadına yönelik şiddetin artık münferit vakalarla açıklanamayacağını bir kez daha göstermiştir. Karşımızda yalnızca bireysel bir suç değil, cezasızlık algısının, kurumsal ihmalin, etkisiz tedbirlerin ve kadınların yaşam hakkını koruyamayan politikaların yarattığı yapısal bir sorun vardır.

Yapılan değişikliklerle, şiddet uygulayan ve ceza alan kişinin mahkemenin verdiği cezadan sonra hâlen “biraz yatar çıkarım”, “3 yıl aldım ama torpille 3’te 1’ini yatarım” gibi düşünmesine sebep olunuyorsa, yargının üstünde ve yargıç yerine geçme hadsizliğine düşenlerin de bu topluma vermesi gereken bir hesap olmalıdır.

Her kadın cinayetinden veya şiddet olayından sonra aynı cümleleri kurmak, başsağlığı ve geçmiş olsun dilemek ve birkaç gün sonra yaşananları unutmak asla kabul edilemez. Yakın zamanda meydana gelen ve hâlen aydınlatılmayan kadın cinayetlerindeki kayıtsızlığa alışmamalıyız.

Şiddet riski ortaya çıktığı anda koruyucu ve önleyici tedbirler eksiksiz uygulanmalıdır. Şikâyetler ciddiyetle soruşturulmalı, tehditler “eşler arasında veya aile içi mesele” olarak görülmemeli, koruma kararlarını ihlal edenler hakkında derhal işlem yapılmalıdır. Polis, savcılık, sosyal hizmetler, sağlık kurumları ve yargı arasında etkin ve denetlenebilir bir mekanizma kurulmalıdır.

Yasalar yalnızca kâğıt üzerinde mevcut olmak için değil, her şiddet mağdurunu hayatta tutmak için vardır.

Kadınların yaşam hakkı bir temenni, bir siyasi tercih veya ertelenebilir bir kamu politikası değildir. Devletin en temel ve vazgeçilmez yükümlülüğüdür. Artık yalnızca üzülmek değil; önlemek, korumak, soruşturmak ve hesap sormak zorundayız.

27/07/2026

FEDERASYONUN ANAHTARI GÜVENDİR, ÇÖZÜMÜN HUKUKİ ZEMİNİ İSE SİYASİ EŞİTLİK VE KURUCU ORTAKLIKTIR
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyareti, sonuçsuz müzakere döngülerinin tekrarlanması için değil; üzerinde uzlaşılmış uluslararası hukuk zeminine yeniden dönülmesi için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının öngördüğü çözüm modeli, siyasi eşitliğe dayalı, iki toplumlu ve iki bölgeli federasyondur. Federasyon, bir toplumun diğerine eklemlenmesi ya da Kıbrıslı Türklerin üniter bir devlet içinde azınlık statüsüne indirgenmesi anlamına gelmez. Tam tersine, çözümün özü, iki toplumun kurucu ortaklık temelinde yeni anayasal düzeni birlikte inşa etmesi, siyasi eşitliğinin güvence altına alınması ve karar alma mekanizmalarına etkili katılımının sağlanmasıdır.
Aynı şekilde, 1960 Kuruluş Antlaşmaları ile Garanti ve İttifak Antlaşmaları da Kıbrıs’taki anayasal düzenin ayrılmaz unsurlarıdır. Tarafların ortak iradesiyle değiştirilmedikleri veya yeni bir uluslararası anlaşmayla ikame edilmedikleri sürece hukuki tartışmanın dışında bırakılamazlar. Güvenlik ve garantiler konusu da tek taraflı beklentilerle değil, her iki toplumun meşru güvenlik kaygılarını karşılayan, karşılıklı güvene dayalı ve uygulanabilir bir düzenleme ile çözülebilir.
Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, ucu açık, belirsiz ve yıllarca süren müzakere süreçleri değil, takvimi belirlenmiş, aşamaları açıkça tanımlanmış, uyuşmazlıkların nasıl aşılacağını öngören ve sonuç üretmeye odaklanan yeni bir müzakere modelidir. Kıbrıs’ta kalıcı barış, taraflardan birinin diğerine üstünlük kurmasıyla değil; siyasi eşitlik, hukuki güvence, kurucu ortaklık ve karşılıklı güven temelinde inşa edilebilir.
Uluslararası toplum artık şunu açıkça görmelidir: Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün sürdürülmesi sürdürülebilir bir politika değildir. Yeni kuşaklara yarım asrı aşan bir belirsizlik miras bırakılamaz. Kıbrıslı Türkler de çözümsüzlüğün bedeli olarak uluslararası izolasyonlar ve hukuki belirsizlikler altında yaşamaya mahkûm edilemez. Eğer uluslararası toplum federal çözümü savunmaya devam ediyorsa, bunun gerektirdiği siyasi iradeyi de ortaya koymalı, çözüm perspektifini koruyan Kıbrıslı Türk toplumunun uluslararası hukuk ve uluslararası toplumla bağlarını güçlendirecek somut adımları gecikmeksizin atmalıdır.

24/07/2026

KIBRISLI TÜRK TOPLUMUNUN ANAYASAL İRADESİNE SAYGI GÖSTERİLMELİDİR

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adının değiştirilmesine yönelik önerge her ne kadar reddedilmiş olsa da, böyle bir konunun dahi başka bir ülkenin parlamentosunda tartışmaya açılması anayasa hukuku ve Kıbrıs sorununun siyasi hassasiyetleri bakımından doğru değildir.

Buradaki mesele elbette “Kuzey” kelimesi değildir. Mesele, Kıbrıslı Türk toplumunun anayasal iradesini görmezden gelen hadsizliktir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı da ne kadar eleştirirsek eleştirelim, doğrularıyla ve yanlışlarıyla Kıbrıslı Türklerin kabul ettiği anayasal düzen içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle değiştirilip değiştirilmeyeceğine karar verecek olan da yalnızca Kıbrıslı Türk toplumunun demokratik iradesidir.

Kıbrıs meselesinde Kıbrıslı Türk toplumunun ayrı bir siyasi iradeye sahip olduğu savunulurken, onun anayasal kimliğine ilişkin bir konunun başka bir parlamentoda tartışılması, her şeyden önce Kıbrıslı Türklere zarar vermektedir.

Kıbrıslı Türk toplumuna duyulabilecek en büyük saygı, onun adına karar vermek değil, kendi geleceğine ilişkin kararları bizzat kendisinin vereceğine inanmaktır.

Demokrasi, bir halkın kendi anayasal kimliğini ve siyasal geleceğini kendisinin belirleyebilme hakkına duyulan saygıdır. Geçmişte yaşadığımız deneyimler bize çok şeyler öğretti, ancak belli ki birileri hâlen haddini öğrenemedi.

İşin bu noktaya gelmesine sebebiyet veren içimizdekileri de elbette iyi değerlendirmek gerek. Dün alkış tutanların, bugün ters köşe olmasını da görüyoruz.
Önce size yazıklar olsun.
Sonra da bu öneride bulunanlara.

KATİP DEMİR’İN SİYASİ HAYATINI TÜMDEN BİTİREN HÜKÜMET ORTAKLARI OLAN PARTİLERDİR🔴 Mahkeme kararını toplumsal çatışmadan ...
18/07/2026

KATİP DEMİR’İN SİYASİ HAYATINI TÜMDEN BİTİREN HÜKÜMET ORTAKLARI OLAN PARTİLERDİR

🔴 Mahkeme kararını toplumsal çatışmadan beslenen bazı siyasiler oy devşirmek için fırsat olarak görmüştü. Oysa ki Demir’in siyasi hayatını tümden bitiren yasaya OYBİRLİĞİ ile onay veren yine onlardı.

Buyrun bu konudaki hukuki süreci anlatalım:

📌SEÇİM HUKUKUNDA YENİ YASANIN İLK SOMUT SONUCU OLARAK: HÜKÜMET ORTAKLARI KATİP DEMİR’İN SİYASİ HAYATINI NASIL BİTİRDİ❓

Yüksek Seçim Kurulu’nun 15 Temmuz 2026 tarihli ve 5 No’lu Duyurusu ile Yeniboğaziçi Belediye Başkanı Sayın Katip Demir’in mahkûmiyeti nedeniyle belediye başkanlığı makamının boşaldığı ilan edilmiştir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Yüksek Seçim Kurulu bu duyuruyla yeni bir karar vermemiş, yürürlükte bulunan 5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın 13(2). maddesinin öngördüğü hukuki sonucu kamuoyuna ilan etmiştir.

Ancak bu olayın kamuoyunda yeterince dikkat çekmeyen, fakat seçim hukuku bakımından son derece önemli ikinci bir yönü bulunmaktadır.

❗️SAHTE DAVRANIŞ SUÇLARI ARTIK SEÇİLMEYE ENGEL

Cumhuriyet Meclisi, 29 Haziran 2026 tarihinde Seçim ve Halkoylaması (Değişiklik) Yasası’nı kabul etmiş, söz konusu yasa Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanarak 8 Temmuz 2026 tarihli, 129 sayılı Resmî Gazete’de 55/2026 sayılı Yasa olarak ilan edilmiş ve aynı gün yürürlüğe girmiştir.

Bu değişiklikle birlikte, 5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın 9’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasının (Ç) bendi yeniden düzenlenmiş, seçilme yeterliliğini ortadan kaldıran suçların kapsamı önemli ölçüde genişletilmiştir.

Önceki düzenlemede seçilmeye engel suçlar arasında yer almayan “sahte davranışla işlenen suçlar”, yeni yasa ile açıkça seçilmeye engel suçlar arasına eklenmiştir. Bunun yanında insan ticareti, çocuk pornografisi, suç gelirlerinin aklanması, bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık, kredi kartlarında sahtecilik ve benzeri birçok suç da aynı kapsama alınmıştır.

Gazimağusa Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 Temmuz 2026 tarihli kararıyla Sayın Katip Demir’in “Sahte Resmî Belge Düzenleme” ile “Sahte Davranış ile Kredi Temini” suçlarından mahkûm edilmiş olması, bu değişikliğin uygulamadaki ilk önemli sonuçlarından birini ortaya çıkarmıştır.

Dolayısıyla bu olayın hukuki sonucu yalnızca belediye başkanlığı makamının boşalması değildir.

❗️DEMİR, (KARAR BOZULMAZSA) BİR DAHA ADAY OLAMAYACAK

Yürürlükte bulunan yeni yasal düzenleme karşısında, mahkûmiyet kararının adaylık sürecine kadar İstinaf Mahkemesi (Yargıtay) tarafından ortadan kaldırılmaması halinde (ki çok kısıtlı süre var), ilgili kişinin Aralık ayında yapılacak yerel seçimlerde yeniden aday olması da hukuken mümkün olmayacaktır.

Burada altı çizilmesi gereken husus şudur:

Hukuki engelin kaynağı kişinin cezaevinde bulunması değildir. Kişi seçim tarihinden önce tahliye edilmiş olsa dahi, seçilmeye engel oluşturan mahkûmiyet hükmü hukuken varlığını sürdürdüğü sürece adaylık hakkından yararlanamayacaktır. Buna karşılık, mahkûmiyet kararının adaylık sürecinden önce İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılması halinde hukuki durum da buna bağlı olarak değişecektir.

Sonuç olarak, Katip Demir olayı yalnızca bir belediye başkanlığının boşalması olarak değerlendirilmemelidir. Bu olay, 8 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 55/2026 sayılı Seçim ve Halkoylaması (Değişiklik) Yasası’nın seçilme yeterliliğine ilişkin hükümlerinin uygulamadaki ilk somut örneklerinden biri olması bakımından seçim hukuku açısından önem taşımaktadır.

Hukuk devletinde seçim mevzuatında yapılan değişikliklerin etkisi, çoğu zaman ilk somut olaylarla birlikte görünür hâle gelir. Yaşanan süreç de bunun en güncel örneklerinden biridir.

🔴 Şimdi muhataplarına sormak lâzım, Sn.Demir’e destek vererek görünen ama mahkeme kararını toplumsal çatışma ve oy devşirme fırsatçılığı olarak kullananlar Sn.DEMİR’DEN ÖZÜR DİLEYECEKLER Mİ?
Çünkü Demir’in siyasi hayatını bitiren Yasa Değişikliği:
❗️Meclis’ten Hükümet ortakları olan UBP, DP ve Yeniden Doğuş Partisi (YDP)’nin oylarıyla OYBİRLİĞİ ile onaylanıp geçti !



Ekler:
1- Eski Yasa Maddesi
2- Resmi Gazete’de yayınlanan YENİ YASA MADDESİ
3- Resmi Gazete sayı ve tarihi

ÖZGÜR BASIN ONURUMUZDUR !Baskıya, sansüre ve her türlü müdahaleye rağmen halkın haber alma hakkı için emek veren tüm bas...
11/07/2026

ÖZGÜR BASIN ONURUMUZDUR !

Baskıya, sansüre ve her türlü müdahaleye rağmen halkın haber alma hakkı için emek veren tüm basın çalışanlarının 11 Temmuz Basın Günü’nü kutlarım.

Özgür basın, özgür toplumun güvencesidir!

10/07/2026

AP KARARINA DAİR…
KARARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME.

Bir hukukçu olarak bu konuda çok net ifadeler kullanacağım.

📌Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği karar, hukuki olmaktan çok siyasi nitelik taşıyan bir Parlamento kararıdır. Avrupa Parlamentosu bir mahkeme değildir. Uluslararası hukuka göre suç işlendiğine veya savaş suçu oluştuğuna karar verecek merci ne Avrupa Parlamentosu ne de herhangi bir siyasi organdır. Bu yetki uluslararası yargı mercilerine aittir.

Kararda kullanılan dil incelendiğinde, hukuki değerlendirmeden ziyade siyasi bir anlatının benimsendiğini görüyorum. Oysa uluslararası hukukta özellikle silahlı çatışmaların değerlendirilmesinde objektiflik ve tarafsızlık esastır.

1949 Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası insancıl hukuk, savaş dönemlerinde sivillerin korunmasını emreder. Eğer herhangi bir dönemde kadınlara veya sivillere karşı suç işlendiği iddia ediliyorsa bunun araştırılması elbette önemlidir. Ancak bu araştırmanın tek taraflı siyasi raporlarla değil, delile dayalı bağımsız hukuki mekanizmalar aracılığıyla yapılması gerekir.

📌 Bir diğer önemli husus ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yıllar içerisinde verdiği birçok Kıbrıs kararında bireysel hak ihlallerini incelemiş olmasıdır. Ancak bu kararların hiçbirisi Avrupa Parlamentosu’nun yaptığı gibi tek taraflı tarih yazımı niteliğinde değildir. Mahkemeler delille hareket eder; parlamentolar ise siyasi çoğunlukla karar alırlar. Bu ikisinin birbirine karıştırılmaması gerekir.

Uluslararası hukukta kalıcı barışın yolu, geçmişte yaşanan acıları tek taraflı siyasi kararlarla derinleştirmekten değil, her iki toplumun mağduriyetlerini tanıyan, gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan ve Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde yürütülen müzakereleri destekleyen bir yaklaşımdan geçmektedir.

Bu nedenle Avrupa Parlamentosu’nun son kararı hukuki bir tespit değil, siyasi bir değerlendirme niteliğindedir. Böylesine siyasi kararların taraflar arasındaki güveni artırmaktan ziyade kutuplaşmayı derinleştirme riski bulunur.

📌 Adalıların tümünün acılarını gören, 1963’te ve sonrasında Kıbrıslı Türklerin de yaşadığı kayıpları görmezden gelmeyen, sadece “benim acılarım” var diyen körleşmiş bir siyasetin değil, “hepimizin acıları var ve Kıbrıs ortak vatanımızdır” diyen siyasi bir dile ihtiyacımız vardır.

19/06/2026
19/06/2026

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Hukuk ve Mevzuat Geliştirme Sekreteri Av. Tacan Reynar, 12/2006 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamında Başbakanlık’a resmi başvuruda bulunarak, Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) projesine ilişkin bilgi ve belgelerin kamuoyuyla paylaşılması...

Bu toprakların en büyük ihtiyacı, kutuplaşma değil toplumsal huzur, nefret değil empati, öfke değil adalettir.Kurban Bay...
27/05/2026

Bu toprakların en büyük ihtiyacı, kutuplaşma değil toplumsal huzur, nefret değil empati, öfke değil adalettir.

Kurban Bayramı’nın halkımıza sağlık, huzur ve umut getirmesini diliyorum. 🙏🏻

İnsanlığın, vicdanın ve dayanışmanın eksilmediği bir memleket umuduyla…

Bayramımız kutlu olsun.

Address

Morfou

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Tacan Reynar + posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to Tacan Reynar +:

Shortcuts

Share