11/03/2025
Terapi Her Gün
Aslıhan H: Ergun,
Personal, executive, parent and relationship coach
11/03/2025
09/30/2025
Bu tatli kizin anlattigi ve bir cogumuza da tanidik gelebilecek hikayenin ardinda bilimsel bir gercek varmis, Susan Cain’in Bittersweet kitabindan aynen aktariyorum : Matthew Sachs ve Antonio Damasio, psikolog Assal Habibi ile birlikte, hüzünlü müzik üzerine tüm araştırma literatürünü inceleyerek, özlem melodilerinin bedenlerimizin homeostaziye ulaşmasına yardımcı olduğunu öne sürdüler; bu, duygularımızın ve fizyolojilerimizin optimum aralıkta işlediği bir durumdur. Hatta çalışmalar, yoğun bakım ünitelerinde (genellikle hüzünlü) ninniler dinleyen bebeklerin, diğer müzik türlerini dinleyen bebeklere kıyasla daha güçlü nefes alma, beslenme düzenleri ve kalp atış hızlarına sahip olduğunu gösteriyor!
Ancak dünyanın ay ışığı sonatları duygularımızı sadece boşaltmakla kalmaz, aynı zamanda onları yüceltir. Ayrıca, yüce bir birlik ve hayranlık halleri uyandıran tek şey hüzünlü müziktir. Korku ve öfke gibi diğer olumsuz duyguları ileten müzikler böyle bir etki yaratmaz. Sachs, Damasio ve Habibi, neşeli müziğin bile hüzünlü müzikten daha az psikolojik ödül sağladığı sonucuna vardılar. Neşeli melodiler bizi mutfaklarımızda dans etmeye ve arkadaşlarımızı akşam yemeğine davet etmeye teşvik eder. Ama gökyüzüne dokunmamızı sağlayan hüzünlü müziktir.
Kitap aciyla bag kurmanin guzelligini ck tatli (bittersweet) anlatiyor. bittersweet’e turkce karsilik oneriniz var mi? Ve sizin favori huzunlu sarkilariniz neler? Benim aklima ilk “pencereden kar geliyor” geldi.
12/24/2019
Hayatın bir ritmi var; almak-vermek, tutmak-bırakmak her nefeste, her an. Bu ritm bir şey söylüyor. Alınca veriyorsun, almazsan veremezsin.
Bırakmak için tutman gerek, tutunca bırakman. Fondaki bu ritmin üstünde başka bazı ritmler var. Macera-güvenlik, ayrışmak-bir olmak gibi. Bu ritmler içinde olmak bizi canlı tutuyor ve aksadığında huzursuzluk başlıyor.
Her gün aynı hayata uyandığınızı düşünün, aynı şeyleri yapıp, hep aynı sonuçları aldığınız bir hayat, tamamiyle aynı herşey. İki-üç günden sonra artık daha fazla uyanmak istemeyiz, bunun bir anlamı olmaz. “Groundhog Day” filmi çok güzel anlatır bu sıkışmayı. Her gün başka bir hayata uyandığımız bir hayat da, her gün aynı hayata uyanmaktan farksız olurdu, onun da bir anlamı olmazdı muhtemelen. Düşünün, gece uyuyoruz, sabah bir uyanmışız, bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayatın içindeyiz, o hayatı yaşıyoruz. Ertesi gün bir başka öbür gün daha başka. Her gün aynı hayata uyanmaktan farksız bir çile. Çok şükür her gün aynı olduğunu hissetmediğimiz bir hayata uyanıyoruz ve çok şükür her gün aynı olduğunu hissettiğimiz bir hayata uyanıyoruz. 👇🏻
11/18/2019
10/16/2019
Sınırlara Çekilme ve Analık
Geçenlerde bir gün minanın öğretmeni minayla ilgili güzel şeyler söyledi, ben de içimden biraz gururlandım ( dört yaşında çocuk, abartma aslı, evet). O hafta mina'nın yaptığı pek çok şey tüm zamanlardan daha çok rahatsız etti. Gururun öbür yüzü utanç. Aman da ne güzel evlat yetiştirmişim diyerek gururlanırken (evet, daha dört yaşında ama insan kendine pay çıkarmaya yer arıyor), o kafamdaki güzele uymayan her "kusur" rahatsız etti beni. Döndüm ve hafta başında hissettiğim o gururu fark ettim. Kendimce tevbemi ettim ve tekrar herşeyler yerine oturdu.
Başka bir farkındalığı öpüp koklamayı abarttığım hafta yaşamıştım. Evlat bu, can içi tabii öpüp koklarız. Ama belki izin isteriz, belki müsade alır, işaretleri okuruz. Can içi de olsa benden ayrı bir can. Ben o hafta içimden taşan muhabbetle, hop öp, hop yanak sık, burun sık vs severken, aslında ona, benden ayrılığını unutturacak mesajlar verdim. Ona bir uzvum gibi davrandım. O da bana öyle davranmak istedi doğal olarak. "Annee su! "Annee!Oyun!" "Anneee!". Bekletince ya da istediği yanıtı vermeyince her zamankinden daha yüksek tepkiler verdi. Çünkü koluna şuradaki su bardağını al dediğinde kolun komutu dinlemezse şaşırır, kızarsın. Sonra neyse ki fark ettim ne olup bittiğini ve dengemize geri döndük çok şükür. Saygı verdim, saygı aldım. Sevgimi saygıyla verdim.
Dengeye dönülür ama dengede kalınmaz. Denge çok çaba isteyen bir iş. Yine geçenlerde çıktım o dengeden, aklım çok kalabalıktı, yapılacak işlerin içinde kaybolmuş hissediyordum. Kaybolmuş hissettiğimde kontrolü de kaybedip otomatik pilota geçiyorum. Mesela diyelim çalışıyorum oturmuşum, Mina odaya gelip bişey istiyor, hemen kalkıp veriyorum, hemen işi gücü bırakıp ona yöneliyorum. Çünkü benim otomatiğim bu. Ben verdikçe, işi gücü bırakıp ilgimi ona yönelttikçe (iyi annelikten değil, kolayı bu, otomatiği bu olduğu için) o da sınırları zorluyor. Daha beklentili ve bağımlılaşıyor. Bunu fark edip dikkatimi yeniden kendime, merkezime çekince ilişkimiz yoluna giriyor, rayına oturuyor. Bu farkındalığı da ilk defa "Bebeğinize Fransız Kalın" kitabı ile kazanmıştım. Kitap, çocukların kendi hayatları olan anne-babalara ihtiyacını; onlara dünyanın merkezi olmadıklarını öğretmenin önemini çok güzel anlatıyordu.
Aslında bu bütün ilişkiler için geçerli. Özellikle içinde kaybolma ihtimali olan yakın ilişkiler için.
05/29/2019
Meşk Estetiği
Aşk hikayeleri ya hep ayrılıkla ya da kavuşmayla bitiyor. Bilmiyoruz kavuştuktan sonra o hikayenin kahramanlarını ne sürprizler bekliyor. Halbuki asıl macera kavuşunca başlıyor. İncinme, aşınma, eksilme ya da çoğalma, törpülenme, parıldama, görünür olma, görülememe, kendini koruma, kendini kaybetme, kendini bulma, bir olma ama iki kalma ve daha neler neler. Tüm bu mücadeleye kıyasla çok daha kolaydır uzaktan sevmek, sevilmek veyahut hiç sevilmemek, o loş ışığın altında görülmek ya da görmek. Burası işte öyle bir yol ağzı.
O loş ışığın ardındaki sevgilinin hayaleti mi, yoksa etten kemikten, hatadan eksikten, zaaftan oluşan, bana eksiğimi gediğimi hatırlatacak gerçek ve canlı bir insan mı?
https://terapihergun.com/2019/05/29/mesk-estetigi/
02/08/2019
https://terapihergun.com/2019/02/08/yer-aidiyeti/
İnsanın memleketi doğduğu değil, doyduğu yerdir derler. Doğup büyüdüğümüz mü, doyup büyüdüğümüz mü yoksa içimizde sevgisini büyüttüğümüz yer midir memleket? Cevabı zor bir soru. Bu konuda yapılmış sayısız çalışma, mekanla kurduğumuz aidiyet ve bağlanma ilişkisini araştırıyor.
Mekanla kurduğumuz ilişki özellikle biz göçmenler için çetrefilli çünkü, köklerimiz başka bir yerde, gövdemiz ve dallarımız bambaşka yerlerde büyüyor.Birden çok mekan aidiyet ve bağlanma ilişkimiz var. Bu çoklu bağlar, bir zenginliğe, bizi güçlendiren bir kaynağa dönüşebilir veya mütereddit bir enerji bölünmesine yol açarak, gücümüzden çalabilir.
Araştırmalar içinde yaşanılan mekana, bölgeye ait veya bağlı hissetmenin iyi oluş haliyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Yer Aidiyeti İnsanın memleketi doğduğu değil, doyduğu yerdir derler. Doğup büyüdüğümüz mü, doyup büyüdüğümüz mü yoksa içimizde sevgisini büyüttüğümüz yer midir memleket? Cevabı zor bir soru. Bu konuda yapılmış …
02/08/2019
https://terapihergun.com/2019/02/08/oz-donusum-core-transformation/
Yeni yıl kararlarınızı düşünün… “Bundan sonra daha sağlıklı besleneceğim”, “Düzenli spor yapacağım”, “Daha çok okuyacağım”, “Ailemle daha çok vakit geçireceğim”, “Daha planlı programlı olacağım”,“Sosyal medyada daha az oyalanacağım” gibi aldığımız pek çok kararı, çok da istekli olmanıza rağmen hayata geçiremediğiniz senaryoları hatırlayın. Motivasyonumuz yerinde, kararlı da hissediyorken neden hayata geçirmekte, sürdürmekte bu kadar zorlanıyoruz? Sorunumuzun ne olduğunu çok iyi tanımlayabiliyor, çözümünü de saptayabiliyorken bizi bu sorunu çözmekten alıkoyan şey ne?
Öz Dönüşüm ( Core Transformation) Yeni yıl kararlarınızı düşünün… “Bundan sonra daha sağlıklı besleneceğim”, “Düzenli spor yapacağım”, “Daha çok okuyacağım”, “Ailemle daha çok vakit geçireceğim”, “Daha planlı programlı olacağım”,“S…
12/21/2018
Vücudunuz Hayır Diyorsa kitabının yazarı, Gabor Mate'in "Başkalarıyla ilgileniyorken, kendimizle de ilgilenebilmek" isimli konuşması
When the Body Says No -- Caring for ourselves while caring for others. Dr. Gabor Maté Stress is ubiquitous these days — it plays a role in the workplace, in the home, and virtually everywhere that people interact. It can take a heavy toll on i...
09/18/2018
Bu şiirimsiyi 2004'te üniversitedeyken yazmışım. Aradan yıllar geçtikten sonra, insanların duygularına olan yüksek hassasiyetimin sebebini böylece öğrenmiş oldum. Meğer ben empatmışım. Ortamların, latif, kesif, pozitif, negatif türlü çeşit enerjilerini çekişim, halleriyle hallenişim bundanmış. Bazı kanallarım açıkmış. Bu bir meziyet ama eziyete de dönüşebiliyor fark edilmezse.
Peki nedir bu empatlık?
Psikiyatrist Judith Orloff'un “The Empath’s Survival Guide-Life Strategies for sensitive People” (Empatın hayatta kalma rehberi, Hassas insanlar için Hayat Stratejileri) kitabına göre, empatlar başkalarının duygularını kendi bedenlerinde hissedebilen insanlar. Empatların beyinlerinde, şefkatten sorumlu olan hücre grubu yani ayna nöron sistemi aşırı etkin; bunun bir sonucu olarak, empatlar başka insanların olumlu ve olumsuz enerjilerini kendi bedenlerinde güçlü bir şekilde hissediyorlar. Bazen acaba bu benim kendi hissim mi yoksa başkasının hissini mi alıyorum diye karıştırdıkları dahi olabiliyor.
https://terapihergun.com/2018/09/18/1001/
Click here to claim your Sponsored Listing.