Türkiye Emekli Öğretmenler Derneği Genel Merkezi

  • Home
  • Türkiye Emekli Öğretmenler Derneği Genel Merkezi

Türkiye Emekli Öğretmenler Derneği Genel Merkezi Muallimler dinlenme yurdu.Türkiye Emekli Öğretmenlerinin Evidir.

24/05/2026

GÜNCELLE İLİŞKİN DÜŞÜNCEM- 1
Tayyib ile ABD ilişkilerini, ABD Büyükelçisi'nin son dönemlerde söylediklerini takip etmeyenlerin internetten araştırmasını öneririm.
Dünyanın Emperyalist faşist güçleri Türkiye'ye bir rol biçmişler
ÇOK ULUSLU, ( Türkler, kürtler, ve arap'lardan oluşan) ÇOL DİLLİ, ÇOK KÜLTÜRLÜ, HERKESİN KENDİ HUKUKUNU UYGULADIĞI, BAŞİNDA EMİRLERİNİ DİNLEYEN BİR DİKDATÖR OLDUĞU TÜRKİYE ( küçük Osmanlı) İSTİYORLAR.
TÜRKİYE'DE ATATÜRK CUMHURİYETİ'Nİ BİTİRMEK İÇİN, EN BÜYÜK ÖRGÜTLÜ GÜÇ OLAN, CHP'Yİ BİTİRMEYE, VEYA PASİFİZE ETMEYE KARAR VERMİŞLER.
Bu tesbite doğru diyorsakki ben öyle diyorum. Levent Gültekin de bunu söylüyor. Bundan sonra CHP ye yöneltilen her türlü eleştiri teferruattır, fasa-fiso fiso dur. Ve emperyalist projenin değirmenine şu taşımaktır. Çünki sorun Türkiyeyse gerisi teferruattır.
*Her gün yapılan operasyonlarda bunun bir parçası.* Belediyelerde yolsuzluk yok demiyorum. Ama mele yolsuzluk olsaydı. Melih Gökcek ten, Rıza Zarrabın önüne yatan bakanlardan zorla istifa ettirilen belediye başkanlsrından başlayarak, AKP de yargılanmayan kişi kalmazdı. Dikkatinizi çekerim Kılıçdaroğlu yanında saf tutan eski CHP li belediye başkanlarını bile soruşturmuyorlar örnek eski Ataşehir belediye başkanı olduğu gibi.
Yani sorun CHP değil!!Sorun İrak, Suriye gibi aşiretlerin, kavimlerin, tarikatlatın, etkisinde çok milletli bir Ortadoğu ülkesimi olacağız!! Yoksa Yüzünü batıya dönmüş laik demokratik bir Türkiye olma yolundamı ilerleyeceğiz.
*Tekrar ediyorum sorun CHP değil, ama projenin önündeki en büyük engel mevcut CHP örgütü*
Selam ve sevgiler

24/05/2026

GÜNCELLE İLİŞKİN DÜŞÜNCEM. 2
Sosyal medyada Bazı partili (CHP'li)arkadaşlardan aman lisanımıza dikkat edelim, aman parçalanmayalım aman birleşelim gibi. Yazılar okuyorum.
Bu arkadaşlara soruyorum kiminle birleşeceğiz?? Birleşmekten kastedilen Kılıçdaroğlu ve ekibiyse bence ya çok saf ve iyi niyetliler!! Yada her ihtimale karşı mevcut direniş başarıya ulaşamazsa gelecekteki ekip içinde de yer kapma isteği olduğunu düşünüyorum. Bazı paylaşımlarda Kılıçdaroğlu'na ülkesi, partisi için kaygı duyabilecek bir adam kişiliği yüklenerek yorumlar yapılıyor öneriler getiriliyor. Bence bu çok yanlış 38. Kurultayı kaybettikten sonraki tavırları!! O gece iradesini İmambakır Ürküşe teslim etmesi, yöneten değil yönetilen bir adam olduğunu gösterdi. Özellikle CHP nin 1. Parti olmasından sonraki tavırları, bu günleri Tayyip Erdoğan'la beraber ördüklerini gösteriyor.. Hukuksuz olduğunu bile bile ( Siyasi partilerle ilgili tek yetkili makam YSK dır) İstanbul'a kayyum atayın, genel merkeze Mutlak butlan kararı alın beni atayın diyen adamdan PARTİ VE ÜLKE İÇİN İYİLİK BEKLEMEK BENCE ÇOK İYİ NİYETLİ, SAF BİR YAKLAŞIM. BU SAATTEN SONRA KILIÇDAROĞLUYLA UZLAŞMAK EMPETYALİSLERİN TÜRKİYE'YE BİÇTİĞİ ROLÜ KABULLENMEK DEMEKTİR. Son zamanlarda yaptıklsrına bakalım: Gürsel tekinle birlikte İbrahim Tatlısese geçmiş olsun ziyareti, Doğu Perinçek'le görüşme talep edip görüşmeleri, kendisini linç etmek isteyen at hırsızlar çetesini affetmesi. İBB davası çökmüşken, Zeydan Karalar, Ahmet Özer göreve iade edilmemişken, onlarca kişi sırf İmamoğlınun danışmanı veya akrabası olduğu için tutukluyken.!! Gazetecilerin tutuklanması, Merdan Yanardağın televizyonuna çökülmesi, Casusluk davası, Emeklilerin durumu, ekonominin gidişi, küçük osmalı olun diyen ABD büyükelçisi hakkında tek laf etmeyen adamın Mutlak Butlan'dan bir gün önce Arınalım gibi bir video yayınlaması. Geçmişteki hatalarınıda ( ekmelettin olayı, 2,5 milyon mühürsüz oy'u kabul etme, anayassya aykırı ama kabul edeceğiz dediği yasalar) düşünürsek!! Planlı bir organizasyonun parçası olduğunu göstermeye yeterde artar bile,
Büyükelçi Onur Öymen Kılıçdaroğlu ABD projesidir. dediğinde, şiddetle karşı çıkmış, Kılıçdaroğlunun liyakatli bir devlet adamı olduğunu savunmuştum. Şimdi Onur Öymenden özür diliyorum.
Kendimi yıllarca aldatılmış, sevdiği kişi tarsfından kazıklanmış hissediyorum. Yazıklar olsun.

Devrim şehidi Öğretmen Kubilay'ı saygı ile anıyorum.
23/12/2022

Devrim şehidi Öğretmen Kubilay'ı saygı ile anıyorum.

30/08/2022

Bağımsızlık savaşımız
30 Ağustos Büyük Taarruz’un 100. yılındayız…

30 Ağustos 1922, büyük Asker Mustafa Kemal’in Başkomutan olarak yönettiği, büyük askeri taarruzun 100. Yılını kutluyoruz.

10 Ağustos 1920’de, Osmanlı Devletine imzalatılan Sevr Antlaşması, tüm cepheleriyle “bir ölüm fermanıydı”. Askeri, siyasi, ekonomik, adli yönleriyle Osmanlı Devletinin sona erdirilmesi için düzenlenmişti.
İngilizlerin desteği ile Yunanlılar Batı Anadolu’da birçok yeri istila etmişler, buralarda kuvvetli mevziler kurmuşlardı. İngiliz uzmanlar, “Türkler, bu mevzileri 5 – 6 ay saldırsalar ele geçiremezler” diyordu.
26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı saat 4.30’da ani, güçlü bir top ateşiyle başlayan bu saldırı, Mustafa Kemal’in başkomutanlığında yönetildi. 30 Ağustos 1922’de, 5 Yunan tümenine karşı girişilen saldırı, çok çetin olmuş, Yunan tümenleri dağılmıştı. Bozgun halinde çekilen Yunan Orduları, Mustafa Kemal’in seri emriyle takibe alınmış, orduya:

“İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.” emriyle Yunanlılar, İzmir’e kadar Anadolu topraklarından temizlenmiştir. Bu savaş, Anadolu’nun Türklerin olduğunu, alınamayacağını dünyaya duyuruyordu.
Büyük emperyalist ülkeler, Türklerin, Türk askerinin savaş gücünü biliyorlar, zaman zaman bu güçten yararlanmak için İslam dinini kullanıyorlardı. I. Dünya Savaşında Alman İmparatoru II. Wilhelm’in II. Abdülhamit’e ilan ettirdiği Cihat-ı Ekber çağrısı beklenen başarıyı sağlamasa da yine tüm Müslümanları bir noktadan yönetme düşünceleri hep oldu. Cihatçı Almanya’nın yerini daha sonraları Amerika almış oluyor. Türk ordusunun bu büyük gücünü, kendi yayılmacı politikaları doğrultusunda kullanmak istiyorlar.

Bu gerçekleri çok iyi gören Mustafa Kemal, laik, ulusal bir Cumhuriyetten yana oldu.
Ancak ulus devlete, laik düzene karşı olan güçler, bu duruma karşılar.

Cumhuriyetimizi yönetenler de din eksenli yönetime taraf olarak bu tuzağa düşüyorlar. Din, İslam birliği gücüne dayanılarak, laik ve ulusal düşünce inancında olanlar cezalandırılıyor. Son zamanlarda Atatürk’ün kurduğu ulusal devlete, orduya karşı olanlar, Kahraman Ordumuzun değerli komutanlarını hedef aldılar.
Yurdumuzun bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetimizin gücü, ordumuzun gücü, kuvvetiyle orantılıdır. Ancak, Yurt savunması; Cumhuriyetin tüm kurumları ve politikacıları ile bir bütündür. Din eksenli, laiklikten taviz verilen yanlış politikalar, Türk Ordusuna da büyük zararlar vermiş, Onu derinden yaralamıştır. Türk Demokrasisi büyük tehlike atlatmıştır. Kanun Hükmünde Kararname ile acele edilerek asırlık asker ocakları kapatılmış, ordumuz siyasete açık bırakılmıştır. Oysa en büyük güvence Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devlet gemisini oturttuğu rotadır.

30 Ağustos Zaferi, Emperyalist devletlere verilen büyük bir derstir.
1926 yılından beri 30 Ağustos "Zafer Bayramı" olarak kutlanmaktadır. 96 yıldır 30 Ağustos Zafer, Ordu, Ulus Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Ancak 100. yıldaki kutlama sevincimize gölge düşüren uygulamalar içindeyiz.
Büyük bir hukuk buhranı içinde bırakılan 14 komutanımız (yaşları 80 - 90 arası) Cumhuriyet ordumuza uzun yıllar başarı ile hizmet etmişlerdir. Kanıtlanmış suçları yoktur. Son mercii Anayasa Mahkemesi kapısında bekletilmektedirler.

Dileriz Büyük Zaferin 100. yılında hak ettikleri özgürlüklerine geç de olsa kavuşmuş olsunlar.

Sözlerimi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, 29 Ekim 1938’de orduya son mesajından alınan ve Anıtkabir'in de duvarında yer alan şu cümlelerle bitiriyorum:

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan ve her zaman zaferle beraber uygarlık nurları taşıyan kahraman Türk Ordusu.
Memleketini en buhranlı, en müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla, mücehhez olduğun durumda, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Cumhuriyetimizin yolunu açan "Büyük Zaferin" 100. yılı kutlu olsun.

Pervin ÖZTABAĞ

15/07/2022

99. Yılında Lozan Üzerine Düşünceler;

Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan Antlaşmasının 99. yılında; Vatanımız, Cumhuriyetimiz yine büyük sorunlarla savaşıyor. 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması, çok ağır bedeller karşılığında kazandığımız bir zafer…

Ancak M. Kemal ATATÜRK’ ün kaybından sonra, Cumhuriyetimizi yöneten siyasi kadrolar, bu çok ağır bedellerle elde edilen Lozan kazanımlarının korunması, geliştirilmesi yolunda gereken özen ve sorumluluğu gösteremediler. Adım adım bugünlere gelindi. Tarih bilinci olmayan bu yöneticiler, şimdilerde tam bir mirasyedi tutumu içindeler.

Yeryüzünde çok önemli, değerli bir coğrafyayı vatan edinmişiz. Batılı emperyalist ülkeler Türkleri, asya çöllerine sürmenin hesapları içinde olmuşlar. ŞARK MESELESİ diye bir sorun yaratmış, bu davanın devamlı izlerini sürdürmüşlerdir. Şark meselesi, emperyalist batının Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak, yok etme düşüncesi üzerine kurulmuştur.

Son yüzyıllarda, çağdaş, teknolojik gelişmelere sırtını dönen, aydınlanmadan uzak din eksenli yönetilen Osmanlı İmparatorluğu, birçok alanda geri kalmış, sonuçta düşmanlarına fırsat veren “HASTA ADAM” durumuna düşmüştür. Bu durum, mirasını biran önce paylaşmak hevesinde olanları harekete getirmiş, Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına girişi, onlar için bir fırsat olmuştur.

10 Ağustos 1920’de imzaladıkları Sevr Antlaşması, Osmanlı Devletinin sonunu getirmiş, siyasi, ekonomik, askeri, adli yönleriyle bu sonu ortaya koymuştur.
Ancak, batılı emperyalist devletlerin hesaba katamadıkları, bağımsızlığına düşkün Türk halkı ve Mustafa Kemal ATATÜRK gibi, O’nun etrafında toplanan kahraman evlatları vardı. Kanları, canları pahasına Ulusal Kurtuluş Savaşını kazanıp, bu antlaşmayı yok saydılar. Batı emperyalistleri Sevr Antlaşmasından kolay vazgeçmek istemiyorlardı. Türk ordularının başarılarından sonra, ufak değişikliklerle yeniden önümüze getirmek istediler. Sevr projesi, aralıklarla dört kez teklif edilmiştir.

Birinci, 10 Ağustos 1920,
İkinci, 1. İnönü Zaferinden sonra, 12 Mart 1921,
Üçüncü, 22 Mart 1922, Sakarya Zaferinden sonra,
Dördüncü, en son imzalanan Lozan Barış Antlaşması

Son antlaşma da, itilaf devletlerinin baskı, korkutma, tehdit havasında geçmiştir. Lozan görüşmeleri, aralıklarla dişe diş sekiz ay çetin bir savaş havası içinde sürmüş, Mustafa Kemal görüşmeleri adım adım o günkü teknoloji içinde büyük bir titizlikle izlemiş, yönlendirmiştir.

Bu ara, İngilizlerin mağrur baş delegesi Lord Curson’un sözleri hiç unutulmamalıdır. İsmet İnönü’ye şöyle der:
“Konferanstan bir neticeye varacağız ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizin makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. En nihayetinde şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır, imar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para, bugün dünyada bir bende var, bir de yanımdakinde (ABD delegesinde) Reddederseniz hepsi cebimdedir. Nereden para bulacaksınız? Fransızlardan mı? Para kimsede yok, ancak biz verebiliriz. Harap memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimden birer birer çıkartıp size göstereceğiz.”

Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin bedeli, her zaman zor ve ağırdır.

Memleketi yönetenlerin, Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil ettiklerini söyleyenlerin, bu gerçekleri iyi bilmeleri, mirasyedi yönetiminde olmamaları gerektiğini öğrenmeleri gerekir. Para alan, emir de alır.

Lozan'ın 99. yılında yaşadığımız ekonomik ortam, maalesef Lord Curson'un önemli uyarısını çoktan aşmıştır.
Üniter bir yapıya dayanan Türkiye Cumhuriyeti'nde, iç cephede birlik önemlidir. "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir." diyen Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetini, vatandaşlarını köklerine değil, liyakat ve hizmetlerine göre değerlendirmiştir.

Lozan Barış Anlaşmasının 99 . yılında, tarih bilinci içinde olanlardan alınacak dersleri hep hatırlamalıyız. Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini savunan bir dış politika ve üretime geçmiş bir ekonomi, yol çizgimiz olmalıdır.

Lozan’ın 99. yılında, başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, Lozan Konferansı sırasında tam bağımsızlık irade ve kararlılığını gösteren Cumhuriyetimizin kurucularına yürekten şükran ve minnet duyuyoruz.

Pervin ÖZTABAĞ

Em. Türk Dili Öğretmeni
ADD Kadıköy Şubesi
Eğitim Komisyonu Üyesi

Bu akşam Kadıköy Belediyesi ile birlikte mücadelesini verdiğimiz bahçemizde iftar programı düzenledik.Hayırlı olsun.
27/04/2022

Bu akşam Kadıköy Belediyesi ile birlikte mücadelesini verdiğimiz bahçemizde iftar programı düzenledik.Hayırlı olsun.

24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlamamızdan bir anı.
02/12/2021

24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlamamızdan bir anı.

Address


Telephone

+15062973585

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Türkiye Emekli Öğretmenler Derneği Genel Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

  • Want your school to be the top-listed School/college?

Share