Ceylan Ulusoy

Ceylan Ulusoy Mindfulness, yeme farkındalığı,bireysel seanslar Yemek yemenin duygularla ve alışkanlıklarımızla ilişkili olduğunu hepimiz biliyoruz.

Mutsuzken, mutluyken, stresliyken daha çok yemek yemek isteyebiliyoruz. Bu durum ise kendimizi eleştirmemize, suçlamamıza ve sürekli kendimizle savaş halinde olmamıza sebep oluyor. Duygularımızla baş etmek, daha ince, daha fit görünmek için ise sürekli diyetlerden fayda görmeyi umuyoruz. Diyetler sürdürülebilir olmadığı için bir süre sonra yine yiyeceklere sarılıyoruz ve bu bir döngü şeklinde deva

m edip gidiyor. Bu döngü içindeyken fizyolojimizi de olumsuz etkilemiş oluyoruz ama bunun farkında bile değiliz. Stres, sindirim sistemimizin çalışasını durduran en temel faktör. Çünkü fizyolojimiz otonom sinir sistemimiz stresle tıpkı bir kaplanla savaşıyormuş gibi savaştığını düşündüğü için hayati organların çalışmasını kapatıp ( mide ve bağırsaklar) tüm enerjisini hareket eden parçalarımıza göndermek istiyor. Bunun sonucunda ise sindirim problemleri yaşamaya başlıyoruz. Bu bizim kilo verme sürecimizi de, sağlığımızı da doğrudan etkileyen bir faktör haline geliyor. Eğer yiyeceklerle olan savaşımızı bırakıp , kendi bedenimizi tanıyıp, anlamaya başlarsak. Duygularımızı kontrol etmek için diyetin bir çözüm olmadığını anlayabiliriz. Yiyeceklerle aramızda oluşan duygusal bağın arkasına bakıp, duygusal beslenme döngümüzü kırabiliriz. Ve böylece birilerinin ne yiyeceğimizin listesini vermesini beklemek yerine kendi sağlıklı beslenme yolumuzu çaba sarf etmeden ve aç kalmadan çizebiliriz.

23/08/2026

Ne istediğini biliyor, karar alıyor, sorumluluk üstleniyor, işlerini yönetiyorsun

Ama konu **kendinle kurduğun ilişkiye** geldiğinde işler biraz karışabiliyor.

“Ben böyleyim.”

“Ben zaten sürdüremiyorum.”

“Benim iradem zayıf.”

“Ben hep yarım bırakıyorum.”

Peki bunlar gerçekten kendimiz hakkında bildiğimiz şeyler mi, yoksa zaman içinde oluşturduğumuz ve tekrar tekrar söylediğimiz inançlar mı?

**İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile Kendilik Bilgisi üzerine konuşuyoruz.**

Arzularımızın değişmesini neden tutarsızlık olarak görüyoruz?
Gerçekten ne istediğimizi nasıl anlayabiliriz?
Bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz şey gerçekten ihtiyacımız olan şey mi?
Ve kendimiz hakkında yıllardır taşıdığımız bazı inançları yeniden sorgulamaya ne zaman başlarız?

Belki de kendini tanımak, kendin hakkında kesin cevaplara ulaşmak değil; **kendine dair bildiklerini merak etmeye devam etmek.**

🎙️ **Podcast:** Perşembe 21.00’de Spotify’da
🎥 **YouTube:** Pazar 10:30 da

Podcast ve YouTube kanal linkleri profilimde.

20/08/2026

Bütün gün karar verdin.

Ne yetişecek?
Kime cevap vereceksin?
Ne zaman toplantı yapacaksın?
Çocuğun neye ihtiyacı var?
Hangi işi önce yapacaksın?

Akşam eve geldiğinde ise bir karar daha vermen gerekiyor:

Ne yiyeceğim?

İşte tam o anda irade şarjın boşalmış olabilir.

Ve zihnin şöyle diyebilir:

“Ay, bunu da düşünemeyeceğim şimdi.”

Sonra en kolay, en hızlı, en ulaşılabilir seçeneğe yönelebilirsin.

Bu her zaman bir “yeme dürtüsü” değildir.

Bazen sadece **karar vermeye halinin kalmamış olmasıdır** ve bu çok insani

Peki irade şarjın bittiğinde ne yapabilirsin?

Kendinden bir karar daha vermeni istemek yerine **karar yükünü azaltabilirsin.**

Mesela…

👉🏻Kendini yemeğe çıkarabilirsin.

👉🏻En sevdiğin restorandan hem lezzetli hem besleyici bir yemek söyleyebilirsin.

👉🏻Bir restorana gidip “Şefin bugün en sevdiği yemek hangisi?” diyebilirsin.

👉🏻 Daha önceden belirlediğin birkaç “kurtarıcı yemek” arasından birini seçebilirsin.
👉🏻 Eşinden bu akşam yemek işini halletmesini isteyebilirsin.

Yani irade şarjın bittiğinde seçeneklerin sadece:

“Kendimi tutacağım.”
veya
“Ne bulursam yiyeceğim.”

olmak zorunda değil.

Bazen ihtiyacın olan şey daha fazla irade değil;

daha az karar vermek.

İrade şarjını tüketmeden önce değil, tükendiğinde de kendine iyi bakmanın yollarını öğrenebilirsin.

19/08/2026

Kararlı, kendine söz verdiğinde uygulayan birisin.

Bir şeyi değiştirmeye karar verdiğinde bunun için harekete geçiyorsun.

Kendine yatırım yapıyorsun.

Ne yapman gerektiğini araştırıyor, öğreniyor ve uygulamaya çalışıyorsun.

Ama konu akşam yemeğinden sonra gelen o yeme isteğine geldiğinde işler değişiyor.

Bir tane yiyorsun.

Sonra:

“Bir tane daha ne olacak?”

Sonra bir tane daha.

Bir noktada:

“Neyse, artık bozdum.”

Ve devamı geliyor.

Ama burada kaçırdığın bir şey olabilir.

Yeme davranışının başladığı an, döngünün başlangıcı değil.

Döngü çok daha önce başlıyor.

Önce bir şey oluyor.
Ardından yeme dürtüsü geliyor.
Sonra otomatik yeme davranışı başlıyor.

Yani sen davranışının gerçekleştiği anı kontrol etmeye çalışırken, yeme döngüsü çok önce başlamıştı.

İyi haber şu:

Döngüyü daha erken fark etmeyi öğrenebilirsin.

Çünkü senin çözmeye çalıştığın şey yalnızca ne kadar yediğin değil.

Yeme isteğinin seni otomatik olarak aynı davranışa götürmesi.

Dürtüden Seçime Metodu™️ ile Kontrolsüz Yeme Döngüsünü Kır çalışmasında üzerinde çalıştığımız problem tam olarak bu.

Eğer sen de:

“Ben aslında ne yapmam gerektiğini biliyorum ama o an geldiğinde yine yiyorum”

diyorsan, yorumlara “DÖNGÜ” yaz. Sana çalışmanın detaylarını göndereyim.

18/08/2026

*The Odyssey* filminde Odysseus, Sirenlerin sesini şöyle anlatıyor:

**“Bu şarkı, olmasını istediğin her şeydi.
Dilediğin her şeydi.
Derinin altında, asla ulaşamayacağın bir yerde gizlenen ve tam da bu yüzden dayanılmaz hale gelen o tatlı kaşıntıydı.”**

“Tatlı kaşıntı” muazzam bir tanım.

Kontrolsüz yeme de böyle başlıyor.

Bir ses geliyor ve içinde o kaşıntı başlıyor.

**“Bugün çok yoruldun. Bunu hak ettin.”**

Tatlı.

**“Bir taneden bir şey olmaz.”**

Masum.

**“Nasıl olsa yarın yeniden başlarsın.”**

Rahatlatıcı.

**“Şimdi ye. Sonra düşünürsün.”**

Ve sen belki de bunun bir düşünce olduğunu bile fark etmeden, o sese doğru gidiyorsun.

Çünkü o ses sana yalnızca yemek önermiyor.

Sana **rahatlamayı**,

**ödüllendirilmeyi**,

**teselli edilmeyi**,

**bir anlığına her şeyi unutmayı**

vaat ediyor.

İşte Sirenlerin şarkısı da tam olarak böyle.

Seni zorlamıyor.

Sana emir vermiyor.

**Sana istediğin şeyi vereceğine inandırıyor.**

Sonra yiyorsun.

Ve şarkı değişiyor.

Bu kez başka bir ses:

**“Yine yaptın.”**

**“Kendini kontrol edemedin.”**

**“Sen zaten bunu beceremiyorsun.”**

**“Madem bozdun, devam et.”**

Bir ses seni yemeğe götürüyor.

Başka bir ses seni suçluyor.

Ve sen bütün bunları çoğu zaman **“Ben böyleyim”** diye deneyimliyorsun.

Oysa mesele karakterin değil.

mesele iradenin zayıf olması da değil.

Belki uzun zamandır zihninde konuşan bazı sesleri **senin kendi düşüncen, kendi isteğin ve kendi kararın** sanman.

Ve belki de yeme davranışını değiştirmeye çalışırken, asıl fark etmen gereken yer tam burası.

Çünkü **yemekle ilişkin, ilk lokmadan çok daha önce başlıyor olabilir.**

Ben bu yüzden **Yıkıcı İç Sesler** çalışmasını, yeme döngüsünü dönüştürmenin ilk adımlarından biri olarak görüyorum.

Çünkü bazen özgürleşmenin ilk adımı,

Sirenlerin şarkısını susturmak değil;
o şarkının Sirenlere ait olduğunu fark etmektir.
Ve bu üzerinde çalışmayı gerektirir.

🎉🤫🔥
Öyle bir çalışma geliyor ki, 2027 de artık yemek meselesi ile uğraşmak istemiyorum diyenler hazır olsun.

16/08/2026

“Ben zaten böyleyim.”

Peki ya değilsen?

Belki “karakterim” sandığın bazı davranışlar, bir zamanlar seni korumak için geliştirdiğin stratejiler.

Kontrol etmek.
Kendini tutmak.
Herkesi memnun etmek.
Mükemmel olmaya çalışmak.
Kaçmak.
Ertelemek.
Ve bazen… yemek.

Özellikle yeme davranışını değiştirmeye çalışan kadınların çoğu aslında ne yapması gerektiğini biliyor.

Yeni bir beslenme düzeni deniyor.
Spor yapıyor.
Şekeri bırakıyor.
Aralıklı oruç yapıyor.
Organik beslenmeye çalışıyor.

Gündüz iyi gidiyor.

Sonra akşam oluyor.

Stres.
Yorgunluk.
Yalnızlık.
Evden çalışma.
Bir zor konuşma.
Bir hayal kırıklığı…

Ve kafanın içindeki seslerden biri direksiyona geçiyor:

“Bugünlük boş ver.”

“Zaten yarın başlarsın.”

“Bunca zamandır dikkat ediyorsun, bunu da hak ettin.”

“Sen zaten sürdüremiyorsun.”

Sonra ertesi gün kendine kızıyorsun.

Belki de değiştirmeye çalıştığın davranışın önüne çıkan **dirençleri henüz tanımıyorsun.**

İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın **Prangalar** bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile bizi bir zamanlar koruyan davranışların nasıl zamanla bizi sınırlayan prangalara dönüşebileceğini konuştuk.

Beslenme davranışını değiştiremediğin için kendini suçluyorsan, sohbeti bir de bu açıdan dinle

**Bir alışkanlığı değiştirmeye karar verdiğimizde kafamızın içinde kimler konuşuyor?**

Çünkü bazen yeni bir diyet listesine değil,

**kendi içimizdeki ekiple tanışmaya ihtiyacımız var.**

🎙️ **İlişkiler Üzerine Diyaloglar — Prangalar**

Podcast: Perşembe 21.00’de Spotify’da
Video: Pazar 12.00’de YouTube’da

Podcast ve YouTube kanal linkleri profilimde.”

13/08/2026

Nolan’ın Odysseus filminde Calypso’nun Odysseus’a verdiği öğüt beni sinemanın ortasına hüngür hüngür ağlattı

Calypso, Odysseus’a kendini ve kaderini denize, yani Poseidon’a tamamen teslim etmesini söylüyor.

Sonra Odysseus küçücük bir sala biniyor.

Deniz vahşi.

Dalgalar salı bir o yana bir bu yana savuruyor.

Bazen suyun içinde kayboluyor, bazen yeniden yüzeye çıkıyor.

Ama Odysseus direnmeden, dalgalarla savaşmadan, salın üzerinde öylece yatıyor.

Bazen hayatı değiştirmek için önce hayatın dalgalarıyla savaşmayı bırakmak gerekiyor.

Değişimin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Kendi hayatımda bunu defalarca yaşadım.

İşimi bırakma kararını verirken,

Midemle ilgili yaşadığım sorunlar , alerji teşhisim nedeniyle sevdiğim bazı yiyeceklerden uzak durmaya çalışırken.

Kendi içimde de defalarca o küçük salın üzerinde kaldım.

Korkularım vardı.

Çaresizliklerim vardı.

Direncim vardı.

Ve kafamın içinde aynı anda konuşan onlarca ses...

“Ya olmazsa?”

“Ya yanlış karar verdiysen?”

“Ya başaramazsan?”

Değişimin direnci taşımayı öğrenmek olduğunu da öğrendim

Güçlü bir kadın olabilirim.

Çalışkan olabilirim.

Vazgeçmeyebilirim.

Ama bunların hiçbiri değişimin sancılı olmadığı anlamına gelmiyor.

Tam tersine. Bazen gelişmek çok yorucu. Bazen kafandan çıkan tek bir cümle, saatlerce verdiğin emeği sorgulatabiliyor.

Ve ben bunu bildiğim için beslenme eğitimlerimde dirençlere çok yer veriyorum.

Bir danışanımın bana söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum:

“Senin benim için çabaladığın kadar ben de kendim için çabalayabilsem keşke.”

Bu cümle çok kıymetli

Çünkü çaba bir günde oluşmuyor. Değişim de bir günde olmuyor.

“Sisteme güven, denemeye izin ver” dediğimde

Yani direnci , kendinle savaşmayı bırakıp ve bunun bir süreç olduğunu kabul ederek devam edenler.
O nihai sona alışkanlıktan özgürleşmeye kavuşuyorlar.

Her tökezlemede yeniden başlamak.

Her geri dönüşte kendine yeniden destek olmak.

Ve zamanla, yıllardır seni yöneten şeyin aslında değişmez kaderin olmadı�

07/08/2026

Hayatının birçok alanında başarılısın. Peki neden konu yemek olunca direksiyon elinden gidiyor?

İşinde zor problemleri çözebiliyorsun.

Sorumluluk alıyorsun.

İnsanlar sana güveniyor.

Hayatının birçok alanında istikrarlısın.

Ama akşam olduğunda...

Sanki bütün bunlar bir anda yok oluyor.

Kendine şöyle diyorsun:

“Hak ettim.”

“Bugünlük ye.”

Bize iki şey öğretildi.

1. Stres kötüdür.

Bu yüzden mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarmalıyız.

2. Stresle baş etmek için onu bastırmalı, azaltmalı ya da ondan kaçmalıyız.

Derin nefes al.

Kendini oyala.

Bir şey izle.

Bir şey ye.

Ama ya sorun stres değilse?

Stanford Üniversitesi’nde psikolog Dr. Alia Crum, yıllardır mindset üzerine yaptığı araştırmalarda çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor:

Davranışlarımızı belirleyen yalnızca yaşadığımız stres değil, onu nasıl yorumladığımızdır.

İşte bu yüzden aynı stresi yaşayan iki insan tamamen farklı davranabiliyor.

Birisi hak ettim deyip yerken
Diğeri çok yorgunum dinleneceğim diyor

Çünkü olay ile davranış arasında bir şey var.

Zihnin düşünme biçimi

Seni de mutfağa götüren şey çoğu zaman Zihninin anlattığı hikâye olabilir.

“Hak ettin.”

“Bugün çok yoruldun.”

“Bir lokmadan bir şey olmaz.”

“Yarın telafi edersin.”

Yıllarca bu sesleri susturmaya çalıştık.

Onlarla savaştık.

Diyetler yaptık

Ama onlar daha güçlü geri döndü.

İşte Yıkıcı İç Sesler Eğitimi tam burada farklılaşıyor.

Bu eğitimde hiçbir sesi susturmaya çalışmıyoruz.

Çünkü amaç düşünceleri yok etmek değil.

Onların seni yönetmesini bırakmak.

Eğer sen de;

• stresli günlerde kendini mutfakta buluyorsan,

• duygularını yemekle yatıştırıyorsan,

• kontrolsüz yeme döngüsünün içinde sıkışıp kaldığını hissediyorsan, kafanda konuşan seslerin direksiyona geçtiğini fark ediyorsan

kontrolsünüz yeme döngünle çalışmaya başlamak için doğru yerdesin. Bugün şimdi 14 gün sürecek İlk bu adımla başlayabilirsin.

05/08/2026

İşimde yeni bir döneme girdiğim bu günlerde zihnim bana yeni oyunlar oynamaya başladı.

Aslında bu şaşırtıcı değil.

Çünkü hayatında yeni bir eşiğe geldiğinde, seni en çok zorlayan şey dış koşullar değil; zihninin o değişimi nasıl yorumladığı oluyor.

Yaklaşık bir yıldır *mindset* üzerine okuyorum ve öğrendiklerimi hayatımda uygulamaya çalışıyorum. Bu hafta da Stanford Üniversitesi Mind & Body Lab’in **The Science of Stress and The Power of Mindset** eğitimine başladım.

Çünkü şunu fark ettim:

Hayatta attığın her adımda seni ileriye götürecek de, olduğun yerde tutacak da büyük ölçüde zihninin olayları yorumlama biçimi.

“Mindset” çoğu zaman “zihniyet” ya da “bakış açısı” diye çevriliyor. Ben ise onu en çok **düşünme biçimi** olarak hissediyorum.

Çünkü aynı olay karşısında iki insanın verdiği tepkiyi belirleyen şey çoğu zaman olayın kendisi değil, onu nasıl anlamlandırdığıdır.

Bu yüzden biri bana “Beslenme alışkanlıklarımı değiştirmek istiyorum.” dediğinde aklıma ilk gelen şey diyet listesi olmuyor.

Elbette diyet yapabilirsin.

Ama seni tekrar tekrar aynı döngüye götüren düşünme biçimi değişmediği sürece, davranışların da kalıcı olarak değişmiyor.

Mindfulness’ın temel tutumlarından biri olan **letting go (bırakabilmek)** tam da burada devreye giriyor.

Sadece yeme alışkanlıklarını değil; seni aşağı çeken düşüncelere tutunma biçimini de bırakabilmek...

Çünkü bazen bizi yoran şey düşüncenin kendisi değil, ona sıkı sıkıya tutunuyor olmamız.

Beden olarak olmak istediğin yere ulaşmak da, zihinsel olarak özgürleşmek de önce burada başlıyor.

Tıpkı aynı düşünme biçimiyle İstanbul’dan Bodrum’a taşınmanın mutluluğu garanti etmemesi gibi…

Diyet değişebilir.

Şehir değişebilir.

İş değişebilir.

Ama zihnin değişmediyse, eski hikâyelerini yeni hayatına taşımaya devam edersin.

Yıkıcı İç Sesler eğitimimde çalıştığımız şey mindset yani zihniyet değişimi

Düşünme biçimini değişmeye başladığında artık “kontrolsüz yeme hali

04/08/2026

Dün mindful eating challenge’ta bir katılımcımız şöyle yazdı:
“ Bu arada her zamanki gibi bu çalışmayı da başarıyla seyahatlere denk getirmiş bulunuyorum. Yarından itibaren iki gün otelde, ardından iki gün kayınvalide evinde kalacağım. Bakalım neler olacak 😅

Tıpkı tavuk kuşu hikayesinde olduğu gibi bu bize zihnimizin nasıl çalıştığıyla ilgili ilk ipucunu veriyor...

Hayat içinde sınanıp , testi geçmedikçe hiçbir alışkanlık değişmez. O kiloda kalman mümkün değil.

Katılımcı mesajında Fark ettiniz mi?

Zihnimiz değişime başlamadan önce hemen takvimi taramaya başlıyor.

“Bu hafta seyahat var.”

“Misafir gelecek.”

“İşler yoğun.”

“Çocuklar evde.”

Sanki değişim için kusursuz bir hafta bekliyormuşuz gibi...

İşte bu yüzden ben danışanlarımla doğrudan yeme davranışı değişikliği çalışmıyorum.

Önce hayat sizi test ettiğinde direksiyona geçen kafanızdaki sesle çalışarak yeni bir mindset ( zihniyet - zihin yapısı) oluşturuyorum.

Çünkü bizi zorlayan şey çoğu zaman seyahat, misafirlik ya da yoğunluk değil...

O durumlar karşısında zihnimizin bize anlattığı hikâyeler.

Şartlar uygun olduğunda, hayat kolayca aktığında zaten hepimiz başarılı oluruz.
Oysa değişim tam da kusursuz olmayan hayatın içinde öğrenilir.

Çünkü gerçek hayat; otellerde, misafirliklerde, iş yemeklerinde, bayram sofralarında ve yoğun günlerde yaşanır.

Benim çalışmalarımın amacı mükemmel koşullar yaratmak değil, hangi koşulda olursanız olun ilerlemeye devam edebilmenizi sağlayan eğitimler sunmak.

Ben bugün burada isem kafamın içinde konuşan kendimden çok sıkıldığım için. Onun beni yoldan çıkarmasından, her şeyi yarım bırakmaktan, hayatımda sürdürülebilir hiçbir şey başaramadığımı fark ettiğim için buradayım.

Bunun için kendimle defalarca çalıştım, halen çalışmaya devam ediyorum.
İşimde yeni bir dönemdeyim ve zihnim yeniden konuşmaya başladı ve ben şu an Standford Üniversitesinin Davranış Laboratuarında yeni bir çalışmaya başladım.
Stres Bilimi ve Zihniyet’in Gücü

Çünkü ke

02/08/2026

Bir karar verdikten sonra başkalarının ne düşüneceğini düşünüyor musun?
Bu bölümde Mehmet Altuğ Ersoy ile birlikte onay ihtiyacının kökenlerini konuşuyoruz.

*Onay ihtiyacı neden ilişkilerimizi etkiliyor?
*Sürekli kendini değerlendiren bir zihin neden yemekle dizginleri gevşetmeye çalışabiliyor?
*Sevilmek ile onaylanmak arasındaki fark ne?

📍Podcast ve Youtube kanallarında yayında.

Spotify ve Youtube Kanal Linkleri profilimde

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ceylan Ulusoy posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to Ceylan Ulusoy:

Shortcuts

Share