04/02/2026
24 saatte hayat seni huzur bulmak için gittiğin yemyeşil küçük kasabalardan, hastanelere taşıyabilir.”
Bir gün ajandanda toplantıdan toplantıya koşarken, ertesi gün aynı ajandaya doktor randevusu eklemek zorunda kalabilirsin. Bir gün önce kahkahalarla dolu bir masadayken, ertesi gün floresan ışıkların altında kendini sorgularken bulabilirsin. Hayat çoğu zaman planlarına sadık kalmaz; ritmi senin takviminden bağımsızdır. İşte bu yüzden wellbeing, yalnızca iyi günlerin lüksü değil, zor günlerin sigortasıdır. İyi hissetmek; sadece spor yapmak, sağlıklı beslenmek ya da nefes egzersizleriyle sınırlı değil. Asıl mesele, bedenini ve zihnini dinlemeyi öğrenmek. Yorgunluğu normalleştirmemek, uyarı işaretlerini görmezden gelmemek ve “sonra bakarım” dediğin şeylerin bazen hiç gelmeyen bir sonra olduğunu fark etme yetkinliğidir. Kendine gösterdiğin özen, hayat raydan çıktığında seni tekrar merkeze alan tek şey olabilir.
İş dünyası çoğu zaman durmaksızın devam ediyormuş gibi davranır ama insan bedeni ve zihni bu tempoya körü körüne uymayabilir.Wellbeing tam da bu çatışmanın ortasında devreye girer.
İş hayatında iyi olmakla iyi hissetmeyi sık sık karıştırıyoruz. Sürekli ulaşılabilir olmak, molasız çalışmak ya da tükenmişliği “yoğunluk” diye adlandırmak bir başarı göstergesi değil. Aksine, uzun vadede performansı sessizce kemiren alışkanlıklarmız. Toplantı takvimine kısa nefes araları eklemek, öğle yemeğini ekrandan uzakta yemek ya da günün sonunda zihnini kapatacak net bir kapanış rutini oluşturmak küçük ama etkili adımlardır.
Son 24 saatte yaşadığım olaylardan sonra size ufacık birkaç hatırlatma:
⛔️ Sınır koymak önemlidir. Mesai saatlerini netleştirmek ve her şeye “hemen” yanıt vermemek sürdürülebilirliğinizin parçasıdır.
😰 Tükenmişlik bireysel bir zayıflık değil, sistemsel bir uyarıdır. Yorulduğunuzu fark ettiğinizde kendinizi suçlamak yerine çalışma şeklinizi gözden geçirin.
📈 Verimlilik, sürekli dolu olmak değil; doğru yerde durabilmektir. Her boşluk kayıp değildir, bazıları iyileştiricidir.
1 soru bıraktım size: İş hayatım benden çok şey istiyor olabilir, peki ben kendimden neleri esirgiyorum?
Esenlikle kalın! Çünkü o lüks değil!
03/02/2026
- Şu an beni en çok zorlayan, yaşamıma ve iş performansıma negatif etki eden 3 şey ne olabilir?
- Peki ekibimi en çok zorlayan, yaşamlarına ve iş performanslarına negatif etki eden 3 şey ne olabilir?
Türkiye’nin lider esenliğine odaklı ilk programı “Studio Retouch for Leaders”
29 Ocak’taki açılış buluşmasında bu 2 soruyu gündemine aldı...
Hep birlikte esenliğin 8 boyutuna ve her boyutta lider olarak yapabileceklerimize baktık! Hem de çok önemli bir farkındalıkla: “Ben ne yapabilirim? Neyi yapamam? Neyi zaten yapmamalıyım?”
buildings ‘in her zamanki harika ev sahipliği ve protein barlarının lezzetli ötesi enerji desteği ile başlayan programın açılında Kurumsal Esenlik’in 8 boyutunu ve her bir boyutta Türkiye’de globaldeki örnek uygulamaları anlattım. Program bu hafta nöroliderlik ile devam ediyor; liderlerimiz esenlik planları üzerinde çalışmaya başlıyor.
Bu oturumu kaçırdıydan üzülme. Studio Retouch for Leaders yeni oturum 4 Mayıs’ta başlıyor. Bir ekibe, bir proje takımına liderlik eden, ya da etki alanına iyi gelmek isteyen herkes için!
Erken kayıt indirimi için a ulaşabilirsin 🥰
Studio Retouch Uzmanları , Ece Süeren Ok
02/02/2026
Şubat, kalbin biraz daha yüksek sesle attığı ay…Biraz da tüketim çılgınlığı ile desteklenen.
Ama sadece birine karşı olan aşk değil bahsettiğim. Mesela Kendinizi sevmek ile başlayan bir ay olsa, ya da yaptığınız işi, sevdiğiniz bir hobiye tutkunuz ya da Ocak ayında başlayacağım dediğiniz o hedeflerinize olan aşk.
Aşkın bir çok yansıması var.
Ve bu ayda aklıma hep Shakespeare düşüyor. Aşkı kelimelere en çok yakıştıran adam. 💘📖
Ve bir de lisede eserlerini okurken, günümüz İngilizcesinde artık kullanılmayan , o zaman anlamadığım o zarif kelimeleri öğrenmek için çabalamam.
Stratford-upon-Avon’da, Avon Nehri’nin kenarında yürürken sanki dizeleri hâlâ havada asılı. Taş evler, dar sokaklar ve o sakin İngiliz kasabası… Büyük aşkların en sessiz yerlerde doğduğunu fısıldıyor.
“Gerçek aşk düz yoldan gitmez,” demişti ya;
Şubat da öyle işte—soğuk, gri ama içinde Romeo ile Juliet kadar cesur bir sıcaklık var.
1 Şubat, eski kuzey kültürlerinde Imbolic diye adlandırılan Kış gündönümü ve Bahar ekinoksu ortasında kutlanan bir gün. Bize kardelenleri getiriyor. Artık çiçek açma zamanı diyor. O en soğuklardan uzaklaşıyoruz. Ve toprak altında bereketlendirdiğiniz her şey çiçek açacak mesajı veriyor.
Aşk bazen bir şiir, bazen bir kasaba, bazen de ✨ bu Şubat’ta başlangıcında olduğu gibi en romantik gökyüzü olayı Dolunay!
Size ufak bir StratfordUponAvon ve Shakespeare nin doğduğu ev turu bıraktım. Aşkla kalın❤️ Ama en çok Kendinize olan AŞK 🫶🏿
LoveInWords
21/01/2026
Ölçemediğimiz bir hızda dönen dünyamızda, insani dokunuşların değeri de aynı oranda ölçülemeyecek kadar kıymetli bir hal aldı. Her yıl 21 Ocak’ta kutlanan “Dünya Sarılma Günü” bize ufak bir hareketin kalplere sıcaklık, ruhumuza aidiyet ve huzur getirebileceğini
hatırlatmakta. Sarılmak, tüm farklılıklarımıza rağmen, tüm sınırları aşan bir şefkatli bir dil.
Duygusal etkisinin yanısıra, sarılmanın fiziksel sağlığımıza olumlu etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Sarılma anında, vücudumuzda
hormonu salgılanmakta. Aşk hormonu olarak da bilinen bu hormon, bağ kurmamıza yarıyor. Her sarıldığımıza aşık olmuyoruz, korkmayın
Oxytocin, sadece güven ve bağ kurmakla kalmıyor aynı zamanda stres ve kaygıyı da azaltıyor. Ek olarak,
seviyesini de artırdığı için bütünsel esenliğimize de olumlu etkisi var. Sarılmak deyince, herkes aynı aksiyonu anlıyor. Müthiş güçlü gelmiyor mu size de? Kelimelerin
ötesinde bir iletişim aracı sanki…
Dünya Sarılma Gününün etkisini artırmak için ne yapalım?
🫂Sarılın ve sarılmayı teşvik edin
Kış ayları salgın da var. Haklısınız. Bulaş riski dolayısı ile çok çekici gelmeyebilir ama duygusal esenlik konusunda bir aksiyon istiyorsanız içinde bulunduğunuz toplulukta, pozitif enerjiyi artırmak için Sarılma Günü organizasyonu yapın ve nasıl iyi geldiğini hissedin.
🫂Sanal Sarılmalar
1.maddedeki endişeniz ya da sevdiklerinizden uzak olmanız dolayısı ile fiziksel sarılma imkanınız yok ise teknolojiyi kullanın. Sanal Sarılmalar, görüntülü aramalar, emojiler, sosyal medya. Uzaktalar deyip geçmeyin, gülümseyen bir ses ile sarıldım sana demek ya da mesajı atmak iyi gelecektir.
🫂Nedensiz Sarılmalar
Sporcular müsabakaya çıkarken, kazanınca ya da yenilince takım olarak birbirlerine sarılırlar. O an tüm yorgunluğunuz, üzüntünüz ve gücünüz birbirinize akar. Güçlü hissedersiniz.
ÖNEMLİ NOT: Ağaç yaşken eğilir söyleminde olduğu gibi özellikle okullarda , sarılmanın etik ve kabul edilir şekilde faydasını anlatın. Duygusal esenlik için önerdiğimiz aksiyon tacize dönüşmesin.
Gelin, bağ kurma ihtiyacımızı, dünyayı birlikte daha iyi bir yere dönüştürme gücümüzü elimize alalım.
Okuyan herkese kocaman sarıldım!
19/01/2026
BLUE MONDAY 😂
Takvimde “en zor gün” deniyor😂
Hatırlayalım : 2022 de yazdığım bir yazım var: Psikolog doktor Cliff Arnall, 2005’te yayınladığı formüle göre ocak ayının 3. pazartesi gününü, yılın ‘en depresif günü’ olarak ilan etmişti. Formüller falan! Ama 5 yıl sonra bu hesaplamanın Sky Travel adlı turizm acentasının ‘siparişi’ üzerine açıkladığını itiraf etmişti.
Yani belki de BLUE MONDAY sadece yılın
en dürüst gün.
Interstellar’ı izlediyseniz şunu bilirsiniz:
Zaman herkes için aynı akmaz.
Bir yerde dakikalar geçerken, başka bir yerde yıllar kaybolur.
Pazartesi sendromu da biraz böyle.
Hafta sonu göz açıp kapayıncaya kadar biter,pazartesi ise zaman ağırlaşır, uzar, direnir. Aslında sorun pazartesi değil,
uydurma dayatmalarımız. Çünkü doğada yok!
Cooper’ın dediği gibi:
Zaman görecelidir.
Özellikle pazartesi sabahları. ☕🚀
Mesela dün “yeni ay”dı. 🌙
Ay her gece aynı değil;
bazen dolu, bazen eksik, bazen görünmez.
Ama hiçbiri “yanlış” değil.
Hepsi döngünün parçası. 🌙
Pazartesi sendromu belki de şuradan geliyor:
Kendimizi hep dolunay gibi üretken,
hep parlak,
hep dolu sanmamızdan.
Blue Monday de biraz böyle.
Parlak olmamız gerekmediğini,
üretmek zorunda olmadığımızı
hatırlatan bir eşik.
Tükenmeden yaşamanın sırrı
bu günleri “düzeltmeye” çalışmak değil;
onları döngünün doğal parçası olarak
kabul etmek.
Oysa doğa tükenmeden ilerler.
Dinlenir, çekilir, karanlığa izin verir
ve sonra yeniden büyür.
Zamanı yönetmek bazen hızlanmak değil,
bazen yavaşlamayı kabul etmektir.
Pazartesiyi yenmek değil,
onun ritmini anlamaktır.
Çünkü sürdürülebilir olan,
zorlamak değil
uyumlanmaktır. 🌿
Bazı pazartesiler
dolunay değil.
Ve bu tamamen normal. ✨
mevsimselyaşamwellbeingatwork TükenmedenYaşamak
14/01/2026
Yılın ilk HR UNPLUGGED organizasyonu - Yeni İnsan teması ile gerçekleşti.
sabah grounding egzersizleri ile zihnimizi açtıktan sonra , ilham sahnesini ve . İle paylaştım.
Ne anlattım?
2026’da “Yeni İnsan” Kimdir
2026’nın yeteneği bir pozisyon insanı değil, bir değer ve problem insanıdır.
Yeni insanın ayırt edici özellikleri
💫Rol bağımsızdır: Tek bir ünvanla tanımlanmaz, birden fazla problem alanında değer üretir.
💫Öğrenme çeviktir: Bildiği şeylerden çok öğrenme hızını satar.
💫Amaç duyarlıdır: “Ne kazanırım?” kadar “Neye katkı sağlarım?” sorusunu sorar.
💫Teknolojiyle simbiyotiktir: Yapay zekâyı rakip değil, uzantı olarak görür.
💫Psikolojik sınırları nettir: Tükenmişliği başarı saymaz.
💫Aidiyet yerine anlam arar: Kuruma değil, misyonuna bağlanır.
2026’da yetenek = potansiyel + adaptasyon + anlam üretimi
✅Kim Bu Yetenekler?
1. Hibrit Zihinler
Analitik + yaratıcı
İnsan + teknoloji
Strateji + icra
2. Mikro-Uzmanlar
Derin ama dar uzmanlık
Proje bazlı katkı
Hızlı değer üretimi
3. Bağımsız Ruhlu Kurum İçindekiler
Girişimci zihniyet
Kural sorgulayan
“Böyle gelmiş”e itiraz eden
Risk: Tutamazsanız ilk fırsatta giderler.
Fırsat: Tutarsanız dönüşümün lokomotifi olurlar.
4. Çok Nesilli Yeni Profil
2026’da aynı anda;
X kuşağı yeniden öğreniyor
Y kuşağı anlam arıyor
Z kuşağı ise otoriteyi değil etkiyi önemsiyor.
Tek tip yetenek yaklaşımı tamamen geçersiz.
2026’da lider:
Bilen değil öğrenmeyi açan
Kontrol eden değil bağlam yaratan
Konuşan değil dinleyen kişidir.
İK’nin en kritik yatırımı: orta kademe liderler.
Hediyeleri için ve harika atıştırmalıkları için a teşekkürler
Bunu kaçıran equinox dönemine baksın:)
10/01/2026
Yılın ilk üye toplantısı
Geleneksel olarak sponsorluğunda
📸
04/01/2026
Ben giderim adım kalır,
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur, bayram gelir,
Dostlar beni hatırlasın.
Can bedenden ayrılacak,
Tütmez baca, yanmaz ocak,
Selam olsun kucak kucak,
Dostlar beni hatırlasın.
Açar solar türlü çiçek,
Kimler gülmüş, kim gülecek,
Murat yalan, ölüm gerçek,
Dostlar beni hatırlasın.
Gün ikindi akşam olur,
Gör ki başa neler gelir,
Veysel gider, adı kalır,
Dostlar beni hatırlasın.
Bu Pazar sabahına Aşık Veysel’den güzel bir şiirle başlayalım. Dostlar hem onu hatırlasın hem de 4 Ocak Dünya Braille Günü vesilesi ile kapsayıcılığı!
Dünya genelinde görme engellilerin istihdam oranının yaklaşık %44,
Avrupa’daki görme engellilerde işsizlik oranının yaklaşık %75 ve Türkiye’de de %86 olduğunu biliyor muydunuz?
Türkiye’de Ulusal Engelli Veri Sistemi’ne göre yaklaşık 281.000 civarında görme engelli birey kayıtlı ve sadece %14 ü istihdam ediliyor. Çoğu da kamuda. Bizim harika Kapsayıcılık politikalarımız var diyen özel sektör burada biraz daha aktif olmalı sanki. Uzun zamandır söylediğimiz gibi , kapsayıcılığı sadece cinsiyet bazlı değerlendirmek vazgeçmek belki de ilk adım.
Türkiye ve Dünya birçok görme engelli ilham kaynağı sanatçı, sporcu, aktivist var. Mesela ; Helen Keller (1880–1968) Yazar ve aktivist.
Hem görme hem işitme engelliydi, Engelli hakları savunuculuğunun simge ismidir. Ya da Andrea Bocelli (1958– ) Opera sanatçısı
12 yaşında tamamen görme yetisini kaybetmesine rağmen,dünyanın en ünlü tenorlarından. Bir gün, her yıl doğduğu kasabada verdiği konserine gitmek istiyorum. (buraya manifestlemiş olayım:))
4 Ocak Dünya Braille gününde, kapsayıcılık, farklılıkların gücü derken, Dostlar hem Aşık Veysel’i hem de fırsat verilse fark yaratacak nice yetenekleri hatırlasın. Sadece Dostlar değil, şirketler ve liderler de...
Güzel Pazarlar;
02/01/2026
🌿Dünya İçe Dönükler Günü - World Introvert Day (2 Ocak)
2013’te bir kitap okudum. İletişimime bakış açım, tarzım değişti. Okumayanlara tavsiye ediyorum.
Quiet: The Power of Introverts in a World That Can’t Stop Talking
Dışa Dönük bir profil olarak söylüyorum: Etkili olmak için yüksek sesli olmak gerekmiyor.
İçe dönüklük;
🚫 utangaçlık,🚫iletişimsizlik değildir.
🚫liderliğe engel hiç değildir.
İçe dönüklük; enerjiyi yalnızlıktan toplama, derin düşünme, dinleyerek anlama ve odaklanarak üretme biçimidir.
Ve, bu özellikler “istisna” değil.
Araştırmalar, iş gücünün yaklaşık %45 inin içe dönük olduğunu söylüyor.
🧠
Eğer içe dönüklük bir “dezavantaj” olsaydı, bugün şu isimleri konuşuyor olmazdık:
Albert Einstein – Derin düşünme ve yalnızlıkla beslenen yaratıcılık
Marie Curie – Sessiz, mütevazı ama dönüştürücü bir bilimsel etki
Bill Gates – Kendini açıkça introvert olarak tanımlayan bir iş insanı
Warren Buffett – Az konuşan, uzun vadeli düşünen stratejik akıl
J.K. Rowling – Yalnızlıkta üreten güçlü bir anlatıcı
Keanu Reeves – Gösterişten uzak, sessiz bir etki alanı
Emma Watson – Kendi deyimi ile “içe dönük bir feminist”
Bu isimlerin ortak noktası ne?
👉 Yüksek ses değil, derinlik.
👉 Görünürlük değil, anlamlı katkı.
Ve hepsinin başarısında kritik bir unsur var:
Onlara ALAN tanıyan koşullar.
🏢 Peki Bugünün Kurumları Bu Alanı Tanıyor mu?
Modern iş dünyasında hâlâ şunları ödüllendiriyoruz:
🏆 Sürekli konuşmayı
🏆Hızlı cevap vermeyi
🏆Toplantıda görünür olmayı
Açık ofisler, yüksek sesli toplantılar, spontane fikir beklentileri…
👉 Bu düzen içe dönük çalışanlarımız için:
Sürekli uyarana maruz kalmak zihinsel yorgunluk yaratır.
Düşünmeye zaman tanınmadan fikir istenmesi geri çekilmeye yol açar.
Sessizlik çoğu zaman “katkı yokluğu” olarak yanlış yorumlanır.
Sonuçta; Potansiyel kaybolur ama fark edilmez.
🎁 Çünkü içe dönükler genellikle şikâyet etmez — sessizce uyum sağlamaya çalışır.
Kapsayıcılığı, kurumsal esenlikte , sosyal boyutun altında değerlendirirken World Introvert Day bize şunu hatırlatıyor:
En güçlü fikirler her zaman en yüksek sesle söylenmez.
Kapsayıcılığı sözden , öze taşıdığımız bir yıl olsun!
Yılın İLK Cuma günü🧿🙏