Kalbin Gizli Putu ve Gerçek Tevhid
Bir gün Şibli Hazretleri, Bağdat sokaklarında büyük bir coşkuyla "Allah! Allah!" diye nida ederek yürüyordu. Onun bu halini gören Ebu Bakr-i Vasiti yanına yaklaştı ve onu durdurarak şöyle sordu:
"Ya Şibli! Eğer O’nu (Allah’ı) zikrediyorsan, O zaten seninledir; O'nun huzurunda bağırıp çağırmak edepsizliktir. Eğer O’ndan uzaktaysan ve O’nu çağırıyorsan, gaip olana seslenmek O’nun her yerde hazır oluşuna (basiretine) hakarettir. Söyler misin, sen kimi, kime sesleniyorsun?"
Şibli bu sözler üzerine sarsıldı, başını öne eğdi ve sustu. Bir süre sonra dedi ki:
"O halde ne yapayım?"
Vasiti, klasik teselli cümlelerinin çok ötesinde, insanın ruhunu titreten şu cevabı verdi:
"Kendi varlığından öyle bir geç ki, ne zikrin kalsın ne de zikredilenle aranda 'sen' adlı bir perde... Sen 'Allah' dedikçe, aslında kendi sesinin güzelliğine veya kendi zikrinin vecdine aşık oluyorsun. En büyük put, insanın kendi benliğidir; hatta bazen bu put, ibadet elbiselerine bürünür."
Kıssanın Derin Manası
Bu kıssa, tasavvufun en zorlu mertebesini anlatır: "Benlikten geçmek."
Genellikle zikir övülürken, burada zikrin dahi bir "benlik gösterisi" haline dönüşebileceği uyarısı yapılır.
Esrarı: Kişi ibadet ederken bile farkında olmadan Allah'ı değil, kendi "iyi kul olma" halini seviyor olabilir.
Alınacak Hisse; Gerçek vuslat, sesin ve sözün bittiği, sadece "O"nun kaldığı sessizliktedir.
Nesrin ÇELİK / Bilinçaltı Terapisti ve Ruhsal Rehber
Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Nesrin ÇELİK / Bilinçaltı Terapisti ve Ruhsal Rehber, Personal coach, Ataşehir/, Istanbul.
Para hırsı düşüncelere öyle egemen olmuş ki helâl, haram kavramları düşünülmeden, “Gelsin,” diyorlar, “para gelsin de nasıl olursa olsun.” Sanki para bir mâbut olmuş, ona tapılıyor.
Vaktiyle Hazret-i Ebubekir kumaş ticareti yapıyormuş. Şam’a mal almaya gitmiş. Ortağına dükkânı emanet etmiş. Bir hanım müşteri gelmiş. Siyah ipekli kumaş istemiş. Bir siyah ipekli kumaş varmış ama defoluymuş. Ortak, o kumaşı çıkarıyor, defolu olduğunu söylemeden müşterisine satıyor. Bir süre sonra Hz. Ebubekir Şam’dan geliyor. Ortağıyla konuşurlarken “Efendim,” diyor, “hani bir defolu siyah ipek kumaş vardı ya, işte onu sattım.” Hz. Ebubekir soruyor, “Defolu olduğunu söyledin mi?” Ortak, “Hayır,” diyor, “söylemedim. Belki almaz diye korktum, gizledim.” Hz. Ebubekir, fevkalâde müteessir oluyor ve derhal ortaklığı bozuyor. “Artık,” diyor “bu olaydan sonra biz beraber ticaret yapamayız.” Bizim ecdadımız helâl, haram konusunda bu kadar titizken, artık göz göre göre insanlara yalan söyleniyor. İnsanlar aldatılıyor ve hiç çekinmeden bozuk mallar sağlammış gibi satılıyor.
Necip Fazıl bir şiirinde:
“Bir şey koptu bizden, bir şey, her şeyi tutan bir şey”diyordu. Bizlerden bir şey koptu, her şeyi tutan bir şey. Allah’a olan inancımızı, aşkımızı, heyecanımızı kaybettik. Ve ondan sonra her şey çorap söküğü gibi birbiri arkası sıra gelmeye başladı. Ne kadar acı!
Sabri TANDOĞAN
KURBAN
Benlik, Allah’dan uzaklaştıran, beyindeki kodlamanın, şartlanmanın adıdır. Bundan kurtulmanın yolu, var zannettiğin o ben’i kurban etmektir. "Kurban kesmek" hakikatte olmayan benliğini yok etmek suretiyle, sonsuz, baki olana, geçici olan faniyi kurban etmektir.
Ben’ini (sahiplendiklerini) kurban edemeyen, ebediyen, var zannederek yaşadığı “ben” kozasının içinde, yanarak (sahiplendiklerini kaybetme korkusu ile) yaşamaya kendisini mahkum eder. Ruhu hakikatine aç olan farkına varır, benliğini kurban ederse, aç olan ruhu doyar ve bayram başlar.
“Fe salli li rabbike venhar.”
O hâlde Rabbin için salât et, kurbanı kes (Allah’a yönel ve benliğini yok et) (Kevser suresi /2)
Hakikate ulaştığımız farkındalıkla, benlik sürümüzü oluşturan “kurbanlıklarımızı” (nefsimizi, egomuzu, bencilliğimizi, inançsızlığımızı, hoş görüsüz lüğümüzü, cimriliğimizi, nefretlerimizi, sevgisizliğimizi, kaygılarımızı, vb.) Kurb An edebilmeyi, Allah bize nasip etsin.
"Kurb An" edebildiğimiz her biri ile özümüzde var olan Allah manasına, "KURB"(Yakın) olabilmenin, her "AN" bir parça daha farkındalığını, idrak etmiş olmanın verdiği huzur ile bayramı kutlayalım, inşallah..
“Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı cavidân,
Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana,
Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için,
Dem be dem sâat be sâat ben senin kurbanınam" (Fuzûli)
(Sana canını, benliğini kurban etmeyen, ebedi huzurlu hayatı bulamaz.
Her an hayat bulmak, sana kurban olmakla mümkündür.
Birileri, ibadet için yılda bir defa kurban kesiyorlar.
Ben ise her daim senin için yeniden kurban olmaya hazırım.
Ve belki de bu ayrılık yüzünden her an kurban olmadayım)
Kozmik Frekans
Mehmet Fikri SARICI
TASAVVUF SEKİZ HUY ÜZERİNEDİR;
Tasavvuf dedikoduyu bırakmaktır. Yalnız açlığı gidermek için yemek, hiçbir işe yaramayan alışkanlığı bırakmakla hasıl olur. Nefse güzel gelen şeyleri bırakmak iyi olur. Fakir hali ilimle başlar; yumuşak tabiatla büyür.
İlim onu korur. Yumuşaklık ise sevdirir.
Tasavvuf sekiz huy üzerinedir:
1- Sahi olmak: Eli açık, cömert olmak; bu adet İbrahim Peygambere (A.S) verildi.
2- Razı olmak:
Bu adeti İshak Peygamber (A.S) almıştır.
3- Sabır: Bu hali Eyyûb Peygamber (AS) benimsemiştir.
4- İşaret: Bu da Zekeriyya Peygamberin (A.S) hususiyetidir.
5- Gurbet: Bu da Yahya Peygamberin (AS) hususiyetidir.
6- Kaim ve sade giyinmek: Bu'da Musa Peygamberin (AS) meşrebidir.
7- Seyahat: Bu'da İsa Peygambere (AS) nasip olmuştur.
8- Fakr: Bunu'da Peygamberimiz (SAV) almıştır. Bir Hadis-i Şerifinde:
- “Fakr, benim öğüneceğim şeydir.”
Buyurmuş, sevdiğini ifade etmiştir.
Allah (CC) bütün Peygamberlerine (A.S) selam ismiyle tecelli eylesin. Onlara uyanlardan rahmetini eksik etmesin.
Abdulkadir Geylâni(k.s)
07/03/2024
Havada artan iyonlar, plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir.
Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak.
1)Su olmadığı zaman yapılan teyemmüm de tam bir elektron boşalmasıdır.
2) Durgun su, güneşte ısınmış su ve kullanılmış su ile abdest olmaz. Bunun bilimsel hikmeti:
Bu tarz sular iyonizosyonunu kaybettiğinden elektron boşaltma kabiliyetini yitirir.
3) Baş mesh edilmesi saçlardaki elektronları atmaktadır. Şu halde abdest, elektronları en tabii yoldan boşaltarak:
a) Yüze ve genelde derimize zindelik, güzellik verir. Çocukluğundan beri abdest alan nur yüzlü nineler bu sırra ermiştir.
b) Sinirsel gerginliklerimizi,
c) Eklem ağrılarımızı yok eden ilâhi bir reçetedir.
-----------------------------------------------------
İnsan vücudu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunların 66 tanesi Agresi noktası olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır.66 Agresi noktasından 61’i abdest azaları nda yer almaktadır.Abdestte azalar yıkanırken BAN faliyete geçer.Agresi noktaları denge kazanır.Bu sebepten abdestteki sıra çok önemlidir.
YÜZ YIKANIRKEN
Mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları.
KOLLAR YIKANIRKEN
bağırsakları, kalp , akciğerlerde, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır
KULAKLAR YIKANIRKEN
Yaklaşık 100 BAN ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulak mesh edilirken bütün organlar uyarılmış olur.
AYAKLAR YIKANIRKEN
Hormon dengesini sağlayan büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz , böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Abdest te akupunktur noktaları nın uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir.
Ateş yükselince soğuk suyla abdest almak ateş bir buçuk 2 derece düşürür.
Abdest tansiyonu düşürür.
Abdest başağrısı nı hafifletir.
Uyuklamayi giderir.
Yorgunluğu ve öfkeyi giderir.
Soğuk su kullanmak abdestin ve guslün faydalarını arttırır.
Ancak akciğer ve karaciğer hastası olanlar ağır ameliyat geçirenler yaşlılar ve ishal olanlar ılık su kullanmak daha iyidir.
ALINTIDIR
İşitmek, "ilme'l yakîn" mertebesidir...Bu yüzden işitmek önce gelir...Dikkat edilirse, dilsiz olanlar, sağır oldukları için dilsizdirler...Duyamadıkları için konuşamazlar...İnsan vücûdunda hassasını en son kaybeden uzuv da kulakdır...İnsan duyarak öğrenir, işte bu "BİLMEK"dir...
Görmek, "ayne'l yakîn" mertebesidir ve işitmekden yani "ilme'l yakîn" mertebesinden sonra gelir...Görmek demek "BULMAK" demekdir...
Tatmak yani bir şeyi tecrübe ederek tam manasıyla idrâk etmek de "hakka'l yakîn" mertebesidir...En yüksek mertebe de budur...Bu da "OLMAK"dır...
BİL-BUL-OL sözüyle kasdettiği bu üç mertebe, Kur`ân'da beyân edilmişdir... Üstelik bu üç mertebe hem bu sırayla peşpeşe zikredilmişdir hem de tek bir âyetde de değil, hemen hemen aynı elfâz ile birkaç âyet-i kerîmede birden zikredilmişdir...
Âyet-i Kerimeler:
قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Kul huvellezî enşeekum ve ce'ale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete kalîlen mâ teşkurûn.
De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
Sûre-i Mülk, Âyet 23
ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ce'ale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn.
Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!
Sûre-i Secde, Âyet 9
وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Ve huvellezî enşee lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn.
Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!
Sûre-i Mü'minûn, Âyet 78
Bu âyet-i kerîmelerde sem', kulak ve işitme hassası, ebsâr, gözler ve görme hassası, ef'ide ise, kalb ve kalbin idrâki ile hakkıyla anlamak, bilmek, tatmak demekdir...
İnsan önce işitir ve duyduklarını öğrenir, sonra da duydukları ile âmil olur ve ihlâs ile yaparsa Allah o kişiyi önce müşâhede mertebesi olan "ayne'l yakîn"e sonra da "hakka'l yakîn" mertebesine eriştirir...
Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın!..Bilenler buldular, bulanlar oldular!...
He üç âyetin sonunda da "ne kadar az şükrediyorsunuz" hitâbının bulunması da pek mânidâr değil mi?..
Muzaffer Ozak Hz.🌿🌹🌷
"KURAN'DA VAR OLDUĞU SANILAN
YOKLAR DİZELGESİ
1- Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok
2- Mehdinin geleceği yok
3- Kabir hayatı, kabir azabı yok
4- Miraç yok.
5- Kadercilik yok
6- Recm cezası yok
7- Hac ayları 4 aydır, dileyen 2 günde dileyen daha fazla günde işini bitirir ve döner. 10 günlük hac süresi yok
8- Hac’da şeytan taşlama, hacerül esved taşına el yüz sürme yok
9- Mezhepler yok
10- Altın/İpek erkeğe haramdır, yok
11- Bir şeyhe veya tarikata bağlanma yok
12- Kıyamet alametleri yok
13- Erkek/Kadın sünnet olmak yok
14- Hayızlı/lohusa kadınlara ibadet yasağı yok
15- Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok
16- Ölüye Kuran okumak, sevap transferi yapmak yok
17- Bir insandan Tevbe almak vermek, rabıta yapmak, dönmek, kafa sallamak yok
18- İnfakta/zekâtta kırkta bir yok. Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/samimiyetin/takvan oranında verirsin
19- Erkeğin kişisel üstünlüğü, kadının erkeğe itaati yok. Sorgusuz itaat Allah’adır.
20- Evliya (Allah dostu), keramet sahibi yok
21- Mevlit yok
22- Salavat yok
23- Sünnet namaz zorunluluğu yok
24- Arapça dua etmek ve Arapça namaz kılma zorunluluğu yok
25- Muska/Büyü/Nazar yok
26- Cuma namazı sadece erkeklere farzdır diye birşey yok. İman eden her erkek ve bayanlara farzdır.
27- Kölelik/Cariyeliği teşvik yok
28- Kadının uğursuzluğu, cenazeden uzak tutulması, sadece erkeğin cenaze namazı (duası) kılması yok. Cenaze namazı cenaze duasıdır.
29- Kaza namazı yok
30- Haremlik/Selamlık şartı yok
31- Kadının sesi haramdır yok
32- Kutsal günler/Kandiller yok. Sadece Kadir gecesi özeldir
33- Bazı ayetleri veya duaları belli sayıda okuyup üflemek ve bundan murad beklemek yok
34- Sırat Köprüsü yok
35- Kuranın saydığı haram yiyecekler dışında kalan yiyecekler kültürel, tercihler ve alışkanlıklar ile ilgili meselelerdir. Kafaya göre haram koymak yok.
36- Erkeğin kadını dövme yetkisi yok.
37- Dua ederken el açmak, âmin demek zorunluluğu yok
38- Teravih namazı yok
49- Sağ el / Sağ ayak saçmalığı yok.
40- Her askerde veya savaşta ölenin şehit olması gibi bir şey yok
41- Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok
42- Ölüye telkin ve ıskat yok
43- Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok
44- Sorgulamadan bir fikre, bir şahsa tabii olmak yok.
45- Kuranın tüm emir ve yasakları farzdır. Sadece 32 veya 52 farz yok
46- Kuranda 6236 ayet var, 6666 ayet yok.
47- Çocuk yaşta evlilik yok
48- Namus/zinada kadın erkek farkı yok.
49- 61 gün oruç tutma cezası yok
50- Türbede dilek dilemek yok
51- Tasavvuf, gavs, kutup, şeyh, seyyidlik İslam da yeri yok
52- Kuran anlaşılması zor bir kitaptır yok
53- Deve idrarı içen ve iç diyen bir resul yok
54- Resul ve Nebi var, Peygamber kelimesi ise kuranda yok
55-Kuran okumak için abdest şartı yok
56- Sakala jilet vurmak haramdır diye bir şey yok
57- Cehennemde yanıp çıkma yok
58- Din değiştirenin(Mürtedin), namaz kılmayanın, içki içenin, zina yapanın öldürülmesi diye bir şey yok
59- Sakalı şerif, nalı şerif, hırkayı şerif, Kabak, hurma, zemzem, tesbih, seccade vs. kutsaldır diye bir şey yok
60- Sevap kazanmak için kertenkele, kara köpek vs. hayvanları öldürmek yok. Uğursuz hayvan yok.
61- İslami bir isim koymadan ve sünnet olmadan Müslüman olamazsın diye bir şey yok
62- Hadisler kesin peygamber sözüdür diye bir şey yok
63- Hadis, Fıkıh kitaplarında kuran dışında hükümler vardır diye bir şey yok
64- İsrailiyat yok (Adem Havva hikayesi vs. Tevrat, mişna, İncil ve kilisenin öğretilerini içeren kaynaklarından alınmış, bazen uyduruk bazen gerçek kişiler hakkındaki hurafat)
65- Zerdüştiyyat yok (asıl ismi Çinvat köprüsü olan sırat köprüsü veya miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikâyeler.)
66- Kadın tek başına seyahat yapamaz diye bir şey yok
67- Akıl, bilim karşıtlığı yok.
68- müzik, resim, fotoğraf, şiir, heykel, satranç haramdır diye bir şey yok
69- Cennetle müjdelenen, kusursuz sahabi yok.
70- Peygamberin sürekli aynı sözlerle kendisine dua ettirdiği bir ezan duası yok.
71- Peygamberimiz namazda otururken kendi kendisine selam verdiği, müminlerinde namazda, Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok. Burada hitap direk peygamberedir, oysa ölümsüz olan ve seni heran duyacak olan Allah’tır.
72- Kara çarşaf, peçe yok
73- Dini kullanarak para kazanmak yok
74- Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok
75- Kuran evrim/tekâmül teorisine karşıdır diye bir şey yok
76- Adem ilk beşerdir diye bir şey yok. Adem İlk sorumluluk sahibi insandır
77-Mesih İsa’nın ineceği, deccal in çıkacağı gibi masallar yok
78-Sünnilerin bahsettiği Kelime-i şehadet ve Amentü Kuranın hiç bir ayetinde yok
79- Ölünün ardından ziyafet vermek, 7, 40, 52 yok.
80- İslam da halifelik diye özel bir kurum, makam yok.
81- İslam da babadan oğula geçen saltanat yok.
82- Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok.
83- Aynı dinden, aynı meşrepten olmayanı düşman görmek yok.
84- Arap gelenek, görenek ve adetlerini sünnet diyerek pazarlamak yok.
85- Kan akması veya kadına dokunmak abdesti bozar diye bir şey yok.
86- Camii ve mescitlere Allah’ın ismi dışında başka isim/isimler asmak yok.
87- Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltildiği bir selâ çağrısı yok.
88- Allah’la, Peygamberle rüyada görüştüm sahtekârlığı yok.
89- Arapça kutsal bir dildir diye bir şey yok.
90- Kuran’dan başka dinin kaynağı yok."
İlahiyatçı
Prof. Dr. Mehmet Okuyan
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar.. Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar... Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.
Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.
Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur.. Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak cesaret ister.
Herkesin bir gün mağaradan çıkabilecek kadar cesur olması dileğiyle!!
PSİKOPAT ÇOCUK YETİŞTİRME YOLLARI
- Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
- Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini… Onun için her şeyi siz yapın ki o, bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!
- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
- Ona istediği kadar harçlık verin ki hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.
- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki, istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.
- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.
- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç islerse, kendisinden özür dileyin!
Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.
(Bu belge, ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlandı ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtıldı
(Psikiyatrist,hekim,akademisyen yazar, Prof. Dr. BENGİ SEMERCİ'nin paylaşımından)
28/01/2024
KARMA ZİHNİMİZDE YARATTIKLARIMIZIN FİZİĞE YANSIMASINDAN İBARETTİR
Sanskritçe’de karma sözcüğü aksiyon anlamına gelir. Bundan Sebep ve Sonuç Kanunu olarak da sözedilir. Bilimin yaptığı gibi biz de sebep ve sonuç teriminden, geçmişteki olaylar ve sonuçları gibi daha da geniş bir tanıma doğru bir yelpazede terminolojimizi iyi ayarlayabiliriz. Belki de daha iyi bir karma anlayışı, “her şey kendi türünü yaratır ve benzer benzeri çeker” İfadelerinde bulunabilir. Tavşanların tavşanları, domateslerin domatesleri vücuda getirmesi gibi insan deneyiminde de, nezaket fiili nezaket fiillerini ve öfke fiilleri de öfke fiillerini vücuda getirir.
Bu, ahlak veya yargılama anlamında değil, daha çok olayların işleyişi anlamında bir kanundur. Bu nedenle, karma kanununu incelerken, tüm kısas, ceza ve yargı fikirlerimizi bir kenara bırakalım ve zaman içinde benzerin benzeri vücuda getirmesi biçimindeki olağanüstü inceliği takdir ederek çalışalım. Tanrı ile birlikte yaratanlar olduğumuzdan, düşündüğümüz ve deneyimlediğimiz şey sadece bizim başımıza gelmez, aynı zamanda bizim bir parçamız da olur. Ve artık varlığımızın bir parçası olduğundan, bu şey eğer Tanrı ile birliğimizin farkına varışımız ve benliklerimiz arasında engel oluşturuyorsa, karşılaşmamız gereken şey haline gelir.
Edgar Cayce okumaları, İncil’i izleyerek, değişmez bir kanun olarak bunun kesinliği hakkında hiçbir şüpheye yer bırakmaz. İnsan ne ekerse onu biçer ifadesi, bahçıvanlıkta olduğu kadar insan deneyimi ve davranışlarında da kelimesi kelimesine doğrudur.
Karma kanununun işleyişini anlamaya çalışırken, akılda tutmamız gereken birkaç şey vardır. Biri, içimizde inşa ettiğimiz formların, zamana bağlı olmaksızın devam etmesidir. Eğer ektiğimizi biçiyorsak, bazıları iki olay arasında yakın bir zaman aralığını bekleyebilir. Ancak şuurdışında, zamansız olma gibi bir nitelik vardır.
Eski Mısır’dan kalan arkeolojik kalıntılar arasında, dört veya beş bin yaşında olduğu söylenen bazı tahıl tohumları bulunmuştur. Bu tohumlar, çimlenme için uygun şartlar altında, yüzyıllar boyunca uykuda olmalarına rağmen yeniden hayat bulmuşlardır. Aynı şekilde, kendi içimizde, bir deneyimdeki bir tavrın veya fiilin tohumunun, birkaç bedenlenmeden önce meyve vermediğini keşfedebiliriz. Bazıları, bir başkasının yaptığı bir şeyin karşılığını ödemek zorunda olmanın haksızlık olduğunu söyleyip, yakınmaktadırlar. Ancak mesele de budur; kendimizle karşılaşıyoruz, geçmişteki tecrübelerde, şu an kendimizi içinde bulduğumuz şartları oluşturan bir başkası değil, kendimiziz.
Bu kanunun tam olarak anlaşılmamış bir yanı, inşa edici olan zihin düzeyinden fiziğe doğru bir hareketin sonuç olmasıdır. Bir deneyim esnasında edinilen bir tavır veya davranış şekli, sonraki bedenlenmede bedenin bir niteliği olarak tezahür edebilir. Bu nedenle, şu andaki fiziksel görünümlerimiz ve veya hastalıklarımız evvelki tavır ve fillerimizin sonuçları olabilir.
Karma kanununun ciddi bir yanlış anlaşılması da borçlandığımızı ödüyormuşuz gibi düşünülmesidir. Bu bir borç demesi değil, benliğin inşa etmiş olduğu şeylerle uğraşmaktır. Bu ayrım, tavrımızda belirgin bir farklılık yaratmalıdır. Bir bakış noktası, bir yargıcın keyfi şekilde ödeme isteğini öne sürmekte, diğeri ise karmik tezahürün, evvelki bir tavır ve düşüncenin doğal ve kanuna dayalı sonucu olduğunun bağlantısını kurmaktır. Karmik deneyim özellikle acı verici olduğunda, karmaya ait cezai bir niteliğin var olduğu hissedilebilir. Ama ne Tanrı ne de kanun cezalandırıcıdır; karşılaştıklarımız, daha çok kendimiz için daha önceden inşa ettiğimiz şeylerin doğal sonucudur.
Edgar Cayce Kahin-Anahtar Bilgiler, Herbert B. Puryear, RM Yay.
25/01/2024
Deepak Chopra’dan 12 Önemli Spiritüel Sır
▪️Yaşamın gizemi gerçektir
Hayatınız hiçbir rastgele durum içermez, bu dünyada şu anda gerçekleşen oluşunuz tamamiyle bir bütünün parçasıdır ve bir amaca hizmet etmektedir. Bu yüzden yaşamınızı gerçekleştirmek ve hayatınızı en yüksek farkındalıkla yaşamak sizin görevinizdir.
Bu yüzden günlük yaşantınızda da uygulayabileceğiniz; Yüce amaç (Ben hizmet etmek için buradayım, Ben ilham vermek için buradayım, Ben sevmek için buradayım, Ben kendi gerçeğimi yaşamak için buradayım), Alışveriş (Birini takdir etmek, duygularımızı ifade etmek, dostça yaklaşmak), Farkındalık (Gün içerisinde en az 5 dakikanızı meditasyona ayırmak) ve Kabul (Beğenmediğiniz birinin bile en güzel yanlarını görebilmek, kendinizi olduğunuz gibi kabul edebilmek) gibi en temel çalışmalar ile yaşamınızın ne kadar değerli olduğunu her an hisseder hale gelebilirsiniz.
▪️Dünya sizin içinizdedir:
Hayatımızı, oluşun en birim parçası olan bir hücre gibi yaşamak gerekir. Bir hücre sadece oluşu izler, dış dünyanın nasıl olduğu, onu nasıl gördüğü akışını etkilemez. Tüm dünyanız aslında sizin içinizde yaratılmaktadır, yani siz dünyanın içinde değilsiniz aslında dünya sizin içinizdedir.
Günlük yaşantınızda da uygulayabileceğiniz; yaşadığım her şey beni yansıtır (Kendimi kendi gerçekliğimin yaratıcısı olarak görüyorum) ve benim yaşamam tüm diğer yaşamların bir parçasıdır (Bir hücrenin her hücreyle bağlantıda olması gibi her şey birbiriyle bağlantılıdır, her şey olması gerektiği gibidir, karşı çıkmak, kendinizi ayırmak, ayrı görmek sadece sizin bütünlüğünüzü böler) gibi en temel çalışmalar ile bu farkındalığınızı artırabilirsiniz.
▪️Birliğe uzanan 4 yol vardır
Bu sırrın temelinde kabul etmek yatar, bunun temelleri ise güvenmekte yatar. Her tecrübe bize dört yolla ulaşır: Bir duygu olarak, bir düşünce olarak, bir eylem olarak veya sadece bir varoluş hissi olarak. Umulmadık anlarda tecrübe eden kişi için bu dört bileşen olağandan fazladır.
Hissetme, sevgiyi yaşadığınızda ve ifade ettiğinizde size yolu gösterir. Bu yolda, kişinin öz sevgisi tüm evren ile bütünleşir. Düşünme, zihniniz huzursuz ve spekülatif olmayı bıraktığında yol gösterir; bu yolda açıklık ve durgunluğu bulmak üzere iç diyaloğunuzu susturursunuz. Eylem, teslim olduğunuz anda yol gösterir. Bu, egonuzun eylemleriniz üzerindeki kontrolünün gevşemesidir. Var olma, egonun ötesinde bir ben beslediğinizde yol gösterir. Unutmayın ki; birini sevmek ona içerlemekten veya onu itmekten daha ince bir iştir, birini kabul etmek onu eleştirmekten daha ince bir iştir ve birini yargılamadan görmek o kişiyi eleştirmekten daha ince bir iştir. Günlük hayatınızda bunu uygulamak üzere loş ışıkta meditasyon yapabilir, özellikle yaşam enerjinize etki edecek nefes egzersizleriniz ile bu dört yolu yaşamınızda daha açık hale getirebilirsiniz.
▪️Aradığınız şey kendinizsiniz
Farkındalığın kaynağı birliktedir, aradığınız her şey sizde mevcuttur. Günlük hayatınızda bu farkındalığı arttırmak üzere; farkındalığın akışını izleyebilir, içinizde olanlara direnmeyi bırakabilir, kendinizi her zaman bilinmeyene açabilir, hissettiklerinizi sansürlemeden olduğu gibi ifade edebilir, anda kalarak var olan sınırlarınızın ötesine geçebilir, yani genel olarak samimi ve kendiniz gibi olmayı hayatınızın her saniyesine yansıtabilirsiniz.
▪️Farkındalık
Aslında farkındalığın kaynağı kendinizsiniz, aradığınız her şey sizde mevcut.
Kitaptan alıntı bu bölümde örnek alınması gereken açıklamalar vardır, aşağıda özellikle paylaşmak isterim;
‘Birini ne kadar çok seviyor olursanız olun, onun istediği kişi olamayacağınızı bilmek,
Söylemekten korktuğunuzda bile sevdiğinizi bilmek,
Başka birinin mücadelesinin sizin mücadeleniz olmadığını bilmek,
Göründüğünüzden daha iyi olduğunuzu bilmek,
Ayakta kalacağınızı bilmek,
Bedeli ne olursa olsun, kendi yolunuza gitmek zorunda olduğunuzu bilmek.’
Her yaşam manevidir
Evren şu anda sizin vasıtanızla yaşamaktadır, manevi dönüşüm ise kişisel olarak bireyin kendine yönelmesi ve böylece çevresine yansıtacağı süreç ile gerçekleşir. Bunun için günlük hayatımızda uygulamayabileceğimiz bazı ilkeler ise şöyle özetlenebilir:
▪️Açıklık
Her an farkındalığın en üst seviyesinde olmak sizi uyanık ve keyifli hissettirir.
▪️Bilgelik
Akıl düzeyi ile her an iletişim halinde olmanızdır ve sizi öz güvenli, sarsılmaz ve alçak gönüllülüğe yöneltir.
▪️Yaşama saygı
Yaşam gücü ile temas halinde olmak; size sıcak, yaşam ile barışık ve neşeli bir bakış açısı kazandırır.
▪️Şiddetsizlik
Her eylemle uyum halinde olmaktır ve hayatınızda huzurlu, sakin ve dirençsiz hissetmenizi sağlar.
▪️Korkusuzluk
Olan her şeye güvenmektir ve kendinizi sadece olduğunuz gibi hissetmenize yardımcı olur.
▪️Bütünlük
Kişiliğinizin de ötesini görebilmektir ve yaşadığınız her an size tam ve bir bütün gibi olma bakış açısı kazandırır.
Bu sır aynı zamanda manevi bir simyayı kapsar, yani sizin algınız değiştiğinde tüm dünya simyanızı yansıtacaktır, bu açıdan sevgili Deepak Chopra’nın şu cümlelerinin anlamını kendi hayatımız ve bakış açımız yönünden tekrar tekrar değerlendirmek gerekir;
‘Yaşamımdaki olaylar kim olduğumu yansıtıyor,
Yaşamımdaki kişiler benim özelliklerimi yansıtıyor,
Dikkatimi verdiğim şey gelişecek,
Hiçbir şey gelişigüzel değildir; yaşamım işaret ve sembollerle doludur,
Herhangi bir anda evren bana mümkün olan en iyi sonuçları veriyor,
İç farkındalığım sürekli gelişiyor,
Kendimi evrenin gücüne açarsam, o beni istediğim yere götürecek’’.
▪️Evren sizin aracılığınızla düşünür
Evrenin devinimi birbirine bağlı birçok olay ve akıştan meydana gelir. Bu akış içerisinde özgür irade gücü yani seçimlerimiz, düşüncelerimiz ve bize sunulan yollar ve hayata bakış açımız aslında yaratım sürecinin de bir parçası olur. Bu noktada yaşamınızın evrimi için daha güzeli imgelemek; yaşam gücünü ve potansiyelini arttıracak, evriminizi ve gelişimizi destekleyen, büyüyen bir kabarcık gibi düşünülebilir. Yaratıcı olursanız yani her daim yeniyi bulmaya çalışırsanız evrilirsiniz, fakat yeni sorunlara eski çözüm yollarıyla bakarsanız evriminiz yavaşlar. Farkına varırsanız yani farkındalığınızın seviyesini her daim arttırırsanız evrilirsiniz, fakat aynı bilgi ve bilinç seviyesini kabullenerek devam ettiğinizde bu evrim süreci yavaşlar.
Evren canlıdır ve öznelliklerle doludur, karşınıza çıkan neden-sonuç ilişkileri evrenin ayrılmaz bir parçasıdır ve yine sizinle ilişkilidir. Bu yüzden her anınızda sizinle birlikte yol alan canlı evrenle bağ kurun ve bağlantıda kalın, işte Deepak Chopra’dan güzel tavsiyeler:
‘Evrenle konuşun,
Cevabını dinleyin,
Doğayla içli dışlı olun,
Her şeydeki yaşamı görün,
Evrenin çocuklarından biriymişsiniz gibi davranın’’.
Sırlar Kitabı, Deepak Chopra
Click here to claim your Sponsored Listing.
Location
Category
Website
Address
Istanbul