Dr.Mehmet Zeki ILGAR

  • Home
  • Dr.Mehmet Zeki ILGAR

Dr.Mehmet Zeki ILGAR Eğitim Bilimleri uzmanı
Psikolojik Danışman

17/04/2026

ŞİDDETİ ÖNLEMEK
Şiddet, birçok faktörün birbiriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle şiddetin tetikleyicilerine bakıldığında problemin tek yönlü olmadığı, farklı tetikleyicilerin de bu problemi etkinleştirdiği düşünülmektedir. Bu sebeple şiddetin önlenmesi için okul, aile, toplum, öğrenci ve sosyal kuruluşlarda mücadelenin hep birlikte yer alması gerekmektedir (Konter, 2002).
Medya ve şiddet
Medya ve özellikle de televizyonun şiddet temelli bir faktör olması konusu tartışmalı olmakla birlikte, şiddeti teşvik edici, destekleyici etkisi göz ardı edilemez. Yapılan çeşitli araştırmalarda medyanın şiddet açısından geçici bir etkisi olduğu belirtilmektedir. Ama her gün kanlı sahneler, bıçaklı, silahlı, kavgalı, dövüşlü temalar şiddeti pekiştirici ve etkileyici bir rol oynamaktadır.
Okul ve şiddet
Öğrencilerin okulda suça eğilim göstermeleri okul iklim algıları ile yakından ilişkilidir. Örneğin; şiddet sebebiyle okula gelmeye korkmak bile, iklim algısı ile dolaylı yönden alakalıdır. Pek çok araştırmacı okulda şiddeti azaltmak için yaptıkları çalışmalarda, olumlu bir okul iklimi oluşturmanın önemine vurgu yapmıştır.
Okul iklimi, okul ortamındaki davranışlar üzerine doğrudan etki etmektedir. Okul ortamının fiziksel özellikleri, davranışla ilgili okul politikaları ve bu politikaların uygulanma biçimi, olumsuz davranışlara karşı gösterilen genel hoşgörü düzeyi gibi unsurlar okuldaki şiddeti etkilemektedir.
Özellikle ortaokul ve liselerde öğrencilerin okul ders saatlerinden sonra ergenliğin getirmiş olduğu yüksek enerjiyi atabilmeleri için çeşitli spor aktivitelerine yönlendirilmeleri okullardaki şiddet olaylarını azaltmayı sağlayabilir.
Eğitim kurumlarında şiddet olaylarının aktarımında basına önemli sorumluluklar düşmektedir. Eğitim kurumlarındaki şiddet olaylarının sunumunda, basının okuyucularda korku ve kaygı uyandırmak yerine, şiddet olaylarının sebepleri, sonuçları ve nasıl önlenebileceği hakkında bilgilendirici ve eğitici bir yaklaşım sergilemesi, okuyuculara şiddetle ilgili gerçekçi bir bakış açısı kazandırılmasında ve şiddetin önlenmesi konusunda önemli katkılar sağlanacaktır (Altun ve diğ., 2006).

30/11/2025

FLÖRT SİDDETİ
Ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşan flört ilişkisiyle birlikte flört şiddeti de artış göstermektedir. Medyada her gün flört şiddeti denebilecek türden olaylar kadına yönelik şiddet denilerek geçiştiriliyor. Kadına yönelik şiddetten farkı 16-30 yaş arası bireyleri ilgilendirmesi ve evlilik dışı ilişkilerden kaynaklanıyor olmasıdır.
Gençlerin ve ailelerin bu konuda bilgilendirilmeleri önem taşımaktadır. Gençleri bu tür ilişkilere teşvik eden yayınlar önlenmeli ve yavuklu ilişkisi anlatılmalıdır. Bizim kültürümüzdeki cinsellikten uzak yavuklu ilişkisi insana en yakışan evlilik öncesi ilişkidir.
Dünya Sağlık Örgütü (2002) flört şiddetini, “Cinsel ilişki içerisinde fiziksel, cinsel veya psikolojik zarara neden olan, fiziksel saldırı, cinsel zorlama, psikolojik istismar ve kontrolcü davranışları içeren davranışlar” olarak tanımlamaktadır (WHO, 2002). Puig (1984) tarafından yapılan bir çalışmada, partnere yönelik fiziksel saldırganlık içeren davranışlar olarak tanımlanırken; Quinlan (2011) flört şiddetinin fiziksel şiddetle beraber cinsel taciz, sözel taciz, gizli gizli takip etme veya tehdit etme davranışlarını da içeren, ilişkinin başından sonuna kadar ya da birlikte yaşama evresine kadar sergilenen her türlü kötü davranışı kapsadığı vurgulamıştır (Sünetci vd., 2016; Şenol ve Yıldız; 2013).
Offenhauer ve Buchalter ‘ın (2011) tanımına göre ise flört sürecinde gerçekleştirilen duygusal, fiziksel, cinsel ve sözel kötü muamelede veya şiddet içerikli eylemlerde bulunma flört şiddeti olarak değerlendirilebilir. Flört şiddetinin en yaygın olarak kendini gösterdiği dönem, yoğunlukla üniversite dönemi olmak üzere 16-30 yaş arasındaki dönem olarak belirtilmektedir (Koçak ve Can, 2019).
Flört Şiddeti Türleri, Tanımları ve Örnek Davranışlar
Fiziksel Flört Şiddeti
Fiziksel zarar verme amacıyla fiziksel güç kullanarak gerçekleştirilir. Fiziksel temas içerir. Tokat ya da yumruk atmak, vurmak, sarsmak, ısırmak, saçını çekmek, çekiştirmek, yakmak, boğmak (Öztürk, 2011; Öztürk vd., 2018).
Sözel ve Duygusal/ Psikolojik Flört Şiddeti
Fark edilmesi daha zordur. Partneri sindirmek, korkutmak, kontrol altına almak/ kontrol altında tutmak amacıyla gerçekleştirilir. Aşağılamaya, küçük düşürmeye, suçlu hissettirmeye, mahrum bırakmaya, tehdit etmeye yöneliktir. Lakap veya ad takmak, dalga geçmek, küfretmek, hakaret etmek, dış görünüşünü sürekli eleştirmek, bağırmak, başkalarının yanında küçük düşürmek, değersiz ve yetersiz hissettirmek, aşırı kıskançlık, sosyal çevreden izole etmek, şiddetin sebebi olarak partneri suçlu hissettirmek (Özdere ve Kürtül, 2018).
Cinsel Flört Şiddeti
Partner tarafından istenmeyen cinsel içerikli davranış ve sözlerdir. Partnerin cinsellik ile ilgili taleplerinde ‘hayır’ı kabul etmemesi ya da baskı yoluyla ‘hayır’ı ‘evet’e çevirme girişimlerini kapsamaktadır. Taciz ve taciz girişimi, tecavüz ve tecavüz girişimi, zorla öpmeye veya dokunmaya çalışmak, cinsel davranışlarda ileriye gitmeye zorlamak, röntgenlemek, cinselliğini başkaları ile kıyaslamak, doğum kontrol yöntemlerine veya kürtaja erişimini kısıtlamak, er**ik görsellere bakmaya zorlamak, cinsel içerikli görsel paylaşım için zorlamak (Offenhauer ve Buchalter, 2011).
Israrlı Takip Flört Şiddeti
Romantik ilişkinin bittiği ya da devam ettiği ilişkilerde partnerlerden birinin diğerini sanal veya fiziksel yollarla sürekli izlemesi, takip etmesi, özel alanına ve sınırlarına müdahale etmesi, güven alanını daraltmasıdır. Partnerin bulunduğu konumun/ konumların önünde beklemek, sık gittiği mekanlarda karşısına çıkmak, gittiği yerleri ve görüştüğü kişileri takip etmek (Koçak ve Can, 2019; Yumuşak ve Şahin, 2014).
Ekonomik Flört Şiddeti
Partnerlerden birinin diğerini kendine ya da başkalarına ekonomik olarak bağımlı hale getirmesi ya da fakirliğe sürüklemesidir. Partnerin çalışmasını engellemek ya da çalışmasına zorlamak, kazanılan para üzerinde hak tanınmaması (Fidan ve Yeşil, 2018; Uğur vd., 2022).
KAYNAKÇA
Fidan, F. & Yeşil, Y. (2018). Nedenleri ve sonuçları itibariyle flört şiddeti. Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler Dergisi, 4(1), 16-24. https://ibaness.org/bnejss/2018_04_01/03_Fidan_and_Yes il_1.pdf.
Gözelceoğlu, E., & Altundağ, Y. (2024). Romantik ilişkilerde beklentiler ile flört şiddetine yönelik tutum arasındaki ilişkinin incelenmesi. Cumhuriyet International Journal of Education, 13(3):558-568.
Koçak, Y. & Can, H. (2019). Flört şiddet: tanımı, sınıflandırılması ve değerlendirilmesi. Toplumsal Cinsiyet ve Kadın, 1. Baskı, 43-53. https://www.researchgate.net/publication/338387971_Flort Siddeti_Tanimi_Siniflamasi_ve_Degerlendirmesi.
Offenhauer, P. & Buchalter, A. (2011). Teen dating violence: A literature review and annotated bibliography. United States: National Institute of Justice. https://www.ojp.gov/library/publications/teen-datingviolence-literature-review-and-annotated-bibliography.
Özdere, M. & Kürtül, N. (2018). Flört şiddeti eğitiminin üniversite öğrencilerinin flört şiddetine ilişkin tutumlarına etkisi. Social Science Development Journal, 3(9), 123-136. https://doi.org/10.31567/ssd.46
Öztürk, N., Karabulut, M. & Sertoğlu, E. (2018). Gençlerle güvenli ilişkiler üzerine çalışmak: Eğitimciler ve danışmanlar için el kitabı. Punto Baskı Çözümleri.
Öztürk , Ö. (2011). Türkiye'de kadına yönelik şiddet (Yüksek lisans tezi), Marmara Üniversitesi. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni .jsp
Sünetçi, B., Say, A., Gümüştepe, B., Enginkaya, B., Yıldızdoğan, Ç. & Yalçın, M. (2016). Üniversite öğrencilerinin flört şiddeti algıları üzerine bir araştırma. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, 16(1), 56-83.
Şenol D. & Yıldız S.(2013). Kadına yönelik şiddet algısı -Kadın ve erkek bakış açılarıyla, Mutlu Çocuklar Derneği Yayınları.
Şimşek, M. Z. (2018). Romantizm ve eş seçimi tutumunun romantik ilişki yaşantıları ve romantik ilişkilerdeki inançlar açısından incelenmesi.(Yüksek lisans tezi), Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.
Uğur, E., Akat, M. Savcı, M. & Ercengiz, M. (2022). The validity and reliability studies of the scales of cyberobsessional pursuit (cops) and cyber dating abuse (cdas): adaptation to Turkish, E-International Journal of Educational Research, 13(3), 46-58.
World Health Organization. (2002). The world health report 2002: Reducing risks, promoting healthy life. World Health Organization.
Yumuşak, A. & Şahin, R. (2014). Flörtte şiddete yönelik tutum ölçeklerinin güvenirlik ve geçerlik çalışması. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 13(49), 233-252.

If the server does not wish to make this information available to the client, the status code 403 (Forbidden) can be used instead. The 410 (Gone) status code SHOULD be used if the server knows, through some internally configurable mechanism, that an old resource is permanently unavailable and has no...

25/11/2025

KADINA ŞİDDET BELASI
Dr. M. Zeki İLGAR
Bugün uluslararası kadına yönelik şiddetle mücadele günüdür Her zaman olduğu gibi bugünde ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde kadına yönelik şiddete karşı dikkat çekmek ve toplumda sözde farkındalık oluşturmak için çeşitli faaliyetler yapılacak, günün anlam ve önemini belirten içi boş nutuklar atılacak, yürekleri soğutacak bazı sözler verilecek ve kadın cinayetlerinin neden önlemediği sorusu cevapsız kalacaktır.
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için:
Kadına şiddet uygulayanın yanına kar kalmaması, kahraman edasıyla içeride yatırılmaması, cezaların caydırıcı olması, onlarca sabıkası olanların etrafta serseri mayın gibi dolaşmaması, silahlanmanın önlenmesi gibi önlemler yanında bataklığın kurutulması gerekmektedir.
Bu bataklık, çocuklarının gözü önünde eşini kurşunlarla ya da sayısız bıçak darbeleriyle öldüren, özgürlüğünü kısıtlayan, evde mobing ve ekonomik istismar uygulayan, ailesiyle görüşmesini yasaklayan, güç kullanmayla her şeyi çözeceğini düşünen ilkel kafalar üretmektedir.
Binlerce yılda oluşan milli ve manevi değerlerimizin hafifletilmesi ve içlerinin boşaltılması ve aile kurumunun bozulmasıyla evliliklerin kısa dönemde boşanmaya dönüşmesi, yoksulluğu önlemeden çocuk sayısının artırılması yönündeki tavsiyelerde bulunulması, aile içindeki yaşanan ekonomik huzursuzluklar, alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığının giderek artması gibi sebepler bataklığın bir yüzünü oluşturmaktadır.
Öte yandan bu asırda halen kadını cinsel obje şeklinde algılayan, dövüp, aşağılayan bireyleri yetiştirmeye devam eden toplumsal yapı bataklığın öte yüzünü oluşturmaktadır.
Bilimsel çalışmalar aile kurumundaki bozulmanın önlenmesinin en temel önlem olacağını belirtiyor. Bunun için evlilik ve aile konusunda insanlarımızın eğitilmesi, her ailenin bir danışmanı olması, tutulan dosya üzerinden ekonomik durum takibinin yapılması, yoksulluğun önlenmesi çalışmalarının yanında televizyon yayınlarında ve sosyal medyada aile yapısını zedeleyici, evlilik dışı ilişkileri normalleştirici yayınların yasaklanması gibi önlemler hızla alınmalıdır. Ayrıca sadece kadına ve çocuğu yönelik değil her türlü şiddetin önlenmesi amaçlanmalıdır. Ülkenin şiddet sarmalından kurtulması konusunda tarikatların kapatılmaları zorunludur.
Öldürülen anneler, hapse giren babalar ve ortalıkta kalan çocuklar toplumsal bir çıban olarak karşımıza çıkmakta, bozulan sosyal yapı gelecek adına kaygı verici bir süreci işaret etmektedir. 25.11.2025

09/09/2025

Çocuklarda Özgüvenin Oluşumu ve Gelişimi
Dr.M.Zeki İLGAR
Çalışmalarının odak noktasını özgüvenin oluşumunu koyan Coopersmith’e (1967) göre özgüven, bireyin kimlik değerlendirmesini, savunma düzeneğini ve bu olguların değişik görünümlerini kapsayan karmaşık bir kavramdır. Özgüven, bireyin tavır ve davranışlarını belirleyen kendisi hakkındaki değerlemeleridir.
Coopersmith yaptığı çalışmaları iki grupta toplamıştır:
a) Kişinin kendisini algılaması ve kendisini tanımlaması olan öznel tutum,
b) Kişinin özgüvenini dışa yansıtan davranışsal tutum (Coopersmith, 1967).
Özgüven, bireyin tavır ve davranışlarını belirleyen, kendisi hakkındaki değerlendirmeler şeklinde tanımlamakta ve özgüvenin oluşumunda aşağıda sıralanan dört faktörün önemli olduğu ifade edilmektedir (Çevikbaş, 2013).
Bunlar:
 Bireyin başkaları tarafından kendisi hakkında yapılan değerlendirmelere nasıl karşılık verdiği,
 Bireyin elde ettiği başarıları, sahip olduğu sosyal statüsü ve hayattaki pozisyonu,
 Bireyin hayatında önemli bir yeri olan kişilerden gördüğü alaka, saygı ve sevginin boyutu,
 Bireyin kendi ulaşmak istediği hedeflere ve kendisi adına başkaları tarafından konulmuş olan hedeflere ulaşma düzeyidir.
Bireyin özgüven düzeyini algıladığı benliğiyle ulaşmak istediği ideal benlik arasındaki fark belirlemektedir Algıladığı benliğile ulaşmak istediği benlik arasında belirli bir farkın olması normal olarak görülmektedir (Pişkin, 2002).
Bireyin kendisine ait pozitif düşünceleri olsa da çevreden gelen beklentilere yeterli karşılık veremediğinin farkına varması ya da çevresinden olumsuz geri bildirimler alması var olan özgüven düzeyini negatif yönde etkileyebilmektedir (Akagündüz, 2006).
Bebeğin “temel güven duygusu” Ericson’ın psiko-sosyal gelişim evrelerinden doğumla başlayıp bir yaşına kadar süren dönem içerisinde gerçekleşmektedir. Bu dönemde özgüven duygusunun oluşmasında bebeğe verilen sevginin ve gösterilen ilginin tutarlı, yeterli ve devamlılık göstermesi önemli rol oynamaktadır. Özellikle bebeğin annesine veya onun yerine geçen kişiye güvenmesi çok önemli görülmektedir (Uluğ, 1997). Çocukta temel güven duygusu önce annesine güvenmesiyle başlamaktadır. Sonra kendisine ve çevresine güven duymaya başlayıp kendisini annesinin sevgisine layık görmektedir. Böylece kendine güven duymasının ve özgüvenin temelleri atılmış olmaktadır. İlk bebeklik döneminde gereksinimlerinin tümünün karşılanması sevginin çocuk açısından önemli bir göstergesidir. Güven duygusu da bu ilgi ve sevgi neticesinde gelişmektedir. Bunun aksi durumda ise bireyde güvensizlik oluşmaktadır. Güvensizlik duygusu ise bağımlı ve yetersiz kişilik oluşumuna yol açabilmektedir. Çevresinden yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen çocuk bunu kendi yetersizliğine bağlama eğilimi göstermektedir. İlgi ve sevgi yetersizliğine bağlı olarak oluşan aşağılık ve üstünlük duyguları ise bireyin ilerleyen zamanlarda kendisine ve ötekilerine karşı güvensiz olmasına yol açmaktadır (Köknel, 1987).
Mckay & Fanning (1998) yaptıkları çalışmada hayatın ilk üç veya dört yılında anne-babaların çocuk yetiştirme tarzının çocuğun sahip olduğu özgüveni belirlediğini ortayakoymuşlardır. Daha büyük yaşlardaki çocuklar, ergenler ve yetişkinler üzerinde yürütülen araştırmalar, ise bu konularda kesin bir yargıya ulaşmanın güç olduğunu ortaya koymuştur. Çocuk hayatının ilk yıllarında anne-babasıyla etkileşim halinde olduğu için özgüven duygusunun temelleri ailede oluşmaya başlamaktadır. Zamanla akrabalar, komşular, öğretmenler, akran gruplarıyla etkileşime girer ve aile ortamında özgüveninin temellerini atan çocuğun bu bireylerle olan olumlu anlamdaki etkileşimi özgüven gelişimini desteklemektedir. Çocuğun kendisine ait farkındalık seviyesi üç yaş öncesinde yeterince gelişmemiş olduğundan, kendisiyle alakalı algısında, anne-babasının ve çevresindekilerin tutumları etkilidir. İhtiyaçlarının uygun şekilde karşılanması neticesinde çocuk, kendini değerli bir varlık olarak algılamaktadır. Çevresini de değer veren, güvenilir olan bir çevre olarak değerlendirmektedir. Güven duygusunun temeli böylelikle atılmış olmaktadır. İki yaşından itibaren çocuk, yakın çevresini keşfetmek ve çevresinin üzerinde denetim gücü kazanmak niyetiyle her şeye karşı derin bir merakla soruşturma ve öğrenme eğilimi göstermektedir. Sorduğu sorular karşısında çevresinden alacağı tepkiler çocuğun özgüven gelişimi açısından çok önemli bir unsur görevi yapar (Yavuzer, 1998).
Özellikle annenin çocuğun hayatındaki yeri büyüktür. Çünkü çocuğun bakımını ve kendini güvende hissetmesini önemli ölçüde anne sağlamaktadır. Çocuğun ilgi ve sevgi görmesi yanında bunun sürekli olmasının da önemli olduğu bilinmelidir. Bu yüzden çocuğa bakım veren kişinin çok sık değişmesi çocuğu tedirgin etmekte ve güven duygusunu sarsmaktadır. Annenin çocuğun hayatından tamamen çıkması ise çok büyük olumsuzlukları beraberinde getirmektedir (Haddou, 2000).
Bununla beraber çocuğun özgüven gelişiminde sadece annenin varlığının yeterli görülmemesi gereklidir. Babanın da çocuğun hayatında önemli bir rolü olduğu kabul edilmelidir. Babanın çocuğa davranışı, anne-babanın birbirleriyle ilişkisi ve çocuğun yaşı ilerledikçe öteki akrabalar, öğretmenleri ve arkadaş grubuyla olan ilişkisi de özgüven oluşumunu büyük ölçüde etkileyecektir. Çocukta özgüven duygusu doğumla gelişmeye başlamakta, erken yaşlarda kesinlik kazanmakta ve 9-10 yasına kadar gelişimini sürdürür. Özgüven hayat boyu gelişen bir olgudur. Çocuklar ergenlikle birlikte özgüvenlerini değerlendirmeye ve biçimlendirmeye başlamaktadırlar. İlk yıllarda anne-babanın çocuğa verdiği mesajların içeriği doğrultusunda gelişen özgüven, çocuğun okul hayatının başlamasıyla birlikte ailenin yanı sıra öğretmen, okul ve sokak arkadaşları gibi öteki kaynaklardan beslenir (Özbey, 2004).

13/08/2025

"Biz hiç Pensilvaya'daki itten şefaat beklemedik ki İmralıdaki p*çten medet umalım."
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

DİNLEMEK TE GELİŞTİRİR
13/08/2025

DİNLEMEK TE GELİŞTİRİR

12/08/2025

İNSAN HAYATINDA MİZACIN ÖNEMİ
Dr.M.Zeki İLGAR
Yılmaz ve arkadaşları (2014). Enneagram'dan dokuz tip mizaç modeli'ne: Bir öneri başlıklı makalelerinde çocuk eğitiminde anne-babaların ve öğretmenlerin mizaç temelli yaklaşıma yönelmeleri gerektiğini ortaya koymuşlardır. Anadolu Psikiyatri dergisinde 12.cilt ve 2. sayısında yayınlanan makale eğitim bilimciler ve ruh sağlığı çalışanları tarafından yeterince dikkate alınmamıştır.
Enneagram sistemi (ES) ile Dokuz Tip Mizaç Modeli (DTMM) arasındaki benzerlikler ve farkları, dokuz temel mizaç tipi ve bu tiplerin stres ve rahatlama durumlarında sergiledikleri normalden farklı davranış ve tutumları açıklamışlardır. Aynı zamanda DTMM’yi, insan davranışlarının sebeplerini açıklayabilecek, psikiyatri, psikoloji ve eğitim alanlarında hem araştırma hem de pratikte kullanılabilecek yeni ve bütüncül bir model olarak ortaya koymuşlardır.
Kişilik Enneagramı veya kısaca Enneagram, birbiriyle bağlantılı dokuz kişilik tipinden oluşan insan ruhunun bir modelidir. Kesin kökenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, birçok araştırmacı Enneagram tipinin başlangıcını 20. yüzyılın ortalarında Amerikalı filozof Oscar Ichazo'ya kadar götürmektedir
Yılmaz, Gençer, ve Aydemir (2011)’ e göre DTMM, ES’nin savları olan dokuz temel tipin varlığını, bir çember üzerinde 1’den 9’a kadar numaralarla sembolize edilen bu tiplerin iki yanındaki tipin temel mizaç tipine etki ve katkıda bulunduğunu (kanat etkisi), tiplerin aşırı stres ve rahatlama durumlarında ortalamada gösterdikleri davranış örüntülerinin dışında davranışlar gösterdiklerini (stres ve rahat hattı-mizacın salına bilirliği) öne sürmektedir.
Bununla birlikte DTMM ES’den farklı olarak, tiplerin kişilik tipleri olarak tanımlanmasına karşı çıkar. Aslında tipler doğuştan gelen özellikler kümesini (huy) ifade ettiği için mizaç tipleri olarak adlandırılmalıdır. Ayrıca tipler tek bir mizaç özelliği üzerinden tanımlanamaz. DTMM, ES yorumcularının göz ardı ettikleri mizaç, karakter ve kişilik kavramlarına bir bütünlük ilişkisi içinde açıklık getirmiştir.
Enneagram'da bu dokuz boyutun kişilik özelliği olarak gösterilmesi anlayışı kökeninde sufilikle ilgili kavramlar bulunduğundan daha çok muhafazakarlar tarafından benimsenmiştir. Burada kişilik özelliği gibi gösterilen boyutları mizaç olarak kabul etmek daha bilimsel görülmektedir.
Dokuz tip mizaç modeline göre mizaç tiplerinin özellikleri çok kısaca şu şekilde özetlenebilir:
1- Hayatta Kusursuzluk ve Düzen Arayanlar (DTM1)
Mükemmeliyetçi, idealist, ciddi, disiplinli, detaycı, çalışkan, sorumluluk sahibi, doğrucu, titiz ve düzenlidirler. Sistematik, tanımlayıcı, planlayıcı, sınıflayıcı, kategorize edici bir bilişsel işleyişe sahiptirler. Hata ve eksiklere tahammül etmekte zorlanır, gergin, eleştirel, yargılayıcı, kızgın, katı olma özellikleri gösterirler.
2- Hayatta Sevgi ve İlgi Arayanlar(DTM2)
Sevgi dolu, konuşkan, samimi, sıcakkanlı, dışadönük, çok duygusal ve duygularını mutlaka belli eden bireylerdir. İlişkilerine çok önem veren (ilişki odaklı) bu bireyler, sevgisini aşırı fedakarlık- vericilik- yardımseverlikle gösterir. Bekledikleri ilgi ve sevgiyi göremediklerinde ise çabuk alınıp kırılırlar.
3- Hayatta Başarı ve Popüler Bir İmaj Arayanlar(DTM3)
Başarı odaklı, hırslı, yarışmacı, dış görünümüne çok önem veren, popüler olana ilgi duyan bireylerdir. Hedeflerine çok kolay motive olur, başarılı oluncaya kadar durmaksızın çalışabilirler. Yenilgi ve başarısızlığı kabullenmekte zorlanırlar.
4- Hayatta Bireysellik ve Özgünlük Arayanlar (DTM4)
Yoğun duygusal, hassas, romantik, içe dönük, kendine özgü bir tarzı olan, farklı ve sıra dışı olana ilgi duyan, yaratıcı, sanatsal ve estetik bir bakış açısına sahip bireylerdir. Başkalarının duygularını aynı biçimde duyumsayabilen (empatik) bu bireyler, kolayca incinirler ancak incindiklerini belli etmeden anlaşılmayı beklerler.
5- Hayatta Bilgi ve Uzmanlaşma Arayan (DTM5)
İçe dönük, sessiz, yalnızlıktan hoşlanan, duygusallıktan uzak, mantıkçı bireylerdir. Bilgiye aşırı meraklı olan bu bireyler, çevrelerinde olan biteni karışmadan sessizce gözlemleyip anlamaya çalışırlar. Bir şey hakkındaki her şeyi bilip, uzmanlaşma eğilimindedirler. Soyutlayıcı ve kavramsallaştırıcı bir bilişsel işleyişe sahiptirler.
6- Hayatta Güven ve Emniyet Arayan (DTM6)
Kontrolcü, tedbirli, ketum, titiz, düzenli, içinde bulundukları grubun en önünde ya da en gerisinde bulunup sivrilmek istemeyen bireylerdir. İkircikli bir bilişsel işleyişe sahiptirler. Olumlu ve olumsuz ihtimalleri birarada düşünür, olumsuz ihtimale göre tedbir alma eğilimi gösterirler. Belirsizlik durumlarında karar vermekte zorlanır, bilgili, kendinden emin, güvendikleri bir otorite figürüne danışma ihtiyacı duyarlar.
7- Hayatta Keyif ve Haz Arayanlar (DTM7)
Dışadönük, çabuk ilişki kuran, neşeli, hayalci, iyimser, eğlenceye düşkün, yeniliğe ve deneyimlemeye meraklı, heyecan arayan, pratik bireylerdir. Çağrışımları hızlıdır ve akıllarında aynı anda birçok yeni fikir ve proje bulunur. Sıkıntıdan kaçınan ve çabuk sıkılan bu bireyler, tek bir işe veya konuya uzun süre odaklanmakta zorlanma, dağınık ve düzensiz olma özellikleri gösterirler.
8- Hayatta Güç ve Hakimiyet Arayanlar (DTM8)
Hükmedici, önder, her şart ve durumda en önde yer almak isteyen, cesur, dayanıklı, kendinden emin, açık sözlü ve cömert bireylerdir. Zayıflıktan hoşlanmayan, çabuk öfkelenen ve çok çabuk eyleme geçen bu bireyler, çabuk parlama, sert ve baskıcı olma özellikleri gösterirler.
9- Hayatta Huzur ve Sükûnet Arayanlar (DTM9)
Her zaman barış ve uzlaşmadan yana olan, sakin, arabulucu, çevresiyle uyumlu, bütünleşmeci, kabullenici ve esnek bireylerdir. Rahatına düşkün olan bu bireyler, yeme-içme, uyku, dinlenme gibi içgüdüsel ihtiyaçların tatminini önceler, rutin düzen içinde çalışmayı isterler. Tartışma ve kavga ortamlarından kaçınan bu bireyler, sorunları akışına bırakmaya ve ertelemeye eğilimlidirler. Hayır demekte zorlanır, öfkelerini pasif bir inatçılıkla gösterirler.
KAYNAK
Keskin, N. (2019). Enneagram öz’e giden yol. Bursa: Ekin Yayınevi.
Yılmaz, E. D., Gençer, A. G., ve Aydemir, Ö. (2011). Tarihsel bir sistemin yeni bir mizaç modeline evrimi: Dokuz Tip Mizaç Modeli. Anadolu Psikiyatri Dergisi. 12(2): 165 - 166.

03/08/2025

Birinci vazifemizi unutmadık
Unutmayız
Atamızın sözünü yere düşürmeyecegiz

21/01/2025

Türk baskıya boyun eğmek nedir bilmez.
Boşuna uğraşmayın.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Okuyup aslını öğren
06/01/2025

Okuyup aslını öğren

Eski hesaba göre aylar
06/11/2024

Eski hesaba göre aylar

🍂
Ebem dedem takvimi 🙂🙂🙂🙂

Address

Gölköy Mahallesi Mevlana Sokak No: 12 Daire: 1 Gölköy/Ordu

52900

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dr.Mehmet Zeki ILGAR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The School

Send a message to Dr.Mehmet Zeki ILGAR:

Shortcuts

  • Want your school to be the top-listed School/college?

Share